Post has attachment

Post has shared content

Post has shared content
Annesi Veysel Karani Hazretlerine' ne sordu:
" Oğlum bütün bir gece sabaha kadar nasıl ibadet halinde olabiliyorsun? Buna nasıl dayanabiliyorsun?
O büyük ALLAH dostu cevap verdi:
"Ey güzel annem! İbadetimi özene bezene yapıyorum. Kalbim huşu ile öyle genişliyor ki, yorulmak nedir bilmediğim gibi, yeryüzü ve her türlü bedeni hislerle alakam kesiliyor.Birde bakıyorum ki sabah oluvermiş!.."
" Nedir bu huşu hali ey Üveys?"
" Huşu odurki, bir bedene mızrak saplansa, canın
ondan haberdar olmamasıdır.''
Allahım bizlere de böyle namaz kılmayı nasib et.
Amin
Photo

Post has shared content
Okumayı Sevenlerin zevkle okuyacağı yaşanmış gerçek bir hikaye...

1965 Yılının şubat ayıydı. O yıl korkunç bir kış vardı. Eskiden daha ekonomik oluyor diye ekmek evlerde yapılırdı.
O gün kahvede otururken, yan masada konuşulanları duyunca yüreğim yandı.
Komşunun evde unu bittiği için çocukları aç olduğunu konuşuyorlardı.
Bizde de yeterince un vardı, çok şükür kilere kışın yetecek kadar un koymuştum.
Eve gelince durumu hanıma anlattım. Yardım etmek gerektiğini söyledim. Anlattım ama umudum yoktu. Eşimi iyi tanıyordum, cimriliği tuttu mu Nuh der, peygamber demezdi.
“hayır olmaz! diye kestirip attı. Sonra ilave etti;
” Benim de beş çocuğum var, ne malum ki, gelecek yıl buğday alabileceğim. Kusura bakma vermiyorum!”
Ne yapayım, ne edeyim diye karar kara düşünmeye başladım. Param olsaydı para vereceğim:”Git un al!” diyeceğim, ama yok!
Ertesi gün çocukları aç olan komşunun kapısını çaldım. Benimle kahveye gelmesini rica ettim. Beni kırmadı, birlikte mahalle kahvesine gittik. Kimsenin olmadığı bir masaya oturduk. İki çay söyledim ama söze nasıl başlayacağımı bir türlü bulamadım.
En iyisi direk söylemekti diye düşündüm;
“Durumun nasıl?” diye sordum.
“Çok şükür komşu, şikâyetimiz yok!” diye cevap verdi.
Bana çocuklarının aç olduğunu, evde dirhem un kalmadığını söyleyemedi. Onu iyi tanıyordum 20 yıllık komşuydu. Kolay kolay yoksulluğunu belli etmezdi. Gururlu bir adamdı:
Artık sabrım taştı, hiç o tarafa bu tarafa çekmeden;
“Hiç saklama, zor durumda olduğunu biliyorum.” Dedim. Yüzüme baktı, hiçbir şey demedi ama bakışları her şeyi anlatıyordu.
“Allah kerimdir! Bir iş arıyorum!” dedi, boğazı tıkandı, Önüne baktı.
“Bundan utanacak ne var? Borç alırsın, iş bulunca ödersin.” Dedim. Maksadım, gururunu kırmadan ona yardımı kabul ettirtmekti.
“Bize kim borç verir komşu? Akmayan çeşmenin önünde kimse geçmez!” dedi.
“Ben vermek istiyorum!” deyince dikkatlice yüzüme baktı, kafasını sağa sola salladı;
“Yakın zamanda ödeyemem mahcup olurum!” dedi.
“Ben kısa zaman için vermiyorum zaten… Üstelik un verip un alacağım, para değil!...” deyince tekrar yüzüme baktı;
“Yazın verebilirim. Kabul edersen alırım!” dedi.
“ Tamam!” demesine dedim ama ona eşimin çuval ununu vermediğini söyleyemedim. Bir bahane uydurmam lazımdı, onu da buldum:
“ Bu gece evin kapısını açık bırakacağım. Gece yarısı içeri gir kilerin kapısı da açık olacak. Bir çuval un al git, sonra ödersin!”dedim.
Gündüzler çuvala mı girdi, dercesine gözlerime baktı.
“Senin bizden un aldığını kimse görmesin!” deyince, aklına yattı.
Ben de derin bir nefes aldım.
“Tamam!” dedi, çayımızı içtik, ayrıldık.
Akşam olunca bildiğim bütün duaları okudum; eşimin erken uyumasını istedim. Fare yakalamak için pusuya yatmış kedi gibi eşimin gözlerinin kapanmasını bekledim.
Geç saatlerde nihayet eşim yatmaya gitti. Emin olmak için biraz bekledim. Onunla da yetinmedim gidip eşimin uykuya dalıp dalmadığını kontrol ettim.
Tamam. Uykuya dalmıştı.
kapının tokmağını vurmasın eşimi uyandırmasın diye sokağa bakan iki kanatlı kapıyı açtım, geri geldim. Gaz lambasını söndürdüm, kanepede uzandım.
Uzandım ama kulağım kapıda. Bir çıtırtı mutlak gelir diye düşündüm.
Fazla geçmeden kapı hafiften gıcırdadı.
“Tamam!” dedim. “Adam geldi.”
Kalktım hemen kapıya gittim, komşu beni bekliyordu.
Birlikte bahçe deki kilere geçtik.
“Ses çıkarmamaya dikkat et!” deyince komşu sinirlendi;”Yahu hırsızlık etmiyoruz ya, borcuna bir çuval un alıyoruz!” diye sitem etti.
“Olsun! Kimse görmesin!” dedim.
Kilere girdik gaz lambasını yaktım. Un çuvallarından birini gösterdim;”Şunu sırtına al!” dedim.
Komşu çuvalı düzeltti, yüzüme baktı, beklemeye başladı. Ben neden çuvalı sırtına almıyor diye kızmak üzereyken;”Sana zahmet yardım et de sırtıma alayım!” dedi.
Lambayı bir yere bıraktım, un çuvalını adamın sırtına yükledim, birlikte kilerden çıktık. Bahçeden alt kattaki çıkış kapısına geldik. Ben kapıyı açmak için adamın önüne geçtim. Kapıyı açtım, geri döndüm. Tam;”Bu iş tamam!”, diyecektim ki; üst katta inen tahta merdivenin son basamağında eşim gibi jandarma gibi bize baktığını gördüm.
Geldi, kapıdan çıkmak üzere olan komşuya;”Dur!” diye seslendi.
Aman Allahım, ruhum uçtu sandım. Hanımdan korkmaktan değil, unu götüren adam, eşimden gizli verdiğimi anlarsa, gururu kırılır, bir daha benimle konuşmaz, diye korkuyordum.
Yoksa eşim sonra bana ne derse desin, ben alışkındım.
Adam sırtında ki unla dışarı çıkmadan durdu. Ben ne kadar dua varsa bir çırpıda okudum.
Eşim geldi, adama baktı.
Ne yaptı biliyor musunuz?
” Yetmezse gel bir daha al İsmail Efendi!” demez mi.
Adam teşekkür ederek gitti. Ama ben meydan heykeli gibi anlamsız ve şuursuz bir halde hala hanıma bakıyordum.
Adam gittikten sonra eşim kapıyı örttü, gülümseyerek bana baktı;
” Sana bunu yaptırdığım için özür dilerim. Bundan sonra senin yüreğinden geçen benim de yüreğimden geçtiğini farzet ve ona göre davran!” dedi.
İkimizin de yanaklarımıza sızan gözyaşları silerek yukarı çıktık.
O gece; görücü usulü evlendiğim, otuz yıllık eşimi ilk defa kalpten sevdim, sonraki hayatımızda bir dediğini iki etmedim.
Bugün bayram eşimi ve eşimi kaybedeli beş yıl oldu.
Yardım ettiğimiz komşuyla birlikte her bayram olduğu gibi eşimin mezarından geliyoruz.
Ruhu şadolsun!
Hikâye; Bilal Civelek
Photo

Post has attachment

Post has shared content
Hz. Ali bir Hristiyana misafir oldu.Adam üzüm getirdi.
Hz. Ali üzümü yedi.Sonra üzümden yapılmış şarap
getirdi. Hz. Ali buyurdu ki : Haramdır.
Hristiyan dedi ki : Siz Müslümanlara şaşarım.
Üzüm helal ,içki haram.
Halbuki bu, bundan yapılıyor.
Hz. Ali buyurdu ki : Eşin var mı.
Dedi var.
Kızın var mı.
Dedi o da var.
İkisi de gelsin buraya.
Eşi ve Kızı gelince
Hz. Ali buyurdu ki :Bu Kız bu Anneden dir, Ama
görüyorsun ki ALLAH Annesini sana helal, Kızını ise
haram kılmıştır.
Hristiyan biran için duraksadı, şok olmuştu. Bütün bildiklerini sorgulamaya ve halifeye doğru ağlamaklı bakmaya başladı.
Elinden öpüp Müslümanlığını ilan etti..
Lütfen;
Okuduysanız beğenin ve arkadaşlarınızın da okuyabilmesi için paylaşın...
Photo

Post has shared content

Post has shared content

Post has shared content
ZOR ANNE BABALAR – 3

AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ EBEVEYNLER

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Bir önceki yazımda, baskıcı ebeveyn modelini anlattım.

Çocuklarından çok şey bekleyen, aşırı disiplinli baskıcı ebeveynlerin diğer özellikleri, mesafeli olmaları, çocuklarının istek ve ihtiyaçlarına duyarsız kalmalarıdır.

Şimdi bunun tam tersini düşünün!

Çocuktan beklentisi çok düşük, disiplin ve kuralları olmayan, tüm yaşamını çocuğun istek ve ihtiyaçlarına göre belirleyen, abartılı sevgi gösteren bir ebeveyn.

Bu tablo; yani tek hükmedenin çocuk olduğu, çocuğun her istediğinin yapıldığı aile modeli tüm dünyada giderek yaygınlaşmakta.

Azalan çocuk sayısı ve küçülen aileler, çocuğu merkeze koymayı kolaylaştırıyor kuşkusuz.

Kapitalist tüketim toplumunda kaçınılmaz olan derin toplumsal yabancılaşma ve yalnızlaşmanın, insanın dayanışma ve paylaşım dünyasını yalnızca aile ile sınırlaması ve çocuğun yegane anlamlı amaç haline gelmesi de önemli bir etken.

Geçmişte daha yaygın olan baskıcı ebeveynlerle yetişmiş bireylerin, kendi çocuklarında aşırı hoşgörülü bir tutum sergilediğini sıklıkla görmek mümkün.

Kendi yaşadıkları sıkıntıları yaşatmamak adına, bir uçtan diğer uca savrulurlarken, aşırı hoşgörünün de çocuklar için, en az baskıcı ebeveynlik kadar zorlayıcı bir model olabileceğini gözden kaçırmamak önemli.

Gelin şimdi, aşırı hoşgörülü ebeveyn tutumuna yakından bakalım:

• Aşırı hoşgörülü ebeveynin çocuğuyla ilişkisi, bir ebeveynden çok arkadaş gibidir.

• Çocuk her zaman haklıdır.

• Çocuğuyla çatışmaktan kaçınmak için büyük çaba gösterir.

• Çocuktan olgun davranmasını beklemez.

• Sorumluluk vermez; çocuğun yapması gerekenleri de kendileri üstlenir.

• Kurallar koymaktan ve disiplin uygulamaktan kaçınır.

• Kurallar ve yasaklar koysa bile bunların ömrü kısa olur; "Belediye yasağı üç gün sürer!"

• Ebeveyn çoğu kez kuralı ve cezayı kendiliğinden kaldırır; çocuğun istemesini bile beklemez!

• Henüz değerlendirme yetisi gelişmemiş olsa dahi, hayati kararlarda fikrini söylemesini ister (boşanma, iş, şehir, ülke değişikliği, vb.) Bu durum ileride, çocukta vicdani rahatsızlıklar yaratabilir.

• Çocuğa, para, oyuncak ve hediyelerle adeta rüşvet vererek bir şeyler yaptırmaya çalışır (odasını toplaması, ders çalışması, markete gitmesi gibi).

Yaşamın merkezine yerleşip, özgürlük adına kuralsız ve disiplinsiz yetişen çocuk, gerçek hayatta da her isteğine cevap veren bir dünyanın varlığına inanır.

Ama ne yazık ki gerçek hayat böyle olmaktan çok uzaktır!

Sahte arkadaşlar, insafsız sevgililer, öfkeli öğretmenler, acımasız patronlar, işsizlikler, kovulmalar, reddedilmeler, terk edilmeler, imkânsızlıklar ve kayıplar onun yolunu gözler!

Ve o çocuk, bu dünyaya hazır değildir!

Çünkü çoğu, sabırsız, bencil, kural ve sınır tanımayan, doyumsuz kişilik yapısına sahiptir.

Geçimsiz, sosyal açıdan başarısız, özel ilişkilerde sevgi arsızıdır.

Okul ve çalışma yaşamı gibi disiplin gerektiren ortamlarda çok güçlük çeker.

Zamanı doğru kullanamaz; TV, bilgisayar ve oyunlarla çok zaman harcar.

Problem çözme becerisi zayıf, akademik başarısı düşük olabilir.

Gerek özel gerekse sosyal yaşamında, özveri ve uyum gerektiren ilişkilerde zorlanır.

Çabuk bıkar, kolay öfkelenir.

Paylaşıma açık değildir.

Doğru kararlar almak onun için çok zordur.

Alkol, madde kullanımı, yeme bozukluğu eğilimi gösterebilir.

Daha önceden hiç kısıtlanmadığı ve kendisinden bir şey beklenmediği için nerede ne yapacağını bilemediğinden, şaşırır, bocalar, endişeye sürüklenir.

Onun endişelerine zamanla, çocuğunun nerede nasıl davranacağından, becerilerinden emin olamayan ebeveynin endişeleri de eklenir.

Yetkin ebeveynlikteki özgürlük-disiplin dengesini kuramayan aşırı hoşgörülü ebeveynler adeta, hem kendileri hem de çocukları için, ‘’Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir!’’ sözünü kanıtlarlar!

Devam edecek.
Photo

Post has shared content
Wait while more posts are being loaded