BİZİM KUŞAK Bizim kuşak köprünün üzerinde asılı kaldı hep. Bir yanımız yeniye bir yanımız eskiye benzedi. Çok yanlı, yönlü ve değişik bir şey olduk. Biraz anne olduk, biraz babaanne, biraz teyze, çok çocuk. Ya da biraz baba, biraz büyükbaba, biraz dayı, çok çocuk. Dünya inanılmaz bir hızla değişmeyi tam da bizim zamanımızda seçti. An be an mevsim be mevsim süratli bir gelişme yaşandı. PTT aracılığıyla bağlatılan telefonları da gördü bizim kuşak, cepte gezen olmazsa hayatın akmayacağı zannedilen telefonları da. O dönem verilen sözlerin tutulduğunu ta bir hafta öncesinden Gima’nın önünde buluşmak üzere randevulaşıldığını ve hiç kimsenin ya gelmezse kaygısı taşımadan güvenerek beklediği mevsimlerden de geçtik. Buluşma vakti geçtikten çok sonra cepten işi çıkan şaşkın haftalardan da. İnsanların demlendikleri zamanı da tek cevaplı oldukları zamanı da seyreyledik. Çoktan seçmeli ve genelde hiçbiri cevaplı olduklarını, aynı insanın aynı soruda her defasında cevabının başka şıkka değişerek bozulduklarını da.  Biz eskinin kolayını bildik ya bu nedenle şimdinin karmaşasında hep sınıfta kaldık. Sorularımızın ucu hep açık kaldı bu nedenle. uçlu oldu bu nedenle. Biz çok gün gördük velhasıl kelam Ninelerimizin masallarını da dinledik, hayali kahramanların çizgi sinemalarını da izledik. Ama en çok kendi hayallerimizi kurmayı kendimiz bir şeyler yapmayı sevdik. Çöpten bebeğimizi ya da kibrit kutusundan kendi trenimizi imal ettik; hazırına hep kızdık. Hatta TRT de maket ve oyuncak yapımı ile ilgili bir program vardı. Biz de evin hiç değil bir köşesini malzemeler ve heyecanlarla dolu bir imalathaneye çevirmiştik. Bir hafta önceden malzemelerimizi hazırlardık ve günü geldiğinde yapacağımız maketin hayaliyle yatardık. Emek harcayarak yaptığımız her şeyi sevdik biz. Hatta tam maketi yapmaya başladığımızda teyze yada amca bize: “aa burada yapılmışı var” dediğinde ve hazırını sunduğunda ilk önce öylece bakakalırdık ama hemen peşinden azimle yanlış da olsa o maketi yapma çabasına girerdik. Hiç çaresizlik hissetmezdik o dönemin imalatçıları olarak içimizden çok azımız hazırcı oldu. Yani hazırı arar oldu ve hazıra kondu. Çoğumuz sürekli hayatı hazırlamaya koyuldu. Bazılarımız ise sürekli hayatın hayalini kurmaktan yoruldu. Ama hiç birimizin göğsüne çaresizlik odu düşmedi. Biz her daim ne yapacağını bilenlerdendik. Biz eskinin kültürü ile yeninin teknolojisini harmanlayan köprü üstü çocukları olarak eşsiz ve benzersizdik. Nermin Gonca

BENDEKİ SEN/Şiir
Seni sen gibi
Bendeki sen gibi seviyorum
Bana telefon edişini 
Telefonuna sevinişimi 
Sabırsızca bekleyişimi seviyorum
Seni her gördüğümde,
İlkmiş gibi oluşumu 
Senin de öyle oluşunu 
Veya... 
Öyle görünüşünü seviyorum.
Sana ağırlığımca uzanışımı 
Sana gelen her adımımı 
Seninde bana yaklaşımını
Veya... 
Benim öyle sanışımı seviyorum.
Seni sen olduğun için
Sen olduğunu sandığım için seviyorum
Senin beni sevmeni Veya... severmişmişliğini 
Tatlı söz söyleyişini
Hem de gerçekmiş gibileşmeni seviyorum.
Her an senle olmayı.
Yoksulsuz sevgimi sana sunmayı
Seni senle paylaşmayı
Seni sen gibi sanmayı seviyorum.
Ama... Gene de "acaba" diyorum.
nermin gonca nergon

Sen yağmursun /Şiir
Senin adın yağmur olsun 
Ben böyle istiyorum n'olursun 
Senin gözlerin yağmur renginde 
Akıyor yağmur teninde 
Yağmurmuşçasına ıslatıyorsun dudağımı 

Sen yağmursun 
Ama benim yağmurum 
Ben böyle istiyorum öyle olsun 
Senin yağmurdan ellerin var 
Islatıyor ellerimi onlar 
Kalbinde yağmurmuş biliyor musun 
Çırpınıyor bebeğim 
Durmaksızın, durulmaksızın 
Sen yağmursun 
Başkalaşmış bir yağmur 
Ben böyle seviyorum yağmuru 
Sudan daha duru 
Yağmur yağmur gülüyor 
Sanki beyaz bir kuğu 

Sen yağmursun 
Sesin yağmur, sevgin yağmur 
Adın yağmur, gülüşün yağmur 
Benim yağmurumsun 

Avuçlarımdan akıp gitme 
Damlama süzülme yanaklarımdan 
Ben böyle istiyorum 
Hep böyle kal yağmurum. 
nermin gonca nergon 

Sen benim öykümsün /Şiir

Sen benim öykümsün 
Seni ben anlatırım 
Dinler derya deniz 
Suskun 
Çünkü sen benim öykümsün 
Seni ben söylerim 
Ben çalarım ancak 
Dinler zamansız, mekansız kaldılar 
Çünkü sen benim kemanım 
Dudaklarımdan dökülen hecemsin 
Sen benim problemimsin 
Seni ben çözerim tek 
Ne ki büyük adam, bilgisayar 
Çaresizler 
Çünkü sen benim cevabımsın
 
Sen benim hastalığımsın 
Bir o kadar da tedavim 
Doktor anlayamaz ki derdimi 
Çünkü sen benim görünmez yaramsın 
Seni ben dinler, ben anlarım 
Ben görürüm tek 
Sadece ben 
Duyuyor musun? 
Neden de ne demek ? 
Bencil de kim? 
Çünkü sen benim duamsın 
Rüyamsın, gerçekliğim 
Yediğim lokmam, içtiğim suyumsun 
Sevdiğim, vazgeçemediğim... 
nermin gonca nergon 

Ruh beklentisi yorgun ruhlar…
• Eski toprak deriz ya anneanneler, büyükbabalar zamanına. Görmüş geçirmiş meşakkatlere katlanan, göğüs geren, gocunmayan, sebatkâr bir dönemin insanı oldukları için. Eski toprak güçlü ve sağlam demekti.  O dönemler bizim kültürümüzde gelinin kaynananın dediklerine ve yaptıklarına eyvallah demek, her şeyi sineye çekmek olmazsa olmazlardan olan kutsal görevlerinden biriydi. Benim anneannem de döneminde gelinlik mesleğinin her alanında olduğu gibi “meşhur kaynana ile geçim” alanında da epey bir eziyet çekmiş ve kaynananın talepleri nelerdir ve gelin nasıl arz da bulunmalı gibi alt başlıkların büyük bir çoğunluğunda uzman olmuş. Gelecek projesinde hedef planına gelinlikten adım adım kaynanalığa uzanan meslek hayatında sanırım kaynana olacağı günü en başa almış. Gel gör ki öyle bir ahir zamanda yaşamış ki eski ile yeni hızla birbirine karışmış, evdeki hesap çarşıya uymamış. Çağ teknolojisinde bir ileri giderken, insan kıymetinde iki geri gitmiş. Kadir kıymetin bilinmediği, vefanın değer kaybettiği bir dönem de kaynana oluvermiş. O dönemler neler yaşadı neler hissetti henüz çocuk olduğumdan ve böyle bir durum yaşamadığımdan çok da bilemedim ama ahretlikleriyle paylaştığı bir kelama kulak hırsızlığı ettim. (Onlar ahretlik derlerdi dost yerine, dost gelip geçebilirdi ama ahretlik ahretlikti işte bu dünya değil öte dünyayı da kapsayan daha genel bir kavramdı.) O dedi ki; “gelinlik ucuzdu gelin oldum, kaynanalık ucuzladı kaynana oldum.“ ki çok doğru bir özetti hayatıyla ilgili. 
Aradan yıllar geçti ve öğretmen olduğumda anneannemin kaynanalık hedef planlarının çökmesi gibi benim de öğretmenlik hedef planlarım çöktüğünde onun ne demek istediğini anladım. Çünkü öğrencilik yıllarımda öğretmen bizim için bir harf öğretse yeterdi kul olmaya. Hoş kalem tutması dahi yeterdi. Öğretmen pahalı ve kıymetliydi bu nedenle. Sonra nolmuşsa olmuş o kısa dönemde ve birden öğretmenlik ucuzlayıvermiş benim öğretmen olmamı gözler gibi.  
Herşey tersine dönmüş kim talep eden kim talebe cevap veren bir muammaya dönüşmüş. Bizim zamanımızda öğrenci değil talebe denilirdi. Biz öğrenmeye talip olurduk. Öğretilenleri hazmeder, kabullenmez içimize sindirirdik.  Sonra öğretmen olduğumda sandım ki talep edilecek bilgiler ve ben de arz edeceğim ama olmadı. Öğrenciliğimde öğrenmeyi talep ederken öğretmen olmamla beraber kendimi öğretmeyi talep eder buldum. Lütfen öğreneyim talebim lütfen öğreteyim talebine büründü. Bu nedenle hep talebe kaldım. Yani velhasıl kelam öğrencilik ucuzdu öğrenci oldum öğretmenliğin ucuzladığı bir ahir zamanda öğretmen oldum.  
nermin gonca deneme telif hakkı saklıdır

Biz Ayrı Dünyaların İnsanlarıyız/deneme
 Almanya da Alman bir aile ile Türk aile Pazar günü pikniğe gitmek için sözleşirler.  Alman aile elinde birer hamburger birer de bira ile gelir buluşma mahalline. Türk aile ise malumunuz dolmalar, börekler, turşularla dolu olmazsa olmaz yemelik sepetleri.  Küçük tüp, çaydanlık, bardak gibi keyiflik erzakları. Bulaşık leğeni, sabun, sünger gibi elzem temizlik gereçleri. Sergi, hamak, yastık gibi dinlenmelik malzemeleri ile karşılaştıklarında iki aile de birbirlerine şaşkın bakakalırlar. Yaşam farklılıklarından doğan kültürel şoku bir kez daha içlerinde duyarlar.  Tam eski siyah beyaz Türk filmi gibi bir düşünce geçer şimşek hızıyla akıllarından; “biz ayrı dünyaların insanıyız”.  O anda şaşkınlıklarını ifade etmede bile kelimelerin ne kadar kifayetsiz kaldığını bilir Alman aile yüreğinin bir yerinde. Duygusunu dillendirecek almanca kelimeleri azımsar içinde. Çok hâkim olduğu Almancasında diyecek bir şey bulamadığından az buçuk bildiği Türkçesiyle bir cümle kurar: “niye zahmet ettiniz”?  Bu aslında kadim bir sözdür öyle sıradan değil niye zahmet ettin demek; beni önemsiyorsun, beni seviyorsun, bana emek harcıyorsun, bana değer veriyorsun, kendimi özel ve kıymetli hissettiriyorsun beni verdiğin değerin altında eziyorsun, mahcup ediyorsun demek. Türk ailede de kelimeler kifayetsizdir amma ve lakin bu kelime yoksunluğundan değil nezakettendir sadece. Misafir oldukları bir ülkede alelacele misafir etme kararı alır Alman aileyi hiç gocunmadan ve cevaplar sorusunu “lafı mı olur”? Bu da aslında sen insansın unuttun mu? İnsana emek harcamaya değer sen üstelikte yüreğimde yer tutmuşsun. Değil mi ki arkadaşım, komşum olmuşsun. Bir kahve ikram etmişsin kırk yıl hatır kazanmışsın. Sen sevginle beni mahcup ettikten sonra sana ne yapsam az. İnsan söz konusuysa bizde emeğin lafı bile olmaz. Çünkü insan kıymettir, değerdir, önemdir bizde. Anadolu’nun dili zengin kelimeleri bol malzemeden ya, yürekleri de zengin bu nedenle. Bir duygu yüz türlü yaşanır bin türlü anlatılır canım Anadolu’mda.  Binlerce yıldır kelimelere de sahip çıkmış sevgiler gibi. Misafir etmiş yüreğinde. Ve bilir ki Anadolu insanı kelimelerinde cimrilik edenler sevgilerinde de cimridirler yürekleri kocaman sevdaları taşıyamaz bilmezler çünkü o bol malzemeli bol soslu sevmeleri. Bundan bocalaması son zamanlarda insanımızın. Almanya’da Alman aileyi misafir eden ev sahibi, hatırşinas yüreği kendi Anadolu’sunda misafir gibi bile hissetmiyor “Alman Usulünü” gördükçe.   Anadolu’ya Feast Food yiyeceklerle beraber Feast Food sevmeler gelince alelusul oldu her şey çünkü. Az malzeme, doyumluk değil tadımlık, ayaküstü ve az kelimeli bir hızlı tempo. Bilemedi böyle yabancı sevmeyi. Gurbeti taşıdı da gurbette özünü kaybetmedi ama kendi vatanında gurbeti yaşadı ya kendini gurbetten beter gurbette hissetti. Bir yandan gurbette ev sahibi oldu diğer yandan yurdunda gurbetçi. Belki de bundan bir pikniğe ya da bir seyahate çıkarken bol bavullu dolaşmaları. Sadece kıyafet değil de duygularını, sevmelerini, özlemlerini, hayallerini, aşklarını, kelimelerini de alıyor yanına ve hepsi bir arada göçebe gibi dolaşıyor yoksunluk eksilmişlik hissetmemek için. Ozon tabakasından beter ruhu delinmiş dünyaya inat, değerlerini birileri kapkaç yapmasın diye belki de. nermin gonca deneme

Umut umut olmaktan çıktı bıkmadı bu gönül
Kendini hala onbeşinde sanıyor
Aynı düşleri bekliyor
Ben yaşlandım! Düşlerimde yaşlandı!

Hayat hayat olmaktan çıktı bıkmadı bu ömür.
Kendini hala mutlu olacak sanıyor
Aynı beklentilerde eriyor
Ben yaşlandım! Mutluluğum da yaşlandı!
UMUT /Şiir
Yürek yürek olmaktan çıktı bıkmadı bu nermin
Kendini hala aşık olacak sanıyor aynı sevgiliyi bekliyor
Ben yaşlandım! Sevgilerimde yaşlandı!

Hesap hesap olmaktan çıktı bıkmadı bu beyin
Kendini hala akıllı sanıyor
Aynı rüyayı bekliyor
Ben yaşlandım! Hesaplarım da yaşlandı!
nermin gonca şiir

YÜRUYORUM 
Yürüyorum 
Kaldırım taşlarının 
Oyuntularına takılıyor gözlerim 
Ama ben fark edemiyorum 
Onların yalnızlığını 
Yürüyorum
Yazık göremiyorum onları 
Çünkü kendimdeyim 
Yürüyorum
Yürüyorum ve düşünüyorum 
Yalancı, yabancı insanlar var 
Ve yapayalnız bir sonbahar 
Yürüyorum
Artık her şey öylesine farklı ki 
İnanmıyorum kimseye
Sevmiyorum onları 
Sevmiyorum ve güvenmiyorum 
Sadece yürüyorum 
Her şey öylesine sahte ki
Hep gerçeği arıyorum
Ne ki gerçek
Neye, kime göre gerçek
Bu gerçek aslında öylemi ya
Çatışıyorum onunla
Gerçekle ve diğerleriyle 
Ve kendimle
Ve yürüyorum
Bir şeyler arıyoruz
Her şeyi mantıkla açıklıyoruz 
Neden sanki 
Elimizde kalan tek duygusallığımızı 
20. asrın dişlilerinde ezdirmek neden
Oda giderse ne kalır bizden 
Yürüyorum
Yürüyorum ve düşünüyorum 
Senin gibi, onun gibi Düşünüyorum
Varlığımın farkına varmak için 
Hepçe düşünüyoruz
Yaşamak için 
Ama yasamayı unuttuğumuzun farkında mıyız
Gene yürüyorum ve yürüyeceğim 
Ve yürüyecek hepten bu saçmasallıklar 
Ve bizler birer salmonella olarak kalacağız 
Doğa için birbirimiz için kendimiz için 
Ve yürüyorum
Belki bu çarpıklıklar içinden 
Bir harmonia bulup çıkarım Kim bilir 
Yürüyorum
Ne zamana nereye kadar kim bilir
 Bilmiyorum Ama gene de yürüyorum 
şiir nermin gonca

GÖNÜME DÜŞTÜN /şiir
Gönlüme düştün bu akşam yine 
Senden önceki yaşayamamışlığımı varımsadım 
Senle başladı varolmanın güzelliği
İçime çektim dayanılmaz özlemini 
Gönlüme düştün bu akşam yine
Yalvardım Allah'ıma yanımda ol diye 
Sarılmaların düştü gönlüme 
Yanımda oldun birden bire nedense 
Gönlüme düştün bu akşam yine 
Şaşılası bir huzura döndü sıkıntılarım 
Gönlünden gönlüme aktı bir avuç sevgi 
Çıkmaz istesen de bir daha sanırım 
Gönlüme düştün bu akşam yine 
Gönlüm gönlüne sarıldı 
Bırakmaz bilirim bulmuş bir kere 
Dayanılmaz bir hafiflik düştü gönlüme
nermin gonca /nergon

RENK ÜLKESİ/Şiir
Bir pembe peri varmış
Bir gün bir yerlerde 
Bulutmuş evi onun 
Orda mavi mutluluk varmış 
Ne demekse?
Yeşil umutları varmış 
Beyaz beyaz gülücükleri 
Orda sarışın gelecek varmış 
Ne demekse ?
Öyle esmer güzeli bir yermiş ki 
Kırmızı ağaçlar raksedermiş 
Orda kumral rüyalar varmış hep 
Ne demekse ?
Ama tüm güzel şeyler gibi Bitmiş buda bir gün
Bir badanacı gelmiş Her tarafı siyaha boyamış 
Ne dense?
nermin gonca nergon
Wait while more posts are being loaded