Post has attachment
PKK'nın Kandil'deki elebaşılarından Karayılan, örgüt elemanlarına telsizle "HDP barajı geçemezse çatışmalara hazırlıklı olun" talimatı verdi. Talimatı alan PKK'lılar ise Kürt vatandaşlara "HDP'ye oy verin" baskısı yapıyor.
 HDP'nin barajı aşması için Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da PKK'nın vatandaşlara baskı yaptığı ortaya çıkmıştı. PKK'nın Kandil'deki elebaşlarından Murat Karayılan'ın, telsizle HDP'nin barajı geçmesi gerektiğine işaret eden açıklamalar yaptığı öğrenildi. Karayılan'ın son dönemlerde sıklıkla yaptığı bu konuşmaların da dinlemelere takıldığı öğrenildi. Karayılan'ın da dinlendiğinin farkında olduğunu, bilerek ve isteyerek örgüt elemanlarına talimatlar yağdırdığı belirtildi. Telsizlerin çektiği noktalardaki örgüt elemanlarına 7 Haziran'ın PKK için önemli bir tarih olduğunu, HDP'nin barajı geçemezse bölgedeki yaşanacak çatışmalara hazır olmaları talimatı verdiği ifade ediliyor. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Karayılan Irak sınırına yakın noktalardaki karakolların da talimat gelmesi durumunda hedef alınmasını istediği öğrenildi. Karayılan'ın bu talimatları bölgedeki Kürt vatandaşlara da iletiliyor. Korku salarak HDP oylarını yükseltme çabası içindeki örgütün, özellikle PKK militanlarını 7 Haziran sonrasına hazırlıyormuş görüntüsü vererek, devlete karşı psikolojik harekat yaptığına da dikkat çekiliyor. 

HDP'YE OY VERMEYENE 'ÇARPI'
Diyarbakır'da ise anket bahanesiyle evleri dolaşan bazı kişilerin, HDP'ye oy vermeyeceğini belirten seçmenin evine çarpı işareti koyduğu ileri sürüldü. AK Parti Siirt Milletvekili adayı Ali İlbaş ise PKK'nın köylere tenhdit mektupları gönderdiğini söyledi. İlbaş, "Ziyarete gittiğimiz köylüler 'Gelmeyin buraya, siz geliyorsunuz diye bizi tehdit ediyorlar' diyor" dedi.
Photo

Post has attachment
OSMANLI TOKADI NEDİR?
Osmanlı tokadı, Osmanlı Ordusunda görevli askerlerinin silahsız savunma ya da saldırı durumunda kullandıkları bir vuruş türü… Elin her iki yanıyla da yapılabilen ve muhatabını sersemleten, duruma göre bayıltan ya da öldürebilen cinstendi… Bu tokatların muhatabı genel itibarıyla düşman askerleri değil, askerlerin atları olurdu…

HERKES YAPAMAZ
Osmanlı Tokadı zannedildiği üzere her Osmanlı’nın değil, yalnızca alanında uzman kişilerin uygulayabildiği bir tekniktir. Osmanlı Tokadını ‘delibaş’ isimli askerler yıllar süren eğitim sonucu atabilirlerdi. Delibaş’ların çocukluktan itibaren pirinç ve hamurla beslenip vücutlarının güçlü ve diri kalmasını sağlanır ve yine erken yaşlardan itibaren her gün yüzlerce kez yağlı ellerle mermere vurarak gelişimlerini tamamlarlardı.

SAVAŞA KEFENLE GİDERLERDİ
Delibaş’lar sefere asker kıyafetleri ile çıkar, çarpışma öncesi kefenlerini giyerek ‘hendek’lere yerleşirlerdi. Daha sonra gelen düşman askerlerinin atlarını tokatlayarak düşürürlerdi. Yıllarca mermer üzerinde tecrübe kazanmış ellerin hedefindeki atlar için 2 seçenek kalırdı: Ölmek ya da sakat kalmak.

KAFATASINDA EL İZİ ÇIKAN ATLAR!
Osmanlı tokadı gerçeği arkeolojik kazılar sonrasında daha da günyüzüne çıktı. Osmanlı’nın savaştığı topraklarda yapılan araştırmalarda bulunan bir çok at ve insan kafatasında tokat izlerinin olduğu gözlendi. Kazılar esnasında kafatası içine yani beyne doğru göçmüş insan iskeletleri hatta metal miğferlerde bile el izine rastlandı. Bu izler de tokatçıların beyin kanaması geçirtecek kadar şiddetli bir vuruşa sahip olduğunu gösterdi.

NASIL YAPILIR?
El ve kolun açısız, ve omuzdan hızla hareketiyle hedeflenen noktaya el ile yapılan temasla yapılır. En çok yüzün her iki yanına ve enseye; Bilek veya dirsek kırılmadan, omuzdan güç alınarak, büyük bir hızla atılırdı. Yüzün her iki yanına veya enseye atılabildiği gibi, asıl Osmanlı tokadı, burnu hedef alacak şekilde, yüzün tam ortasına, avuç içini germeden, aya, burun ucuna denk gelecek şekilde atılırdı. Bu şekilde, kafatasının göz çukurları arasında kalan kısmını kırarak beynine saplanır, böylece ölüme yol açardı. Böyle bir tekniğin uygulanmadığı durumlarda bile, hızlı ve çok sert biçimde atıldığı ve çok kuvvetli bir tokat olduğu için, boyun kırılmasına yol açarak da öldürebiliyordu.

Etkili şekilde atıldığında öldürücü olabilen Osmanlı tokadının çıkardığı ses bile mahvedici olabiliyormuş…

KULAĞA GELİRSE…
Kulak hizasına vurulan Osmanlı tokadı var ki… Kulağın içinde bulunan denge sıvısı ve mekanizması sarsıldığından ve kulakta kemik-kıkırdak namına sağlam bir şey kalmadığından, tokadı yiyen yine aynı şekilde can verirdi.
Photo

Post has attachment
HDP NASILMI OY ALIP BARAJI GEÇTİ......
Photo

Post has attachment
 
-------- ERMENİ ARTİN AGOPYAN'IN GERÇEK YÜZÜ --

Apo adıyla bilinen pkk terör örgütünün lideri 'artin agopyan'. apo'nun aslında ermeni oldugu eskiden beri biliniyor, dile getiriliyordu ama nedense boyalı basın ve medya bu herifi abdullah öcalan diye tanıtmayı sürdürdü. sonradan alınmış 'öcalan' soyadı üzerinde bile durulmadı. kimlerden ve neden öç aliyordu?

31 mayıs 1999 Günkü durusmada söz alan bir sehit babası (basbaglar katliamında oğlunu kaybeden ahmet beşkardeş) artin agopyan'a hitaben, kirmanç(kürt) agzi ile 'ez kirmanç im' diye başlayıp 'sen kürt degilsin, ermenisin! eger kürt isen, ben simdi seninle kürtçe konusuyorum, bana kürtçe cevap ver!' dedi ve tabii hiç bir cevap alamadi. kürtleri bagimsizliga kavusturacagini iddia edip,
türkten çok kürt öldüren, sözde kürt 'gerilla' kamplarinda türkçe egitim yaptiran abdullah öcalan takma adli artin agopyan, gerçekten ermeni idi ve kürtçe bilmiyordu! böylece 'apo' diye bilinen kaatilin aslinda ermeni oldugu kendi yüzüne haykirildi ve kayitlara geçti!
Photo

Post has attachment
GÜNAYDIN CÜMLETEN..
Photo

Post has attachment
Fransız Gazetesi’nde Lozan Antlaşması..

Her ne kadar resmi tarihe göre Lozan bir “zafer” olarak takdim edilse de, gerçek tarihe göre “hezimet” olduğu gayet açık ve nettir. Sitemizi yakından takip edenlerin de bildiği gibi, bu konuda birçok yazı paylaştık.[1]

Şimdi ise bir Fransız gazetesinin Lozan Antlaşmasıyla ilgili çarpıcı bir değerlendirmesine yer veriyoruz:

“Türk beylerin zafer kazandıkları belirtiliyor. Eğer bu doğruysa, onların, evlerinin kalıntıları üzerinde şarkı söyleyerek dans eden körler olduklarını söyleyebilirim. Türkler daha düne kadar Osmanlı Imparatorluğu’na sahiptiler. Egemenlikleri Balkanlar’dan Hint Okyanusu’na, Kafkasya’dan Mısır’a kadar uzanıyordu ve Lozan’ı imzaladıktan sonra işte sancakları Arabistan’da, Filistin’de ve Mezopotamya’da ve Suriye’de yere düştü. Tabii, Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) büyük ailesinin (Islam alemi) başına böyle bir felaket hiç gelmemişti.

Türkiye Lozan’da fedakarlıklarının en büyüğünün altına imza koydu. Bundan böyle Osmanlıların bakışları, eski imparatorluğun en güzel, en güçlü ve en zengin bölümü olan doğudaki bölüme çevrilemez. Mekke kervanlarının yolu artık onların topraklarından geçmeyecek. Kutsal kentlerin kendileri de yabancıların egemenliğine konacak. Ankara Meclisi kendini canlı törenlerin neşesine teslim edebilir. Türklerin sapkınlıkları ve ateşleri artık beni şaşırtmaz. Hiçbir şey anlamak istemiyorlar; tükenen halklar böyle olur.”

[1] L’Eclair (Paris) Gazetesi, 23 Ağustos 1923.
Photo
Photo
2015-02-19
2 Photos - View album

Post has attachment
Değerli Gizli Not Takipçileri sizlere Ermeni soykırımı’nın yalan olduğunu belgeleri ile göstermeye çalışdık yazımız ın biirnci bölümünde 11 adet olay ve bu olaylara ait 15 adet vesika bulunmaktadır , bu bölümde belgelerletarih.com herhangi bir fikir beyan etmemiştir yazılar ve belgeler Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivinden toparlanmıştır yazı dizimiz devam edicektir .

Ermenilerden sadece komitelerle ilişkisi olan muzır şahısların tehcire tabi tutulması ve ailelere dokunulmaması.

Ekran Resmi 2014-08-27 18.49.06

 

Van Vilayeti’nden Dahiliye Nezâreti’ne gönderilen raporda; Van Rusya Viskonsolosu Mösyö Alferiev’ine Ermenilerin Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş çıkarmak için çalıştıklarını, savaş vukuunda Rusya tarafında savaşacaklarını, Kafkasya’daki Ermeni halkının önceden huzurlu bir şekilde yaşarken komitelerin teşekkülünden sonra rahat ve saadetlerinin ortadan kalktığını, Rusya’nın İran’a saldırısının sırf Kafkasya’dan oraya firâr etmiş olan Ermeni komitelerini terbiye etmek ve İran’ı bunlardan temizlemek amacına yönelik olduğunu ifade ettiğinin, İngiltere’nin Van Viskonsolosu Seel Bey’in roporunun ise henüz gönderilmediğinin bildirildiği  belge

Ekran Resmi 2014-08-27 18.50.34

Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde karışıklık çıkarmak üzere Rusya’dan bazı fesatçılar geldiğinin Tiflis Başşehbenderliği’nden bildirilmesi üzerine gerekli tahkikat yapılarak asayişin sağlanması için önlemler alınmasının istendiği belgeler

Ekran Resmi 2014-08-27 18.54.47 Ekran Resmi 2014-08-27 18.54.57

Harp bölgelerine yakın yerlerde bulunan Ermenilerin düşmanla işbirliği faaliyetlerine girişip Osmanlı Ordusu’nun savunma faaliyetlerini sabote etmesi nedeni ile sınır bölgesindeki Ermenilerin güney bölgelerine sevk edilmeleri
Ekran Resmi 2014-08-27 18.56.18 Ekran Resmi 2014-08-27 18.56.24

Dörtyol-İskenderun yolu üzerinde jandarmalar tarafından yakalanan iki şahsın, Ermenilerin Adana’da karışıklık çıkaracaklarına ve askeri depolara saldıracaklarına dair itiraflarının tetkiki.

Ekran Resmi 2014-08-27 18.57.21

Tuzla’da Hınçak Cemiyeti mensuplarının geceleri toplanarak Avrupa’daki komitelerle muhabere etmekde olduklarının tespiti ile Kıbrıs yolu ile gelip Yunan konsolosluklarından pasaportlarını vize ettiren ve Rum lisanını bilen Ermenilerin takibata alınması.

Ekran Resmi 2014-08-27 18.58.39 Ekran Resmi 2014-08-27 18.58.45

Van’da Ermenilerin gizledikleri silah ve yanıcı maddelerin bulunmasında hizmeti geçenlerin taltifi ve Sivas’da Ermeniceye vakıf muhabere memurlarının postahanede istihdam edilmeleri.

Ekran Resmi 2014-08-27 18.59.31 Ekran Resmi 2014-08-27 18.59.36

Ermeniler tarafından Sofya’da bomba imal olunduğu ve bunları Dersaadet’e sokacaklarının haber verildiğinden gerekli tetbirlerin alınması.

Ekran Resmi 2014-08-27 19.00.21

Bulgar Yüzbaşılarından Sabuh Katibyan Kirkor’un, Ermenilerin eylemlerini desteklemek için Sofya’da dinamit ve bomba satın aldığı ve bu mühimmatı Anadolu’ya geçirerek karışıklık çıkaracağının haber verilmesi üzerine gerekli tebirlerin alınmasının bildirildiği.

Ekran Resmi 2014-08-27 19.00.56

Ermeni Komitası reislerinden Serkis Jeras Minas’daki külliyetli paranın Dersaadet’deki komitaya getirileceği ve Filibe’de yeniden teşkil olunan komitacıların Mısır’daki komitacılarla haberleşmeleri ve Jön Türklerle beraber çalışarak Dersaadet’e geleceklerine dair gelen ihbarlar üzerine gerekli tedbirlerin alınması.

Ekran Resmi 2014-08-27 19.01.33

Filibe’deki Ermeni Komitası’nın gizli toplantılarına muntazam devam ettiği, Mayıs’da Dersaadet’de mühim bir fesat çıkaracakları ve Mısır’a giden Ermenilerin, Bergos-Varna yoluyla Dersaadet’e gelecekleri ihbar edildiğinden gereğinin yapılması.
PhotoPhotoPhotoPhotoPhoto
2015-02-19
11 Photos - View album

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Mustafa Kemal Atatürk’ün 76. ölüm yıl dönümünde doğum tarihiyle ilgili çarpıcı bir iddia ortaya atıldı. 

1881’DE DEĞİL 1877’DE DOĞDU İDDİASI

Habertürk Gazatesi’nden Murat Bardakçı, iddiasının yer aldığı belgeyi Emekli bir din adamı olan Mehmet Ali Öz’ün araştırmalarına dayandırdı. Zübeyde Hanım ile çocuklarına aylık bağlanması hakkında Osmanlı Arşivleri’nde bulunan 9 Ocak 1893 tarihli bir belgede, gümrük memuru Ali Rıza Efendi’nin oğlu Mustafa, 1893’te 16 yaşında görünüyor. Bu kayıt ile Mehmet Ali Öz, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881’de değil, 1877’de doğduğunu iddia ediyor.

mustafa-kemal-dogu-tarihi

İşte o yazı:

Türkiye’de hemen herkesin bildiği, daha çocukluk senelerinde ezberlere alınan ve hafızalardan hiç silinmeyen iki tarih vardır: 1881 ve 1938, yani Atatürk’ün doğum ve ölüm tarihleri…

RESMİ KAYITLARDA 1881

Vefat tarihi olan 1938’i kimse sorgulamaz, o zamanı yaşayanlar henüz hayattadırlar ama 1881 üzerinde arada bir tartışma çıkar. Atatürk’ün doğum kaydı henüz yayınlanmadığı için bu tarihin kesin olmadığını söyleyenler vardır, hangi gün doğduğu da henüz bilinmemektedir, üstelik 1930’lu senelerdeki bazı resmî yayınlarda 1881 yerine 1880 tarihi yeralır ve bu tarih daha sonra bir yıl ileriye çekilip 1881 yapılmıştır.

ATATÜRK’ÜN SOY KÜTÜĞÜ ÇIKARILDI

Bundan iki ay önce yazmıştım: Mehmet Ali Öz adındaki emekli bir din adamı, Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi ile annesi Zübeyde Hanım hakkındaki eksik bilgileri tamamlayan, tamamen belgelere dayanan ve yakında yayınlanacak olan bir çalışma yapmıştı. Öz, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre)” ismini verdiği kitabında Devlet Arşivleri’nde bulduğu evrakı kullanarak Atatürk’ün nesiller öncesine uzanan şeceresini çıkartmış ve Zübeyde Hanım ile üç çocuğuna, Ali Rıza Efendi’nin vefatının ardından bağlanan aylıkların belgelerini de vermişti.

ALİ RIZA EFENDİ ÖLÜNCE AYLIK BAĞLANDI

Zübeyde Hanım 1870 ile 1880 seneleri arasında “rüsûmat” yani gümrük memurluğu yapan, daha sonra istifasını vererek ticaret hayatına atılan ve iflâsının ardından 1888’de vefat eden kocası Ali Rıza Efendi’nin ardından kendine ve yetim kalan Mustafa, Makbule ve Naciye isimli çocuklarına aylık bağlanması için bir dilekçe sunmuş. Dilekçeyi değerlendiren emeklilik komisyonu, Ali Rıza Efendi’nin on senelik hizmetinin ayrıntılarını çıkartarak Zübeyde Hanım ile çocuklarının aylık almaya hak kazandıklarını belirlemiş ve anne ile üç çocuğa yirmişer kuruş aylık bağlanmış. Kararda, aylığın Mustafa’nın yirmi yaşına gelmesine yahut bir işe girmesine; Makbule ile Selânik’te daha sonra küçük yaşta vefat edecek olan Naciye’ye de evlenmelerine kadar ödeneceği ifade edilmiş.

1893’TE 16 YAŞINDAYDI

Rumî tarihle 27 Kânunevvel 1309, yani Milâdî tarihle 9 Ocak 1893’te hazırlanan belgede çok önemli bir ayrıntı var: Aylık miktarları ile isimlerin üzerinde bulunan “sinni”, yani “yaşı” sütununun hemen altında Ali Rıza Efendi ile Zübeyde Hanım’ın oğulları Mustafa’nın o tarihte 16 yaşında olduğu yazıyor.

Mustafa’nın 1893’te 16 yaşında olması demek, 1877’de dünyaya gelmiş olması demektir ve emekli din adamı Mehmet Ali Öz’ün ortaya çıkarttığı Atatürk ile ilgili bu en eski resmî belgede 1877 tarihinin görünmesi, onunla alâkalı bilgilerde büyük bir bilinmeyenin ortaya çıkması demektir.

DOĞUM KAYDI YAYINLANACAK

Mustafa Kemal hakikaten 1877’de mi dünyaya geldi, eğer öyle ise 1880 yahut 1881 tarihi niçin ve nasıl ortaya çıktı, askerî mektepte bulunduğu sırada yaşı dört sene küçültülüp doğum tarihi 1881’e mi çekildi, bilmiyoruz. Muamma, Mustafa Kemal’in Selânik’te bundan birkaç sene önce Yunanlı bir tarihçi tarafından ortaya çıkartılan ama henüz neşredilmeyen doğum kaydının yayınlanmasının ardından aydınlanacak.
Photo

Post has attachment
Osmanlı’da kabadayılık ve külhanbeylik, efendi kabadayılar, tulumbacı kabadayılar ve külhanbeyler olarak sınıflandırılmıştır.


Esas kabadayılar, daha ziyade dürüstlüğü  ile muhitinin hamisi vasfında olanlarıdır. Bu kişiler efendidirler ve kendilerine göre uydukları örf-adetleri vardır. Giyinişleri ile normal bir kimseden farkları olmayıp, silahlarını gizlemek için pardösüsüz gezmezlerdi. Zayıfı ve ahlaklı kimseleri korurlar, aksi yönde olanları ise ilk fırsatta yok ederlerdi. Topkapı, Mevlanakapı ve Çeşmemeydanı meşhur kabadayıların mekanı idi.

Tulumbacı kabadayılar yalnız yangınlarda görünürlerdi. Çatışmaları ise tamamen takımları  arası rekabetten ileri gitmezdi. Bunların arasında bir de Rum kabadayıları vardı ki, kasa hırsızlığı yaparlardı.

Külhanbeylik ise ilk olarak Gedikpaşa hamamında türemiştir. İşsiz takımı bu hamamda zorla gecelerler, üstelik rahat durmaz, müşterilerin yükte hafif pahada ağır eşyalarını  da çalarlardı. Eşyası çalınan kişi şikayet ettiğinde de “hamama girerken sende böyle bir şey yoktu” derler bir de temiz bir dayak atarlardı. Zamanla şehre yayılan ve daha ziyade soyguncu olan bu tiptekileri ise kabadayılar asla yanlarına yaklaştırmazlardı. Külhanbeylerinin geneli, polisle aralarını iyi tutar, menfaatleri icabı kendileri gibileriyle dalaşırlardı.

Kabadayıların en meşhur simaları

Kadırgalı  Kör Emin: Galata gümrüğünde görevliyken, görevinden alınmış ve kendini iyice bu hayata vermiştir. Beyoğlu muhitine nam salan Kadırgalı Kör Emin, zamanın meşhur hırsızlarından Panani’yi bir bıçak darbesi ile solak etmiştir. Haddehaneli Arap Hulusi’yi arkadaşının yanında, içki masasında tokatlayarak ağlatmış ve yine bu kişi tarafından o gece başka bir mekânda tabanca ile vurulmuştur. Ölürken de kendisi vuranın ismini isteyen polise “sağ kalırsam tahkikatı ben yaparım” demiştir.

Kavanoz Mehmed: Eyüplüdür, kavgalarda karşı taraftan gelen sandalyeleri ustalıkla kapıp karşı tarafa iade etmesi ile meşhurdur.

Çerkez Arif: Trabzonlu Hasan Kaptan’ın oğludur. İyi nişancı olup, tokatının önünde kimse duramazdı. Fehim Paşa’nın başsilahşörü olmakla beraber,  Çerkez Arif’in tam olarak ne işle meşgul olduğunu kimse bilmezdi. Küçüksu çayırında bir köşkte otururdu. Yine bir kabadayı olan Matlı Mustafa tarafından vurularak öldürülmüştür.

Ziya: Çerkez Arif’in kardeşidir. Abisini öldüren Matlı Mustafa’dan intikamını almış, Sinop hapishanesinde bir müddet kalmıştır. Ziya, siyasi entrikalara karışmış bir kabadayıydı. Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’yı kurşunlayanlardan biri de Ziya’dır ve bu suçundan dolayı idam edilmiştir.

Laf Tufan: Aslen Rizeli olduğu halde memleketinde ona Kürt Tufan derlerdi. İstanbul’da çok sayıda öldürme olayına karışmıştır. Sinop’ta jandarmalar tarafından öldürüldü.

Tıflıbozzade Kahraman: Sultan Abdulhamid devrinin sonlarında “On İkiler” diye maruf Aksaray kabadayılarının reisidir.

Arap Abdullah: Süleymaniye Sancağından olup aslen Kürt’tür ancak ona esmerliğinden dolayı Arap Abdullah denilmiştir. Kabadayılar arasında “Abu” diye anılan Arap Abdullah’ın Kamil adında bir de ağabeyi vardı. Babaları onları okumaları için İstanbul’a göndermiş Kamil okuyup Beyrut Gümrük Nazırı olmuş ancak Arap Abdullah kabadayı olup çıkmıştır.
Photo
Wait while more posts are being loaded