canlar
çıktınız rahman için biliyorum yollara
bıraktınız sevdiklerinizi bakmadınız ağlayanlara
ne olur yarap ayırma canları parçalara
bu yol çok kutlu biryol ama anlayanlara

biliyorum davanız iman davasıdır
istiyorsunuz kimse düşmesin ataşa amandır
zaman zor zaman elde taşınmaz nardır
allahım yardımcıları ol canlara amandır
yeşeren nesil


En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın; 
Adı batsın onu İslâm´a sokan kaltabanın! 
Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel, 
Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel? 
Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan! 
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan? 
Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü! 
Dinle Peygamber-i Zîşân´ın İlâhî sözünü. 
Veriniz başbaşa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübin: 
Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne din! 
“Medeniyyet! ” size çoktan beridir diş biliyor; 
Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor: 
Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ, 
Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid da´vâ? 
Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz… 
Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz! 
Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum… 
Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum! ..    
( Safahat, Hakkın Sesleri)

Post has attachment
Photo

Yabancı

Nur zannetme, parlayan her ışığa bakarken
Ha gayret deyip yitik neslimizi ararken.
Beklentisizlik yerini endişe sararken
“Çağ ve Nesil” sana, sense bu çağa yabancı..

İffet, namus ayaklar altına alınırken
Çiğnediler, sen rüyalarda dünya görürken.
Kuyular çeşit çeşit, Yusuflar’la dolarken
“İffet Yâ Hû” sana, sense Yusuf’a yabancı..

Gecelerini hiç bölmeden şafak sökerken
Sen uyu hâlâ, nesiller girdabda yüzerken (!)
Bir damla gözyaşı, bari bir dua umarken
Gözyaşı sana, sense gözyaşına yabancı..

İlhadın mağdurları inim inim inlerken
Evrâdında kurtuluş istemen biraz erken.
Ezanın yetimleri içten içe ağlarken
Yetimler sana, sense yetimlere yabancı..

Adı kalmış adaletin, Ömerler isterken
Siperde aksiyon.. önde Yavuzlar beklerken
Fatihsiz Mehmetler, fetihlerini sorarken
Yıllarca fetih sana, sense Feth’e yabancı..
Bekir Gül

Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz.
Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;
Düşer mi tek taşı sandın harim-i namusun,
Meğer ki harbe giden son nefer şehid olsun.
Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa,
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,
Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa âfakı bir kızıl sarsar,
Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!
m.akif ersoy


Ayrılığın nağmesi bu duyduğumuz, 
Bakışların gönlümü caydırmadan git. 
Ne bir hatıran kalsın ne de bir umut, 
Duruşların gönlümü yandırmadan git. 

Bütün resimlerini sök at duvardan, 
Sana ait ne varsa çıkart odamdan. 
Kitabın arasında şöyle canından, 
Bir gül bırakmıştın ya soldurmadan git. 

Hani bir şarkı vardı mazide kalan, 
Öyle içten acıklı, öylesi nalan. 
Göğsüme yaslanıp da sevince boğan, 
Yeşermiş tüm aşkları kurutmadan git. 

Nasıl güzeldi herşey hatırlasana, 
Nasıl gülüşürdük biz dert ortasında. 
Ekmek paramız yokmuş ne gam, ne tasa, 
Güzel hatıraları zehretmeden git. 

Hani mevsimlerden, hep biri bahardı, 
Hani gökten her cemre bize yağardı, 
Hani kış ortasında mevsim bahardı, 
Şu inanmış gönlümü, kandırmadan git. 
Allah aşkına bırak, öldürmeden git...
 
Bedirhan Gökçe

Huzeyfetü’l-Adevî der ki: Harb-i Yermûk’ün,
Yaman kızıştığı bir gündü, pek sıcak bir gün.
İkindi üstü biraz gevşeyince sanki kıtâl,
Silâhı attım elimden, su yüklenip derhâl,
Mücâhidîn arasından açıldım imdâda,
Ağır yarayla uzaklarda kalmış efrâda.
Ne ma’rekeydi ki çepçevre göğsü kandı yerin!
Hudâ’yâ kalbini açmış yatan bu gövdelerin,
Şehîdi çoksa da gâzîsi hiç mi yok?.. Derken,
Derin bir inleme duydum… Fakat bu ses nerden?
Sırayla okşadığım sîneler bütün bî-rûh…
Meğerse amcamın oğluymuş inleyen mecrûh.
Dedim; “Biraz su getirdim, içer misin versem?”
Gözüyle “Ver!” demek isterken arkadan bir elem,
Enîne başladı. Baktım nigâh-ı merhameti,
“Götür!” deyip bana îmâda ses gelen ciheti.
Ne yapsam içmeyecek, boştu anladım ibrâm;
O yükselen sese koştum ki Âs’ın oğlu Hişâm.
Görünce gölgemi birden kesildi nevhaları;
Su istiyordu garîbin dönüp duran nazarı.
İçirmek üzre eğildim, üçüncü bir kısa “âh!”,
Hırıltılarla boşanmaz mı karşıdan nâgâh!
Hişâm’ı gör ki o hâlinde kaşlarıyla bana,
“Ben istemem hadi git ver,” diyordu, “haykırana.”
Epey zaman aradım âh eden o muhtazarı….
Yetiştim oh, kavuşmuştu Hakk’a son nazarı!
Hişâm’ı bâri bulaydım, dedim hemen döndüm,
Meğer şikârına benden çabuk yetişmiş ölüm!
Demek bir amcamın oğlunda vardı, varsa ümîd.
Koşup hizâsına geldim o kahraman da şehîd.
                       Mehmed Akif

YALAN
gürledi gök çıktı güçlü bir ses
daha var deme kesilirse nefes
ölmüyecekmiş gibi etme heves
gücün yetmez azraile edersin pes
şimşek çakar gök gürler
bir bakarsın yıldırım düşer
geçiyor ömürden günler
güvenme gençliğine oda biter
düşer toprağa binlerce damla
gel yalan dünyaya aldanma
zaman çok deyip oyalanma
gençliğine güvenip yolda kalma
düşen damla zamanla olur bir bulut
resulullahı iyi dinle ve iyi tut
günahım çok deme hep umut umut
yok olur düşüncen varsa ise onu unut
nereye gidiyorsun dön kuran`a bak
seni bir damla sudan yaratmadımı hak
gözünü doyurur bir avuç kara toprak
sen fanisin arkadaş oyalanmayı bırak
YEŞEREN NESİL

ALTIN NESİL

yürü gençliğim yollar senindir
mahzun bakan  gözleri  sevindir
 müslümandan rabbinin  isteğidir
esselerde seni sen  doğruyu bildir

bu yolda dikenler var ağlayacaksın
sıladan ayrılırsan bakmayacaksın
belkide yolda rahmana kavuşacaksın
ama hep doğruları haykıracaksın

bir ışık olacaksın  karanlıklara
belkide atılacaksın zindanlara
rastlarsan eğer  paslı vicdanlara
korkma ey nesil duyur insanlara

ayrı kalmadımı sıladan ashap
saplasalar göğsüne mızrak
bu yolun yolcusuna çile hak
komşu eyle resulullaha yarap

                              YEŞEREN NESİL


görmüyormusun

  güneşi  ayı gör kapatma gözünü ey  kör
bir damla sudan yaratıldın heybe nankör
nebatat ölmek üzere  sen bunu seyrediyorsun
 gelecek yaz  dirilten rabbini inkarmı ediyorsun
 

kendi lisanıyla bağırıyor suda balıklar
benide yaratan bir yaratıcı var
görmüyormusunuz suda yaşıyorum insanlar
suda yaşanmazmı sandınız akılsızlar

sanma toprak altında hep ölüler yatar
solucan bağırır  yaşıyorum vicdansızlar
banada rızık tayin eden bir yaratıcı var
aç gözünü düşersin yoksa kuyuya ateş var

çevir başını bir bak sende asumana
dön artık alemi yaratan rahmana
dünya kalmadı sultan süleymana
dönüş mutlaktır aldanma kısa zamana
                 YEŞEREN NESİL
Wait while more posts are being loaded