Yayının eki var
Topluluğun kapak resmi.
Sevgi Duvarı
Topluluk
ADIN HÜZÜN, ADIM YALNIZLIK
Adın hüzün…
Adım yalnızlık…
İnanmazdım amma
Hasrete nikâhlı iki yürek gibiyiz artık

Yalnızlık renginde bir şiir yazıyorum sana.
Her mısra yeni bir kapı açıyor sona
Her cümlenin sonrası yeni bir yürek yarası
“Yalnızlığın rengi mi olurmuş?” deme
Nasıl olduğunu anlardın
Yanımdayken bir kez bakabilseydin gözlerime

Yüreksizim, yürek sızım
Sensizim, nedensizim
Gittiğinden beri
Yaşamak kadar zor ve ölü gibi cansızım
Anlıyorsun değil mi can sızım?
Fakat yokluğun değil
Varlığındaki yokluğundur yüreğimin acısı!
Ve anlatılır gibi değil o acının sancısı
Yanlışlarının sildiği bir doğru
Silindikçe çoğalan bir ağrı gibi
Bazen yetim kalmış bir çocuk,
Bazen de susuz çöllerin bağrı gibi

Adım atsam düşüyor
Dursam üşüyorum
Üç harf tek hece
Ah o lanet bilmece
Takılmış plak gibi dilimde her gece
Soruyorum
Sordukça cevapsız kalıyorum
Kaldıkça ufalıyorum

Bilemezsin sevgili
Yokluğundan beri
Kirpiklerim birbiriyle lades oynar misali
Ne zaman yenecek olsa biri diğerini
Önce hayalin çıkıyor ortaya,
Sonra “aklınızdayım” diyen gözlerin

İhsan Turhan

Yayının eki var
"Alzheimer hastalarına köpek balığı umut oldu"
http://www.ahaber.com.tr/webtv/yasam/alzheimer-hastalarina-kopek-baligi-umut-oldu

Yayının eki var

Yayının eki var

Yayının eki var
Fotoğraf
ZOR ANNE BABALAR- 2

BASKICI EBEVEYNLER

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Yaşamı doğru yönetebilmeyi öğrenmeleri için çocuklara akılcı kurallar koymak ve gerektiğinde onları eğitici biçimde cezalandırmak, yetkin ebeveynlerin sorumlulukları arasındadır.

Baskıcı ebeveynler de kurallar koyar, kurallara uymayan çocukları (yaşı kaç olursa olsun), cezalandırırlar!

Ama onları, yetkin ebeveynlerden ayıran bazı özellikler vardır.

Buyurucudurlar:

‘’Dediğim gibi yapacaksın!’’

‘’Ben senin büyüğünüm ve böyle olmasını istiyorum!’’

‘’Sana bunu asla yapmamanı söyledim; sonu fena olacak!’’

Baskıcı ebeveynin bir dediği iki edilmemelidir.

Koydukları katı kurallara tümden ve derhal uyulmalıdır.

Aşırı disiplinlidirler.

Talepleri hiç sorgulanmamalıdır.

Çoğunun çocuğu örnek gösterilir; okulda başarılı, disiplinli, kibar, dikkatli, yardımsever ve dürüst olabilirler.

Ama yıllar geçtikçe; ürkek, özgüvensiz, kolayca başkalarının etkisi altına giren, aşırı duyarlı ve korkak yetişkinlere dönüşme olasılıkları yüksektir!

Baskıcı ebeveynler, çocuklarının duygu ve düşüncelerini dikkate almazlar.

Anne veya baba olmanın, en doğruyu bilme hakkını kendilerine verdiğine inanırlar.

Her şey ya siyahtır ya da beyaz!

Baskıcı ebeveyn için yaşamda grilere yer ve çocuklara itiraz hakkı yoktur.

Çocuklar yetişkin olduklarında, kendi duygularını anlamakta, hayattan ne beklediklerini bulmakta zorlanırlar.

Öz benliklerini keşfedemezler.

Küçük hatalar bile büyük cezalara yol açabildiğinden, hata yapmaktan çok korkarlar.

Risk almaktan kaçınırlar.

Utangaçtırlar.

Otoritenin karşısında ezilir, hak ettikleri yerlere kolay kolay gelemez; gelseler de, sorumluluk gerektiren pozisyonlarda görevlerini sürdürmekte güçlük çekerler.

Ne kendilerine güvenirler, ne de hayata!

Ebeveynlerinin; yaşlarına, mizaçlarına, yeteneklerine uygun olmayan yüksek beklentilerini karşılama çabası, çocukları erken olgunlaştırır ama derin bir yabancılaşmayı da beraberinde getirir.

Hiçbir zaman ‘’yeterli’’ veya ‘’iyi’’ olamayacakları inancıyla kendilerini sevemez ve mutsuz olurlar.

Ne yiyecekleri, ne giyecekleri, hangi alanda eğitim görüp hangi mesleği edinecekleri, kiminle evlenenip nerede yaşayacakları konusunda karar vermekte zorlanırlar.

Kendi istediklerini yaptıklarında, baskıcı ebeveynin onayını alamayacaklarını bildiklerinden, çoğu kez kalplerinin sesini bastırır ve ebeveyni mutlu edecek seçimler yaparlar.

Boşa geçen hayatlar yaşama pahasına!

Yanlış seçimlerin bedelini ileride, depresyon, anksiyete, panik atak, fibromiyalji, migren, astım ya da sayısız ciddi hastalıkla ödemeleri çok muhtemeldir.

Baskıcı ebeveynlerin kullandıkları araçlar arasında, bağırma ve fiziksel şiddet de bulunabilir.

Çocuklar da zamanla öfkeli ve huzursuz bireylere dönüşebilir, saldırganlaşabilirler.

Bazıları ise ömür boyu duygularını sağlıklı biçimde ifade etme becerisini geliştiremeyip, dolaylı saldırganlık yolunu izler. Buna pasif-agresif davranış adı verilir.

Doğrudan ‘hayır’ diyememe ama her şeyi sürüncemede bırakıp erteleyerek, istemedikleri şeylerin gerçekleşmesini engelleme, küsme, dışarıya nazik olup, çok yakınındakilere kolayca saldırganlaşma gibi tutumlar sergilerler.

Bazı kurbanlarsa, madde bağımlılığı, aşırı tüketim, yeme bozuklukları, uygunsuz cinsel ilişkiler gibi yollarla, baskıcı ebeveynin yol açtığı yaraların acısını dindirmeye çalışır.

Ebeveynlerin geleneksel rolleri ve atfedilen kutsallık konumları, verdikleri hasarı objektif değerlendirmeyi zorlaştırır.

Onların da benzer zor ebeveynlerin çocukları olduklarını bilmek, yol açtıkları olumsuz sonuçların kolaylıkla göz ardı edilmesine yol açabilir.

Dilerim bu yazı, benzer süreçlerden geçen ama yaşadıkları sorunları anlamlı bir bütün olarak algılamakta zorlanan yetişkin okurlarıma yararlı olur.

Çözüm için; gerçek duygularını, mizaçlarını, yetenekleri tanıyacakları, özgüven ve cesaretlerini geliştirecekleri, iç seslerine kulak vermeyi ve kendilerine şefkat göstermeyi öğrenecekleri bütüncül bir ruhsal gelişim eğitiminden geçmeleri, yaşadıkları pek çok zorluğu aşmalarına büyük katkı sağlayabilir.

Devam Edecek...

Yayının eki var

Yayının eki var
Fotoğraf
BAHİS

Karanlık bir sonbahar gecesiydi. Yaşlı banker, çalışma odasında bir ileri, bir geri yürüyor, on beş sene önce yine bir sonbahar akşamı verdiği bir partiyi hatırlıyordu. Partide pek çok zeki insan vardı ve bu insanların arasında ilginç konuşmalar geçiyordu. Konuşulan şeylerin başında ölüm cezası geliyordu.
Aralarında gazetecilerin ve entelektüellerin de bulunduğu misafirlerin büyük çoğunluğu, ölüm cezasını tasvip etmiyordu. Böyle bir cezayı modası geçmiş, ahlâka aykırı ve Hıristiyan devletler için yakışıksız buluyorlardı.
İçlerinden bazılarına göre ölüm cezasının yerini müebbet hapis almalıydı. Bunun üzerine ev sahibi banker: “Sizinle aynı fikirde değilim.” dedi. “Ne ölüm cezasını ne de müebbet hapsi denedim; ama birine öncelik tanısaydım, müebbet hapisten daha ahlakî ve daha insancıl olan ölüm cezasını tercih ederdim. Ölüm cezası adamı bir seferde öldürür; fakat müebbet hapis yavaş yavaş öldürür. Hangi cellat daha insancıldır? Sizi birkaç dakika içinde öldüren mi, yoksa canınızı uzun seneler içinde alan mı?”

Misafirlerden birisi: “Her ikisi de aynı gayeyi hayatı almak güttüğü için, eşit derecede ahlâka aykırıdır, diyerek görüşünü belirtti: “Devlet, Allah değildir. İstediği zaman eski haline getiremeyeceği bir şeyi alma hakkı yoktur.”
Misafirler arasında yirmi beş yaşlarında genç bir avukat da vardı. Kendisinin fikri sorulduğunda:
“Ölüm cezası da, müebbet hapis de aynı derecede ahlâka aykırıdır; ama ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalsaydım, kesinlikle ikincisini seçerdim. İyi veya kötü bir şekilde yaşamak, hiç yaşamamaktan daha iyidir.” şeklinde konuştu. Hararetli bir tartışma başlamıştı. O günlerde şimdikinden daha genç ve sinirli olan banker, birden heyecandan coştu. Yumruğunu masaya vurdu ve genç adama bağırarak: “Doğru değil! İki milyonuna bahse girerim ki, sen hapiste tek başına beş sene bile kalamazsın.” dedi. Genç adam ise: “Sözlerinde ciddîysen, bahsi kabul ediyorum; ama beş değil 15 sene hapiste kalacağım.” diyerek karşılık verdi. “On beş mi? Kabul!” diye haykırdı banker. “Ortaya iki mil- yon koyuyorum, beyefendi.”

“Anlaştık. Sen milyonlarını ben de özgürlüğü mü ortaya koyuyorum.”
Böylece bu delice ve abes bahse girildi. Sayılamayacak kadar milyonları olan şımarık ve havalı banker bahisten memnundu. Akşam yemeğinde genç adamla alay etmekten kendini alamamıştı: “Hey genç adam! Vakit varken iyi düşün. Benim için iki milyonun bir önemi yok; ama sen hayatının en güzel üç-dört senesini kaybedeceksin. Üç-dört diyorum; çünkü daha fazla kalamayacaksın. Seni mutsuz adam! Şunu da unutma ki; gönüllü hapis, mecburî hapisten çok daha zordur. İstediğin zaman özgürlüğüne kavuşabilme hakkının olduğunu bilmen, hapis hayatını zehir edecektir. Senin adına üzülüyorum.”
Bulunduğu yerde bir ileri bir geri yürüyen banker, şimdi bütün bunları tüm canlılığıyla hatırlayarak kendi kendine: “Bu bahsin amacı neydi? Bu adamın hayatından 15 sene kaybetmesinin ve “be- nim iki milyonumu çarçur etmemin iyi yanı ne ki? Bu bahis, ölüm cezasının, müebbet hapisten daha iyi veya daha kötü olduğunu kanıtlayabilir mi? Hayır, hayır. Bütün bunlar saçma ve anlamsız. Benim açımdan, şımarık bir adamın kaprisi; onun açısındansa, paraya karşı duyulan açgözlülükten başka bir şey değil…”

Sonra da bunu takiben olanları hatırladı. Genç adamın, hapis yıllarını bankerin evinin bahçesindeki kulübelerden birinde sıkı nezaret altında tutularak geçirmesi kararlaştırılmıştı. Genç adamın, 15 sene boyunca kulübenin eşiğinden dışarı bir adım bile atmaması, insanları görmemesi, insan sesi duymaması ve ne mektup ne de gazete okuması temel şartlar olarak belirlendi. Bir müzik aleti ve okuyacak kitapları olabilecek, mektup yazmak isterse yazabilecek, ve yine isterse içki ve sigara içebilecekti. Genç adam dış dünyayla olan tek bağlantısını, sırf bu amaç için açılacak olan küçük bir pencere vasıtasıyla sağlayacaktı. Siparişlerini notlar halinde yazarak istediği her şeyi -kitap, müzik, içki vb. dilediği miktarda alacaktı; ama bunları sadece belirlenen bu küçük pencereden temin edebilecekti. Anlaşmada, genç adamı hapiste son derece münzevî bir hâle sokmak için her ayrıntı ve bu durumla ilgili sayılabilecek nerdeyse her türlü ıvır zıvır şey şart koşulmuştu ve süre 14 Kasım 1885’te saat 12’de bitecek şekilde kararlaştırıldı. Genç adamın orada tamı tamına on beş sene kalması en temel mecburiyetti. Sürenin dolmasına iki dakika bile bu şartların çiğnenmesi anlamına gelebilecek en ufak bir teşebbüs, bankerin iki milyon ödemekten kurtulmasını sağlayacaktı.
Hapsin ilk yılında genç adamın aldığı kısa notlardan anlaşıldığı üzere, kendisinin yalnızlık ile bundan kaynaklanan kimi bunalımlardan epeyce çektiği belliydi. Kulübeden gece gündüz piyano sesi duyuluyordu.
Mahpusumuz, içki ve sigara istemiyordu. İçkinin arzuları canlandırdığını, arzuların da, bir mahpusun en büyük düşmanı olduğunu ve bunun yanında, hiçbir şeyin iyi bir içki içip de hiç kimseyi görmemekten daha üzücü olmadığını yazmıştı. Sigara ise, odanın havasını bozuyordu. İlk senesinde getirdiği kitaplar, çoğunlukla hafif nitelikli, karmaşık bir konuya sahip aşk romanları, heyecan dolu ve hayal ürünü hikayeler, v.b türden şeylerdi.
İkinci senesinde artık kulübeden piyano sesi gelmez oldu ve mahpusumuz da okumak üzere sadece dünya klasiklerini sipariş etti.
Beşinci sene müzik sesi yeniden duyuluyordu ve mahpusumuz içki istiyordu. Pencereden seyredenler, genç adamın bir sene boyunca, yemek, içmek, yatmak ve sıklıkla esneyip kendi kendine konuşmaktan başka bir şey yapmadığını söylediler. Kitap okumuyordu. Bazen, geceleri bir şeyler yazmaya koyuluyor, saatlerce yazıyor ve sabahleyin de yazdıklarını yırtıyordu. Kulübeden pek çok defa ağlama sesleri duyuluyordu.

Altıncı yılın ikinci yarısında mahpusumuz, istekli bir şekilde dünya dilleri, felsefe ve tarih üzerine çalışmaya başladı. Kendisini ateşli bir şekilde bu çalışmalara adadı, O kadar ki, bankerin sipariş edilen kitapları getirmekten canı çıkmıştı. Genç adamın isteği üzerine, dört senelik zaman diliminde 600 küsur cilt kitap getirtildi. İşte bu dönemde banker, genç adamdan aşağıdaki mektubu aldı: “Sevgili Gardiyanım, Bu mektubu sana altı dilde yazıyorum. Bu dilleri bilen insanlara gösterin. Onlara okutun. Eğer bir tane bile yanlış bulmazlarsa, bahçede havaya ateş açmanızı rica ediyorum. Bu ateş, emeklerimin boşa gitmediğini gösterecektir. Bütün çağların ve ülkelerin dâhileri farklı dilleri konuşur; ama hepsinin içindeki ateş aynıdır. Ah keşke, ruhumun onları anlayabilmekten duyduğu o korkunç hazzı bilebilseydiniz.” Mahpusumuzun arzusu yerine gelmişti. Banker, bahçede iki el ateş ettirdi.

On senenin ardından genç adam masada hareket etmeden oturuyor ve İncil haricinde bir şey okumuyordu. Dört yılda 600 ciltlik kitabın hakkın- dan gelmiş bir adamın, anlaması kolay ince bir kitap üzerinde neredeyse bir senesini sarf etmesi bankere tuhaf geliyordu. İncil’i, teoloji ve dinler tarihî üzerine kitaplar takip etti.

Hapis hayatının son iki yılında mahpusumuz fark gözetmeksizin çok miktarda kitap okudu. Kimi zaman doğal bilimlerle meşgul oluyor, bazen de Byron’un veya Shakspeare’in eserlerini istiyordu. Kimya, tıp kılavuzu, roman, felsefe ve teoloji üzerine sipariş edilen bu kitaplarda bazı notlar vardı. Adamın okumaları, denizde kendi gemisinin enkazı arasında yüzen ve kendi hayatını kurtarmak için bütün hırsıyla bir direğe tutunmaya çalışan bir kişinin hâlini hatıra getiriyordu.

Yaşlı banker bütün bunları bir bir hatırlayarak şöyle düşündü: “Yarın saat 12’de adam yeniden özgürlüğüne kavuşacak. Anlaşmamıza göre ona iki milyon ödemem lazım. Bu parayı ödeyecek olursam benim için her şey biter. Tamamen iflas bayrağını çekerim.” On beş sene önce bankerin sayılmayacak kadar çok parası vardı. Şimdi ise, servetinin mi yoksa borçlarının mı daha fazla olduğunu kendisine sormaktan korkuyordu. Borsada tehlikeli işlere atılması, riski yüksek spekülasyonlarda bulunması ve sonraki yıllarda bile atlatamadığı kolayca heyecana kapılma huyu; yavaş yavaş talihinin kötüye gitmesine ve onurlu, korkusuz, kendine güvenen milyoner bir bankerden; orta çaplı ve borsanın her iniş-çıkışında tir tir titreyen birine dönüşmesine sebep olmuştu. Başını ümitsizlikle ellerinin arasına alan banker: “Lanet olası bahis! Şu adam niye ölmez ki? Daha 40 yaşında. Yakında, son kuruşumu bile elimden alacak; sonra evlenecek; hayatını yaşayıp, borsaya yatırım yaparken, ben de ona bir dilenci gibi kıskançlıkla bakıp ondan her gün aynı cümleleri işiteceğim: “Hayatımdan duyduğum mutluluktan ötürü sana minnettarım. Bırak da sana yardım edeyim.” “Hayır hayır, bu kadarı da çok fazla. İflastan ve rezillikten kurtulmamın tek çaresi bu adamın ölmesi olacak.’” diye homurdandı.
Saat üçü vurduğunda banker etrafı dinlemeye koyuldu. Evde herkes uyuyordu ve dışarıda titreyen ağaçların hışırtısından başka bir şey duyulmuyordu. Gürültü çıkarmamaya çalışan banker, ateşe dayanıklı kasadan, 15 senedir kapısı açılmamış odanın anahtarını aldı, paltosunu giydi ve evden dışarı çıktı. Bahçe soğuk ve karanlıktı. Yağmur yağıyordu. Nemli, soğuk bir rüzgâr esiyor, hayır esmiyor uğulduyor ve ağaçlara rahat vermiyordu. Banker gözlerini iyice kıstı; fakat ne toprağı, ne beyaz heykelleri, ne kulübeyi ne de ağaçları net olarak görebiliyordu. Kulübenin bulunduğu noktaya giderek iki kez bekçiye seslendi. Cevap yoktu. Belli ki, bekçi soğuktan korunmak için kendine bir barınak aramış ve şimdi de mutfakta veya serada bir yerlerde uyuyakalmıştı. Yaşlı banker: “Amacımı gerçekleştirmek için cesaret edersem, nasıl olsa öncelikle bekçiden şüphelenirler.” dedi. Karanlıkta basamakları ve kapıyı fark etti ve kulübenin girişine doğru ilerledi. Sonra el yordamıyla yolunu bulmaya çalışarak ufak bir koridora girdi, bir kibrit yaktı. Kimsecikler yoktu. Odada üzerinde yatak olmayan bir yatma yeri, köşede ise dökme demirden yapılmış soba vardı. Kapıda karşılaştığı hemen her şey, mahpusun odasının nerdeyse hiç bozulmamış olduğunu gösteriyordu. Kibrit söndüğünde, heyecandan titre-yen yaşlı adam, küçük pencereyi gözetlemeye başladı. Mahpusun odasındaki mum etrafa loş bir ışık veriyordu. Mahpus sandalyede oturuyordu. Sırtı, saçları ve elleri dışında bir şeyi görünmüyordu. Masada, iki koltukta ve masanın yanındaki halıda, pek çok kitap saçılmış, açık vaziyette duruyorlardı.

Beş dakika geçmiş ve mahpus bu süre içerisinde bir kere bile kımıldamamıştı. Belli ki, on beş senelik hapis hayatı ona uzun süre kımıldamadan oturmayı öğretmişti. Banker, eliyle pencereye hafifçe vurdu; ama mahpustan bir karşılık gelmedi. Bunun üzerine banker kapının mührünü dikkatlice söktü ve anahtarı deliğe soktu. Paslı kilit kulak tırmalayıcı bir ses çıkardı ve kapı gıcırdadı. Banker hemen bir ayak sesi ve şaşkınlık çığlığı bekliyordu; ancak üç dakika geçmesine rağmen oda aynı sessizliğini muhafaza ediyordu. Artık içeri girmeye karar verdi. Masada normal insanların aksine, bir adam hareketsiz bir şekilde oturuyordu. Saçları bir kadınınki kadar kıvır kıvır olmuş ve sakalı dağınık bir hâl almıştı; adam adeta bir deri bir kemik kalmıştı ve bu hâliyle bir iskeleti hatırlatıyordu. Yüzü toprak renginde sarı, yanakları çukur, sırtı uzun ve dar, kıllarla kaplı başını dayadığı elleri o kadar zayıf ve narindi ki, bu manzaraya sadece bakmak bile insana ürkütücü geliyordu. Saçlarına pek çok ak düşmüştü ve bir deri bir kemik ve ihtiyar görünümlü hâlini gören hiç kimse bu adamın henüz kırkında olduğuna inanmazdı. Uyuyordu. Eğilmiş başının önünde masada, güzel bir el yazısıyla bir şeyler yazılmış bir tomar kağıt vardı. Banker: “Zavallı yaratık! Uyuyor ve büyük ihtimalle yakında kavuşacağı milyonların hayalini kuruyor olmalı. Yapmam gereken tek şey, bu yarı ölü adamı tutup yatağa atıp yastıkla boğmak. Böylece en dikkatli uzman bile, herhangi bir cinayet emaresi bulamayacaktır.” diye düşündü. “Ama önce buraya ne yazmış onu okuyalım. “Banker masada duran kâğıdı alarak okumaya başladı: “Yarın saat 12’de özgürlüğüme kavuşup diğer insanlarla arkadaşlık edebileceğim; ama bu odadan ayrılıp güneş ışığı görmeden önce sana birkaç şey söylemem gerek. Her zamanki gibi beni şu anda da gören Allah’ın huzurunda sana gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki; özgürlüğü, hayatı, sağlığı ve kitaplarında yer alan dünyanın güzel şeylerinin hepsi artık ayaklarımın altında, onları hor görüyorum. “On beş senedir cîddî ciddî maddî hayat üzerine inceleme yapıyorum. Ne dünyayı ne de insanları görüyorum; ama gönderdiğin kitaplarda güzel kokulu içecekler içtim, şarkılar söyledim, ormanlarda geyik ve ceylanlar avladım, kadınları sevdim. Şâirlerinin ve dâhilerinin büyüsünün meydana getirdiği ve bulutlar kadar uçuk güzellikler, geceleri beni ziyaret etti ve kulağıma, aklımı fırıl fırıl döndüren muhteşem hikâyeler fısıldadı. Kitaplarında Ebruz ve Mont Blanc dağlarının zirvelerine tırmandım ve oradan güneşin doğuşunu ve akşamları altın sarısı ve kızıl renklerle gökyüzünü, okyanusları ve dağların zirvelerini kaplamasını gördüm. Orada başımın üstünde çakan ve fırtına bulutlarını yaran şimşekleri seyrettim. Yemyeşil ormanları, tarlaları, denizleri, gölleri, şehirleri gördüm. Sirenlerin çıkardığı sesleri, çobanların kavallarının ezgilerini işittim. Benimle Yaratıcı hakkında konuşmak için yere inen güzel meleklerin kanatlarına dokundum. Kitaplarda, kendimi dipsiz kuyulara, gerçekleşen mucizelere, vahşi ölümlere, yakılıp yıkılmış şehirlere, yeni dinlere, fethedilen krallıklara doğru savurdum. Gönderdiğin kitaplar bana bilgelik verdi. İnsanoğlunun, çağlar boyunca ürettiği dur durak bilmeyen düşünceler, zihnimde adeta küçük bir pusulanın içine sıkıştı. Şimdi senin sahip olduğun her şeyden daha bilgili olduğumu biliyorum.

Netice itibarıyla kitapları, bilgeliği ve bu dünyanın sunmayı vaad ettiği bütün lütufları küçümsüyorum. Hepsi bir serap gibi değersiz, kısa, aldatıcı ve yanıltıcı. Onurlu, bilge ve ince biri olabilirsin; ama ölüm seni yeryüzünden silerken, senin de yer altında gezinen fareden farkın olmayacak ve senin neslin, tarihin, ölümsüz dehâların; maddi dünyayla birlikte yanacak veya donacak. Sen aklını kaybettin ve yanlış yolu seçtin. Yalanları doğru, çirkinliği güzel kabul ettin. Sen ancak, elma ve portakal ağaçlarında bu meyveler yerine kurbağa ve kertenkele yetişirse veya güller, terli at gibi kokmaya başlarsa şaşırırsın. Bu nedenle dünyayı cennete değişen sana ve senin gibilere şaşırıyorum. Seni anlamak istemiyorum. Senin birlikte yaşadığın şeyleri küçümsediğimi iyice anlaman için, bir zamanlar cennet gibi bir hayatın başlangıcı olarak gördüğüm iki milyondan vazgeçiyorum. Kendimi parayı alma hakkından mahrum etmek için, kararlaştırdığımız vakitten beş dakika önce buradan çıkacağım ve böylelikle anlaşmamızı ihlâl edeceğim; sen de bana herhangi bir şey ödemek durumunda kalmayacaksın.”
Banker, kâğıdı yavaşça masaya bıraktı; bu tuhaf adamı başından öptü ve ağlayarak kulübeden çıktı. Başka hiçbir zaman, hatta borsada çok ciddî bir kayba uğradığında bile kendisini bu kadar aşağılık hissetmemişti. Evine döndüğünde yatağına yattı; fakat gözyaşları ve o içinde bulunduğu hissiyat uyumasına mani oluyordu.
Ertesi sabah bekçi, soluk bir yüzle bankerin yanına koştu ve kulübede yaşayan adamın pencereye tırmanarak bahçeye atladığını, oradan da kapıdan dışarı çıkarak kaybolduğunu gördüğünü söyledi. Banker hemen hizmetçileriyle birlikte kulübeye gitti ve adamın kaçtığından emin olmak istedi. Meydana gelebilecek lüzumsuz konuşmaları önlemek amacıyla, içinde milyonlardan feragat edildiğinin yazılı olduğu kâğıdı masadan aldı ve eve ulaşır ulaşmaz ateşe dayanıklı kasasına kilitledi.
Öylesine bir macera ve çekişmeli bir inat duygusuyla başlayan bir bahisten hayatın ve hayat sonrasının hakikatine ulaşmış, erdemli bir bilge doğmuştu.

Anton ÇEHOV

Yayının eki var
Dissosiyatif kimlik bozukluğu (çoğul kişilik)
Bu hastalık genellikle küçüklükten kalan travma gibi olaylara kişi dayanamadığı için beyin bunlara dayanabilecek kişilikler veya bir kişilik yaratır. Yaratılan bu kişiliklerde genellikle her zaman bir duygu veya eskiden kalan bir anı olur. Kimi kişilikler iyi iken, şiddet canlısı kişilikler de vardır veya bazen intihara meyilli kişilikte görülebilir.Bu hastalığa yakalanan erkeklerde kız kişilikler ve bu hastalığa yakalanan kızlarda ise de erkek kişilikler rahatça yaratılabilirler.

Genellikle hastalarda en fazla 10 kişilik görülür ama bunun sayısı aslında kişiden kişiye değişebilir. Bu alt egolar bazen aşık olabilirler, ancak kişilik şiddet canlısı ise karşıdan tepki alamayınca bu sevgi öfkeye dönüşebilir. Ancak sadece şiddet canlısı kişilikte görülmez, bu iyi kişiliklerde de görülebilir, hatta kişilik takıntı haline getirebilir ve bu yüzden bu sevgilerini normal bir kişi gibi sevdikleri kişiye söyleyebilirler. Bu yüzden erkekseniz ve bir kız kişiliğiniz ya da kızsanız ve bir erkek kişiliğiniz varsa onlar da aşık olabilir ve bunu dile getirebilirler. Tedavi edilirken önce doktor tarafından bu kişiliklerin tanınması, nasıl bir kişilik olduğu ve nerden geldiği tespit edilmelidir. Ve tespitten sonra birleştirme (birleştirme tedavisi: kişilikleri yok edip asıl karakterin kalmasını sağlamak) tedavisi başlar. Ancak tedavi sırasında da yeni kişilikler bazen çıkabilir. Tedavide bu çıkan yeni kişilikler ya kişiye yardım eder diğer kişiliklerin yok olmasını sağlar ya da tedaviyi zorlaştırabilirler. Ancak bu hastalığa yakalananlar mutlaka psikoloğa gitmelidirler.

Detayli bilgi için:
http://www.acibadempsikoloji.com.tr/dissosiyatif-kimlik-bozuklugu-cogul-kisilik/

Yayının eki var
Fotoğraf
Stand Strong

Alone tree flighting with strong air gust.

#landscape #landscapephotography #usa #connecticut #longisland #longislandsound #hdr #hdrphotography #longexposure #longexposurephotography #evening #seascape

#hqsphdr +HQSP HDR curated by +Dave Gen +Alexander Tarasenkov +Ekaterina Listova and +Michal Vörös

#BTPLandscapePro+BTP Landscape Pro . owned by +Nancy Dempsey ,curated by +Nancy Dempsey


Yayının eki var
Fotoğraf

Yayının eki var

Yayının eki var
Fotoğraf
Folds and arches

Grisette (Amanita vaginata var vaginata)

Svartskog, Norway

I’m always grateful when I encounter a fungi specimen without damage and at the stage before its decomposition has started – preferably before it is fully open. But this one is so beautiful (albeit with a tiny damage on the left side) in its open stage as you can see the top of the gills folding like arches filtering the light down to the core of the cap.

Like many species this one was a loner – growing in an open spot in the conifer forest not far from my house.

Edible after cooked, for the adventurous ones.

Image Copyright © 2017 +Morten Ross
Image Capture Date: 13 September 2017 17:57
Altitude: 45 meters

#fungi #mushrooms #autumn #svartskog #norway

#hqspmacro +HQSP Macro
#BTPMacroPro +BTP Macro Pro
#BTPMacroPro+BTP Macro Pro , owned by +Nancy Dempsey , curated by +Kenny Jones

Yayının eki var
Fotoğraf
KESİNLİKLE OKUMALISINIZ

Bir öğretmenin imtihan hâtırası:
Ders 12. Sınıf İslam Tarihi...
Öğrencilerin dikkatini çekmek istiyorum!
Mesajı okumaya odaklamak, yapmak için sürekli söz verdikleri ama bir türlü yapmaya başlayamadıkları salih amellere odaklanmalarını sağlamak için farklı bir yöntem denemek istiyorum.
Sınıfa elimde yazılı kağıtları ile girdim ve sıraların üstünü boşaltın, yazılı yapacağım dedim. Bütün sınıf, yazılıyı önceden haber vermediğim için itirâz etti. Hiç bir itirâzı kaale almadım. itirâzlar devam etti. Kızanlar; hakkımda “zaten senin gibi hocadan da böyle bir hareket beklenirdi!” türü laf sokmalar; hocamm lütfenler vb…. Bende ise mahkeme duvarı gibi bir surat:
“- Hayır, öğrenci dediğin her zaman imtihana hazırlıklı olmalı, fazla konuşmayın sizin sürenizden gidiyor..!”
Öğrenciler çaresiz, (içlerinden bana hayır duâlarını yaparak) imtihana başladı… biz bu konuyu görmedik türü söylemleri de hiç tınmadım.
17. soruya kadar normal soru hazırlamıştım ama 17. soru şöyle idi:
Bu imtihanı haber vermeden yaptığım için bana kızgın olabilirsin ama istersen bir de şöyle düşün! Ölüm meleğinin de geleceğini biliyorsun, acaba şu an gelse, “Geleceğini biliyordum ama yine de haber vermeliydin, işin doğrusu seni beklemiyordum, ertelediğim işlerim var, biraz müsâade edemez misin?” deme lüksümüz var mı?
Veyâ en iyisi ben bunu sana soru olarak sorayım:
"Sûr’a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.”
17. En büyük gün için İsrâfîl haber vermeden Sûr’a üfürünce aşağıdakilerden hangisini yaparsın?
*a. Önceden haber vermediği için itirâz ederim.
*b. Şefâatçilerimi devreye sokarım.
*c. Don’t Panic, I’m muslim yazılı tişörtümü giyerim.
*d. “Bekliyordum ama şimdi değil”, diyerek kaçacak yer ararım.
*e. “Ben mesajı aldım hocam,” diyebildiğine göre Allah’a şükret ve o gün gelmeden kitapla tanış ve hayatına uygula.. O zorlu gün karne günüdür.
“Her insan için ancak çalıştığı vardır. Necm39"
Bu ilkenin hayatına yön vermesi dileklerimle hayatında başarılar dilerim.
Soruların gerisini yapmana gerek yok, bu kağıt sende kalabilir, kağıdı cebine, mesajı ise kalbine koyabilirsin!”

Yayının eki var
Fotoğraf
Mevsimin Popüler Meyvesi Elma
Elma, sağlıklı yaşam için gerekli olan lif, vitamin ve mineral kaynağıdır.
🍎 Kalorisi düşüktür. Büyüklüğü ile doğru orantılı olarak kalorisi değişmekle birlikte, ortalama bir elmanın kalorisinin 70-80 arasında olduğunu söyleyebiliriz.
🍎 Cilt için yararlıdır, cildi yaşlanmaya karşı korur.
🍎 Elma, hem çözünür hem de çözünmez lif kaynağıdır. İçerdiği lifler ve meyve asitleri, kabızlığa iyi gelir.
🍎 Bağışıklık sistemini güçlendirir. Özellikle kabuk ve kabuğa yakın kısımları, C vitamini açısından oldukça zengindir. Kabukları ile birlikte tüketmek daha yararlıdır ancak böcek ilacı risklerine ve marketlerde koruma amaçlı kullanılan balmumu benzeri maddelere karşı çok iyi yıkanmalıdır.

Yayının eki var
Fotoğraf
Colosseum at Dawn, Rome, Italy

Yayının eki var
Fotoğraf

Evdeki Eczane
Ciltteki Gözenekleri Sıkılaştırmak için Ne Yapmak Gerekir?
Ciltteki oluşan gözenekler cilt yapısı ile alakalıdır. Yağlı ciltlerde gözenekler, açık ve geniştir. Eğer cilt iyi temizlenmez ise bu gözeneklerde çok çabuk siyah noktalar oluşur.
Ciltteki Gözenekleri Sıkılaştıran, Siyah Nokta Oluşumunu Engelleyen Ne Yapılabilir? Gözenekleri Sıkılaştıran Bitkisel veya Doğal Tedaviler Nelerdir?
Önce cildimizi doğru ürünle temizlemek gerekir. Daha sonra da cildi sıkılaştıran maskeler uygulanır.


Gözenekleri Sıkılaştıran Bitkisel veya Doğal Cilt Maskeleri:
* Soda çok ciddi bir gözenek sıkılaştırıcısı, tonik görevi görür. Soda ile yüz yıkamanın yanı sıra, sodayı buz haline getirip, cilde sürmek oldukca faydalı,
* Doğal gül suyunu sabah, akşam kullanmak cildi temizler, ferahlatır, cildi toparlar,
* Kuşburnu çay gibi demlenip, cilt temizlenir. Kuşburnunun cildi sıkıştırma özelliği vardır.
* Bitkisel kayısı çekirdeği yağı kremi ; Cilt yıpranmalarının onarılmasında, vücut sarkmalarında ve yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasında etkin bir rol oynar.
gozenek* Olgun bir domatesi alın ve soyun. Püre yapın. Cildinize sürün. Cildinizin dolayısı ile gözenekleri sıkılaştırıcı etkisi vardır.
* Bir kasık bal ve 3-4 damla limon suyu iyice karıstırılıp, cilde sürülür. Haftada bir uygulanırsa, gözenekler sıkıştırılır.
* Gözenekleri Sıkılaştırmak ve Kapatmak için;
2 yemek kaşığı yoğurt,
2 yemek kaşığı un,
Biraz gül suyu
Bu malzemeleri krem kıvamına getirip, yüzünüze sürün. 20 dakika bekletin. Sonra yüzünüzü yıkayın. Gözeneklerin kapandığını farkedeceksiniz. Bu maskeyi haftada bir uygulayın.


* Gözenekleri Sıkılaştırmak ve Kapatmak için;
Yaş maya ve biraz sütü küçük bir kasede karıştırın. Karışımı cildinize sürün. 10 dakika içinde cildiniz toparlanmaya başlıyor. Yarım saat bekletip, yıkayın. Elma yağı, elma sirkesi veya gülsuyu ile silin. Uygun bir nemlendirici ile nemlendirin. Haftada bir bu maskeyi uygularsanız, gözeneklerde gözle görülür değişiklik göreceksiniz.
Bu maskeyi Cildinizi iyice temizledikten sonra uygulayın.
* Gözenekleri Sıkılaştırmak ve Kapatmak için;
4 bardak elma ya da nane sirkesi,
4 bardak damıtılmış su,
1 çay fincanı nane yaprağı
Bütün malzemeyi karıştırarak kaynatın. Soğuduktan sonra, cam bir kaba koyun. 5 gün bekletip, süzün. Bu karışım ile cildinizi silin. Gözenekleri sıkıştırıp, küçültecektir

Yayının eki var
Animasyonlu Fotoğraf
Yakın Zamanda Dünya’mıza Meteor Çarpma Riski Var Mı?
Dünyamız henüz yeni keşfedilmiş bir meteor kümesinin tehlikesi altında olabilir. Bu meteorların gerçekten de Dünyamıza çarpma riski bulunuyor.

Çek Bilim Akademisinden bir grup astronomun, Taurid meteor akımını incelemeleri sonucu yayınladıkları bilgilere göre söz konusu meteor akımı en etkin meteor yağmuru dönemini ekim ve kasım aylarında geçiriyor. Ülkemizde “yıldız kayması” olarak anılan ama aslında meteorların atmosferimize girip sürtünmeyle yanması sonucu oluşan olay, Dünya’mız, meteor enkazından yer çekimi etkisiyle meteorları kendine çekmesi sonucu meydana geliyor.

Genelde atmosferimize giren birçok meteor küçük çaplı olduğundan yeryüzüne düşmeden oldukça küçülüp zararlı etkisini kaybediyor. Fakat Çek astronomların keşfettiği bir grup meteor, içinde çapı 200 300 metre arasında olan iki adet meteoru da barındırıyor. Neyse ki bu iki asteroidin çarpışma rotasında Dünya yok, astronomları asıl korkutan şey ise meteor kümesinin içinde gizlenmiş bu büyüklükte başka meteorların olması. Bunun olup olmadığını öğrenmek için ise meteor kümesini daha ayrıntılı incelemeye başladılar.

Çek ekibin son tahlillerine göre henüz Dünya’mız için tehlike arz eden büyüklükte bir asteroide rastlanmadı. Kırmızı alarma geçmek için çok erken olduğunu belirten ekibe göre endişelenecek bir şey olup olmadığını anlamak için daha fazla gözlemin yapılması gerekiyor.
Bilge Kaya - http://bilimoloji.com

Yayının eki var
Animasyonlu Fotoğraf
Baykuş ya da #Gece #yırtıcı kuşları Latince: #Strigiformes, #kuşlar #Aves sınıfının, karinalılar #Carinatae bölümünün, gökkuzgunumsular #Coraciiformes takımına giren gece yırtıcı kuşları #Strigiformes alt takımında yer alan türlere verilen #genel ad

Başları #büyük ve tüylüdür. Kuyrukları kısa olmakla beraber, kanatları enli ve uzundur. Bir kısmının #kanat açıklığı, bir #adam boyuna ulaşır. #Serçe kadar #küçük olanları da vardır. Gagaları kıvrık, pençeleri keskin, kanca tırnaklı ve döner parmaklıdır. Kuvvetli pençeleri adeta avına kenetlenir.

Baykuşlar tam #bir sessizlik içinde avlanır. Bütün vücudu yumuşak ve ince tüylerle kaplıdır. Tüyler, uçuş sırasında tabii bir susturucudur. Uçuş esnasında kanatlarının “pırpır” sesi duyulmaz. İri gözleri, başlarının yanında değil önündedir. Aşırı büyüklükteki gözleri, #göz oyuğunda hareket edemez. #Araba farı gibi yuvalarında sabittir. #Baykuşlar boynunu #270 #derece çevirerek #panoramik bir görüş sağlayarak çevresini #kontrol edebilir. #Dişi #baykuş erkeklerinden daha iri olup, 2- 10 #yumurta yumurtlarlar. K#uluçka süresi 30-40 gündür. Yumurtadan çıkan yavruların göz ve kulakları kapalıdır. Yavruların yuvada kalma süresi farklıdır.

devamı yorum kısmında

Yayının eki var
Fotoğraf
The Splendor of a Simple Sunset

Yayının eki var
Fotoğraf
Ascending

Sydney Opera House

Yayının eki var
Fotoğraf
City Trees - 6

Yayının eki var
Fotoğraf
rotten

#treetuesday by +Ralph Mendoza+David R Robinson+Tree Tuesday
#hqsplandscape +HQSP Landscape
#btplandscapepro +BTP Landscape Pro

Yayının eki var
Fotoğraf
When waving away the bright yellow things...
(From "A Child's Christmas in Wales" by Dylan Thomas)

Yellow Iris

Yayının eki var

Yayının eki var
Fotoğraf
Yellow dots

My macro & close-up page https://www.paolodalprato.com/macro

#macrophotography #flowers #flowerphotography #hqspmacro #hqspflowers #fotomaniaitalia #macroaddict #ilovephotography

Yayının eki var
Fotoğraf
Re-edit of an image taken two years ago during the annual Open House weekend, when hundreds of buildings across London open their doors to the public.

This was captured inside City Hall, looking down from the tenth level of the building's 500-metre helical ramp as a visitor paused to look up and take in the beautiful architecture with her point-and-shoot.

The building was designed by Foster and Partners, and demonstrates the potential for a sustainable, virtually non-polluting public building.

The image is a blend of five exposures, combined in Photoshop using luminosity masks for the cleanest possible balance between the light and the shadows.

Yayının eki var
Fotoğraf
Ülkemin yeni jenerasyonu İyi Okusun
Bakın ben sizin paylaşmaya utanacağınız bir fotoğrafı burada binlerce insanın önünde hiç çekinmeden paylaşıyorum.

Köylerde gezerken inek dışkılarından yeni yapılmış buram buram kokan tezeklerin yanında elimde simit yiyerek dolaşıyorum…

Bütün yakın arkadaşlarım burada, yedi yıldır aynı telefonu kullanıyorum (blackberry 9800).

Satsanız 150 lira etmez, ama bir hafta sarjım dayanıyor, üstelik istediğim her yeri rahatça arayıp, bütün sosyal medya hesaplarıma bakıp, maillerime cevap verip, kaybolduğumda navigasyonuyla yolumu bulabiliyorum.

Her ortamda da masanın üstüne çekinmeden koyuyorum…

Böyle bir fotoğraf paylaştığımdan dolayı benim ne maaşım, ne yetkilerim, ne mevkiim ne de insanların bana olan saygısı, sevgisi azalmıyor.

Aynı şekilde 7 yıldır aynı telefonu kullandığım için de hiç kimse beni küçük görmüyor…

Oysa Avrupa Birliği ülkelerinde görev yapan 5 Türk kalkınma uzmanından birisiyim. Günlük ortalama 14 milyon lira cirosu olan bir gemi ikmal limanının proje sahibiyim.

Sadece geçtiğimiz yıl ülke ekonomisine 5.2 milyar dolar para kazandıran bir ekibin masa başındaki ismiyim.

Yine bir telefonumla milyar dolarlık gemilerin güvenerek geldiği sayılı isimlerden birisiyim.

Ayrıca turizm veya kırsal alanda yapılacak her projeye 10 milyon liralık hibe desteği sağlayan imzaya sahibim…

İşte insanlar buna bakıyorlar…

Sizin mevkinize, beyninize ve kariyerinize bakıyorlar.

Telefonunuza veya yediğinize içtiğinize değil, anlatabildim mi?

Bakın bugün 3 bin liraya iki tane yabancı dil kursuna gidip burada AB bünyesinde kokartlı rehber olabiliyorsunuz.

Aldığınız maaş ise tam 12 bin lira!

Sonra Turizm Bakanlığına geçerseniz eğer, aldığınız bu maaşı da katlıyorsunuz.

Yani kafanızı çalıştırırsanız bugün bir Iphone 7 parasına geleceğiniz kurtuluyor arkadaşlar!

Size yemin ediyorum buraya Samsung’u, Iphone’u üreten adamlar geliyorlar ve ellerinde halen 10 senelik telefonlarla konuşuyorlar, fakat devamlı ellerinde kitap var ve okuyorlar.

Kendilerini geliştiriyorlar…

Bir kere bile odalarında bir dizi veya aptal yarışmalar seyrettiklerini görmedim,

Telefonları sadece çaldığı zaman çantalarından çıkartıyorlar, çünkü hayatı gerçekten gezerek eğlenerek sosyal bir şekilde yaşıyorlar.

Magazin manyaklarının takıldığı Instagram’da veya sanal alemlerde değil!

Abartmıyorum Volvo’nun yeni modellerini yapan mühendis bile halen 15 sene önce yaptığı arabaya biniyor,

Neden yeni yaptığınızı kullanmıyorsunuz?, diye sorduğumda ”Çünkü ihtiyacım yok” diyor!

Düşünsenize ne kadar eski araba kullanıyor olsa da ”İşte bu adam Volvo’nun mühendisi” diyorlar o kadar !..

Ve işte insanlar da buna bakıyor arkadaşlar…

Geriye kalan benim telefonumun modeliymiş, ayakkabımın markasıymış, nerede kiminle ne yediğimmiş.

Yemin ediyorum kimsenin umrunda bile değil arkadaşlar.

Çünkü bunlarla adam yerine konulmuş olmuyorsunuz !…

Umarım az da olsa bir şeyler anlamışsınızdır da geleceğinizi düşünüp ailelerinize acı çektirmezsiniz!

Via : Barış Balcı

Yayının eki var
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Genel Sekreteri ile görüştü http://ow.ly/cnFL30ffv9F

Yayının eki var

Yayının eki var

Yayının eki var
Fotoğraf
Siz de Metabolizmanızı Hızlandırmak İsteyenlerden Misiniz?

Spora başladınız, diyete başladınız, her gün iki litre suyunuzu da düzenli olarak içiyorsunuz ama bana mısın demiyor. Kilonuz olduğu yerde sayıyor. Neden mi? Metabolizmanız yavaş çalıştığı için.

Metabolizmanızı hızlandırmak ve aynı zamanda sağlıklı beslenmek istiyorsanız aşağıdaki liste size yardımcı olacaktır diye düşüyoruz.

Metabolizmayı hızlandıran gıdalar:

1. Zencefil: Sindirim hızlandırır ve kolaylaştırır. Enfeksiyon riskini azaltır.

2. Yeşil çay: Güçlü bir antioksidandır. Metabolizmayı hızlandırarak kilo vermeyi kolaylaştırır. Bağırsaktaki faydalı bakterileri arttırarak sindirime yardımcı olur.

3. Beyaz çay: Yeşil çayla aynı ailedendir ama antioksidan oranı yeşil çaydan daha yüksektir.

4. Biberiye: Kan dolaşımını hızlandırır, vücudu ısıtır ve yağ yakımına katkı sağlar.

5. Kekik: Kolestrolü düşürür. Kekik suyu yağ yakımına yardımcı olur. Canladırır, damarları açar.

6. Zerdeçal: Safra kesesi ve karaciğeri temizleyerek düzgün çalışmalarını sağlar böylece vücudun detoks sürecine katkıda bulunur.

7. Zerdeçal: Safra kesesi ve karaciğeri temizleyerek düzgün çalışmalarını sağlar böylece vücudun detoks sürecine katkıda bulunur.

8. Kırmızı pul biber: Metabolizmayı hızlandırır, yağ yakımına yardımcı olur. İştah açabileceği için dikkatli tüketmekte fayda var.

9. Karanfil: Vücuttan toksinlerin atılmasını sağlar.

10. Mercanköşk: Sindirim sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar.

Yayının eki var
Fotoğraf

Değerli Öğretmenler, Anne Babalar ve Sevgili Öğrenciler,

2017–2018 eğitim-öğretim yılında hepinize başarı ve mutluluk diliyor, yeni eğitim-öğretim yılının tüm eğitim camiası için her açıdan verimli bir yıl olmasını temenni ediyorum.


Yayının eki var
Fotoğraf
If you're lonely when you're alone, you're in bad company.
Jean-Paul Sartre

#lego #toy_photographers #xxsjc

Yayının eki var
Fotoğraf
"Rays"
By Jan Geerk www.kantlicht.ch First Fog is coming through the woods. Autumn is coming! - Jan Geerk

#photography #landscape #switzerland #forest

Yayının eki var
Fotoğraf
Hidden Venice
Venezia, Italia

#italy #travels

Yayının eki var
Fotoğraf
Soft and Easy
Daha fazla yayın yüklenirken bekleyin