وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتوُا بِسوُرَةٍ مِنْ مِثْلِهِ
Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz Kur’ân’dan bir şüpheniz varsa, haydi, onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.
fermanıyla onlara meydan okuyor. Hem der ki: “İman getirmezseniz mel’unsunuz, Cehenneme gireceksiniz.” Damarlarına şiddetle vuruyor. Gururlarını dehşetli surette kırıyor. O kibirli akıllarını istihfaf ediyor. Onları bidayeten idam-ı ebedî ile ve sonra da Cehennemde idam-ı ebedî ile beraber dünyevî idamla da mahkûm ediyor. Der: “Ya muâraza ediniz, yahut can ve malınız helâkettedir.”

İşte, eğer muâraza mümkün olsaydı, acaba hiç mümkün müydü ki, bir iki satırla muâraza edip dâvâsını iptal etmek gibi rahat bir çare varken, en tehlikeli, en müşkülâtlı muharebe tariki ihtiyar edilsin? Evet, o zeki kavim, o siyasî millet ki, bir zaman âlemi siyasetle idare ettiği halde, en kısa ve rahat ve hafif bir yolu terk etsin, en tehlikeli ve bütün mal ve canını belâya atacak uzun bir yolu ihtiyar etsin, hiç kabil midir? Çünkü edipleri birkaç hurufatla muâraza edebilseydi, Kur’ân dâvâsından vazgeçerdi, onlar da maddî ve mânevî helâketten kurtulurlardı. Halbuki muharebe gibi dehşetli, uzun bir yolu ihtiyar ettiler. Demek muâraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi. Onun için muharebe-i bissüyufa mecbur oldular.

Hem Kur’ân’ı tanzir etmek, taklidini yapmak için gayet şiddetli iki sebep vardı.

Birisi düşmanın hırs-ı muârazası, diğeri dostlarının şevk-i taklididir ki, şu iki sâik-i şedid altında milyonlar Arabî kitaplar yazılmış ki, hiçbirisi ona benzemez. Âlim olsun, âmi olsun, her kim ona ve onlara baksa, kat’iyen diyecek ki, “Kur’ân bunlara benzemez; hiçbirisi onu tanzir edemez.” Şu halde, ya Kur’ân bütününün altındadır bu ise bütün dost ve düşmanın ittifakıyla battaldır, muhaldir veya Kur’ân, o yazılan umum kitapların fevkindedir.
Eğer desen: “Nasıl biliyoruz ki, kimse muârazaya teşebbüs etmedi? Kimse kendine güvenemedi mi ki meydana çıksın? Birbirinin yardımı da mı faide etmedi?”

Elcevap: Eğer muâraza mümkün olsaydı, alâküllihal kat’î teşebbüs edilecekti. Çünkü izzet ve namus meselesi, can ve mal tehlikesi vardı. Eğer teşebbüs edilseydi, alâküllihal, kat’î taraftar pek çok bulunacaktı. Çünkü hakka muarız ve muannit daima kesretli idi. Eğer taraftar bulsaydı, alâküllihal iştihar bulacaktı. Çünkü, küçük bir mücadele, beşerin nazar-ı istiğrabını celb edip destanlarda iştihar eder. Şöyle acip bir mücadele ve vukuat ise gizli kalamaz. İslâmiyet aleyhinde tâ en çirkin ve en şenî şeylere kadar nakledilir, meşhur olur. Halbuki, muârazaya dair, Müseylime-i Kezzâb’ın bir iki fıkrasından başka nakledilmemiş. O Müseylime’de çendan belâğat varmış. Fakat hadsiz bir hüsn-ü cemâle mâlik olan beyan-ı Kur’ân’a nisbet edildiği için, onun sözleri hezeyan suretinde tarihlere geçmiştir. İşte, Kur’ân’ın belâğatindeki i’câz, kat’iyen, iki kere iki dört eder gibi mevcuttur ki, iş böyle oluyor.

Post has attachment
Aliya İzzetbegoviç'in vefatının 12. yıl dönümü
Yaşadığı tüm zorluklara rağmen halkına bağımsız bir devlet bırakmayı başaran Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç, vefatının 12'inci yıl dönümünde ülkesi Bosna Hersek ve tüm İslam dünyasında özlemle anılıyor. 
Hayatı boyunca karşılaştığı tüm zorluklara rağmen Bosna Hersek'i bağımsız bir devlet yapmayı başaran, en zor dönemlerde dahi halkın babası gibi etrafında kenetlendiği Aliya İzzetbegoviç, vefatının 12'inci yıl dönümünde ülkesinde ve tüm İslam aleminde özlemle anılıyor.
Bosna Hersek'in Bosanski Şamats şehrinde 1925 yılında dünyaya gelen Aliya, İkinci Dünya Savaşı boyunca faşist ideolojiye, sonrasında ise komünist ideoloji ve uygulamalarına karşı verdiği mücadele ile ismini duyurmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Boşnaklar'ı yaşanan biyolojik ve manevi soykırımdan korumak için Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan teşkilatta görev aldı.

Gençlik yıllarında Bosna’daki Mladi Müslüman (Müslüman kardeşler )örgütü üyesi idi. Komünist Yugoslavya zamanında İslamcılık suçlamasıyla dört yıl hapis yattı.
ÜLKESİ İÇİN BÜYÜK ÇABA HARCADI
1983 yılında yayınlanan İslam Manifestosu adlı eserinden dolayı 14 yıla mahkum edildi ve 5 yıl daha hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra Aliya Izetbegović de Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti’nde Demokratik Eylem Partisi (SDA) adı verilen bir siyasi parti kurdu. Bu parti Bosna-Hersek'te 5 Aralık 1990'da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanarak lideri Aliya İzetbegoviç cumhurbaşkanı oldu.1992 bağımsızlık sonrası yaşanan Sırp işgali döneminde de ülkesini kurtarabilmek için büyük çaba harcadı.
Birleşmiş Milletler'in (BM) koruması altındaki Srebrenita'da 1995 yılında soykırım işlenirken Aliya, direncini kaybetmedi, halkına sabır ve direnmekten başka bir şeyin sözünü dünyanın ilgisizliğinden dolayı veremedi.

Avrupa'nın en büyük dördüncü silahlı gücü olan Yugoslavya Ordusu'nun üç yılda dize getiremediği Boşnaklar, savaşın lehlerine dönmeye başlaması üzerine uluslararası toplumun bakısıyla 1 Kasım 1995 tarihinde imzalanan Dayton Antlaşması ile Bosna Hersek'in sınırlarını korumayı başardı. Halkına uluslararası arenada tanınan bir devlet ve bayrak bırakan Aliya, sağlık durumu kötü olmasına rağmen, savaştan sonraki dört yıl boyunca da savaşın yaralarının sarılmasına ve ülkenin kalkınmasına önemli katkılarda bulundu.

Aliya İzzetbegoviç 4 yıl süren savaşta halkının liderliğini büyük bir cesaretle, azimle yaptı. Saraybosna bombalanırken burayı terk etmedi. Siyasi önderliğinin yanısıra entellektüel kapasitesi ve eseleriyle yarınlara mesaj bıraktı.

GÖKLERİ İNLETEN CENAZE

Daha evvel iki defa kalp krizi geçiren Bilge Kral, 10 Eylül 2003 günü evinde fenalaşmış ve düşme sonucu acilen hastaneye kaldırılmıştı. Ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve 19 Ekim 2003'te ruhunu teslim etti. İzzetbegoviç'in cenazesinde tekbir ve tehlil sesleri adeta gökleri inletmiş, Bilge Kral'ın naaşı gözyaşları içinde Saraybosna'nın kalbine defnedilmişti.

Post has attachment
Kaldırımda oturur vaziyette el etti ihtiyar..
İki büklüm beli, elinde asası.. Yüzünde derin çizgiler..
Durup, arabaya aldım.

Nereye gidiyorsun dede ?
Az ilerdeki kurban kesilen yere bırakırmısın oğlum .?( kapalı semt pazarı )
Ne yapacaksın orda dede ?
Belki biraz et verirler.. 
- Evin nerede ? 
- Zafer mahallesinde..
- E nasıl gideceksin uzak oralar..
- Biraz et bulalımda Allah kerim..

Kısa yol boyu bi kamyon dua etti.. 
Dedeyi bıraktıktan sonra aklıma takıldı.. Gideceğim yerdeki işimi alel acele halledip pazara geri döndüm..

Ethem dede pazarın sütünlarından birinin dibine koyduğu çuvala bir poşet koyup, boş başka bir poşetle elinde asa ağır aksak tekrar pazarı turluyor..

Öbek öbek insanlar karınca misali etleri kesip biçip tasnif ediyor.. İyiler çil çil leğenlerde.. Kemikliler ayrı bir yere yığılmış.. Kantarlar ortada belliki işler sona yaklaşmış.. Birazdan ne var ne yok paylaşılacak..

Yanına yaklaştığı yerlerde kaçamak bir göz teması kuruyor Ethem dede ..

Bu çok kısa tedirgin " bana verecek bişeyiniz var mı? " sorusu..
Bu göz temasına çok yerde karşılık alamayıp ürkek adımlarla çekilip bir diğerine gidiyor..

Bu naif sorunun cevabı hiç o çil çil etler olmadı kaç yere gittiyse..

Kimi göz ucuyla iç yağları işaret etti, bonkör olan bir ikisi bol kemikli birkaç parçayı.. 

Eliyle lütfedip veren olmadı..
En son yerde herkesten uzak sahipsiz olduğu belli olan bir işkembeyi cebinden çıkardığı çakı ile kabaca temizleyip poşete koydu..Ben yarım saate yakın onu farkettirmeden izledim.. 

Serde işgüzarlık var.. Bir iki yere " Şu amca yardıma bakınıyor galiba" dedim.

Pek kimse oralı olmadı..
Sana ne? Senin menfaatin ne türünden bakışlar attılar sadece..

Birkaç kare de fotoğraf çektim..

Bunun dışında hiç müdahil olmadım.
Onun ve çevresindekilerin yaşadığı sessiz diyaloğu, olup bitenleri bir mimik bile kaçırmadan gözlemeye çalıştım..
Epey sonra, dolaşmaktan yorgun olarak güzgüneşine nazır bir kaldırıma oturunca yanına gidip oturdum..

- ne yaptın dede ?
Beni tanıdı .. Tekrar gördüğüne mi sevindi, haline mi hüzünlendi bilmem ağlamaya başladı ! 
- Çok şükür toparladık bişeyler.. dedi
- hadi o zaman seni evine bırakayım dedim..
Yol boyu bir tır daha dua etti..

Hikayenin ana fikri ben ne iyi bir insanım değil.. Nefsimiz işin içine bulaşık ettiyse affola..

Bu yaşadığımı paylaşıp paylaşmama konusunda çok tereddüt ettim..

Ana fikir şu ki bu bayram biz bol et yiyelim diye emredilmemiş.. Kurban kesme imkanı bulanların büyük bir kısmı zaten normal zamanda da evine et alıp götürme imkanına sahip.. 

O dedeye parça kalıntı etleri göz ucuyla işaret edenlerin buğazından kendilerine ayırdıkları löp etler nasıl geçecek bilmiyorum..

İbadet şuuruyla kurbanlarını kesenler nizami olarak emredildiği gibi üçe tasnif edecekler mi ?

Hassas Dijital tartı ile etleri aralarında paylaşanlar aynı hassasiyetle ondan ihtiyaç sahiplerinin hakkını ayırmalı değil mi ?
Çevremizdeki Ethem amcalara dikkat edelim..

-Alıntıdır
Photo

Post has attachment
 
Kur’ân Nedir, Tarifi Nasıldır?

Kur’ân;

• Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi,

• Ve âyât-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercüman-ı ebedîsi,

• Ve şu âlem-i gayb ve şehadet kitabının müfessiri,

• Ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı,

• Ve sutûr-u hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftahı,

• Ve âlem-i şehadette âlem-i gaybın lisanı,

• Ve şu âlem-i şehadet perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i Rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i Sübhaniyenin hazinesi,

• Ve şu İslâmiyet âlem-i mânevîsinin güneşi, temeli, hendesesi,

• Ve avâlim-i uhreviyenin mukaddes haritası,..
• Ve zat ve sıfât ve esmâ ve şuûn-u İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhı, bürhan-ı kàtıı, tercüman-ı sâtıı,

• Ve şu âlem-i insaniyetin mürebbîsi ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsı,

• Ve nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesi,

• Ve insaniyeti saadete sevk eden hakikî mürşidi ve hâdîsi, 

• Ve insanlara;

• Hem bir kitab-ı şeriat,

• Hem bir kitab-ı dua,

• Hem bir kitab-ı hikmet,

• Hem bir kitab-ı ubudiyet,

• Hem bir kitab-ı emir ve dâvet,

• Hem bir kitab-ı zikir,

• Hem bir kitab-ı fikir,..
• Hem insanın bütün hâcât-ı mâneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, câmi bir kitâb-ı mukaddes, 

• Hem bütün evliya ve sıddîkînin ve urefa ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine, herbirindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvir edecek ve herbir mesleğin mesâkına muvafık ve onu tasvir edecek birer risale ibraz eden mukaddes bir kütüphane hükmünde bir kitâb-ı semavîdir. 

Kur’ân, Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, On İkinci Sözde beyan ve ispat edildiği gibi, Kur’ân, bütün âlemlerin Rabbi itibarıyla Allah’ın kelâmıdır. 

• Hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah’ın fermanıdır.

• Hem bütün semavât ve arzın Hâlıkı namına bir hitaptır.

• Hem rububiyet-i mutlaka cihetinde bir mükâlemedir.

• Hem saltanat-ı âmme-i Sübhaniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir.

• Hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarında bir defter-i iltifâtât-ı Rahmâniyedir. 

• Hem ulûhiyetin azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazan şifre bulunan bir muhabere mecmuasıdır.
• Hem İsm-i Âzamın muhîtinden nüzul ile Arş-ı Âzamın bütün muhâtına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddestir.

• Ve şu sırdandır ki, Kelâmullah ünvanı, kemâl-i liyakatle Kur’ân’a verilmiş ve daima da veriliyor.

Kur’ân’dan sonra, sair enbiyanın kütüp ve suhufları derecesi gelir. Sair nihayetsiz kelimât-ı İlâhiyenin ise, bir kısmı dahi, has bir itibarla, cüz’î bir ünvan ile, hususî bir tecellî ile, cüz’î bir isimle ve has bir rububiyetle ve mahsus bir saltanatla ve hususî bir rahmetle zahir olan ilhamat suretinde bir mükâlemedir. Melek ve beşer ve hayvanatın ilhamları, külliyet ve hususiyet itibarıyla çok muhteliftir.

Kur’ân, asırları muhtelif bütün enbiyanın kitaplarını ve meşrepleri muhtelif bütün evliyanın risalelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyanın eserlerini icmalen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evham ve şübehatın zulümatından musaffâ; ve nokta-i istinadı, bilyakîn vahy-i semavî ve kelâm-ı ezelî; ve hedefi ve gayesi bilmüşahede saadet-i ebediye; içi bilbedahe hâlis hidayet; üstü bizzarure envar-ı iman; altı biilmelyakîn delil ve burhan; sağı bittecrübe teslim-i kalb ve vicdan; solu biaynelyakîn teshir-i akıl ve iz’an; meyvesi bihakkalyakîn rahmet-i Rahmân ve dâr-ı cinân; makamı ve revacı, bi’l-hadsi’s-sadık makbul-ü melek ve ins ve cân bir kitab-ı semavîdir. 
Photo

"Ilerlediginiz yolda hic bir zorlukla karsilasmiyorsaniz,bilinki o yol asla sizi dogruya ulastirmaz...!"

Post has attachment
Ünlü Hristiyan yazardan tokat gibi Kur'an cevabı
Okuyucuların daha çok "Simyacı" kitabıyla tanıdığı Brezilyalı yazar Paulo Coelho, Kur'an konusunda okuyucusuna ders niteliğinde bir cevap verdi
Hristiyan olduğu bilinen Paulo Coelho, Facebook hesabından paylaştığı Kur'an-ı Kerim resmine gelen yorumlardan birine verdiği cevap sosyal medyada olay oldu. 

Habertürk'ün haberine göre Coelho, bir Kuran fotoğrafı paylaşıp altına “Dünyayı değiştiren kitap” yazdı. Hiba B. Dakkak isimli bir bayan paylaşımın altına, “Gerçekten mi!, şiddet ve katliamın kaynağı” yorumunda bulundu.

SÖZLÜĞÜ AÇ BAK! 'HAÇLI' NE DEMEK?
Bunun üzerine ünlü yazar, “Bu doğru değil. Ben Hristiyan’ım ve biz Hristiyanlar asırlar boyu inancımızı kılıç ile yaymaya çalıştık. Haçlılar kelimesine sözlükten bir bak. Kadınları öldürdük. Onlara cadı dedik ve bilimi engellemeye çalıştık. Galileo’ya yaptığımız gibi. Ancak bütün bunlar inançların değil, onu istismar edenlerin sorunudur” cümlelerine yer verdi. Bu cevap sosyal medyada büyük ses getirdi.
Photo
Photo
2015-08-19
2 Photos - View album

Post has attachment
Jüpiter'in genç versiyonu keşfedildi
Şili'de kurulan Gemini Gezegen Görüntüleyicisi, ilk dış gezegen keşfini yaptı. Tespit edilen Jüpiter benzeri gaz devi, sadece 20 milyon yıl yaşında
Gemini Güney Teleskobu'na eklenen en yeni gezegen avcısı Gemini Gezegen Görüntüleyicisi, 51 Eri B adı verilen gaz devi keşfetti. Jüpiter'in yaklaşık iki katı olduğu açıklanan gezegenin atmosferinde, büyük miktarda su buharı ve metan olduğu belirtildi.

Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Gemini ilk tespitini yerden yapılan doğrudan gözlemler sonucu gerçekleştirdi. Genelde yıldızlarından saçılan yoğun ışık nedeniyle gezegenleri doğrudan gözlemle tespit etmek çok zor oluyor. Bu nedenden dolayı birçok uzay teleskobu farklı yöntemlerle gökyüzünü tarıyor.

Kepler teleskobu gezegenleri yıldızlarının önünden geçerken bıraktıkları izle tespit ederken, Spitzer kızılötesi, Chandra ise X-ray taraması yapıyor.

The Verge sitesine açıklama yapan Stanford Üniversitesi'nden Bruce Macintosh, 'doğrudan gözlemle gezegenler hakkında boyut, kütle ve konum gibi temel bilgilerinin elde edilebildiğini' söyledi. Macintosh, Kepler'e kıyasla doğrudan gözlemle bir seferde tek bir gezegen tespit edilebildiğini ancak detaylı bilgilere ulaşıldığını söyledi.

Oluşumu hala devam ediyor 

Gökbilimciler, 55 Eri B sayesinde Evren'de gezegen oluşumu hakkında yeni bilgilere ulaşacaklarını düşünüyor. Dünya'dan 100 ışık yılı ötede yer alan gaz devi, sadece 20 milyon yıl yaşında olmasıyla dikkat çekiyor.

California-Berkeley Üniversitesi'nden Geoff Marcy, 55 Eri B'nin bu kadar genç olmasıyla 'genç Jüpiteri andırdığını' belirtti. Marcy, Jüpiter'in nasıl oluştuğunu ve ilk dönemlerini 55 Eri B sayesinde anlayabileceklerini söyledi.

Macintosh da gaz devinin büyüklüğü ve sıcaklığıyla gözlem için yeterli kızılötesi ışın yaydığını söyleyerek kendilerine birçok bilgi sunacağını söyledi. Macintosh, "Dünya benzeri gezegenlerin Evren'de az mı yoksa sık mı rastlandığını anlayabiliriz" dedi.

Kaynak: The Verge ve Al Jazeera

 
Photo

Post has attachment
Modern dünyanın problemi yalnızlık
Aile Çift ve Evlilik Terapisti Psikoterapist Uzman Psikolog Naciye Tokaç, modern dünyanın probleminin yalnızlık olduğunu belirtti.
İnsanın temel arzusunun öteki tarafından fark edilmek, değer görmek, sevilmek olduğunun yadsınamaz bir gerçek olduğunu ifade eden Tokaç, “Ruh sağlığınızı koruyarak yaşamı sürdürebilmek için en az bir kişi tarafından seviliyor olmanız gereklidir. Ancak şuana kadarki tecrübelerim bana gösterdi ki; insanların en az bir değil birçok kişi tarafından seviliyor olmalarına rağmen kendilerini yine de yalnız hissetmeleriydi. Bunun nedenlerini çok kişiyle konuştum ve kendim çoğu kez düşündüm. Sonuçta şöyle bir durumun farkına vardım: İnsanların yalnızlık hisleri çok kişi tarafından seviliyor olmakla ortadan kalkmıyor, o ancak istediği kişi tarafından sevildiğinde yalnız olmadığına inanıyordu. Evet her insanın sevilmek istediği şekil ve sevgisini istediği kişi veya kişiler var. Ancak o zaman yetinebiliyor ve yalnız hissetmiyor.” dedi.

Yalnızlık hissini doğuran en önemli sebebin ikili ilişkilerle ilgili durum olduğunu kaydeden Aile Çift ve Evlilik Terapisti Psikoterapist Uzman Psikolog Naciye Tokaç, şöyle konuştu:

“Bir sevgilinin, partnerin, eşin yokluğu veya varlığının yetersizliği. Bu durum aynı zamanda gelecek kaygısına da yol açmaktadır. İkili ilişkilerin yokluğu ve yetersizlik hissi ötekinden beklentinin yüksek olmasıyla da alakalıdır. İnsanların gittikçe bireyselleşmesi, kendi isteklerini daha ön planda tutması ve diğer kişilerle yapılan kıyaslamalar ilişkilerin kopmasında önemli rol oynamaktadır. İnsana yalnızlık hissettiren başka etmenler var mıdır? Sorusuna cevap verecek olursak; birçok cevaba rastlayabiliriz. Öncelikle insanın bireysel sorumluluğunun ve iş yükünün artması en önemli sebeplerden biridir. Aynı zaman dilimine sahip olan insan artık daha fazla şeyi birden yapmak zorundadır. Başarılı bir iş hayatı, yüksek gelir hedeflenirken; ev hayatına da yeterli zamanı ayırabilen, çevresiyle etkinlik yapabilen, ailesine, varsa çocuklarına, arkadaşlarına zaman ayırabilen birisi olmak beklentisindedir.

Ayrıca sağlıklı yaşam için spora gitmeli, kültürlü olmak için sanatsal faaliyetlere katılmalı, ‘beni mutlaka izlemelisin’ mesajı veren programları kaçırmamalıdır. Ancak o zaman başarılı, yetkin ve yeterli olunmaktadır. Kendisinden bu beklentiler içinde olan insan sadece çalışmaya ve koşmaya başladı. Ama çevre ile geçirilen zamanın zihninin başka sorumluluklarıyla meşgul olmasından dolayı kalitesi düştü. Kendi ihtiyaç olarak gördüğü sorumluluklarına yetişebilmek için insanlara ayırdığı vakitleri azalttı. Çalışma isteğinin ve bu denli fazla sorumluluğun bir nedeni de maddi geliri yükseltme arzusudur. Çünkü maddi seviyenin toplumsal statünüzü belirleyen bir faktör olduğuna inanılmaktadır. “Paranın alamayacağı şey yoktur, para her kapıyı açar, sen benim kim olduğumu biliyor musun?” gibi sözler insanların neden maddi gelir istediklerini en iyi özetleyen sözlerdir. Ancak büyük ironi burada görülmekte; maddi gelir düzeyi yüksek olan kişilerde mutsuzluk ve yalnızlıktan şikayet etmektedir.

Bu da göstermekteki; para ile maddi her şeyi alabilirsiniz ancak kişilik, saygı, sevgi ve insan alamazsınız. İnsanın yalnızlık hissetmesini sağlayan sebeplerden bir diğeri de; bağımsızlık ve özgürlük isteklerinin artmasına karşılık, kendisinin bu isteklerin gereği olan içsel donanımlara yeterince sahip olamayışıdır. Kararlarını aldığında kimsenin kendisine karışma hakkının olmadığını savunurken; kendi kararlarına diğerlerinin uymasını talep edebiliyor. “Birisi de bana sen bilirsin, sen zaten kararlarını kendin verebilirsin demesin, şunu yapma, şöyle yap desin” diyerek tek başınalığını anlatan çok kişiyle karşılaştım. Çok şeye sahip olup, çok güçlü olmak, çok başarılı olmak diğer insanlara olan ihtiyacınızı ortadan kaldırmıyor. İnsan toplumsal bir varlıktır ancak tek yaşama donanımına sahip olarak var olmuştur. Sahip olduğunuz donanımları fark edip onları etkin kullandığınızda, toplum içinde insanlarla birlikte ancak yalnızda yaşabildiğinizi göreceksiniz.” 

İHA
Photo

Post has attachment
En güzel Velâyet Sünnet-i Seniyyeye ittibâdır
Bismillahirrahmanirrahim

ALTINCI TELVİH

Üç Noktadır.

BİRİNCİ NOKTA: Velâyet yolları içinde en güzeli, en müstakimi, en parlağı, en zengini, Sünnet-i Seniyyeye ittibâdır.

Yani, a’mâl ve harekâtında Sünnet-i Seniyyeyi düşünüp ona tâbi olmak ve taklit etmek ve muamelât ve ef’âlinde ahkâm-ı şer’iyeyi düşünüp rehber ittihaz etmektir.

İşte bu ittibâ ve iktida vasıtasıyla, âdi ahvâli ve örfî muameleleri ve fıtrî hareketleri ibadet şekline girmekle beraber, herbir ameli, sünneti ve şer’i o ittibâ noktasında düşündürmekle, bir tahattur-u hükm-ü şer’î veriyor.

O tahattur ise, Sahib-i Şeriati düşündürüyor. O düşünmek ise, Cenâb-ı Hakkı hatıra getiriyor. O hatıra, bir nevi huzur veriyor. O halde, mütemadiyen ömür dakikaları huzur içinde bir ibadet hükmüne getirilebilir.

İşte bu cadde-i kübrâ, velâyet-i kübrâ olan ehl-i veraset-i nübüvvet olan Sahabe ve Selef-i Sâlihînin caddesidir.

(Mektubat | Yirmi Dokuzuncu Mektup | Dokuzuncu Kısım)
Photo

Post has attachment
Robotlar bile dinsiz kalamayacak!
Bilim insanları, birkaç yıl içinde hayattaki rollerinin büyük ölçüde artacağı ve insan içine karışacakları tahmin edilen yapay zeka sahibi robotların ‘Dini inancı olacak mı?’ sorusunu tartışmaya başladı
Haber sitesi Dailydot’a konuşan Mormon Transhumanist Birliği başkanı Lincoln Canon, bilgisayar biliminde ‘kanun’ların olmadığını ve bu yüzden bir yazılımın dine inanmasının imkansız olmadığını belirtti.

Canon, “Tabii ki din karşıtı kesimden gelenler, din ve makine zekası arasında bir uyuşmazlık olacağını hayal etmek isteyebilir” şeklinde konuştu.

Etik ve Gelişen Teknolojiler Enstitüsü’ne bağlı bilim adamı John Messerly, yapay zekanın herhangi bir şeye inanması için programlanabileceğini söylüyor. Messerly, dine inanan bir yapay zeka’nın ‘en iyi ve en merhametli’ ya da ‘en kötü ve zulmedici’ olacağını tahmin ediyor.

ABD’nin Florida eyaletindeki Presbiteryan Kilisesi’nin papazı doktor Christopher Benek ise dinin yapay zekaların insanlarla bir arada yaşamasına yardımcı olabileceğine inandığını ve yapay zekanın, yoksulluk, savaş, açlık ve hastalıkların kökünü kurutma konusunda insanların tersine başarılı olabileceğini söylüyor. Ancak yapay zekalı robotlar dine inanırsa bunun dünyada halihazırda olan sorunları artırabileceğinden de endişe duyuluyor.

 
Photo
Wait while more posts are being loaded