Bir devlet yetkilisi ve hükumet üyesinin bilmesi gerekir ki dünyada silah endüstrisi diye bir şey vardır. Parayı veren istediği ülkenin silahını temin edebilir. Ele geçen Rus ve Amerikan, hatta Belçika
Fransa silahları ile nedeniyle bu ülkeleri suçluyorsan dünya sana güler ve sorar sen nerede yaşıyorsun diye.
Esas araştırmanız gereken bu silahların paralarının nasıl temin edildiği. gayri resmi petrol ticaretleri, fiili silah yardımları ki unutmamak gerekir ki bizim ordumuzda da Amerikan malı silahlar mevcuttur. Birlikte askeri manevra yaptığımız Arap ordularında da Rus ve Amerikan silahları bulunmaktadır.. Ayriyeten YPG denilen örgüt fiilen İŞİD e karşı Amerika ile birlikte mücadele etmektedir. Amerika nın PYD yi desteklememesi bir tek İŞİD in işine yarayacaktır çünkü sıcak savaşa giren en ciddi askeri güç şu anda PYD veya her neyse onlar görünmektedir. Bizim İŞİD e karşı mecburen açtığımız İncirlik dışında bir katkımız yok. İŞİD in sürekli olarak sınır ihlali yaparak bizim topraklarımızı vurmasına da ciddi bir karşılık verilmemektedir. Fırtına obüsleri, ve havan atışları akla yine bir temel fıkrası getiriyor.
Temel yapmadığı sahtekarlık, suistimal, tecavüz, yetkiyi kötüye kullanma vs yapmış. Sonunda hacca gitmeye karar vermiş. Sıra şeytan taşlamaya gelmiş. Temel ilk taşı attığından şeytan aşağıdan seslenmiş sende mi Temel diye. Temel eğilmiş, sessizce "Vallahi, vurmasına atmıyorum diye". PKK ya gelince jetler havalanıyor ama Kilis ateş altında bizim fırtına obüsleri kilometrelerce uzaklara atış yapıyor, vuruyor da, hatta vurduğu insanları da tek tek sayıyor., sonra cephanelikleri vuruyor ama nedense hep bir roket düştükten sonra. Madem o cephanelikleri vurabiliyorsun neden bekliyorsun, neden hemen vurmuyorsun. Bunlar anlaşılamayan şeylerdir. Sınırımızı bir kaç km ihlal eden ve dönüş yolunda ki Rus uçağını tüm risklere karşın vuran Türkiye , İŞİD karşısında bocalıyor, Temel usulü şeytanı taşlıyor.
O KADAR TUTARSIZ DAVRANIYORUZ Kİ DÜNYA MAALESEF BİZE İNANMIYOR, CİDDİYE ALMIYOR. HER GÜN DE HALKA ÜLKELERİNİ EN AĞIR SÖZLERLE ŞİKAYET EDİLMESİ BİZE DOST DEĞİL, DÜŞMAN KAZANDIRMAKTADIR.BİZ BİLMİYORUZ DAHA DOĞRUSU KİMSE BİZİ CİDDİYE ALIP BİR ŞEY SÖYLEMİYOR AMA DÜNYA BİZİM GİBİ DEĞİL. HER ŞEYİ BİLİYOR, GÖRÜYOR.

Post has attachment

Şimdi kendi kendime soruyorum; Türkiye başkanlık sistemi dediğimiz daha ne olduğunu bile bilmediğimiz bir sisteme ne ihtiyacı vardır. Esasında çok ihtiyaç var. Son seçimler AK Partinin seçimlerden tek başına hükümet kuramayacak bir sonuçla çıkabileceğini göstermiştir. Bunu Sayın Tayyip Erdoğan'nın zaten ihtimalleri içindeydi. Birde eninde sonunda AK Parti içinde bir parçalanma ihtimali olmasıdır. Bu taktirde ilk ihtimal eski dosyaların açılması ve geçen bazı önemli işler ve kişilerden hesap sorulması gündeme gelebilir olması ihtimalidir. Bu bazı kişilerin başında demoklesin kılıcı gibi durmaktadır. Bu risklerden kurtulmanın tek yolu başkanlık sistemi ve onun yetkileri içinde hükümeti fes etme, yeni hükümet kurma, hatta meclisi fes etme gibi yetkilerdir. Böylece tüm riskler ortadan kaldırılmış olacaktır. Başkanlık sistemi Türkiye için değil kişisel bir güvenlik meselesidir.
Türkiye, ne olduğu halen meçhul olan bir dönemde, getirilen adalet, eğitim, yönetim ve basın ve düşünce hürriyeti anti demokratik uygulamalarından ve yöntemlerinden öncelikle kurtulması gerekir. Bu gün ki şartlarda başkanlık sistemi bir oldu bittiye getirilerek getirilmesi hiçbir demokrasi ve çağdaş bir sonuç getiremez. Yalınız ülke için tehlike getirebilir.
Bunun farkına varıldığında artık çok geç olacaktır. Değil değiştirmek, itiraz etme şansınız bile olmayacaktır. Kısa zamanda "biz bu hapishanedekilere boşu boşuna mı bakacağız " diyerek toplama kampları ve çalışma kampları oluşturulacaktır. Sonrası Almanya da olduğu gibi "biz o kamplarda ne olduğunu bilmiyorduk ki" diyeceğiz. Bu günkü şartlarda gelecek başkanlık sisteminde bizler duymamız gerekenlerden ne ise onları duyacağımız kesindir. Buna en güzel örnekte her olayda gerek yargı, gerekse RTÜK tarafından gelen yayın yasaklarıdır. Bağımsız yargının yok olmaya başlaması ve her istenmeyen haber karşısında gösterilen tepki ve yönlendirmeler de başka bir örnek olarak gösterilebilinir.
Peki başkanlık sistemine halkın onay vermemesi durumunda ne olabilir. Korkulan Suriye ve diğer mültecilerin bir şekilde vatandaşlığa alınarak Türkiye nin oy yapısının değiştirilmesidir. Bu çok tehlikeli bir uygulama olacaktır. Akla gelen, hadi Suriye de savaş var ve o nedenle bir göç söz konusudur ve bunların şimdilik geri gönderilmeleri söz konusu olamaz ama bunların içinde önemli bir miktar Suriye harici ülkelerden gelenler vardır. Şimdi normalde hava alanında veya sınırda yakalananlar derhal ülkelerine iade edilirken bunların Suriyeli gibi muamele görmelerini anlamak çok zordur. Bunun da Türkiye nin nüfus yapısını değiştirmek ile ilgili olduğunu da düşündürür.
Her ne olursa olsun Türkiye tüm modern ve insan haklarını çok hızlı ve kolay bir şekilde elde etti. Tek ödediği yüksek bedel vatanı içindi. Bu nedenle hala Türk milleti vatanı için canını verebilir. Diğer demokratik haklarını hazır buldu önünde bu nedenle de hiçbir zaman kıymeti bilemedi. Kadınları seçme seçilme hakkını elde etmeleri için hiçbir çaba göstermedi, Atatürk dünyada hemen hemen ilk bu hakkı kadınlara hazır sundu. Bu nedenle kadınlarımızın büyük bir kısmı başkalarının çok zor şartlarda elde ettiği bu hakkın kıymetini hiç bilemedi ve bu hakkı olmayanlara özendi. Başı bağlı bayanlarımız memleketimizde rahatlıkla araba kullanırken tek şikayetleri erkek şoförlerin onları trafikte sıkıştırmalarıdır. Oysa özendikleri ülkelerde kadınların şoför olabilmeleri bu yüzyıllarda bile yasaktır. Tabii onlara bu fikirleri aşılamaya çalışanlar "bizde öyle olmayacak" diyeceklerdir. Oysa örnekler ortadadır. Yalakalık nedeniyle "arkadaşımı kocama getiririm ve paylaşırım" diyenler bu gün neden kocaları bir başka kadına baktığında kıskançlık krizleri geçirirler. Erkeği "boş ol " demedikçe ayrılamayan kadınlar şimdi neden erkek şiddetinden şikayet ederler acaba?
Acaba neden Allah aynı akılı verdiği kadının o aklı kullanmasını istemez ve onun ekonomik bağımsızlığını kazanıp kendi ayakları üzerinde durabilmesini ve erkeğin de onu hakketmesi gerektiğini istemez. Bu acaba Allahın kadını yaratırken neden onu bir kedi gibi veya sadık köpek gibi yaratmamıştır da bedensel farklıları dışında hiçbir fark yaratmamıştır. Eğer erkekler bu gün kadını kendine sadık bir kedi veya köpek gibi olduğunu iddia ediyorlarsa Allah kadını yaratırken bir hatamı yapmıştır acaba.


Bir seçim geçirdik, biri sahnelerden inmedi, memleketin 4 bucağını gezdi başkanlık istedi, 450 istedi, verin huzur içinde başkanlığı halledelim dedi. Ne oldu millet o yetkiyi ona vermedi. Hükumet kuracak çoğunluğu da vermedi. Yetki kullanarak koalisyon da kurdurmadı. Sonucunda ikinci bir seçime gidilmeye Türkiye yi mecbur etti. Bu sefer sahnelerde yoktu, başkalık hiç konuşulmadı. Sayın Başbakan Davutoğlu sahnelerdeydi. Hiç başkanlık telaffuz edilmedi. Yumuşak bir üslup ve vatandaşa vaatler vardı. Yüksek bir oy patlaması ile ikinci seçimde ancak hükumet kurabilecek çoğunluğu elde etti. Şimdi halk başkanlık istiyor diye bu başarıyı sağlayan insanı diskalifiye etti. Davutoğlu sevilmeye başlanmıştı.
Başkalık isterken dile getirilen verin 450 yi huzur içinde halledelim sözü gerçek oldu. Halk 450 vermediği için diyet ödemeye, ülkenin 1/4 ü kan ve yıkıntı haline döndü. Peki o ilk seçimde 450 verilseydi ne olacaktı. Bağımsız eyalet sistemi gelecek, özerk bölgeler oluşacak, Türkiye nin bir bölümü büyük bir ihtimalle terk edilecekti her halde. Yoksa bunun huzur içinde çözülmesi başka nasıl olurdu ve Anayasa değişip Başkanlık sistemi gelirse bu anarşi nasıl sonlandırılacak. Kimse bunu sormuyor, sorgulamıyor.
Sandığın gücü ve sandıktan çıkanın yetkilerini tartışmasız bulanlar son seçimin olağan üstü başarı sağlayan ve o son seçimin mutlak galibi ve mimarı olan Sayın Davutoğlu nasıl bir kalemde silinip atılabildi.
Şimdi sıra, düşük profilli başbakanlığı kim üstlenecek acaba. Hadi yalakalık uğruna üstlenen çıktı, bir seçimde veya referandum da ki başarısızlığı bu sefer kim üstlenecek. Yoksa Anayasa yine çiğnenmeye devam edilecek mi? Hiç kimse unutmamalıdır ki, tarihimiz sudan sebeplerle anayasa çiğneyenlerin hazin sonları mevcuttur.


Post has attachment
Bir seçim geçirdik, biri sahnelerden inmedi, memleketin 4 bucağını gezdi başkanlık istedi, 450 istedi, verin huzur içinde başkanlığı halledelim dedi. Ne oldu millet o yetkiyi ona vermedi. Hükumet kuracak çoğunluğu da vermedi. Yetki kullanarak koalisyon da kurdurmadı. Sonucunda ikinci bir seçime gidilmeye Türkiye yi mecbur etti. Bu sefer sahnelerde yoktu, başkalık hiç konuşulmadı. Sayın Başbakan Davutoğlu sahnelerdeydi. Hiç başkanlık telaffuz edilmedi. Yumuşak bir üslup ve vatandaşa vaatler vardı. Yüksek bir oy patlaması ile ikinci seçimde ancak hükumet kurabilecek çoğunluğu elde etti. Şimdi halk başkanlık istiyor diye bu başarıyı sağlayan insanı diskalifiye etti. Davutoğlu sevilmeye başlanmıştı.
Başkalık isterken dile getirilen verin 450 yi huzur içinde halledelim sözü gerçek oldu. Halk 450 vermediği için diyet ödemeye, ülkenin 1/4 ü kan ve yıkıntı haline döndü. Peki o ilk seçimde 450 verilseydi ne olacaktı. Bağımsız eyalet sistemi gelecek, özerk bölgeler oluşacak, Türkiye nin bir bölümü büyük bir ihtimalle terk edilecekti her halde. Yoksa bunun huzur içinde çözülmesi başka nasıl olurdu ve Anayasa değişip Başkanlık sistemi gelirse bu anarşi nasıl sonlandırılacak. Kimse bunu sormuyor, sorgulamıyor.
Sandığın gücü ve sandıktan çıkanın yetkilerini tartışmasız bulanlar son seçimin olağan üstü başarı sağlayan ve o son seçimin mutlak galibi ve mimarı olan Sayın Davutoğlu nasıl bir kalemde silinip atılabildi.
Şimdi sıra, düşük profilli başbakanlığı kim üstlenecek acaba. Hadi yalakalık uğruna üstlenen çıktı, bir seçimde veya referandum da ki başarısızlığı bu sefer kim üstlenecek. Yoksa Anayasa yine çiğnenmeye devam edilecek mi? Hiç kimse unutmamalıdır ki, tarihimiz sudan sebeplerle anayasa çiğneyenlerin hazin sonları mevcuttur.

Wait while more posts are being loaded