Post is pinned.Post has attachment
Değerli ARKADAŞLAR, DOSTLAR grubumuza hoş geldiniz....
Amacımız BİLGİLENMEK ve BİLGİLENDİRMEK ... NİTELİKLİ paylaşımların ön planda olması, paylaşım kalabalığına yol açılmaması bu açıdan önemli . /ATATÜRK'ü ve felsefesini benimsememiş! kişilerin gruba girmemesi/istekte bulunmaması önemle rica olunur. 
********************************************************
FARKLILIKLARIMIZI (dil, inanç, ırk, siyasi tercih v.s.) şahsi sayfalarımızda bırakarak ATATÜRK'ün VATAN, MİLLET ve MİLLİYETÇİLİK kavramında (dil, din, ırk farkı gözetmeksizin), ATATÜRK'te birleştiğimiz unutulmamalı.  
********************************************************
" ULUSAL KİMLİK "

1924 Anayasasında; TÜRKİYE'DE DİN VE IRK AYRIMI GÖZETMEKSİZİN VATANDAŞLIK BAKIMINDAN HERKESE " TÜRK DENİR " denmiştir .

Yürürlükteki Anayasa: Madde.66: " Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür "
********************************************************
Millet : Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına " Türk Milleti " denir. Mustafa Kemal ATATÜRK
********************************************************
********************************************************
PAYLAŞIMLARDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER :
*****************************************************
GRUBUMUZA GİREN ARKADAŞLARIN GRUP İLKELERİMİZİ OKUDUKLARI, ANLADIKLARI! VE KABUL ETTİKLERİ KABUL EDİLİR!

1) Doğruluğundan emin olunan bilgiler paylaşmaya özen gösterilmeli. (mümkünse kaynak belirtilmeli)

2) Başka gruplardan paylaşım yapılmamaktadır.
      ----------------------------------------------------------------------- 
3) Blog, kendi sayfanızın reklamı! (plus sayfanızdan paylaşım yapabilirsiniz, burada niyet önemli), dikkat çekmek  v.s. amaçlı, tanıtım, gizli reklam sayılabilecek paylaşımlar da yapılmamaktadır. Yapılan paylaşımlar yorumlara açık olmalıdır. 

4) Paylaşımlar, yorumlar saygı çerçevesinde yapılmalı, hakaret, küfür v.s. içermemeli... Aksi takdirde, paylaşım silinecek, tekrarı halinde de üye engellenecektir.

5) Paylaşımlar, ilgili başlıkların altında yayınlanmalı.  Aynı gün içinde yapılacak paylaşım sayısı o gün sayfanın durumuna göre 2-3 ü geçmemeli...

6) Güvendiğiniz,  "ATATÜRKÇÜ"  olduğundan emin olduğunuz arkadaşlarınızı davet edebilirsiniz.

7) Grup içinde duyumsanan rahatsızlıkların gecikmeden tarafıma bildirilmesi uygun olacaktır.

8) Yorumlar; yayınlara olmalı, kişileri hedef alan gereksiz tartışmalardan kaçınılmalıdır.

9) Üye isteklerinde; sayfalarında bilgi olmayan (bilgi ve paylaşımlarını göremediğim), kim olduğu belli olmayan (fotoğraf olması tercih nedenidir), paylaşım mantığı grubumuzla paralellik teşkil etmeyen ve etik değerleri önemsemeyen profillerin istekleri kabul edilmeyecektir.

10) Son olarak; dikkat çekilecek bölümler hariç, yazıların küçük harfle yazılması önemle rica olunur. Bildiğiniz gibi büyük harf sosyal medyada " BAĞIRMA ! " anlamına gelmektedir.

Gerekli dikkati ve özeni göstereceğinizi umuyor, hepinize saygılar sunuyorum...

N.Çelik
**********************************************************
**********************************************************
TOPLULUK HAKKINDA:
***
" ATATÜRKÇÜLÜK VE KEMALİZM " : Kelime anlamı olarak Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncelerinin ve görüşlerinin takipçisi olma anlamını içeren, ideolojik olarak emperyalist devletlerin fakir ve geri kalmış bir millete karşı giriştiği paylaşma hareketine tepki olarak doğan; Atatürk milliyetçiliğine bağlı, belirli bir sınıf desteğine dayanmayan; geri kalmış safsata ve batıl itikatlardan güç alan kurumlar yerine akla ve bilime dayanan kurumları getirmeyi amaç edinen, anti-emperyalist Mustafa Kemal Atatürk'ün ideolojisi.

Atatürkçülüğü belirtmek için kullanılan "Kemalizm" terimi ise 1930'larda kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk İlkeleri; yani Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık üzerine temellenmiştir.

Atatürkçülük, Türkiye'de yaşayan tüm etnik kökenleri ayrım yapmadan içine alan bir Türk ulusu kimliği görür.

Atatürk: « Bir insan topluluğunun millet sayılabilmesi için "zengin bir hatıra mirasına, birlikte yaşamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasın korunmasını birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasına, gelecekte gerçekleştirilecek programın aynı olmasına, birlikte sevinmiş, birlikte aynı ümitleri beslemiş olmaya " ihtiyaç vardır, işte bu ana şartları taşıyan bir insan topluluğu millet sayılır. »

Atatürk'ün millet anlayışında Türk kimliği milliyetçilik ilkesi doğrultusunda, tüm etnik grupları tarafsız olarak içine alır .

Bağımsızlık savaşının bir ulus-devlet halini almasına doğru yönelen kurallar Atatürkçü düşünce sistemini oluşturdu.

Atatürkçülük; emperyalizme karşı milliyetçiliği, kapitalizme karşı halkçılığı ve devletçiliği,gericiliğe karşı laikliği, aşırı muhafazakârlığa karşı inkılapçılığı, oligarşiye karşı ise cumhuriyetçiliği savunan bir ideolojidir.

Atatürkçülük, 1920'lerin kendine özgü yapılı Türkiye'sinin ihtiyaçlarından doğmuş, temelinde sınıf çatışmasından ziyade "Tam Bağımsızlık", "Ulusal Birlik" ve "Anti-Emperyalizm" olan bir ideolojidir.

Lozan'da taviz verilmeyen tek konunun Tam Bağımsızlık olması, daha sonrasında Balkan Antantı ve Sadabat Paktı antlaşmalarına imza atılmasının yanında davet edilmesine rağmen Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'e girmemesi de bu temelin sonuçlarındandır.

Atatürk pek çok sözünde, Cumhuriyeti siyasal iktidarlara değil de gençliğe emanet ettiğini beyan etmiştir . Bunun en temel sebepleri gençlerin yeniliklere açık bireyler olması, köklü değişikliklerden korkmamaları, daha iyi bir yarın umut etmeleridir .

Kadının "vatandaş" sayılmasına bile karşı çıkanların olduğu bir dönem. Türk kadını 5 Aralık 1934'de seçme ve seçilme hakkına kavuştuğu zaman, demokrasinin beşiği sayılan Fransa ve İsviçre gibi ülkelerde kadınlar henüz bu haktan mahrumdular .
http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BCk

http://www.ataturktoday.com/AtaturkIlkeleriveInkilaplari.htm

http://atam.gov.tr/ataturk-ve-ataturkculuk-uzerine-bir-inceleme/

http://www.isteataturk.com/
Photo
Commenting is disabled for this post.

Post has attachment
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro Türkiye'yi ziyaret ediyor.
İyi de, bu fotoğrafın Maduro ile ne ilgisi var, diyeceksiniz!
Var, zira Londra'da Dünya güzeli seçildiğinde Azra Akın'ın üzerindeki giysi, Sümerbank Nazilli Basma Fabrikasında üretilmişti.
80 yıl kadar önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün hayata geçirdiği AKILLI PROJE’den; Atatürk’ün SOSYAL FABRİKA PROJESİ’nden söz etmek istiyorum…
O FABRİKANIN VENEZUELLA’DA NE İŞİ VAR?
Gazeteci-yazar Banu Avar, Venezuella’da karşılaştığı bir olayı şöyle anlatmıştır:
'' "Şehri göreceğimiz tepeye doğru tırmanırken, Kemal Atatürk tabelasını geçince şaşırdım ki, tepeye geldik. Genç kız rehber heyecanla ‘şu fabrikayı görüyor musun? yanında nikah salonu, şu sağlık ocağı, şu okul onun arkasındaki de bizim ev.’ ‘Eeee ,dememe kalmadı’ Rehber ‘Biz buna ATATÜRK modeli’diyoruz’ diye yapıştırdı.”
Venezuella’da bu gördükleri ve duydukları üzerine duygulanan Banu Avar: "Venezuella tepesinde tüylerim diken diken, gururum tavan yapmıştı..." diyerek anlatmıştır heyecanını…
Peki ama, Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Venezuella’da “Atatürk Modeli” diye adlandırılan bir fabrikanın ne işi vardı?
“Atatürk Modeli Fabrika” da nedir?
Türkiye’de bu fabrikadan var mıdır?
İşte bütün bu soruların cevaplarını verebilmek için şimdi hep birlikte Nazilli’ye uzanalım!
ATATÜRK’ÜN DEV PROJESİ: NAZİLLİ SÜMERBANK BASMA FABRİKASI
Venezuella’daki “Atatürk Modeli Fabrika’ya” esin kaynağı olan fabrika, 1937’de Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’dır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Atatürk’ün kafasındaki “Sosyal Fabrika Projesi’nin” ilk uygulaması olması bakımından çok önemlidir.
Atatürk’ün kafasındaki fabrika, sadece üretim yapılan bir mekan değil, aynı zamanda “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı bir laboratuar, eğitim verilen bir okul, her türlü sanat ve spor imkanlarına sahip bir kültür kompleksi, kısacası adeta dört dörtlük bir “yaşam alanı”, bir kampustur.
Atatürk, işçilerin yüksek standartlarda, her türlü imkândan yararlandıkları bu “sosyal fabrikaları” Anadolu’nun her yanına yapmayı planlıyordu. Ama bu projesini yaygınlaştırmaya ömrü yetmeyecekti.

Fabrika, Türk-Sovyet ortak yapımıdır. Makineler ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınmıştır. Fabrika kuruluşundaki işçi açığını kapatmak için 120 Sovyet montör ve mühendisi istihdam etmiştir.
Fabrikanın temelleri 25 Ağustos 1935’te atılmış, yapımı 18 ayda tamamlanmış ve 9 Ekim 1937’de açılmıştır. Bina ve makineler dâhil, 8 milyon liraya mal olmuştur.
Fabrikanın, 28 bin iğ ve 800 otomatik tezgâh ile çalışmaya başlaması ve 2.400.000 kilo iplik işlemesi planlanmıştır. Bununla 20 milyon metre basma imal edilecektir.
Fabrika 15 bin ton kömür yakacaktır.
Fabrika her gün en fazla 2400 işçi çalıştıracak ve ücret olarak senede 1 milyon lira ödeyecektir.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, sosyalist ülkeler de dâhil, dünyada görülmemiş bir “sosyal” niteliğe sahiptir. Evet, fabrika kurulurken Sovyet modeli esas alınmıştır, ama genç cumhuriyetin genç mühendisleri Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkarmayı başarmışlardır.
Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, 1930’ların dünyasında bir benzerine daha rastlanmayacak kadar özgün bir “sosyo-kültürel” ekonomi projesidir.

İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın şaşırtan özellikleri:

1. fabrikanın organize ettiği sosyalleşmiş, özellikle kadın ön plana çıkmaya başlamıştır.
2. Fabrikada sinema salonu vardır: 1937 yılında 12 bin kişinin yaşadığı bir kentte, bu fabrika bünyesinde 700 kişilik bir sinema salonu açılmıştır. İki defa memurlara, iki defa işçilere ve iki defa da ustalara olmak üzere haftada toplam altı defa film gösterilmiştir
3. Fabrika Halkevi kurmuştur: Fabrika “Sümer Halkevi” adıyla bir halkevi kurarak halkı her konuda bilinçlendirmeye çalışmıştır. Bir fabrika bünyesinde açılan ilk ve tek halkevi Sümer Halkevi’dir. Halkevinin şubelerinde çalışanların büyük çoğunluğu fabrika işçisidir. Halkevinin, hazırladığı oyunları sergilemesi için fabrika içinde bir sahnesi vardır.
Sümer Halkevi biçki-dikiş kurslarında her yıl birçok genç kız meslek sahibi olmuştur. Halkevi civar köylere geziler düzenlemiş, köylülerin sorunlarıyla ilgilenmiş, köylere ilaç ve sağlık elemanı göndererek hastaların tedavisini sağlamıştır.
4. Fabrikanın korosu vardır: Fabrika çalışanları arasında bir müzik grubu oluşturulmuştur. Klasik müzik seslendiren grup Nazilli, Aydın ve Denizli’de konserler vererek “çok sesli” müziğin Anadolu’da tanınmasını sağlamıştır.
Fabrikada yemek aralarında dünya klasiklerinden eserler okuyan bu koro (grup), işçilerin Beethoven zevke ulaşmalarını sağlamıştır. Fabrikada, çalmayı bilen işçilerin kullanımlarına açık bir de piyano vardır.
5. Fabrikanın hamamı vardır: Fabrika bünyesinde kurulan bir hamam, hem işçilere hem de Nazilli halkına hizmet vermiştir.
6. Fabrikanın Ressamları vardır: Fabrika bünyesindeki desinatörler belli zamanlarda fabrika dışına çıkarak Nazilli ve çevresinin güzel resimlerini yapmışlardır. Fabrika ressamlarının yaptığı bu tablolar açık arttırmalarda satılmıştır. Resim heykel sergileri de düzenleyen fabrika Nazilli’de güzel sanatların gelişmesini sağlamıştır.
7. Fabrikanın spor kulübü vardır: Fabrikanın bünyesinde kurulan lacivert-beyaz renkli Sümer Spor, futbol, basketbol, atletizm, voleybol, bisiklet, güreş, yüzme, boks branşlarında faaliyet göstermiştir.
Fabrika bünyesindeki Sümer Spor futbol Sahası Türkiye’nin ilk “alttan ısıtmalı” futbol sahalarından biridir. Ayrıca yine fabrika bünyesinde, basketbol, voleybol sahaları, güreş minderleri, boks ringi, tenis kortu ve paten pisti vardır. Nazilli’de toplumsal kaynaşmayı güçlendiren “paten eğlenceleri” ve” bisiklet yarışları” Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nın mirasıdır.
8. Fabrika halka bedava basma dağıtmıştır: Bir sosyal fabrika olarak tasarlanan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, altı ayda bir halka “ıskarta basma” dağıtmıştır.
9. Fabrikada işçi hakları üst düzeydedir: Çok sayıda işçiyi barındıran fabrika işçi haklarına da çok önem ermiştir. İşçi ve Memur Biriktirme Sandıkları, İşçi Ölüm ve Hastalık Yardım Sandıkları oluşturulmuş, fabrika içinde işçi sağlığını koruyacak 40 yataklı bir hastane, bir eczane bir de laboratuar kurulmuştur.
Nazilli’nin kâbusu haline gelen sıtma hastalığı fabrikanın sağlık ekibi tarafından kurutulmuştur. İşçilere mesleki eğitim verilen fabrikada ayrıca işçiler için beş sınıflı bir okuma-yazma kursu, daha doğrusu bir küçük okul vardır. Sümer İlköğretim Okulu adlı bu işçi okulunun 980 öğrenciye sahiptir.
Ayrıca bir işçi radyosu ve işçi çocukları için 26 yatak ve 40 mevcutlu bir kreş kurulmuştur. İşçiler ve memurlar, fabrikanın hemen önünde özel olarak inşa edilen 264 dairelik ve 1000 kişilik lojmanlarda çok uygun bir ücretle kalırken, bekâr işçiler için 350 kişilik bir “Bekar İşçi Pavyonu” vardır.
Lojmanda kalamayan işçi ve memurları şehirden fabrikaya taşımak için düzenli seferler yapan GIDI GIDI adı verilen mini bir tren kullanılmıştır. Fabrika işçilerinin yiyecek ve giyeceklerini temin etmek için fabrika bünyesinde bir kooperatif vardır. Fabrikanın, işçilere hizmet veren güzel ve temiz bir fırını, işçi yemekhanesi, memur kantini ve bir de hamamı vardır.
10. Fabrikanın ar-ge bölümü vardır: Daha fabrika açılmadan fabrikada kullanılacak kaliteli pamukların çevrede yetiştirilmesi için 200 adet modern tohum ekme makinesi satın alınmıştır.
Yine pamuk işinde kullanılmak üzere birçok modern tarım aleti ve makinesi bölgeye getirilerek çiftçilere dağıtılmış ve bunları nasıl kullanacakları öğretilmiştir. Fabrika içinde mekanik odası, fizik laboratuar, tarım laboratuarı gibi ar-ge bölümlerinde, fabrikada yapılacak üretimin kalitesini arttırmak için çalışmalar yapılmıştır.
11. Fabrikanın atölyesi vardır: Fabrikanın büyük bir atölyesi vardır. Bu atölyenin demirhanesi, marangozhanesi, dökümhanesi, kaynak ve teneke işleri yapan bir kısmı vardı. Diğer fabrikaların ahşap parça ihtiyacı olan makine vurucu kolları burada yapılırdı.
12. Fabrikanın elektrik ve su santralleri vardır: Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlamıştır. Dört kazan ve üç türbinli olan bu santral, 2500 kw gücündedir. Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali vardır.
İşte Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası… İşte Atatürk’ün “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk uygulaması… İşte genç cumhuriyetin, halkına, insanına, işçisine bakışı…

KAYNAK:
Banu Avar
Sinan Meydan
Soner Yalçın

DERLEYEN:
Akif Tanrıkulu

Not: Mustafa Kemal Atatürk'ün Akıllı, Sosyal Fabrika projesi, Köy Enstitülerini kuranlara ilham kaynağı olmuştur.
Photo

Post has attachment
Günaydın 🌻

Güne başlamak için harika bir makaleyi paylasmak istiyorum. Zevkle okudum. Kendimi o yıllarda hissettim. Sevgilerimle♥♥

REŞİT GALİP

Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi’nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.

Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip’in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü’yle yıldızının hiç barışmaması…

Rodos’ta doğan Reşit Galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris’e gelmiş.

Liseyi İzmir’de okumuşlar.

Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.

Reşit Galip ise İstanbul Tıp’a gidip doktor olmuş.

Öğrenciyken gönüllü olarak I. Dünya Savaşı’na katılmış.

Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.

1923 Mart’ında, hekimlik yaptığı Mersin’e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde Paşa’nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:

‘Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. Sen bu milletin bir ferdisin. Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir.’

Herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde Gazi’yi ‘milletin bir ferdi’ sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş. Tabii en çok da Gazi’nin…

Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve Dr. Reşit Galip, Ocak 1925’te Meclis’e girmiş.

Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHP İdare Heyeti’nde görev almış.

Türk Ocakları’nda, Halkevleri’nde çalışmış. Yine Atatürk’ün isteğiyle Serbest Fırkaya girmiş.

Ve Atatürk’ün sofrasına oturmuş. Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

Bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:

1931 sonbaharıydı.

O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet’in bir yakınmasıyla başladı.

Esat Mehmet, Atatürk’ün Harbiye’den ‘tabya Öğretmen’iydi. Kazım Özalp’in ‘Atatürk’ten Anılar’ kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.

Esat Mehmet, ‘kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini’ belirtti.

Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.

Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı:

‘Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi’ dedi. ‘Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. inkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır.
Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz.’

Sofra gerildi.

Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.

‘Bu konuyu uzatmayalım.
Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız’ dedi.

Ama Reşit Galip alttan almadı.

‘Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir! .
Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez.’

Reşit Galip’in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:

Halkevi’nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı.

Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekâletinden izin alamamışlardı.

Reşit Galip ‘Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez’ diye kestirip attı.

Atatürk’ün kaşları çatıldı.

‘Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz’ diye çıkıştı. Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti.
Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı’nı işaret ederek dedi ki:

‘Devrimci devrimcidir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis’te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır.’

Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:

‘Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?’

‘Kusura bakma Paşam, taşımıyor ! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır.’

‘Sizi de eleştiririm!’ Bunun üzerine Gazi’nin sabrı taştı: ‘Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı’na hakaret etmenize müsaade edemem’ diye haşladı.

Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı: ‘

‘Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir’a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz.’

İlk kez Atatürk’ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

Reşit Galip’in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu’nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekânın sahibi Madam Senya’dan ‘İş Bankası’ndan kredi alamıyoruz’ yakınmasını dinlemiş ve orada bir kâğıda İş Bankası Genel Müdürü’ne hitaben ‘yardımcı olunması’ isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.

Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.

Atatürk bu kez kızmadı;

‘Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin’ diyerek kibarca Reşit Galip’i sofradan kovdu.

Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu.

Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:

‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır.’

Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp

‘Öyleyse biz kalkalım’ dedi.

Sofradaki bütün heyet ayaklandı;

Reşit Galip’i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:

Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı’nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.

Atatürk uyandığında Genel Sekreteri’ne Reşit Galip’i sorar.

‘Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara’ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik’ derler.

Atatürk ‘Ankara’ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz’ der. Sonra ‘Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var’ diye ekler.

1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip’in Ankara Radyosu’ndaki bir konuşmasını dinler;

‘Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile’ demektedir.

Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.

Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.

Onun yanına da, hocası Esat Mehmet’i oturtur.

Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı’nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.

Rose Noir olayı mı?

Onu da hatırlatalım:

İş Bankası Genel Müdürü! Muammer Eriş, Atatürk imzalı kâğıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı’na gelmiş, Ata’nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

Reşit Galip’in bakanlığı sadece 13 ay sürdü.

Bu süre içinde Darülfünundan üniversite reformunu başlattı.

Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.

Eşi Zubeyre Hanım’ın deyimiyle ‘deli gibi çalışıyor’ ama Atatürk’e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.

Aslında Atatürk’le araları iyiydi.
O Gazi’ye ‘Paşam’,

Gazi de ona ‘Doktor’ diye hitap ederdi.

Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk,

‘Seni eve ben bırakacağım’ demiş.

Eve bırakınca O da saygıdan,

‘Ben de sizi uğurlayacağım Paşam’ karşılığını vermiş.

Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış.

O gece zatürree olmuş.

Dinlenmesi ! tavsiye edilince 1933 Ekim’inde görevden ayrılmış.

1934 yazında Moda’daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş.

Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış.

Keçiören’deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.

1934’te, 41 yaşında hayata veda etmiş.

‘Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış’

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan

‘Türküm doğruyum çalışkanım’ andı var ya…

Kim kaleme almış biliyor musunuz?

‘Reşit Galip…’

O andın 1933’ün 23 Nisan günü Reşit Galip’in kaleminden çıktığını eminim çoğumuz bilmeyiz.
Photo

Post has attachment
Lider...

Post has attachment

Post has attachment

Post has attachment
ELÇİ: TÜRK MİLLETİNE GELEN..
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, Ölümünden onbeş gün kadar önce, kendine geldiği zaman, İslâm Alemindeki Müslümanlara şu mesajı göndermişti;

"Bütün dünyanın müslümanları, Allah (C.C) nın son Peygamberi HZ. Muhammed' in (SAV) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli Tüm Müslümanlar HZ. Muhammed'i (SAV) örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslâmiyetin hükümleri olduğu gibi yerine getirmeli; Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilir."

Atatürk bu mesajı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla dünyaya açıklamıştır.
(Prof. Dr. Hanif Faruk'un A.Ü. Dil Coğrafya Fakültesi yayınları, Ankara 1979 S. 102 de "Urduca yayınlarında Atatürk" adlı yayından alınmıştır.)

DİĞER BİR İSPATDA DA;
Mevlena Dergahi Postnisini. Türkçü, dil bilimcisi; Veled Çelebi İzbudak, anlatır...

"Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın tarih-dil konularıyla yakından meşgul olduğu dev reydi. Zaman zaman Çankaya’daki toplan tılarında davetli olarak bulunuyordum ve arzusu üzerine dil kurumunda aktif görev almıştım.
Din ve tasavvuf konuları üzerindeki hizmet lerimi biliyordu. Böyle bir araştırma toplan tısında birden bana hitap ederek;
– Sizden bir ricam olacak, bir ülkeye ve millete Yüce Allah katından bir peygamber neden gönderilir?
Şu cevabı verdim;
– O ülke ve millet veya kavim bilinen ve benimsenen ilahi emirler, ahlak nizamı ve iman şartlarını tamamen inkar ve dünya için olumsuz örnek olursa, onları doğru yola sevk için Allah tarafından görevlendirilir. Bütün semavi kitapların birleştiği gerçek budur.

Nasıl derinden bir nefes aldığı, yüzündeki memnuniyet hatları, başıyla onaylar şeklindeki hareketleri hala gözlerimin önündedir. Dedi ki:
– Evet… Çok haklısınız. İşte bu sebepledir ki Yüce Tanrı Türk ülkelerine ve milletine, bir peygamber göndermek gereğini duymamıştır. Çünkü Türk milleti, İslâmiyet ten çok çok zaman önce vahdaniyet (Tek Tanrı) inancına sahipti ve hiçbir devirde ahlak yapısını bir peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmedi. İnsanoğlunun yaptığı putlara da tapmadı.
Biliyorsunuz ki biz Türkler, İslamiyeti Vahdaniyet (Tek Tanrı) inancını getirdiği için kabul ettik ve onun dünyaya yayılmasını biz sağladık. Eğer Türkler Müslüman olmasaydı, İslamiyet, Musevilik gibi bölgesel bir din olarak kalırdı. İslâm dünyasına bu gerçeği anlatmak gerekir. Araplar topraklarında üç semavi din peygamberinin gelmesiyle övünürler ve üstünlük iddia ederler. Bizi de böyle bir nasipten mahrum olduğumuz için küçümserler. Aslında bizim ahlak ve insanlık benliğimizi hiçbir devirde bir peygambere muhtaç olacak kadar kaybetmemiş olmamızın ilahi takdir ve tasdikidir. Çünkü hangi peygamberin nerede insanlara doğru yolu göstereceği Tanrı’nın takdiridir."

Velet İzbudak ÇELEBİ;
Farsça ve Arapça bilmekle beraber; Türkçe'nin farklı kolları üzerine yoğunlaş mış ve tüm Türk dünyasını kapsayan bir lugat hazırlamaya gayret etmiştir. Mevlevilik tarihi ve Mesnevi şerhi üzerine de çalışmları olan bir zat'dır.

Doğum tarihi: 16 Temmuz 1869, Konya
Ölüm tarihi: 4 Mayıs 1950, Ankara

Veled Çelebi İzbudak, Mehmet Bahâeddin Veled ya da mahlasıyla Bâhâi, Türk dil ve edebiyat bilgini, şair, milletvekili.
StratejiTürk
Photo

Post has attachment
ELÇİ; TÜRKİYE MİLLETİNE GELEN..
"Onun gerçek olduğu onlara apaçık olun caya kadar onlara, Ufuklarda ve kendi içle rinde ayetlerimizi (İşaret ve Kanıtlarımızı) göstereceğiz. Rab'binin her şeye tanık olması yetmez mi.?" (41:53) Âyet

Atatürk'ün Öngörülerinin Çoğunluğu;
(bu maneviyatı yaşamıştır yaşamamıştır tartışmalarına girmeden) Ehli maneviyat büyüklerinden elde ettiği sırlara aittir.
O, bu bağlantıları; "Bana meczup derler, önümü keserler" diyerek saklamıştır. Kendisine bir şekilde (......!) İletilen bu ve buna benzer dahiyane bilgileri belli etme den ..! Daha çok öngörü yada söylemler olarak paylaşmıştır..

İSPAT-I ŞAYAN GERÇEKLİĞİNDE:
▪Atatürk 1907 yılında; Türkiye Haritası çizerek, (Misak-ı Milli) bilmesi.
▪Osmanlı'nın "Dış güçler tarafından yıkılacak.! demesi.
▪ Atatürk "1. Dünya Savaşı başlayınca Almanlar yenilecek! Bizide ateşlere atacaklar!" dedi.
▪Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında "Geleceği Görme" yeteneği sayesinde verdiği kararlarda hata yapmadı.
▪ İstanbul'u düşman işgali sırasında "Geldikleri gibi gidecekler!" Sözünün..
▪Kimse inanmadığı halde; "Kurtuluş Savaşının kazanılacağını" bilmesi.
▪ Erzurum Kongresi yapılırken; Büyük "İnkılap" devrimlerini açıklaması.
▪"Askeri Deha" olan; Büyük Taarruz başladığında... Ankara'da kalanlara; "Hesap edin! 15 gün sonra İzmir'de, düşmanı denize döneceğiz.!" demesi.
▪Adnan Menderes'in (Tanıştığında.!) Ülkenin başına geçeceğini ama idam edileceğini..!?" açıklaması.
▪Atatürk 29 Ekim 1933 gecesi sohbet esnasında; Rusya'nın parçalanacağını ve Türk-i Cumhuriyetlerinin bağımsız olacağı kehanetini açıkladı.
▪Daha 1930’lu yıllarda, gelecekte “ekonomi savaşları” olacağını bildirmesi, Avrupalıların bir birlik kuracağını.
▪ Ortadoğu sorununun sürüp gideceğini.
▪ 2. Dünya Savaşı’nın 1940-1945 arası Almanlar tarafından başlatılacağı ve savaşı; ABD ve Müttefikler kazanacağını.
▪Bu işten Rusya'nın karlı çıkacağını.! ▪Havacılık gelişecek ve insanlar Ay'a gidecek ve bize selam göndereceklerini.
▪Türkiye Cumhuriyeti Devleti yıkılmayıp. Kıyamete kadar "Payidar" yaşayacağını.
▪Muhiddin Arabi; Osmanlı Devleti'nin kurulacağını ve Atatürk'ün geleceğini bildirmesi.
▪ Nostradamus'un, Osmanlı, Atatürk ve Türkiye ile ilgili kehanetleri.
▪Atatürk'ün; Hacı Bayram Veli ile Hacı Bektaş Veli arasındaki benzerlikler.
▪Doğum tarihinden itibaren, Ölümüne kadar geçen yaşam ve mücadele süreç içersindeki (Zaman - Tarihlerin) Ebced değerleri üzerinden; "19" Mucizesinin gerçekliğidir.
(İsmindeki harflerin toplamında ki gibi)
DİP NOT:
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün....
▪"Mustafa" isminin verilmesi.
▪(Mustafa) İsmet İnönü.
▪(Mustafa) Fevzi Çakmak.
▪(Mustafa) Rauf Orbay.
Aynı göbek adı isim benzerlikleri.
▪İstanbul da; Mahmut Hüda-i Hz. leri ve Kız Kulesi'ne..!
▪ Ankara da; Hacı Bayram Veli Hz. ve Hacı Bektaşı Veli Hz.leri ve Rasattepe'yi ..!
▪ GİZLİ.! Ziyaretlerinin nedenleri..?
▪ Atatürk ile Şeyh Şerâfeddin ilişkisine ve sohbetlerine ilişkin anlatılan rivayetlerden birisine göre; 1936 yılındaki bir görüşmele rinde, Şeyh Şerâfeddin Dağıstanî, kendisi nin o yıl içinde vefat edeceğini, Atatürk'ün ise kendisinden 2 yıl sonra vefat edeceğini bildirmiş ve ömrünün son iki yılında nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.
▪Elmalı Hamdi Efendi'yi tercihi.
▪Balıkesir "Hutbesi" gerçeği.
▪"Gençliğe Hitabesi" Mucizesi.

PEKİ BÖYLESİDE Mİ TESADÜF..!
> Bir insan 1881 de doğacak..
> 19 Yaşında "Misak-i milli" yi bilecek..
> 19 yıl sonra İstanbul'u gelecek..
> 19 yıl sonra Samsun' çıkacak..
> 19 Mayıs 1919 olacak..
> 19 Kişiyle ayak basacak..
> 19 Asıl (Asker-Sivil) arkadaşı olacak..
> 19 Günde "Kurtuluş" Planı hazırlayacak..
> 19 Rakamını "Kod" kullanacak..
> 19 Rahmani Şeyhi ile görüşecek..
> 1919 Samsun' çıkışından..
> 19 yıl sonra ölecek..
Ve en en önemlisi;
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
> 19 Harflik İsmi Soyadı olacak..!.? 1/2..
Photo

Post has attachment

Post has attachment

Gazi MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
19 MUCİZESİ..KURAN’I KERİM de 19 mucizesi

Kuran’ın matematiksel mucizelerinin bir başka yönü ise 19 sayısının, ayetlerin içine şifresel bir biçimde yerleştirilmiş olmasıdır. Kuran’da “Onun üzerinde ondokuz vardır.” (Müddessir Suresi, 30)ayeti ile dikkat çekilen bu sayı, Kuran’ın birçok yerinde şifrelenmiştir. Bunun örneklerinden bir kısmını şöyle sayabiliriz:

Besmele 19 harftir.
**
Kuran 114 (19 x 6) sureden oluşur.
İlk vahyolan sure (96. sure) sondan 19. suredir.

Kuran’ın ilk vahyedilen ayetleri 96. surenin ilk 5 ayetidir ve bu ayetlerin toplam kelime sayısı 19’dur.

Görüldüğü gibi ilk 5 ayet toplam 19 kelimeden oluşmaktadır. Arada geçen “” harftir, kelime değildir. “” harfleri de aynı şekilde sayıma dahil edilmemiştir.

Vahyedilen ilk sure (Alak Suresi) 19 ayete sahiptir ve 285 (19 x 15) harf içerir.

Son vahyedilen sure olan Nasr, toplam 19 kelimeden oluşur.
*****

Ayrıca Nasr Suresi’nin Allah’ın yardımından söz eden ilk ayeti de 19 harftir
****************
Kuran’da 114 (19 x 6) besmele bulunur. Bu sayı da 19’un 6 katıdır.

Kuran’da 113 sure besmele ile başlar. Başında besmele bulunmayan tek sure, 9 numaralı Tevbe Suresi’dir. Kuran’da sadece Neml Suresi’nde iki besmele bulunmaktadır. Bu besmelelerden biri surenin başında diğeri ise 30. ayette yer alır. Besmele ile başlamayan Tevbe Suresi’nden itibaren saymaya başlanıldığında Neml Suresi’nin 19. sırada yer aldığı görülecektir.

19 sure sonra gelen 27 numaralı Neml Suresi’nin hem başında, hem de 30. ayetinde besmele vardır. Böylece 27. surede iki besmele bulunur. Besmeleleri 114’e tamamlayan 27. surenin 30. ayetidir. Ayrıca sure ve ayet numaralarını yani 27 ve 30’u topladığımızda 57 (19 x 3) sayısını buluruz.

Tevbe Suresi’nden (9) Neml Suresi’ne (27) kadar olan sure numaralarının toplamı;

(9+10+11+12+13+14+15+16+17+18+19+20+21+22+23+24+25+26+27=) 342’dir. Bu da 19’un 18 katıdır.

19 ve 19’un katı olan ayetlerde geçen Allah kelimelerinin toplamı 133 (19 x 7) katıdır.

Bir anlamına gelen “vahid” (i harfi okunurken ekleniyor) kelimesinin ebced değeri 19’dur. Kuran’da bu kelime, bir çeşit yemek, bir kapı vs. gibi farklı kelimeler için kullanılmıştır. “Bir Allah” olarak kullanımı ise 19 keredir.

(Arapçası
harekesiz olarak
gösterilmiştir)

“Vahd”
kelimesinin harfleri

Harflerin Sayısal
Değerleri

V

A

H

D

6

1

8

4

Kelimenin Toplam
Ebced Değeri

19

19 kere vahd kelimesinin geçtiği ayetlerin sure ve ayet numaralarının toplamı: 361 (19 x 19)’dir.

“Yalnızca Allah’a ibadet edin” ifadesinin Arapçası “Vahdahu” 7:70, 39:45, 40:12, 40:84 ve 60:4 numaralı ayetlerde geçer. Bu sayılar tekrarsız olarak toplandığında 361 (19 x 19) sayısını elde ederiz.

İlk başlangıç harflerinden (Elif, Lam, Mim; Bakara Suresi, 1. ayet) son başlangıç harflerine (Nun; Kalem Suresi, 1. ayet) kadar olan ayet sayısı 5.263 (19 x 277)’tür.

Başlangıç harflerinin bulunduğu ilk sure ile başlangıç harflerinin bulunduğu son sure arasında, başlangıç harflerinin bulunmadığı 38 (19 x 2) sure vardır.

“Rahman” kelimesi ise Kuran’da 57 (19 x 3) defa geçmektedir.

Kuran’da bahsi geçen 30 farklı rakam vardır.

1

7

19

70

1.000

2

8

20

80

2.000

3

9

30

99

3.000

4

10

40

100

5.000

5

11

50

200

50.000

6

12

60

300

100.000

Kuran’da geçen tüm bu sayıları (tekrarlar dikkate alınmadan) topladığımızda çıkan sayı 162.146’dır. Bu da 19’un 8.534 katıdır:

1+2+3+4+5+6+7+8+9+10+11+12+19+20+30+40+50+60+70+80+99+100+200+
300+1.000+ 2.000+3.000+5.000+50.000+100.000=162.146 (19 x 8.534)

Bu 30 farklı sayıya ek olarak Kuran’da 8 tane kesirli sayıdan bahsedilir. Bunlar 1/10, 1/8, 1/6, 1/5, 1/4, 1/3, 1/2, 2/3’tür. Böylece Kuran 38 (19 x 2) farklı sayı içerir.

Kuran’ın en başından itibaren 19 ayete sahip ilk suresi İnfitar Suresi’dir. Bu surenin diğer bir özelliği son kelimesinin Allah olmasıdır. Bu aynı zamanda Rabbimiz’in “Allah” olarak zikredilen, Kuran’daki sondan 19. ismidir.

Kaf harfi ile başlayan 50. surede 57 (19 x 3) adet Kaf harfi vardır. Başında Kaf harfi bulunan 42. surede yine 57 (19×3) adet Kaf harfi bulunur. 50. surenin 45 ayeti vardır. Bunları toplarsak sonuç 95 (19 x 5)’tir. 42. surenin 53 ayeti vardır. Bunları toplarsak 42+53 yine 95 (19 x 5)’tir.

50. Sure

57 (19×3) Kaf harfi

42. Sure

57 (19×3) Kaf harfi

50. Surede

45 ayet

50+45=95 (19×5)

42. Surede

53 ayet

42+53=95 (19×5)

Kaf Suresi’nin ilk ayetinde Kuran için kullanılan Mecid kelimesinin ebced değeri 57 (19 x 3)’dir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sure içindeki Kaf harflerinin toplamı da 57’dir.

Kaf Suresi’ndeki Kaf harflerinin geçtiği ayetlerin numarasını topladığımızda 19’un 42 katı olan 798 sayısını elde ederiz. 42 sayısı ise başlangıç harfleri arasında Kaf olan diğer bir surenin numarasıdır.

Nun harfi sadece 68. surenin başında bulunur. Bu suredeki Nun harflerinin toplam sayısı 133 (19 x 7)’tür.

Sure numaraları 19’un katı olan surelerin ayet sayılarını (besmele dahil) topladığımızda:

SURE NO

AYET SAYISI

19×1

19. Sure

99

19×2

38. Sure

89

19×3

57. Sure

30

19×4

76. Sure

32

19×5

95. Sure

9

19×6

114. Sure

7

TOPLAM

=266 (19×4)

Ya, Sin harfleri Yasin Suresi’nin başında bulunmaktadırlar. Sin harfi Yasin Suresi’nde 48 defa geçmekte iken Ya harfi 237 defa geçmektedir. Bu iki harfin toplamı 285 (19 x 15)’tir.

Yalnızca tek bir sure 7. sure “Elif, Lam, Mim, Sad” başlangıç harfleriyle başlamaktadır. Elif harfi bu surede 2.529 defa, Lam harfi 1.530 defa, Mim harfi 1.164 defa ve Sad harfi 97 defa geçmektedir. Bu şekilde 4 harfin bu surede toplam olarak geçtiği yer 2.529 + 1.530 + 1.164 + 97 = 5.320 (19 x 280)’dir.

Elif, Lam, Mim harfleri Arapçada en sık kullanılan harflerdir. Bu harfler birarada 6 surenin 2, 3, 29, 30, 31 ve 32 başında yer almaktadırlar ve bu 3 harf, 6 surenin her birinde toplam 19’un katı olarak geçmektedir. Sırasıyla [9.899 (19 x 521), 5.662 (19×298), 1.672 (19 x 88), 1.254 (19 x 66), 817 (19 x 43)]. Bu üç harfin 6 surede toplam olarak geçtiği yer 19.874 (19 x 1.046)’tür.

Elif, Lam, Ra başlangıç harfleri 10, 11, 12, 14 ve 15. surelerde bulunmaktadır. Bu harflerin bu surelerde toplam olarak geçtiği yer 2.489 (19 x 131), 2.489 (19×131), 2.375 (19 x 125), 1.197 (19 x 63) ve 912 (19 x 48)’dir.

Elif, Lam, Mim, Ra başlangıç harflerinin toplam olarak geçme sıklığı 1.482 (19 x 78)’dir. Elif harfi 605 defa, Lam harfi 480 defa, Mim harfi 260 defa ve Ra harfi 137 defa geçmektedir.

Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad başlangıç harfleri tek bir surede 19. sure geçmektedir. Kaf harfi bu surede 137 defa, Ha harfi 175 defa, Ya harfi 343 defa, Ayn harfi 117 defa ve Sad harfi 26 defa geçmektedir. 5 harfin toplam olarak geçtiği yerlerin sayısı 137 + 175 + 343 + 117 + 26 = 798 (19 x 42)

Bu konudaki diğer tespitler ise şöyledir:

Tüm Kuran’da;

– Etiu (itaat ediniz) kelimesi 19 kere,

– Abd (kul), abid (kulluk eden kişi) ve ibadet kelimeleri ise toplam 152 (8 x 19) kere geçmektedir.

Aşağıda örnek olarak verilen Allah’ın isimlerinden bazılarının sayısal ebced değeri de 19’un katlarıdır.

– Vahid (Tek) 19 (19 x 1)

– Cami (Toplayan) 114 (19 x 6)

OLAĞANÜSTÜ BİR SAYI: 19

Ondokuz, 9 ve 10 sayılarının ilk kuvvetlerinin toplamıdır. 9 ve 10 sayılarının ikinci kuvvetleri arasındaki fark da 19 sayısını verir.

101

102

10+9

100 – 81

19

19

Güneş, Ay ve Dünya her 19 yılda bir aynı göreceli pozisyonda sıralanırlar.242

Halley kuyruklu yıldızı her 76 (19 x 4) yılda bir Güneş Sistemi’nin içinden geçer.243

19 sayısının Paskal üçgenindeki yeri

Paskal üçgeninde ilk 19 rakamın toplamı 38(2×19)’dir.


Şekil 1: İlk 19 rakam
Paskal üçgeni matematiğin cebir ve olasılık hesaplarında kullanılan aritmetik bir üçgendir.

Paskal üçgenindeki ilk 19 sayının toplamı, 57(3×19)’dir.

Sonuç:

İlk 19 rakamın toplamı 19’un katıdır.
İlk 19 sayının toplamı 19’un katıdır.

Kuran ayetlerinin indiriliş sırasına göre, 19 şifresinin Paskal üçgeni ile bağlantısı

İlk vahiy olan 96. sure sondan 19. suredir. 19 ayetten oluşur ve bu surede toplam 285 (19 x 15) harf vardır. Vahyin ilk 5 ayetinde ise 76 (19 x 4) kelime bulunmaktadır.

İkinci olarak vahyedilen 68. surede vahyolunan ilk ayetler 38 (19 x 2) kelimeden oluşmaktadır.

Üçüncü vahiy olan 73. sure, 57 (19 x 3) kelimeden oluşmaktadır.

O (Kuran), alemleri için yalnızca bir zikir (öğüt ve hatırlatma) dir. Gerçekten onun haberini bir zaman sonra öğreneceksiniz.
(Sad Suresi, 87-88)


Photo
Wait while more posts are being loaded