Yayının eki var
Google+'da trend
Herkese açık
Darbe girişimi davasında hakimin sinirlendiği an http://ow.ly/tj7L30c7pSO

Yayının eki var
Google+'da trend
Landed!
The summer is coming soon, I expect the explosion of colors, scents, sounds, the wind that caresses the fields before the harvest, the feeling of warm sunshine on the skin, I look the extended time sensation of vacation days without duties.

My macro page https://www.paolodalprato.com/macro

#macrophotography #bee #flowers #flowerphotography #colors #lavender #hqspflowers #fotomaniaitalia #macroaddict #ilovephotography 
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
El ve el bileğinde meydana gelen romatizmal hastalıklar, eklemlerde deformitelere, şişliklere, ağrılara ve elin kullanımını engelleyen sıkıntılara neden olabilmektedir. Elde görülen romatizmal rahatsızlıklar genellikle belirli bir yaştan sonra görülmesine rağmen juvenil problem denilen genç yaşta görülen romatizmal problemler de pek çok kişide görülebilmektedir. Bu sorunlar eklem içindeki yumuşak dokunun, kıkırdak yüzeylerin dejenerasyonuna bağlı olarak değişmesi ve eklem fonksiyonlarının bozulup, elin şeklinde değişmeye neden olabilmektedir. Bu tip rahatsızlıklarda problemin sebebi ortaya konulduktan sonra ne tip bir tedavi uygulanacağı önemlidir. Zaman zaman ilaç tedavileri uygulanacağı gibi bazen de zorunlu ameliyat tedavileri gerekmektedir.


Tedaviye karar verirken hangi elin ve eklemin ne kadar etkilendiği, elin kullanımını ne kadar bozduğu esas alınmalıdır. Birçok hasta uzun yıllar süren ilaç tedavilerinden fayda görürken, bunun yanında uygulanabilecek değişik enjeksiyon yöntemleri ve fizik tedavi teknikleri göz ardı edilmemelidir. Bu tedavilerin cevap vermemesi durumunda hasta ağrıdan ve acıdan duramaz hale gelirse ameliyatla tedavi gündeme gelir.



Eklem ağrılarının giderilmesi ve eldeki şekil bozukluklarının düzeltilmesi ameliyatla mümkündür. Artroplasti gibi, artrodez gibi bir çok değişik ameliyat yöntemi uygulanabilir ancak buna karar verirken eklemin ne kadar etkilendiğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Bu tarz ameliyatlarda amaç; mümkün olduğunca elin hareketini koruyan, ağrısız ve güçlü bir el ve el bileği yaratmaktır.



Kış mevsime romatizmal hastalıkları tetikleyebilir

Romatizmal hastalıklar sıklıkla kas iskelet sistemini tutan, zamanında ve uygun şekilde tedavi edilmezse kalıcı hasarlara yol açabilen hastalıklardır. Bu hastalıkların gerçek sebepleri bilinmez; ancak genetik yatkınlık, bazı virüsler, sigara, dişeti iltihapları ve diğer birçok faktör çeşitli romatizmaların oluşumundan sorumlu tutulur. Havaların soğuması ile bazı romatizmaların ilk defa ortaya çıkması ya da mevcut romatizmanın ağırlaşması söz konusu olabilir. Bunun için romatizmal hastalıklara karşı önlemlerinizi alın.

Osteoartrit: Soğuk havalardan en çok etkilenen romatizmaların başında kireçlenme denilen romatizma türü gelir. Havanın soğuması ile yağmurlu havalarda oluşan basınç değişikliklerini hasta ekleminde hisseder. Yağmur yağmadan günler öncesinden dizlerinde ağrı-sızı başlar ve yağmuru haber verir.



Raynoud (Rayno) Hastalığı: Tek başına görülebilen ya da birçok iltihaplı romatizmaya eşlik edebilen bir durumdur. Bazen stres altında iken; özellikle de soğuğa maruz kalınca gelişen, el parmaklarında ani sararma, morarma ve ardından kızarma ile kendisini gösteren hastalıktır. Soğuk havaya maruz kalma sonucunda atar damarlarda ani gelişen bir daralma görülür. Parmakları besleyen kan azalır (solukluk, soğukluk ve ağrı görülür); buna bağlı oksijenlenmenin azalması (morarma) görülür ve bir süre sonra refleks olarak damarlar genişleyerek parmaklara fazla kan gider (kızarma).



Bu hastalığın önemi altta yatan romatizmal hastalığa bağlıdır. Eğer altta yatan romatizmal hastalık yoksa (Raynoud Hastalığı, primer Raynoud olarak adlandırılır) nispeten sorunsuz seyreder. Stres ve soğuktan korunmak çözümü büyük oranda sağlar.

Ancak altta skleroderma gibi bir romatizmal hastalık yatıyorsa (Raynoud Fenomeni ya da sekonder Raynoud denir); o zaman parmaklarda kangrene kadar gidebilen sorunlara yol açabilir. Bu nedenle her Raynoud Hastalığı olan kişinin mutlaka romatoloji uzmanına başvurması ve altta bir romatizmal hastalık olup olmadığının araştırılması gerekir.

Her durumda da bu hastaların soğuktan korunmaları, havalar çok soğuk olmasa bile eldiven takmaları; sabahları sıcak su ile ellerini yıkamaları; buzdolabından bir şeyler alırken dikkatli olmaları ve kesinlikle sigarayı bırakmaları gerekir. Gerekirse hekime danışarak çeşitli ilaçlar başlanabilir.



Romatoid Artrit: Halk arasında iltihaplı romatizma olarak da bilinir. Erişkin insanlarda görülme sıklığı %1’dir. Hastalık eklemler dışında iç organları da etkileyebilir. En sık her iki el bileği ve el eklemlerini eşzamanlı olarak etkiler. Hastalarda el bileği ve el parmaklarında ağrı, şişlik, sabah ellerini kullanamama (sabah tutukluğu), ellerde şekil bozukluğu görülür. Eller dışında ayak bilekleri, dirsek, omuz ve dizler de hastalıktan sıklıkla etkilenir. Hastalık soğuk havalarda daha fazla yakınmaya yol açar. Yağmurlu havalarda bu hastaların da eklem ağrıları ve sızıları artabilir. Raynoud Fenomeni bu hastalığa da eşlik edebilir.

Ankilozan Spondilit (AS): Genellikle omurgayı tutan ağrılı, ilerleyici, kişinin belini büken, onu öne doğru eğen kronik bir romatizmal hastalıktır. Temelde omurgayı etkilemekle beraber diğer eklemleri, kiriş ve tendon denilen kasların kemiklere yapıştığı bölümleri de etkiler. Bazen göz, akciğer ve kalp de etkilenir. Genellikle 20’li yaşlarda başlayan bu hastalıkta, kişiler sabah çok şiddetli bel ve/veya kalça ağrısıyla uyanırlar. Ağrı tipik olarak hareketsiz kalındığında, soğukta artar; hareket ve vücudun ısınması ile kişi rahatlar. Ankilozan Spondilit hastalarının soğuk havalardan korunması ve tedavi için kullandıkları bazı ilaçların dozlarını artırmaları gerekebilir.





Sistemik Lupus Eritematozus: Özellikle genç-orta yaşlı bayanlarda görülen bir hastalıktır. Yüzde güneşe maruz kalmakla artan kızarıklar, eklem ağrısı ve şişmesi, ateş kilo kaybı, akciğer-kalp zarında sıvı birikmesi, anemi, böbrek ve diğer organlarda tutulum yapabilir. Tedavi edilmezse ölümcül olabilen bir hastalıktır. Bir grubunda tekrarlayan düşükler ve tekrarlayan derin ven trombozu, beyin damarlarında tıkanmalara yol açabilir. Anti nükleer antikorların (F-ANA) pozitifliği tanıda oldukça yararlıdır. Sıklıkla güneşe maruz kalma ile hastalık alevlenir. Ancak sık enfeksiyonlar ve anksiyete de bu hastalığın alevlenmesine ya da ilk defa başlamasına yol açabilir. Kış aylarındaki sık viral enfeksiyonlar hastalığın ilk defa ortaya çıkmasına ya da alevlenmesine neden olabilir. Raynoud Fenomeni bu hastalığa da eşlik edebilir.
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
"Forged in Fire"
By +J.Snow Photography www.jsnowphotography.com My love affair with the southwest is becoming all consuming, the shapes, the textures, the light. - Joshua Snow

#photography #landscape #arizona #canyon
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
Cerberus Cascade Molonglo Gorge, Queanbeyan

Crystal clear water plunges through this lengthy gorge. This weekend, cataloging the still pools and falls of the gorge.

Image: A single shot under cloud @ 3 seconds to give definition to the water flow without it becoming a blur of water. CPL (max) and ND (40%) filters. Image rendered with Define 2.
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
blossom © Holger Nimtz
seen in the garden of the Old National Gallery, Berlin
https://www.holge.de
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
"Gun Shop Owner"
By Julien Buchowski instagr.am/buchowski Go and meet people, even if you don't share their opinions, you will always learn something. - Julien Buchowski

#photography #man #texas #guns
Enjoy and share.
Fotoğraf

Yayının eki var
Google+'da trend
Hastası Olduğu Akıl Hastanesinin Seneler Sonra Yöneticisi Olan Marie Balter’in Azim ve Af Dolu Yaşamı

Bazı insanların hayat öykülerini duyarsınız ve dersiniz ya “Abi, benim derdim de neymiş ki?”; Marie Rose Balter’in hayatı da bize bunu dedirtebilecek kadar zorluklarla geçmiş yıllarla dolu. Nefes almaya devam etmesi bile mucize. Onun yaşamında ilgi çeken nokta; yalnızca yaşadığı acılar değil, bu acıların içerisinden güneş gibi doğmayı başarabilmesi. Hiçbir engelin onu yolundan alıkoymaması.

Bizleri en çok şaşırtan da Marie’nin tüm bu yaşadıklarına rağmen “affedebilmesi”. Onun yerinde başka insanlar olsa bırakın affetmeyi; çoktan pes etmiş, çoktan kaybolup gitmişti akıl hastanesinin odalarında. O nedenle onun kararları, onun yılmayışları hepimize örnek olsun, hepimize.

Alkolik bir annenin evlilik dışı dünyaya gelmiş kızıydı, o zamanlar adı “Patricia” olan Marie
Patricia’nın bir kendinden büyük, bir de kendinden küçük kız kardeşi vardı. Anneleri onlara bakmakta zorlanıyordu. Zaman geliyor, onlara yemek bulabilmek için kapı kapı dolaşıyordu.

Patricia 5 yaşına geldiğinde annesi tarafından çocuk bakım yurduna yerleştirildi. Yalnızca o, diğer kardeşleri değil…
Burada onu bir çift evlat edindi ve artık adı “Marie” olan Patricia’nın en kötü günleri tam da burada başladı, çünkü bu insanlar dışarıdan çok saygın görünmelerine rağmen sadistlerdi!
50 yaşındaki bir adam ve onun 55 yaşındaki ikinci karısı, İtalyan göçmeniydi.

Marie burada mahzene kapatıldı, sürekli bir şekilde işkence gördü. Ama dışarıdaki insanların onları gayet düzgün bir aile sanması yüzünden kıza bir kurtarıcı gelmesi imkânsızdı
Gördüğü işkenceler sonrası depresyondan felç geçirdiğinde henüz daha 17 yaşındaydı.

Kalp spazmı ve boğulacak derecedeki ağır astım krizleri ile hayatı iyice zorlaşan Marie, halüsinasyonlar da görmeye başlayınca “şizofreni” teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. Aslında şizofren değildi.

Akıl hastanelerinde 17 yıl geçirdi! Yemek yiyemiyor, fazla hareket edemiyor, sıkça intiharı düşünüyordu… Çok umutsuz ve çaresizdi.
Senelerini bir yatağın üzerinde cenin pozisyonunda yatarak geçirdi.

34 yaşına geldiğinde Marie için bambaşka bir yaşam başladı. Çünkü doktorlar onun şizofren olmadığını, yalnızca ağır depresyon ve panik atak yaşadığını söylediler
“Şunu öğrendim ki; insanların kendilerine ve diğer insanlara duydukları sevgi ve saygı, diğer tüm terapi tekniklerinden daha fazla sağlık ve şifa verir.” (Marie Balter)
O artık özgür kadındı.

Yol ayrımına gelmişti. Ya yaşamının sorumluluğunu üstlenmeyip devlet yardımıyla ömrünün sonuna kadar yaşayacaktı ya da işkence ve tacizlerle geçen senelere meydan okuyacaktı.
O elbette ki ikinci yolu seçti. Zaman, sıfırdan başlamak zamanıydı.

“Aklî dengesi yerinde değil, okuyamaz” laflarını haksız çıkarırcasına, Salem State Üniversitesi’nde Psikiyatri Bölümü’nü kazandı.
Marie, gönüllü bir çiftin evine rehabilitasyon programlarına gidiyordu. Orada romantik bir ilişki yakaladı.

Akıl hastanesinde yatmış ve artık iyileşmiş olan muhasebeci Joe Balter ile evlendi; fakat 6 sene sonra, tam da final sınavları sırasında, eşi ani kan pıhtılaşmasından vefat etti
“O benim kocam, arkadaşım, öğretmenim ve aşkımdı.” (Marie Balter)

Marie mesane kanseri hastalığına yakalandı ve bu mücadeleyi de kazandı.
Uzun yıllar psikiyatrist hekim olarak çalıştıktan sonra Harvard Üniversitesi’nde “Yönetim, Planlama ve Kamu Politikası” üzerine yüksek lisans yaptı.

“Marie, birçok sorunla karşılaştı ve onların üstesinden gelerek başarılı oldu.Bence bu sayede yalnızca eski hastalarına değil, tüm insanlara yardım edebiliyor. Ve şu anda birçok insanın idolü.” (Marie’nin atamasını yapan Marvin M. McNally)
Bu sırada psikiyatri üzerine konferanslar da veriyordu.

58 yaşına geldiğinde, hayat hikâyesini duyanları en çok şaşırtacak olaylardan biri gerçekleşti: Senelerini geçirdiği Danvers State Akıl Hastanesi’ne yönetici olarak atandı!
“Eğer affetmeyi öğrenmeseydim, bir damla bile gelişemezdim. Yaşamım ziyan edilmiş bir yaşam olurdu. Ve bugün bu hastahaneye yönetici olarak dönemezdim.” (Marie Balter)
Marie’nin yeni görevini haber yapan ajansın zafer açıklaması: “En uzun yolculuk, beynimizden yüreğimize yaptığımız yolculuk. Affetmek, bu yolculuğun en kestirme yolu. Affetmeyi gerektiren her yara, içinde önemli bir dersi barındırır. Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşerek yüzleşmek zorunda kalsak bile…”
Hayatını, insanları akıl hastalıkları konusunda bilgilendirmeye ve onlara yardımcı olmaya adamıştı. Çünkü insanların kendilerine güvenmeleri ve umutlarını kaybetmemeleri çok önemliydi. Bunu Marie’den daha iyi kimse bilemezdi…
Burada, hastanenin önerilen kapasitesinin iki katı kadar, yani 260 adet hastası vardı. Bu nedenle giderler normalin üzerindeydi ve Marie hastanenin devir daimi için elinden geleni yaptı, bağış bulmak için uğraştı. Ayrıca hastane çalışanlarının ve gönüllülerin eğitim ve motivasyonları için de çaba gösterdi.

Hayatını konu alan “Nobody’s Child” filmi Altın Küre de dâhil olmak üzere 7 ödüle aday gösterildi ve üçünü kazandı.

Marie Balter, “Sing No Sad Songs” adlı kitabının gelirlerini, kâr amacı gütmeyen ve akıl hastalıkları konusunda eğitim merkezi olan Balter Enstitüsü’ne bağışladı

Hayata karşı güçlü duruşu ile hepimize çok büyük dersler veren Marie Balter, 6 Ağustos 1999’da Massachusetts’de hayata gözlerini yumdu.

“Şimdi hayatıma dönüp baktığımda, dürüst olmak gerekirse, hiçbir şeyi değiştirmezdim. Ağrı ve acı bana psikolojik anlayış ve manevi güç kazandırdı. O deneyimleri yansıttığımda hâlâ acı hissediyorum. Fakat bu durum eskiden beni çaresiz bir umutsuzluğun dibine doğru sürüklerken, artık büyümeyi sürdürme arzumu besliyor.”
(Marie Balter)

Video: https://www.youtube.com/channel/UCQfqwRTGWYOWFeCF_iYAn9A

KAYNAK:http://listelist.com/marie-balter/

Yayının eki var
Google+'da trend
Öldükten sonra yeniden dirilen orman kurbağası Rana sylvatica
Ranidae familyasına ait bir kurbağa türü. Kuzey Amerika'nın kuzeyinde Amerika Birleşik Devletleri, Alaska ve Kanada'da yaşar.

Kanada, Ottowa’daki Carleton Üniversitesi biyokimya laboratuvarında "cryogenics-soğubilim" üzerinde çalışmalar yapan Ken ve Janet Storey, deney hayvanı olarak kurbağalardan yararlanıyorlar. Ancak Storey’ler, hareket etmeyen, soluk almayan, háttá kalbi atmayan ve beyin faaliyetleri durmuş olan kurbağalarla ilgileniyor. Deneylerde kullanılacak olan kurbağalar endüstriyel dondurucuların içine atılıyor. Buradan çıkan kurbağaları Ken Strorey şöyle tanımlıyor: "Vücutları esas olarak şurup kıvamında bir kütleye dönüşüyor."

Bilimsel adı "Rana sylvatica" olan orman kurbağası aslında biyolojik açıdan bir bilmece. Kış aylarını sıfırın altındaki sıcaklıklarda uyuyarak geçiren kurbağalar, bahar gelince uyanıp normal yaşamlarına dönüyorlar.

Kısaca bu kurbağalar, hayvanlar áleminin Rip va Winkle’ı.

Discover’da yayımlanan araştırma makalesine göre (Şubat 05) Storey’ler son 20 yıllarını, yeniden hayata dönüşü gerçekleştiren genetik açma/kapatma düğmesini ve biyokimyasal süreçleri keşfetmeye çalışarak geçirmiş.

Organ nakline destek

Organ nakli konusunda araştırmalar yapan bilim adamları bu çalışmaları yakından izliyor.

Vericinin kalbi veya böbreği zarar görmeden dondurulup saklanabilirse, doktorlar çok daha fazla sayıda nakil gerçekleştirebilecek.

Orman kurbağasının "ölüm uykusu"ndan uyanarak yaşamına kaldığı yerden devam etmesi, ticari kryonik laboratuarların faaliyete geçtiği fütüristik hayalleri de körüklüyor. Bilim kurgu dünyasının en sık kullanılan temalarından biri olan insanların dondurulup, ileri bir tarihte yeniden yaşama döndürülmesi, ölümsüzlük peşindeki insanoğlunun en büyük umudu.

Sıcak kanlı hayvanlar sabite yakın bir sıcaklıkta Ğinsanlarda 36.5 derece santigrat- yaşamlarını sürdürürler. Bunlar soğumaya başlayınca, metabolizmaları hızını değiştirerek bir iç ısı yaratır. Sistem rayından çıkıp hayvanlar donarsa, buz iç organlarını parçalar, çünkü hücrelerindeki su, donarken genişleyerek hücre zarının parçalanmasına yol açar.

Doğal antifriz

Orman kurbağaları ve bazı spesifik kaplumbağalar gibi az sayıda hayvan bunun tam tersini yapar.

Sıcaklık, donma derecesinin altına düşerse, kurbağanın metabolizması durma noktasına gelir.

Böylece hücreler çok az hidrojen ve enerji ile yaşayabilir. Bu arada karaciğeri glikoz pompalamaya başlar.

Sonuçta bu hayvanların kanlarındaki glikoz oranı, şeker hastası insanlarınkinin 50 misline çıkar. Kurbağanın vücut boşluklarında kristalize olan buz, et ve organlardaki hücrelerin suyunun bir kısmını çeker. Bu, hücrelerin içindeki glikoz yoğunluğunu biraz daha artırır.

Sonuçta oluşan antifriz geride kalan suyun donarak katılaşmasını engeller (Ticari antifriz glikoza çok benzeyen, etilen glikol denilen şeker alkolünden yapılır).

Hücrelerindeki antifriz ile kurbağa bir sonraki ilkbahara kadar uyku durumunda kalır. İlkbaharda kurbağanın metabolizması yaşama geri döner.

Kurbağa ve buzul çağı

Storey’ler orman kurbağalarının donmasının ve bahar aylarında çözülmesinin 15.000 yıl önceki Buzul Çağı döneminde evrimleşmiş olabileceğini ileri sürüyor.

Kurbağanın ıslak, nemli hassas derisi hálihazırda su kaybını önlemek için optimum yapıdadır. Buzul koşulları hayvanların yaşama geri dönme şansını artırmak için çok sayıda yararlı süreci yaşama geçirmiştir.

Normal olarak, kandaki yüksek şeker oranı, glikasyon denilen bir süreci başlatır. Bu süreçte glikoz molekülleri vücudun yapısal proteinlerine bağlanarak, hücresel hasarlara yol açar.

Ancak orman kurbağalarında bu olmaz. Storey’ler son olarak glikasyon denilen süreci engelleyen bir geni ayrıştırmayı başardı.

Diğer DNA testleri de, metabolik süreci kapatan, donma sırasında hücresel hacmi kontrol eden ve bahar aylarında hücrelere geri dönen oksijenin yaratacağı zararları sınırlayan genleri tespit etmelerini sağladı.

http://www.hurriyet.com.tr/olumsuzlugun-sirri-kisin-donan-orman-kurbagasinda-mi-305194

Daha fazla yayın yüklenirken bekleyin