Post is pinned.Post has attachment
BEŞİNCİ DERS HARFİ CERLER

Yanlız başına anlam ifade etmeyen, ancak isme dahil olduklarında manaya katkıda bulununan bazı kelimeler vardır.

Âmili lafzî semâînin birinci çeşidi harfi cerlerdir. Harfi cer: “Dâhil olduğu kelimin sonunu cer yapan harftir.” Harfi cerler toplamda yirmi tane olup, bir ismin önüne gelerek sonunu kesra yaparlar. Harfi cerre kısaca “car”, sonu kesra olan isme de “mecrur” denir. Bu harfler ve misâlleri şöyledir:

1. Bâ (اَلْبَاءُ): Allâh’a inandım. / آمَنْتُ بِااللَّهِ

2. Min (مِنْ): Bütün günâhlardan tövbe ettim. / تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذّنْبٍ

3. İlâ (إِلَى): Allâh Teâlâ’ya tövbe ettim. / تُبْتُ إلَى اللَّهِ تَعَالَى

4. An (عَنْ): Haramdan men edildim. / كُفِفْتُ عَنِ اْلحَرَامِ

5. Alâ (عَلَى): Her günahkâr üzerine tövbe etmek vâcibtir. / تَجِبُ التَّوْبَةُ عَلَى كُلِّ مُذْنِبٍ

6. Lâm (لِ): Ben Allâh Teâlâ’nın kulcağızıyım. / اَنَا عُبَيْدٌ لِلَّهِ تَعَالَى

7. Fî (فِي): İtaat eden cennettedir. / اَلْمُطِيعُ فِي اْلجَنَّةِ

8. Kâf (اَلْكَافُ): O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur. / لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ

9. Hattâ (حَتَّى): Ölünceye kadar Allâh’u Teâlâ’ya ibâdet ederim. / اَعْبُدُ اللَّهَ تَعَالَى حَتَّى اْلمَوْتِ

10. Rubbe (رُبَّ): Nice okuyucular vardır ki Kur’ân onlara lanet eder. / رُبَّ تَالٍ يَلْعَنُهُ الْقُرْآنُ

11. Vâvul-kasem (وَاوُ الْقَسَمِ): Allâh’a yemin ederim ki asla büyük günâhları yapmayacağım. / وَاللَّهِ لَا اَفْعَلَنَّ اْلكَبائِرَ

12. Tâul-kasem (تَاءُ الْقَسَمِ): Allâh’a yemin ederim ki elbette farzları yapacağım. / تَاللَّهِ لَأَفْعَلَنَّ اْلفَرَائِضَ

13. Hâşâ (حاَشاَ): Âlim hariç, insânlar helak oldu. / هَلَكَ النَّاسُ حَاشَا اْلعَالِمِ

14. Muz (مُذْ): Buluğ günden beri yaptığım tüm günâhlara tövbe ettim. / تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ فَعَلْتُهُ مُذْ يَوْمِ اْلبُلُوغِ

15. Munzu (مُنْذُ): Buluğ gününden itibaren namaz farz olur. / تَجِبُ الصَّلَاةُ مُنْذُ يَوْمِ اْلبُلُوغِ

16. Halâ (خَلاَ): İlmiyle amel edenler hariç, âlimler helak oldu. / هَلَكَ اْلعَالِمُونَ خَلَا اْلعَامِلِ بِعِلْمِهِ

17. Adâ (عَدَا): İhlâslılar hariç, amel edenler helâk oldu. / هَلَكَ اْلعَامِلُونَ عَدَا اْلمُخْلِصِ

18. Levlâ (لَوْلاَ): Ey Allâh’ın rahmeti, sen olmasaydın elbette insânlar helak olurdu. / لَوْلَاكَ يَا رَحْمَةَ اللَّهِ لَهَلَكَ النَّاسُ

19. Key (كَيْ): Niçin/neden isyân ettin? (Keymihe = keymâ, eliften bedel he gelmiş) / كَيْمَه عَصَيْتَ

20. Lealle (لَعَلَّ): Umulur ki Allâh Teâlâ günâhımı bağışlar. / لَعَلَّ اللَّهِ تَعَالَى يَغْفِرُ ذَنْبِي

Bu harfler, bağlı oldukları fiil ya da fiil mânâsında olan kelimelerin mânâlarını, mecrura taşıdıklarından dolayı “izâfet harfleri” olarak da isimlendirilirler. Harfi cerlerde genel olarak izâfet bulunur. Cer etmek ise mutlaktır.

Harfi Cerlerin Mânâları:

1. Bâ (اَلْبَاءُ) “ile” mânâsındadır. İlsâk (bağlamak, bitiştirmek) içindir.

2. Min (مِنْ) “den-dan” mânâsındadır. İbtida (başlangıç) içindir.

3. İlâ (إِلَى) “e-a” mânâsındadır. İntiha (bitiş) içindir.

4. An (عَنْ) “den-dan” mânâsındadır. Mücaveze (uzaklaşma) içindir.

5. Alâ (عَلَى) “üzerinde-üzerine” mânâsındadır. İstila içindir.

6. Lâm (لِ) “için” mânâsındadır. İstikak (hak etme) ve mülkiyet (sâhib olma) içindir.

7. Fî (فِي) içinde, de-da mânâsındadır. Zarfiyet içindir.

8. Kâf (اَلْكَافُ) “gibi” mânâsındadır. Teşbih (benzetme) içindir.

9. Hattâ (حَتَّى) “…e kadar” mânâsındadır. Gaye (sona eriş, bitiş) içindir.

10. Rubbe (رُبَّ) “nice, bazı” mânâsındadır. Taklîl ve teksîr (azlık ve çokluk) içindir.

11. Vâvul-kasem (وَاوُ الْقَسَمِ) “yemin” mânâsındadır. Yemin içindir.

12. Tâul-kasem (تَاءُ الْقَسَمِ) “yemin” mânâsındadır. Yemin içindir.

13. Hâşâ (حاَشاَ) istisna mânâsındadır. İstisna içindir.

14. Muz (مُذْ) “… den beri” mânâsındadır. Mazi zamanda başlamak içindir.

15. Munzu (مُنْذُ) “… den beri” mânâsındadır. Mazi zamanda başlamak içindir.

16. Halâ (خَلاَ) “istisna” mânâsındadır. İstisna içindir. Çoğunlukla fiil olarak gelir.

17. Adâ (عَدَا) “istisna” mânâsındadır. İstisna içindir. Çoğunlukla fiil olarak gelir.

18. Levlâ (لَوْلاَ) “olmasaydı” mânâsındadır. Kendine zamir bitiştiğinde, başka bir şeyin mevcudiyetiyle, bir şeyin mümkün olmayacağını ifâde etmek içindir.

19. Key (كَيْ) “için, niçin, neden” mânâsındadır. İstifham ما sı dâhil olunca illet içindir.

20. Lealle (لَعَلَّ) “umulur ki, belki” mânâsındadır. Ukayl kabilesinin lügatinde ümit içindir.

Harfi cerlerin mânâları bunlardan ibâret değildir. Bunların açıklanması bundan daha geniş bilgiler içeren nahiv kitâblarında bulunmaktadır.Harfi Cerlerin Ameli:

Harf-i cerlerin ameli üç türlüdür. Bunlar:

1. Harf-i cerler, mu‘râb yani i‘râb kabul eden bir ismin başına gelip sonunu cer yaparlar. Buna “lafzî i‘râb” denir. Misâlen: “ Ben Zeyd’e uğradım.” Cümlesinde ب harfi ceri, بِزَيْد kelimesinin evveline gelerek sonunu cer etmiştir.

2. Harf-i cerler, murab bir kelimenin sonunda illet harfi varsa takdiren cer yaparlar. Buna “takdiri irâb” denir. Misâlen: “رَضِيْنَا عَنْ الْقَضِى Biz kadâdan râzı olduk.” Cümlesinde عَنْ harf-i ceri, الْقَضِى kelimesinin evveline gelerek sonunu cer etmiştir.

3. Harf-i cerler, kelimenin aslında bir illet varsa mahallen cer yaparlar. Buna “mahallî irâb” denir. Misâlen: مَنْ kelimesi, mebni (irâb kabul etmeyen) bir kelimedir. Bu sebeble evveline عَلَى gibi bir harfi cerin gelmesi sonuna tesir etmez.

Tek başına bir anlam ifade etmemekle birlikte başlarına geldikleri kelimeleri mecrur (son harekelerini kesra) yaparlar.

فِي (Fi) De, Da

فِي البَيْتِ : Evde-Evin içinde.

عَلَى (Alâ) Üstünde

عَلَى المَكْتَبِ : Masanın üzerinde.

دَخَلْتُ عَلَى المُدِيرِ : Müdürün odasına gittim.

لِ (Li) İçin, aitlik

لِلهِ : Allah için.

مِنْ (Min) İki farklı kullanımı vardır. 1- den, dan, 2- Vurgu yapmak için.

خَرَجْتُ مِنَ البَيْتِ : Evden çıktım.(1)

مِنْ أَيْنَ أَنْتَ؟ : Sen nerelisin? (Sen neredensin?)(1)

أَنَا مِنْ اليَابَانِ : Japonyadanım.(1)

مَا غَابَ مِنْ أَحَدٍ : Kimse gelmemezlik yapmadı.(2)

لَا يَخْرُجْ مِنْ أَحَدٍ : Kimse dışarı çıkmasın.(2)

لَا تَكْتُبْ مِنْ شَيْءٍ : Hiçbir şey yazmayın.(2)

ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

ھَلْ مِنْ سُؤَالٍ عِنْدَكَ؟ : Sorusu olan var mı?(2)

إِلَى (İlâ) İki farklı kullanımı vardır. 1- e,a doğru, 2- Bitişik zamirler ile birlikte kullanılırsa ‘Al’ fiili olur.

ذَھَبْتُ إِلَى البَيْتِ : Eve gittim.(1)

أَيْنَ ذَھَبَ؟ : Nereye gitti?(1)

ذَھَبَ إِلَى المُدِيْرِ : Müdüre gitti.(1)

خَرَجَ المُدَرِّسُ مِنْ الفَصْلِ وَ ذَھَبَ إِلَى المُدِيرِ : Öğretmen sınıftan çıktı ve müdüre gitti.(1)

إِلَيْكَ ھذا الكِتابَ : Bu kitabı al.(2)

إِلَيْكُنَّ ھذه الدَّفَاتِرَ يا أَخَوَاتُ : Kızkardeşler, bu defterleri alın.(2)

عَنْ (An) e, a, den, dan, hakkında

ھو بَعِيدٌ عَنْ المَدْرَسَةِ جِدّاً : O gerçekten okula uzaktır.

بِ (Bi) İle.

قَتَلَ الرَجُلُ الحَيَّةَ بِالحَجَرِ : Adam yılanı taş ile öldürdü.

أَبِاللُغَةِ العَرَبِيَّةِ ھذه المَجَلَّةُ؟ : O dergi Arapça (Arap dili ile) mi?

لا، ھي بِاللُغَةِ الاِنْكِلِيزِيَّةِ : Hayır, o İngilizce (İngiliz dili ile).

أَنَا مَسْرُورٌ بِلِقَاىِٔكَ : Seninle karşılaştığımdan dolayı sevinçliyim.

أَنَا مَسْرُورَةٌ بِكَ : Ben seninle (senden dolayı) memnunum.

فَرِحَ بِيَ المُدَرِّسُ كَثِيراً : Öğretmen benimle (bana) çok sevindi.

* Genelde cansız eşya yada insan dışındaki varlıklar için بِ kullanılır. İnsan söz konusu olunca da مَعَ (ile, beraber) zarfı tercih edilir.

و (Ve) Üç farklı şekilde kullanılabilir. 1- Ve bağlacı, 2- Ant, yemin (Harf-i Cer), 3- Hal, durum (iken) (İsim cümlesi olarak kullanılır. Cümle içinde fiil kullanılmışsa muzari olur. Fiil cümlesinde kullanılacaksa قد ile birlikte kullanılır, bkz. Mazi Fiiller.)

أُرِيدُ كِتَابًا وقَلَماً : Kitap ve kalem istiyorum.(1)

واللهِ مَا رَأَيْتُهُ : Valla onu görmedim.(2)

دَخَلْتُ المَسْجِدَ والإِمامُ يَرْكَعُ : İmam rukudayken camiye girdim.(3)

مَاتَ أَبِي وأَنَا صَغِيرٌ : Babam ben çocukken öldü.(3)

دَخَلَ المُدَرِّسُ الفَصْلَ وھو يَحْمِلُ كُتُباً كَثِيرَةً : Öğretmen birçok kitap taşıyorken sınıfa girdi.(3)



İsimlerin başında “harf-i cer” denen harfler olursa o ismin sonunu esre yaparlar. Bu harf-i cerler en çok kullanılış sırasına göre örnekleri ile beraber şöyledir:




مِنْ

..den, ..dan(Başlamak, kısmiyet ve açıklama için kullanılır)
مِنَ الْبَيْتِ

evden →
خَرَجْتُ مِنَ الْبَيْتِ.

Evden çıktım.
مِنْ ناَفِذَةٍ

bir pencereden →
نَظَرَ الْوَلَدُ مِنْ ناَفِذَةٍ.

Çocuk bir pencereden baktı.
مِنَ الْبَابِ

kapıdan →
مَنْ دَخَلَ مِنَ الْبَابِ ؟

Kapıdan kim girdi?

Kâide: (مِنْ) harf-i cerinden sonra gelen isim harf-i tarif (الْ)ile başlıyorsa nun’a cezim yerine fetha verilerek öbür kelimeye geçiş yapılır: مِنَ الْبَيْتِ (minel beyti), مِنَ الْبَابِ(minel bâbi) gibi.

فيِ

..de, ..da, içinde, hakkında(Mekan ya da zaman gibi zarfiyet bildirir)
فِي الْبَيْتِ

evde, evin içinde →

جَلَسْتُ فِي الْبَيْتِ الْيَوْمَ.

Bugün evde oturdum.

فيِ السَّياَّرَةِ

arabada →
اَلْوَلَدُ لَعِبَ فيِ السَّياَّرَةِ.

Çocuk arabanın içinde oynadı.

فيِ الْمَدْرَسَةِ

okulda →
كَتَبْتُ الدَّرْسَ فيِ الْمَدْرَسَةِ.

Dersi okulda yazdım.

فيِ الصَّباَحِ

sabahleyin →
كَتَبْتُ الدَّرْسَ فيِ الصَّباَحِ.

Dersi sabah yazdım.

إِلَى

..e, ..a, ..ye, ..ya

(Sonun bitişi için kullanılır)

إِلَى الْمَدْرَسَةِ

okula →
حَضَرَ التِّلْميِذُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

Öğrenci okula geldi.
إِلَى الْبَيْتِ eve →
ذَهَبْتُ إِلَى الْبَيْتِ مُبَكِّراً.

Eve erken gittim.
إِلَى السُّوقِ

çarşıya →
ذَهَبَتْ زَيْنَبُ إِلَى السُّوقِ.

Zeynep çarşıya gitti.

عَلَى

..e, ..a, ..ye, ..ya, üzerine, üstünde

عَلَى الْماَءِ

suyun üzerinde →
سَبَحَ الْقَلَمُ عَلَى الْماَءِ.

Kalem suyun üzerinde yüzdü.
عَلَى الْأَرْضِ

yerin üzerine, yere →
سَقَطَ الْوَلَدُ عَلَى الْأَرْضِ.

Çocuk yere düştü.
عَلَى الْكُرْسِيِّ

sandalye üzerine →
جَلَسْتُ عَلَى الْكُرْسِيِّ.

Sandalyeye oturdum.






بِ

ile, ..le

بِالْقَلَمِ kalem ile, kalemle → كَتَبْتُ الدَّرْسَ بِالْقَلَمِ. Dersi kalemle yazdım.
بِالسِّكِّينِ bıçakla →
قَشَرْتُ الْفاَكِهَةَ بِالسِّكِّينِ.

Meyveyi bıçakla soydum.
بِالْحاَفِلَةِ

otobüsle →
ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ بِالْحاَفِلَةِ.

Okula otobüsle gittim.
Genelde cansız eşya ya da insan dışındaki varlıklar için بِ kullanılır. İnsan söz konusu olunca da مَعَ (ile, beraber) zarfı tercih edilir:


ذَهَبْتُ مَعَ خاَلِدٍ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

Halit’le okula gittim.

شَرِبْتَ الشاَّيَ مَعَ صَديِقٍ.

Bir arkadaşla çay içtin.

عَنْ

den, dan, hakkında


مُعَلِّمٍ عَنْ

öğretmenden →
سَمِعْتُ الْخَبَرَ عَنْ مُعَلِّمٍ.

Haberi bir öğretmenden işittim.

عَنِ الطِّفْلِ

çocuktan →
ذَهَبَ الْخَوْفُ عَنِ الطِّفْلِ.

Çocuktan korku gitti.
عَنِ التَّلاَميِذِ

öğrencilerden, öğrenciler hakkında
سَأَلَ الْمُديِرُ عَنِ التَّلاَميِذِ

Müdür öğrencileri (öğrenciler hakkında) sordu.

لِ

için

لِلَّهِ

Allah için →
صَلَّيْتُ لِلَّهِ تَعَالَى.

Allâhu Teala için namaz kıldım.
لِخَالِدٍ Halit için →
ذَهَبْتُ إِلَى السوُّقِ لِخَالِدٍ.

Çarşıya Halit için gittim.
لِلدِّراَسَةِ eğitim için →
ذَهَبْتُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ لِلدِّراَسَةِ.

Okula eğitim için gittim.

Not: Bu harf-i cer ألْ ile ma’rife olan bir ismin başına geldiğinde harf-i tarifin elifi hazfedilir (kaldırılır, atılır): اَلْبَيْتُ – \ لِلْبَيْتِ اَلطاَّلِبُ –لِلطاَّلِبِ gibi.

كَ

gibi
اَلْأَرْضُ كَالْكُرَةِ.

Dünya top gibidir.
أَحْمَدُ كَالْأَسَدِ.

Ahmet arslan gibidir.
حَتَّي

…ceye kadar, ta ki


حَتَّي الْمَوْتِ

Ölüme kadar (ölünceye kadar)


عَبَدْتُ اللهَ حَتَّي الْمَوْتِ.

Ölüme kadar (ölünceye kadar) Allah’a ibadet ettim.

رُبَّ

olur ki, belki, bazı, nice vardır


رُبَّ طاَلِبٍ ماَ كَتَبَ الدَّرْسَ.

Ders yazmayan nice öğrenci vardır.

مُذْ – مُنْذُ

..den beri, ..dan beri, ..den itibaren

وَجَبَتِ الصَّلاَةُ مُنْذُ الْبُلوُغِ.

Buluğdan itibaren namaz vacip oldu.


F Mef’ûlu bihin harekesi mansûbtur (üstündür). Aslında fiil ve fâilden sonra geriye kalan kelimeler ve harf-i cerler mef’ûldür. Fakat harf-i cer alan mef’ûlü bihin son harfinin harekesi esre olur ve o kelimeye mefulun bih gayr-i sarih denir. Harf-i cer almayan mef’ûle mef’ûlun bih sarih denir. Genellikle cümlede önce mef’ûlün bih sarih (üstün harekesini açık olarak alan mef’ûl), sonra da mef’ûlün bih gayr-i sarih (üstün harekesini açık olarak alamayan mef’ûl) yazılır.

كَتَبَ الْوَلَدُ الدَّرْسَ بِالْقَلَمِ.

M.B.Gayr-i Sarih. M.B.Sarih

Çocuk dersi kalemle yazdı.
Photo

Post has attachment
Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Muhammed Sûresi 17-18. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

17-Hidâyete ermiş olan kimselere gelince, (Allah îmanlarına mükâfât olarak) onlara hidâyeti artırmış ve kendilerine (günahlardan) sakınmaları (ilhâmı)nı vermiştir.

18-Artık (onlar), kıyâmetin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Hâlbuki onun alâmetleri gerçekten gelmiştir! (*) Fakat (kıyâmet) başlarına geldiği zaman ibret almaları kendilerine ne fayda verir?

(*)“Îman ve teklif (emir ve yasaklara itâatle vazîfeli olmak) ihtiyar (irâdeyle tercîh edebilme) dâiresinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsâbaka (yarışma) olduğundan, perdeli ve derin ve tedkīka (araştırmaya) ve tecrübeye muhtaç olan nazarî (düşünerek görülebilen) mes’eleleri, elbette bedîhî (apaçık) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdîk edecek derecede zarûrî (mecbûr edici) olmaz. Tâ ki Ebû Bekir’ler (ra) a‘lâ-yı illiyyîne (en yüksek mertebelere) çıksınlar, Ebû Cehil’ler esfel-i sâfilîne (aşağıların en aşağısına) düşsünler. Eğer ihtiyâr kalmazsa teklîf olamaz. Bu sır ve bu hikmet içindir ki, mu‘cizeler seyrek ve nâdir verilir.

Hem dâr-ı teklifte (imtihan dünyasında) gözle görünecek olan alâmet-i kıyâmet ve eşrât-ı saat (kıyâmet alâmetleri), bir kısım müteşâbihât-ı Kur’âniye (Kur’ân’ın teşbih ve benzetmeli âyetleri) gibi kapalı ve te’villi oluyor (îzâhı gerekiyor). Yalnız, güneşin mağribden (batıdan) çıkması, bedâhet derecesinde (apaçık) olup herkesi tasdîke mecbûr ettiğinden, tevbe kapısı kapanır; o zaman daha tevbe ve îman makbûl olmaz. Çünki Ebû Bekir’ler (ra), Ebû Cehil’ler ile tasdikte berâber olurlar. Hattâ Hazret-i Îsâ Aleyhisselâmın nüzûlü (inmesi) dahi ve kendisi Îsâ Aleyhisselâm olduğu, nûr-ı îmânın (îmân nûrunun) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.” (Şuâ‘lar, 5. Şuâ‘, 72)
Photo

Post has attachment
Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Muhammed Sûresi 17-18. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

17-Hidâyete ermiş olan kimselere gelince, (Allah îmanlarına mükâfât olarak) onlara hidâyeti artırmış ve kendilerine (günahlardan) sakınmaları (ilhâmı)nı vermiştir.

18-Artık (onlar), kıyâmetin ansızın kendilerine gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Hâlbuki onun alâmetleri gerçekten gelmiştir! (*) Fakat (kıyâmet) başlarına geldiği zaman ibret almaları kendilerine ne fayda verir?

(*)“Îman ve teklif (emir ve yasaklara itâatle vazîfeli olmak) ihtiyar (irâdeyle tercîh edebilme) dâiresinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsâbaka (yarışma) olduğundan, perdeli ve derin ve tedkīka (araştırmaya) ve tecrübeye muhtaç olan nazarî (düşünerek görülebilen) mes’eleleri, elbette bedîhî (apaçık) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdîk edecek derecede zarûrî (mecbûr edici) olmaz. Tâ ki Ebû Bekir’ler (ra) a‘lâ-yı illiyyîne (en yüksek mertebelere) çıksınlar, Ebû Cehil’ler esfel-i sâfilîne (aşağıların en aşağısına) düşsünler. Eğer ihtiyâr kalmazsa teklîf olamaz. Bu sır ve bu hikmet içindir ki, mu‘cizeler seyrek ve nâdir verilir.

Hem dâr-ı teklifte (imtihan dünyasında) gözle görünecek olan alâmet-i kıyâmet ve eşrât-ı saat (kıyâmet alâmetleri), bir kısım müteşâbihât-ı Kur’âniye (Kur’ân’ın teşbih ve benzetmeli âyetleri) gibi kapalı ve te’villi oluyor (îzâhı gerekiyor). Yalnız, güneşin mağribden (batıdan) çıkması, bedâhet derecesinde (apaçık) olup herkesi tasdîke mecbûr ettiğinden, tevbe kapısı kapanır; o zaman daha tevbe ve îman makbûl olmaz. Çünki Ebû Bekir’ler (ra), Ebû Cehil’ler ile tasdikte berâber olurlar. Hattâ Hazret-i Îsâ Aleyhisselâmın nüzûlü (inmesi) dahi ve kendisi Îsâ Aleyhisselâm olduğu, nûr-ı îmânın (îmân nûrunun) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.” (Şuâ‘lar, 5. Şuâ‘, 72)
Photo

Post has attachment
“Gerçeğin arayıcısı için tek bir gerçek yeterlidir ve binlerce argüman tutkunun yapışması için yeterli değildir...”
Photo

Post has attachment

Post has attachment

Akşam Duamiz

AIIahım hastaIara şifa, dertIiIere deva, borçIuIara eda ver. Rezzak ismin iIe rızkımızı arttır, kimseye muhtaç etme!
♥️♥️
GeIen GeIsin SAADETLE, Giden gitsin SELAMETLE, Artsın EksiImesin, Taşsın DöküImesin, RABBİM GönIünüze Göre Versin.
♥️♥️
ALLAH’IM; Doğduğum Gün Emanet Ettiğin O Tertemiz KaIbimi, Aynı TemizIikte SANA Sunmayı Nasip EyIe.
♥️♥️
Kime dua kapısı açıImış ise ona rahmet kapıIarı açıImış demektir. Hadis-i Şerif
♥️♥️
Ya RAB.! SANA karşı oIan mahcubiyetim bana yeter. Başkasının önünde beni mahcup etme! Beni SEN kaIdır ki, kimseIer düşürmesin.
♥️♥️
AIIah’ım! DavranışIarımızı ‘İnancımızIa’ bütünIeştir; Sözümüzü de ‘ÖzümüzIe’ birIeştir.
♥️♥️
Ya Rabbî Ben’i Ben’den aI ama Ben’i Sen (c.c) ‘den uzak etme. Amin.
♥️♥️
Dua ve ibadet, AIIah iIe oImaktır. AIIah iIe oIan kimse için öIüm de, ömür de hoştur. MevIana


Photo

Post has attachment

Post has attachment
Photo

"Veli, toprak gibidir. Ona her türlü kötü şey atılır, fakat ondan hep güzel şeyler biter."

Akşemseddin (k.s)

Semerkand Takvimi

Post has attachment
Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur'an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.
ÜÇÜNCÜ İŞARET: SUAL:
Kur'an-ı Hakîm'de ehl-i dalalete karşı azîm şekvaları ve kesretli tahşidatı ve çok şiddetli tehdidatı, aklın zahirine göre adaletli ve münasebetli belâgatına ve üslûbundaki itidaline ve istikametine münasib düşmüyor. Âdeta âciz bir adama karşı, orduları tahşid ediyor. Ve onun cüz'î bir hareketi için, binler cinayet etmiş gibi tehdid ediyor. Ve müflis ve mülkte hiç hissesi olmadığı halde, mütecaviz bir şerik gibi mevki verip ondan şekva ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?
ELCEVAB:
Onun sırr ve hikmeti şudur ki: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalalete sülûk ettikleri için, küçük bir hareketle çok tahribat yapabilirler. Ve çok mahlukatın hukukuna, az bir fiil ile çok hasaret veriyorlar. Nasılki bir sultanın büyük bir ticaret gemisinde bir adam az bir hareketle, belki küçük bir vazifeyi terketmekle, o gemi ile alâkadar bütün vazifedarların semere-i sa'ylerinin ve netice-i amellerinin mahvına ve ibtaline sebebiyet verdiği için; o geminin sahib-i zîşanı, o âsiden, o gemi ile alâkadar olan bütün raiyetinin hesabına azîm şikayetler edip dehşetli tehdid ediyor ve onun o cüz'î hareketini değil, belki o hareketin müdhiş neticelerini nazara alarak ve o sahib-i zîşanın zâtına değil, belki raiyetinin hukuku namına dehşetli bir cezaya çarpar.
Öyle de: Sultan-ı Ezel ve Ebed dahi, Küre-i Arz gemisinde ehl-i hidayetle beraber bulunan ehl-i dalalet olan hizbü'ş-şeytanın zahiren cüz'î hatiatlarıyla ve isyanlarıyla pek çok mahlukatın hukukuna tecavüz ettikleri ve mevcudatın vezaif-i âliyelerinin neticelerinin ibtal etmesine sebebiyet verdikleri için, onlardan azîm şikayet ve dehşetli tehdidat ve tahribatlarına karşı mühim tahşidat etmek, ayn-ı belâgat içinde mahz-ı hikmettir ve gayet münasib ve muvafıktır. Ve mutabık-ı mukteza-yı haldir ki; belâgatın tarifidir ve esasıdır ve israf-ı kelâm olan mübalağadan münezzehtir. Malûmdur ki; böyle az bir hareketle çok tahribat yapan dehşetli düşmanlara karşı gayet metin bir kal'aya iltica etmeyen, çok perişan olur.
İşte ey ehl-i iman! O çelik ve semavî kal'a: Kur'andır. İçine gir, kurtul.
Lemalar - 72
Photo
Wait while more posts are being loaded