Post is pinned.Post has attachment
MEKKENİN FETHİ VE TARİHİ...ÖNEMLİ OLAN HİRİSTİYANLARA BENZEMEMEK ONLAR GİBİ YILBASINI KUTLAMAMAK... TARİH 1. OCAK OLMUŞ VEYA 11 OCAK OLMUŞ NE FARKEDER...DÜŞÜNEN VE BU FETHİ,KÜDÜSÜ ,MESCİD-İ AKSAYI UNUTTURMAYANLARA SELAM OLSUN...MEKKENİN FETHİ 'NİN 1388 'INCI YILI MÜBAREK OLSUN. ........
Hikmetlerle Dolu Bir Fetih - Mekke / 1380’inci Yıl...
Ahmet Başer
2010 - Aralık, Sayı: 298, Sayfa: 023
Resûlüllah (s.a.v.) efendimizin kumandasındaki İslâm ordusunun 1 Ocak 630 tarihinde sefere çıkıp, 10-11 Ocak 630 tarihinde Mekke’yi feth etmesi, hem İslâm tarihinde, hem de dünya tarihinde şerefle yâd edilmesi gereken çok önemli bir olaydır.

İslâm’ın ilk defa tebliğinden itibaren, müslüman olanlara her çeşit zulmü reva gören Kureyş’lilerin şerlerinden emin olmak için, Medine’ye göçmek zorunda bırakılan Resûlüllah (s.a.v.) ve ashâbının, Medine’ye hicretten sadece sekiz yıl gibi kısa bir zaman sonra on-oniki bin kişilik muhteşem bir orduyla, kan dökmemeye özen göstererek Mekke’yi fethedip, sonunda da af bayramı ilân etmesi olayının dünyada eşi ve benzeri yoktur.

Bu bakımdan Mekke’nin fethi olayında İslâm’ı tebliğ gayretinde olanların ve tüm insanlığın öğreneceği, örnek alacağı çok önemli sonuçlar vardır.

Birincisi, siyasi olarak: Mekke’nin fethinden sadece yirmi ay önce, on yıllığına imzalanan ve başlangıçta müslümanların aleyhine gibi gözüken Hudeybiye barış anlaşmasının Allah Resulü’nün siyasi alanda dâhiliğinin ispatı olmuştur.

Peygamber efendimizin en yakınında olan, ashâbın önde gelenlerinin dahi kabul etmek istemedikleri Hudeybiye barış şartları, başlangıçta müslümanlar açısından olumsuz gözüktüğü halde, sonuç olarak iki yıl bile geçmeden Mekke’li müşrikler tarafından ihlâl edilerek bu fethin yolu açılmıştır.

Siyasetle ilgilenenlerin bu fetih ve öncesi anlaşmalardan alacağı çok önemli dersler vardır. Savaşlar sadece meydanlarda kazanılmaz. Asıl savaş masada yapılmaktadır. Çünkü her savaşın ardından kesin netice, masa etrafında yapılan görüşmelerle sağlanmaktadır. Hal böyle olunca anlaşma yapacak kişilerin firâsetli olmaları, yazılan anlaşmada, değil bir madde veya cümle, nokta veya virgüle kadar her hususta çok dikkatli olunması, o günün şartlarını değil, çok uzun yıllar sonrası düşünülerek hareket edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Barış zamanlarında da ülke yönetiminde söz sahibi olanlar, çıkardıkları kanun, yönetmelik, tüzük v.s. her hususta akıllı, dikkatli ve basiretli olmalıdırlar. Yapılan en küçük bir hata memleket içindeki hassas dengeleri bozmaya, insanları bölmeye, bir grubun diğer bir gruba adaletsiz bir şekilde üstünlük sağlamasına neden olabilir. Nitekim tekelci aşırı zenginler, medya güçleri bu tür hatalardan sonra oluşmaktadır.

İkincisi, askeri olarak: Resûlüllah (s.a.v.)’in, Mekke’ye yapılacak seferi hanımları dahil hiç bir kimseye bildirmeyerek sır tutmanın ve istihbaratın savaşlardaki önemini; gidiş yolunu Mekke’nin aksi istikâmetinden başlatarak harbin hile olduğunu; Mekke’ye dışardan yardım gelmesini engelleyerek tedbirin gereğini; kuşatmada geceleyin her askere ayrı ayrı ateş yaktırarak orduyu olduğundan daha ihtişamlı gösterip düşmana korku salmayı; Mekke’ye dört ayrı koldan girerek düşmanın kaçış ve kurtuluşuna imkan vermemesi de askeri dahiliğinin ispatı olmuştur.

Üçüncüsü, sonuç olarak: Mekke’nin feth edilmesinden sonra genel bir af bayramı yaşanmıştır. Bizzat sevgili Peygamberimiz, çok sevdiği amcası Hz. Hamza’yı şehid edip, ciğerini çıkaran Vahşi’yi, öldürten Ebu Süfyan’ın karısı Hind’i, kızı Zeyneb’in ölümüne sebep olan müşriği affetmiştir. Allah Resûlü (s.a.v.) ve ashâbı büyük bir zafer kazandıkları halde şımarmayıp tevazûdan başları önüne eğik bir halde, Allah’a şükür sadedinde uzun uzun Kâbe’yi tavaf ederek, ibadet etmeleri, rahmet ve merhamet dini olan İslâm’ı özet olarak anlatan en güzel örnektir.

Günümüzde, İslâm’ı terör kaynağı bir din gibi göstermeye çalışanlara verilecek en güzel cevap Mekke’nin fethi hadisesidir. Sekiz yıl önce malları ellerinden alınan, memleketlerinden kovulan, hatta her birerlerinin işkenceden de öte canlarına kast edilen müslümanlar, muhteşem bir zaferle Mekke’ye döndüklerinde asla kin gütmemiş, intikam almamış hepsi de Allah Resûlü’nün izinde af yolunu tercih etmişlerdir. Ne kınama, ne ayıplama, ne yağma, hiç bir olumsuz olay yaşanmamıştır.

Bu engin hoşgörü ve af karşılıksız kalmamış, insanlar grup grup müslüman olmayı kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Hz. Hamza’yı öldürmesi için Vahşi’yi kiralayan Ebu Süfyan’ın karısı Hind, kocasıyla birlikte:

- “Bu kadar mı yanılmışız” diyerek, önceki basiretsizliklerini itiraf etmişler ve onlar da müslüman olmuşlardır.

Mekke’nin fethi, Allah Resûlü (s.a.v.) efendimizin fetihten sonra söylediği :”Hak geldi, bâtıl zâil oldu” müjdesi ile birlikte, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen: “Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır” (Sâff /8) âyeti ile de Cenâb-ı Hak tarafından İslâm’ın kıyamete kadar bâki kalacağı tescillenmiştir.

Mekke’nin fethi önceleri belirli bir güce erişene kadar savunmada kalan, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında savunma harbi uygulayan müslümanların, ilk defa Allah’ın dinini yaymak, düşmanların şerrinden emin olmak için yaptıkları ve kazandıkları taarruz zaferidir.

Bu fetihten itibaren İslâm’ı temsil eden ordular, Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama devrine kadar yaklaşık bin yıl fetihlere devam etmişlerdir. Viyana kuşatmasından önce alınan bir kaç kale İslâm adına yapılan son fetihler olmuştur.

Ancak daha sonra son üç yüz yıldır mevcutları korumak için mücadele edilmiş yani hep savunmada kalınmıştır. Bunun nedeni açıktır. Allah Resûlü’nün siyasi, askeri uyarıları dikkate alınmamış,”Düşmana silahı ile mukâbele ediniz” emri ihmâl edilmiştir. Yine efendimiz A.S in “Asıl hayat, âhiret hayatıdır” düsturu unutulup, Mekke’nin fethinde kırılan putların ve yırtılan sûretlerin yerini dünya muhabbeti almıştır.

İşte Mekke’nin fethi yıldönümü vesile edilerek, milâdi takvimle Ocak aynın ilk on günü , her yerde, konferans, panel gibi çeşitli etkinliklerle coşkuyla kutlanmalı, bilmeyenlere İslâm’ın kan dökücü, can yakıcı bir din değil, aksine barışı, sevgiyi, kardeşliği, hoşgörüyü, merhameti, affediciliği ön plana çıkaran bir din olduğu anlatılmalıdır. Kâfir ve münâfıkların karikatür, yazı, film ve benzeri şeylerle yaptıkları saldırılara, saman alevine benzer kısa süren tepkiler göstermekten daha ziyade kalıcı tedbirlerle, ekonomik ambargolarla kesin ve etkili bir şekilde cevap verilmelidir.

Velhasıl Mekke’nin fethi, müslüman olarak hepimizin, önce kendimize çeki düzen vermemiz, çok çalışarak her bakımdan güçlü olmamız, İslâm’ı güzel yaşayıp çevremize örnek olmamız, siyasi, kültürel, ekonomik v.s. her alanda atak davranarak, İslâm’ın güzelliklerini her zaman, her yerde ve her kesime güzelce anlatmamız için bulunmaz bir fırsattır.

http://www.altinoluk.com © 1997 - 2015 - Bütün hakları saklıdır.
Tel: 0212 671 0700 |




Mekke'nin fethi ne zaman? İşte Mekke'nin yıl dönümü!
Mekke'nin fethi ne zaman? Mekke ne zaman neden feth edildi? sorularının yanıtını haberimizde sizlerle paylaştık. İşte Mekke'nin fethinin yıl dönüm tarihi...
Mekke'nin fethi ne zaman? İşte Mekke'nin yıl dönümü!
Mekke'nin fethi ne zaman? İşte Mekke'nin yıl dönümü! Mekke'nin Fethi , 11 Ocak 630'da (Hicri: 20 Ramazan 8) Müslümanların, Kureyşlilerin elindeki Mekke'yi fethi olayı.
Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanların himayesindeki Huzaakabilesine saldırdı.
İslam peygamberi Muhammed (S.A.V) Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi. Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan'ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine'ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı.
Fetih
İslam peygamberi Muhammed (S.A.V.), Hicret'in 8. yılı, ramazanın 10. pazartesi günü 10 bin kişilik bir ordu ile Medine'den çıktı (1 Ocak 630). 20 Ramazan'da (11 Ocak 630) Muhammed ordusunu 4 kola ayırdı ve ordusuna şu emri verdi:
"Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz."
Muhammed (S.A.V.) hareket emri verdi ve Fetih Suresi'ni okuyarak Mekke'ye girdi. 3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid'in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğinindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.
Muhammed (S.A.V.) Mekke'ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan'a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti. Ardından içerisinde 360 put bulunan Kabe'ye yöneldi. İsra Suresi'nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe'yi tavaf etti.
Mekke'nin Fethi Programının Tanıtım Toplantısı Gerçekleşti

ESSALAMÜNALEYKÜM. .DOSTLARIM. HAYIRLI GÜNLER....HAYDİ ÖĞLE NAMAZI VAKTİ , NAMAZINI KIL...DOSTLARIM ...ÖNEMLİ OLAN NİYETİMİZ....BİZLER MÜSLÜMANLAR OLARAK HİRİSTİYANLARA BENZEMEMEK İÇİN BU GECEYİ MEKKENİN FETHİ İLE , KÜDÜS GECESİ,MECİD-İ AKSAYA YAPILANLARI BÜTÜN DÜNYAYA VE TEPKİSİZ KALAN MÜSLÜMAN COĞRAFYASI NIN UYANMASINI HATIRLATARAK ; DUALARLA ,KURANI-KERİM TİLAVETİYLE VE NAMAZLARLA KUTLAYAÇAĞIZ.... ELHAMDÜLÜLLAH.. ÖNEMLİ OLAN NİYETİMİZ...EN DOĞRUSUNU ALLAH ( C.C.) 'IM BİLİR..MEKKENİN FETHİ HA 1 OCAK 'DA OLMUŞ ,HA 11 OCAK 'DA OLMUŞ ÖNEMLİ ONLARA BENZEMEMEK ...ALLAH ( C.C .) . 'IM YAR VE YARDIMCI'MIZ OLSUN. ....
ALLAH ( C.C.) 'A EMANET OLUNUZ. .PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED ( S.A.V. ) MUSTAFA ŞEFAATÇİ" MİZ OLSUN. ..... PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED ( S.A.V. ) VE ASHAB-INA SALAT VE SELAM OLSUN. .... ALLAHÜMME SALLİ ALÁ SEYYİDİNA MUHAMMED'İN VE ALÁ ALİ SEYYİDİNA MUHAMMED ( S.A.V. ) SELAM VE DUA İLE. ..................... ESSALAMÜNALEYKÜM..... 
Photo

Post has shared content
Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte namaz kılarken, cemaatten biri aniden: "Allahu ekber kebiri, velhamdülillahi kesira, subhanallahi bükraten ve asila (Allah, büyükte büyüktür, Allah'a hamdimiz çoktur, sabah akşam tesbihimiz Allaha'dır!" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz: "Bu sözleri kim söyledi?" diye sordu. Söyleyen adam: "Ben, ey Allah'ın Resulü" dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) efendimiz: "O sözler hoşuma gitti. Sema kapıları onlara açıldı" buyurdu. İbnu Ömer Radıyallahu Anh der ki: "Söylediği günden beri o zikri okumayı hiç terketmedim." (Nesai, bir rivayette şu ziyadede bulunmuştur: "On iki adet meleğin, bu sözleri (yükseltmek üzere) koşuştuklarını gördüm.")

Kaynak : Müslim, Mesacid 150, (601), Tirmizi, Da'avat 137, (3586), Nesai, İftitah 8, (2,125)
Animated Photo

Post has attachment
FATİHA SÜRESİNİN SIRRI

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) buyurdular:
“Cebrâil (a.s) bana dedi ki: Allâhü Teâlâ sana selâm söylüyor ve buyuruyor ki:
Kul benim huzurumda namaza durup “Allâhu Ekber” dediğinde onunla aramızda bulunan perdeyi kaldırırım.
Kul “elhamdü” dediğinde Allâhü Teâlâ, “Hamd kime mahsustur?” diye sorar, o da “lillâhi” diye cevap verir.
Allâhü Teâlâ, “Allah kimdir?” diye sorunca

“Rabbilâlemîn” der. “Alemlerin Rabb’i kimdir?” buyurunca “Errahmânirrahîm” der.
“Rahman ve Rahim kimdir?” diye sorunca “Mâlikiyevmiddîn” der. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ,
“Ey kulum, din gününün sahibi benim” der. Kul, “İyyâke na’budu ve iyyâke nesteîn; Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz” deyince Allâhü Teâlâ, “Ey kulum, mademki yalnız bana kulluk edip yalnız benden yardım istiyorsun, o halde istediğini dile ki sana verilsin” buyurur.

Kul “İhdinâ; bize hidayet et” deyince Allâhü Teâlâ,
“Hangi hidayeti istiyorsun?” buyurur. Kul “Essırâta’l-müstakîm; “Sırât-ı müstekîmi, doğru yolu” deyince Allâhü Teâlâ,
“Hangi yolu istiyorsun?” diye sorar. Kul “Sırâtallezîne en’amte aleyhim” “Kendilerine in’âm ettiğin bahtiyarların yoluna” deyince Allahü Teâlâ:
“Ey meleklerim, siz de şahit olun ki ben bu kulumu, kendilerine nimet verdiğim peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salihlerle beraber kıldım” buyurur. Kul,

“Ğayri’l-mağdûbi aleyhim veleddâllîn; Ne o gadap olunanların, ne de sapkınların” deyince Allâhü Teâlâ tekrar meleklere, “Şahit olun ki ben bu kulumu nimet verdiğim kimselerden kıldım, gazaba uğramışlardan ve sapkınlardan eylemedim” buyurur.
Kul “Amin” deyince onunla beraber bütün melekler de “Amin” derler..


Kaynak; Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İftihah 25.


#Aşk'#nebi
Photo
Commenting is disabled for this post.

Post has shared content
"İnsanların en hayırlısı ömrü uzun olup ameli güzel olandır.”

(Tirmizî, Zühd",21)
Photo

Post has shared content

Post has attachment
Ebû Hüreyre Abdurrahman İbni Sahr radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

- “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalblerinize bakar.”

Müslim, Birr 33. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 9



Riyâzü's-Sâlihîn / İmâm Nevevî



Açıklamalar
-------------------------
İnsanlar genellikle dış görünüşe önem verirler. Güzel ve yakışıklı olanlarla varlıklı kimseler toplumda daha büyük itibar görürler. Çirkin ve fakir olanlara pek değer verilmez. Bu ölçüler ruh ve gönül dünyasını tanımayan sığ ve sathî kimselerin değer ölçüleridir.

Allah Teâlâ ise insanların davranışlarını iyi ve kötü olarak değerlendirirken ne beden güzelliğine, ne de mal varlığına bakar; çünkü bunlar gelip geçici değer ölçüleridir. Önemli olan ruh güzelliği ve gönül zenginliğidir.

Daha da önemlisi bu ruh güzelliği ile gönül zenginliğinin iyi hâl, güzel davranış ve samimi ibadetler olarak dışa yansımasıdır.

İnsanlara iyilik yapma heyecanıyla, Allah’a kulluk edebilme aşkıyla yaşamaktır. Kalıcı olan, insanın gerçek değerini ortaya çıkaran işte bu meziyetleridir.

Hadîs-i şerîfin Sahîh-i Müslim’deki bir başka rivayetinde Allah Teâlâ’nın kalble birlikte davranışlara ve ibadetlere değer verdiğini Peygamber Efendimiz şöyle belirtmektedir:

“ Allah Teâlâ sizin yüzlerinize ve mallarınıza değil, kalblerinize ve amellerinize bakar” (Müslim, Birr 34).

Allah Teâlâ’nın kalbe ve davranışlara bakması demek, kalbin ve davranışların iyi olması hâlinde, onların sahibine sevap ve mükâfat vermesi demektir.

Bir âyet-i kerîmede Allah Teâlâ’nın maddî görüntülere değer vermediği, insanda mânevî güzellik aradığı şöyle ifade edilmiştir:

“Sizi yanımızda değerli kılacak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak imân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir” [Sebe’ sûresi; 34/37].

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, kendi mübârek göğsüne, daha doğrusu kalbine işaret ederek üç defa:

“Takvâ işte şuradadır” (Müslim, Birr 32; Tirmizî, Birr 18) buyurması, insanın gerçek değerinin ihlâslı bir kalbe sahip olmasıyla anlaşılacağını göstermektedir.

Helâller ile haramların kesin surette belli olduğunu, şüpheli görünen davranışlardan sakınmak gerektiğini açıkladığı meşhur hadîs-i şerîfin sonunda Peygamber Efendimiz kalbin önemini şöyle belirtir:

“ Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur; bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir” (Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107,108).

Hadisten Öğrendiklerimiz
---------------------------------
1. Allah Teâlâ ibadetleri ve güzel davranışları değerlendirirken samimiyet derecesini, ihlâs ve iyi niyeti esas alır.

2. Kalb, Allah’ın çok değer verdiği, devamlı surette bakıp kontrol ettiği bir merkezdir. Bu sebeple onu kötü duygulardan arındırmak, dinin tavsiye ettiği güzel hâl ve davranışlara sahip kılmak gerekir.

3. İbadetleri makbul ve değerli kılan kalbdir. Bu sebeple öncelikle kalbi kin ve haset gibi mânevî ve ictimâî hastalıklardan arındırmalı, mükemmel hâle getirmeye çalışmalıdır.
Photo

Post has attachment
ağlarsın..

Post has attachment
Photo

Post has attachment
vayy be ...

Post has attachment
SEN Çağır yeter ki Gelirim ey dost;

Ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup,
kırıp zincirlerimi yine Sana gelirim.
Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum.
Yolunda ölmek için, Seni ararken, Sende tükenmek için gelirim.

Yalınayak, başı açık dosta kavuşmanın hayaliyle çıktım yola.
Gül’e doğru savurdu rüzgâr beni.
Dağın bağrındaki ateşten, kâinatı ısıtan güneşten sordum gül diyarını.
"Güllerin Efendisi’nden destur almak için ne lâzım." dedim.
O’nun adını duyunca; dile geldi dağlar ve taşlar, tebessüm etti güneş.
Hepsi bir ağızdan, "Teri gül kokan Gül Sultanı’ndan kabul görmek için
seher kapılarının önünde kul olasın, bel kırıp boyun burasın.

Hakk’a yönelip el pençe divan durasın." dediler.
Sonra, "İnsan olana saygı duyasın, kırık gönüllerde tahtlar kurasın,
yaralı gönüllere muhabbetinle merhem olasın." diye nasihatte bulundular.

"Hakk’ın sadık dostuna, hidayetin güneşine, inayetin gözbebeğine,
rahmetin timsaline, rububiyet saltanatının dellâlına, kâinatın muallimine,
Habib-i Zîşan’a ve O’nun âline ve ashabına milyon kere salât ve selâm olsun." dediler.

Essalatu Vesselamu Aleyke Ya RasulAllah
Essalatu Vesselamu Aleyke Ya HabibAllah
Essalatu Vesselamu Aleyke YaSeyyidel Evveline Vel Ahirin
Photo
Commenting is disabled for this post.
Wait while more posts are being loaded