Post is pinned.Post has attachment
Photo

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Sevgili Arkadaşlarım,
Allah’ın izni ile sizlere bugün kıyamet gününden bahseden ardaşık 2 ayeti kerimeyi açıklamak istiyorum.

27/NEML-89: Men câe bil haseneti fe lehu hayrun minhâ, ve hum min fezein yevmeizin âminûn(âminûne).
Kim hasenat ile (kazandığı dereceler, kaybettiği derecelerden fazla olarak) geldiyse, işte o zaman onun için ondan daha hayırlısı (cennet) vardır. Ve onlar, izin günü dehşetten (cehenneme gitmeyeceklerinden) emin olanlardır.
27/NEML-90: Ve men câe bis seyyieti fe kubbet vucûhuhum fîn nâr(nâri), hel tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve kim seyyiat ile (kaybettiği dereceler, kazandığı derecelerden fazla olarak) geldiyse, işte o zaman onlar, yüzüstü ateşe atıldı (atılır). Yapmış olduklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?
NEML Suresinin bu ayetleri bizlere kıyamet gününden bir kesit vermektedir. Bu ayetler ile Mümin’in 102 ve 103 ayetleri aynı anlamları taşımaktadır. Dolayısı ile ciddi bir ilişki içerisindedir.
Öyle ise kıyamet günü kim/kimler amel defterleri kaybettikleri derecelerden daha fazla HASENAT ile geri gelecek, yani kıyamet gününe ulaşacak olursa, bu insanlar için + derecelerinin bakiyesine, bir başka deyiş ile sahip oldukları takva seviyesine göre, kazandıkları derecelerin karşılığını oluşturan cennet katına ulaşacaktır.
Burada açıklanması gereken “ İZİN GÜNÜ “ ile Allah’ın bizlere neyi vermek istediğidir. Öncelikle şunu muhakkak bilmeliyiz ki “bütün insanların cehenneme mutlaka gidecek olduğu Allah’ın üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.”
Cehenneme önce cennet ehli olanlar gireceklerdir. Bütün yer katlarını gezecekler ve yaptıkları amellerin karşılığı olarak Allah’ın bahşettiği azaplardan emin olmaları sebebi ile kendilerine hiçbir olumsuz etki yapmayacak olan cehennemden hamd ve şükürler ederek cenneti terk edeceklerdir. Nasıl yani?
Cehenneme girişleri cehennem kapılarının bu insanların geçişine mani olmadığı bu sebeple de cehenneme uçarak girecekler ve cehennemden çıkışları da uçarak gerçekleşecektir. Cehenneme girecekleri kesin ise cehennemden Allah’ın zini ile ayrılacak olmaları da kesimdir. İşte cennet ehli olanların ( TAKVA SAHİPLERİNİN ) cehennemden ayrılmaları ALLAH’IN ZİNİ İLE GERÇEKLEŞİR. BU SEBEPLE DE BU GÜNE İZİN GÜNÜ DENİLİR. İŞTE BU KONUDAKİ AYETİ KERİME;
19/MERYEM-72: Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
İşte bu sebeple TAKVA SAHİBİ OLAN İNSANLAR i<in gününde cehennemin kendilerine bir olumsuz etkileri olmayacağından da emindirler. Peki bunu bizlere dünya hayatını yaşarken haber veren ayet var mı? Diyebilirsiniz. İşte ilgili ayetler;
10/YÛNUS-62: E lâ inne evlîyâ allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki Allah'ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?
10/YÛNUS-63: Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır.
10/YÛNUS-64: Lehumul buşrâ fîl hayâtid dunyâ ve fîl âhıreh(âhıreti), lâ tebdîle li kelimâtillâh(kelimâtillâhi), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah'ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir.
Bu ayetler, bizlere bütün kurtuluş kademlerini kapsayan bir ayetler olarak gönderilmiştir. Allah’a yönelenlerden başlayarak FEYZ-ÜL AZİMİN SAHİBİ OLAN SALAH MAKAMININ EN SON KADEMESİNE ULAŞMIŞ KAMİL İNSANLARI DA KAPSAYAN bir dizidir.
Öyle ise kıyamet gününe insanlar iki şekilde geleceklerdir.
1. Günahları sevaplarından fazla olanlar. Onlar seyyiat ile gelenlerdir.
2. Hasenatı seyyiatinden fazla olanlar. Onlar hasenat ile gelenlerdir.
İnsanlar dereceleri kazanırlarken HAYIR İŞLERLER. Kazandığı dereceler kaybettiği derecelerden fazla olanlar kıyamet günü işledikleri hayırlardan daha hayırlısı ile karşılaşacaklardır. Çünkü
1. Allah'ın Zat'ını görecektir.
2. Cennete girecektir.
Buradaki hayırdan (hasenattan) murad, kişinin kazandığı derecelerdir.

Bu hayırların neticesinde kişi cennete girecektir.

Gene hayrın sonucunda Allah'ın Zat'ını görecektir.
İşte Neml 90 ayeti kerimesi ise bunun tam tersi olan bir durumu açıklamaktadır. Yani kıyamet günü seyyiatle gelen insanlar ise yapmış oldukları seyyiatlere göre kaybettikleri dereceler dikkate alınarak CEHENNEMLE AZAPLANDIRILACAKLARDIR.
Dolayısı ile yapmış olduklarının karşılı olan ceza ile cazalandırılacaklar. Dolayısı ile bu insanlar burunları sürtünerek cehenneme girecekler ve en son cennet ehli cehennemi terk edene kadar dizleri üstüne çökmüş olarak bekleyecekler.
En son cennet ehli cehennemden ayrıldıktan sonra onlar da kazandıkları eksi derecelere göre 7 yer katına ulaşacaklardır.
İşte bundan sonra insanlar için cennet ve cehennem arasındaki geçiş kalkacaktır. Yani cehennemden cennete geçmek ceza ehli olanlar için olası değildir.
SONSUZ BİR ZAMAN DİLİMİ CEZA. NEDEN ? ALLAH’IN AFFINA SİZLERİ ULAŞTIRACAK OLAN ALLAH’A YÖNELMEYİ TALEP ETMEDİĞİNİZ VEYA KALBEN TALEP ETMEDİĞİNİZ İÇİN. ÇÜNKÜ TAKVA SAHİBİ OLMADAN DÜNYA HAYATINI TAMAMLAMIŞ OLURSUNUZ.
GELİN ARTIK ALLAH’I KALPBEN TALEP EDİN VE KENDİNİZİ ALLAH’A TESLİM EDİN. SİZE NEYİ NEDEN YAPACAAĞINIZI BİLMENİZE GEREK DE YOK. ALLAH SİZE, SİZİ KENDİSİNE UALŞTIRACAK BÜTÜN ÖZELLİKLERİ VERECEK VE KAZANMANIZA İMKAN SAĞLAYACAKTIR.
KESİN Mİ? ELBETTE. LÜTFEN BU AYETİ KERİMEYİ DİKKATLE VE TEKRAR TEKRAR OKUYUN VE DÜŞÜNÜN. SİZE DÜŞEN BİR TEK GÖREV VAR. ALLAH’A YÖNELMEK. BU KURTULUŞU GARANTİ EDECEK.
HAYIR YÖNELMEDİNİZ VE BU YÖNELMEYİ GERÇEKLEŞTİREMEDEN DE ÖLÜM SİZE ULAŞTI İSE SİZE ARTIK HİÇ KİMSENİN YARDIMCI OLMASINA İMKAN YOKTUR.
İDRAK ETMENİZ VE ALLAH’A YÖNELMENİZİ DİLEKLERİ İLE
DUA İLE.
Photo

Sevgili Arkadaşlarım,

Bugün sizlere yakın tarihimizde yaşanan ve yaşayanların da şahitlik ettikleri bir ALLAH DOSTUNUN HAYATINDAN BİR KESİTİ paylaşmak istiyorum, ALLAH’IN İZNİ İLE.
Yakın bir tarihte HACI BEKTAŞI VELİ HZ. Ziyarete üç arkadaş birlikte gittik. Bu seyahatimizin çok ama çok özel bir de anlamı olduğunu, olabileceğini muhakkak ki tahmin de ediyor olmalısınız. Ben zaman zaman böyle davetleri aldığımı hisseder, kimini anında, kimini de en kısa zamanda gerçekleştiririm. Buna bir örnek olarak birkaç gün önce gittiğim ve beni çok mutlu kılan EMİR SULTAN- YEŞİL TÜRBE ( MEHMET ÇELEBİ ) ULUCAMİ, OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU OLAN OSMAN GAZİ VE ORHAN GAZI ZİYARETLERİMİ DE ÖRNEK VEREBİLİRİM. Gitmem gerektiğini biliyordum, gidememiştim. Bir anda bir gezi teklifi geldi kabul ettim ve 2 gün sonra Sevgili EMİR SULTAN’NIN HUZURUNDA İDİM.
Şimdi konumuza dönecek olursam. Hacı Bektaş’ı Veli Hz. giderken güzergâhımız üzerinde olan 2 Allah dostunu da ziyaret ettik. Birisi HASAN DEDE TÜRBESİ İDİ. Şayet Ankara’dan bu istikamete gidecek olursanız mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
İkinci ziyaret ettiğimiz Türbe ise yakın tarihimize de katkı sağlamış olan bir ALLAH DOSTU OLAN MAHSEN’Lİ ALİ EFENDİ HAZRETLERİ (1841-1951) idi. MAHSEN’Lİ kasabasında türbesi olan yakın tarihimizin bir büyük velisi.
Önce MAHSEN’Lİ ALİ EFENDİ’NİN yaşanan olaylarından birini sizlerle paylaşmak, iletmek istiyorum.
Ali Efendi, Çorum iline gittiğinde Şeyhi kendisine bir nacak hediye etmişti. Hz. Ali Efendi bu nacağı hiç yanından ayırmazdı. Hepimiz biliyoruz ki Osmanlı Devletinin son yılları hep savaşlarla geçmişti. İşte herhangi bir cephede savaş çıktığında Hz. Ali Efendi bu nacağı eşiğinin üzerine asarmış.. Köylüler “ HAYROLA NE OLDU HOCAM” diye sorduklarında da cevaben “ SAVAŞ ÇIKTI OĞULLAR” diye cevap verirmiş.
Hz. Ali Efendi vefat ettikten sonra, nacağını köylüler korumasız bir şekilde türbesine asmışlar.Yanında zamanında hizmetini gören talebelerinden biri türbeyi ziyareti sırasında nacağı korumasız şekilde asılmış görünce “HOCAMIN YADIGARI “ diye düşünerek nacağı alır ve köyüne götürür. Evine vardığında ailesine nacağı saklamasını söyler. Ailesi gelen bu nacağı yüklükte bulunan yorganların arasına nacağı saklar.
Nacağı alan hocanın talebesi birkaç gün sonra çalışmak için 3-4 ay kadar evinden ayrılmak durumunda kalır. Ve evine döner ve döner dönmez de nacağı kontrol etmek ister. Doğruca yüklüğe gider ve yorganı açar. Yorganın içinin kanla dolu olduğunu görür. Pırıl pırıl olan nacaktan hala kan damlamakta olduğunu da görür. Adam bu duruma inanamaz ve aile ferlerine dönerek sorar “ bu nacakla ne kestiniz de kanlı kanlı buraya bıraktınız” diye hiddetle sorar. Aile fertlerinin hiçbirisinin bir ilgisi olmadığını görür. Nacağı temizler ve başka bir yorganın arasına koyar.
O gece rüyasında hocasını görür hocası talebesine;
“ONDA BİR EMANETİ OLDUĞUNU, ONU HEMEN GETİRİP BAŞUCUNA KOYMASINI, BU EMANETİN BAZEN LAZIM OLDUĞUNU” söyler.
Adam terler içinde kalkar.ve olup bitenler de kendisi için bir anlam kazanır. Ertesi sabah nacağı getirerek türbeye teslim eder. Nacak için bir koruma kabini yaptırarak türbede sergilenmesini sağlar.
Bu olayın yaşandığı zaman ise KIBRIS HAREKÂTININ YAPILDIĞI SIRADA GERÇEKLEŞMİŞTİR.
Hz. Ali Efendi’nin gerçek hayattan birkaç hikâyesi daha söz konusu ama bunları teker teker anlatmak daha doğru olacağı için bir sonraki yazımızda anlatacağım.
En sonunda ise bizi etkileyen bir olayı ( kendi yaşadığımızı ) sizlerle paylaşarak MAHSENLİ HZ. ALİ EFENDİNİN sizlere tanıtımını bitireceğim.
Ancak mutlaka gitmenizi, yolunuz düşer ise mutlaka uğramanızı çok yakın tarihte yaşanan birkaç olayı canlı tanıklarından dinleyeceğinizi söylemek isterim.
DUA İLE.

Post has attachment
Sevgili Arkadaşlarım,
Bugün sizlerle ALLAH'IN İZNİ İLE “ ALLAH İNSANLARI SEÇER Mİ?” konusunu ALLAH'IN ayetleri ışığında incelemek ve açıklamak istiyorum. Bu bilgilerin tamamı muhakkak ki benim de öğrendiğim ve sizlerle paylaştığım bilgiler.
Bugün yaşayan insanların çok büyük bir kesimi “ ŞAYET ALLAH İNSANLAR ARASINDA SEÇİM YAPIYOR İSE İNSANLARA KARŞI HAKSIZLIK YAPMIŞ OLUR “ diye düşünmektedir. En azından yıllar önce ben de böyle bir düşüncenin sahibi olan birisi idim. Yani bunun ayıranı nedir? Bilmediğimiz ve o zaman diliminde de yeterli idrak sahibi olmadığımız için böyle bir düşüncenin sahibi idim. ANCAK ŞİMDİ BİLİYORUM Kİ BU DÜŞÜNCE DOĞRU DEĞİLDİR.
ALLAH BUYURUYOR Kİ;
42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu). (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Şimdi lütfen düşünelim. Sevgili Peygamberimiz müşriklere ne söylemişti. “ALLAH’A YÖNELİN VE BANA TABİ OLUN Kİ SİZE ŞEFAAT EDEYİM VE SİZİ ALLAH’A ULAŞTIRAYIM” işte bu söz müşriklere ağır geldi. Peki, ne yaptılar? İtiraz ettiler, karşı çıktılar ve ALLAH’IN KENDİLERİNE İLETİLEN DAVETİNİ KABUL ETMEDİLER. Dolayısı ile Allah’ın bu konuda indirdiği bütün ayetlerini de inkâr ettiler.
ALLAH AYETİ KERİMENİN DEVAMINDA BUYURUYOR Kİ “ ALLAH DİLEDİĞİNİ KENDİSİNE SEÇER VE O’NA YÖNELENİ, KENDİSİNE ULAŞTIRIR. Demek ki Allah’ın bir seçim yaptığı gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bütün insanlar olayları yaşarız. Hayat bir olaylar dizisi zinciridir. Ancak neyin hayır ve neyin şer olduğunu bilmeden yaşarız. Bu gerçekten böylemi? İşte ayeti kerime;
2/BAKARA 216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne). Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Bu konuyu çok kısa bir örnekle açıklamakta yarar var. Bir hısız düşünün. Birinin malını veya parasını çalıyor. Hani son zamanlarda yaşanan kapkaç olaylarından birini düşünün. Bir hırsız bir bayanın çantasını kapıyor ve kaçıyor. Amacı ne? Bu kişinin cüzdanında bulunan paraları gasp ederek kendi istekleri istikametinde harcamaktır. Ve de yakalanmıyor. Adam mutlu. Ancak derecaat kaybettiği de aşikâr. Çantası çalınan kişi ise çalan kişinin kaybettiği derecaat kadar derecaat kazanıyor, kramen kâtibin melekleri anında amel defterlerine kayıp ve kazanç olarak işliyor. Ama çantası çalınan kişi mutsuz. Benim kazancımda hiç haram yok. Bu benim başıma neden geldi? Diye feryat ediyor. Tam yukarıda verdiğim ayete uygun bir durum.
Biz insanları ahiret yaşamında kurtuluşa ulaştıracak veya ceza ehli kılacak olan şey, ALLAH TARAFINDAN BİZ İNSANLARA AÇIKLANMIŞTIR.
23/MU'MİNÛN 102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir. 23/MU'MİNÛN 103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne). Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyen kalacak olanlardır.

İşte insanlar bu yaşanan olayların akabinde durumlarını ortaya koyarlar. İşte bu nokta biz insanların ALLAH TARAFINDAN İMTİHANA TABİ TUTULDUĞUMUZ NOKTADIR. Nitekim Allah diyor ki “ her sene insanları birkaç defa müsibetlerle imtihan ettiğimizi görmezler mi?
9/TEVBE-126: E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merreten ev merreteyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah'a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah'ın ismini ardarda tekrar etmiyorlar).
İşte yaşadığımız bu imtihanların neticesinde;
1. Yapılan imtihanda başarı sağlayanlar
2. Yapılan imtihanı kaybedenler
Olarak iki grup insan oluşur.
ALLAH BİZ İNSANLARA DİYOR Kİ;
2/BAKARA 156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne). Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2/BAKARA 157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne). İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

İşte kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman “ muhakkak ki biz, Allah içiniz ve mutlaka Allah’a ulaşacağız” diyen bu insanlar için ALLAH “ İŞTE HİDAYETE ERECEK OLANLAR ONLARDIR” diyor.

“Allah’a ruhumuzu mutlaka ulaştıracağız.” diyenler. Musibetlerle imtihan edilmelerıne karşın hedeflerinden sapmayan ve “Mutlaka Allah’a ulaşacağız.” diyen insanlar söz konusudur. Musibetlerle imtihan edilmenin iki türlü neticesi var.
1. Olayları Allah’ın istikametinde değerlendirenler
2. Olayları nefsleri istikametinde değerlendirenler.

Bu neticeyi alan insanlar. Pozitif neticeyi alan insanlar “Allah’ın rahmeti ve salâvâtı onların üzerinedir.” diyor. Bakara Suresinin bu, 156. âyet-i kerimesi. Allah’ın salâvâtı ve rahmeti onların üzerine olması demek o insanların mürşidlerine ulaştıktan sonra ruhlarını Allah’a ulaştıracakları kesin olduğunu göstermektedir.

Demek ki burada Allah’ın salavatı ve fazlı ile salavatı ve rahmeti söz konusudur. Öyle ise bakmamız gereken şey ne zaman salavat ve fazlın, ne zaman salavat ve rahmetin geleceğidir.

Bir insan Allah’a yönelir, Allah’ın davetine icabet etmek talebinde bulunur veya kesin bir inanç ile ALLAH’A ULAŞACAĞINA İNANIR İSE işte o zaman ALLAH, gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kulaklarındaki vakrayı, nefsinin kalbindeki ekinneti alır, görme hassası üzerindeki perdeyi kaldırır, işitme hassasını açar ve idrak edebilmesi için nefsinin kalbine İHBATI KOYAR.

Sonra kişinin kalbine ulaşır. Şeytana dönük olan nefsinin kalbini Allah’a döndürür. Kişinin göğsünü şerh eder ve nefsinin kalbine giden bir nur yolu açar. Bundan sonra bu kişi zikir yaptığı zaman bu kişi ALLAH TARAFINDAN SEÇİLMİŞ VE ALLAH’A KESİN OLARAK ULAŞACAĞINDAN EMİN OLAN BU İNSANA ALLAH’IN KATINDAN GELEN RAHMET VE SALÂVAT NURLARI ÜZERİNE GELİR VE AÇILAN NUR YOLUNU TAKİP EDEREK NEFSİNİN KALBİNE ULAŞIR. İşte bu nurlar nefsin kalbine ancak % 2 seviyesinde bir aydınlama meydana getirir. Bunun nedenini ise bizlere aşağıdaki ayet göstermektedir.

12/YÛSUF 53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun). Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).
Allah’ın RAHİM ESMASI biz insanlar için son derece önemlidir ve de kıymetlidir. Allah insanların çoğuna RAHMAN ESMASI İLE TECELLİ EDER. YANİ İNSANLAR ARASINA RAHMAN ESMASI İLE BİR AYIRIM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.
İnsanların hayatta kalmaları için onların gıda maddelerini temin etmek, onlara oksijen, hava vermek. Havayı temin etmek yaşamaları için, ağaçları bu sebeple seferber edip onların boşluğa (havaya) oksijen bırakmalarını temin etmek. Fotosentez yoluyla. Klorofil özümlenmesiyle… Hep Allah’ın rahman esmasının fonksiyonlarıdır.

İşte O Allah, yaratan Allah insanları imtihan ettikten sonra o imtihandaki davranış biçimlerine göre insanları seçer. İşte musibetlere sabreden ve ben muhakkak ki; Allah’a ulaşacağım diyen musibetlere sabrı neticesinde bu hakkı kazanan kişi, Allahû Teâlâ tarafından seçilenlerdendir. Seçilenler bunların hepsini mutlaka içerir.

Allah sadece bu insanları değil, insanların %90 dan fazlasını seçer. Allah’a yönelirler, Allah’ın davetini kabul ederler, Allah’a döneceklerine, ulaşacaklarına kesin inanç sahibi olurlar ise bu insanları böyle bir dileğin, talebin, duanın sahibi oldukları anda ALLAH’IN CENNETİNE VARİS KILMAK, ALLAH TARAFINDAN KORUNMAYI HAK ETSİNLER DİYE SEÇER.

İşte bu seçilen insanlar içerisinde bir tek grup insanlar yoktur. Bu insanlar Allah’a yönelmedikleri, Allah’ın davetine icabet etmedikleri, Allah’a hayatta iken ulaşabileceklerine inanmayan, inanmadıkları gibi başka insanları da ALLAH’IN YOLUNDAN MEN EDEN İNSANLARI SEÇMEZ. Kim bu insanlar dersek bunları da bize şu ayetler ile Allah açıklıyor.
4/NİSÂ 167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden). Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
4/NİSÂ 168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan). Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.
4/NİSÂ 169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran). Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.

Şimdiye kadar bu daveti duymadınız işitmediniz ve bu yazıyı okuyan birisi iseniz, şu anda ALLAH’IN DAVETİNDEN HABERDARSINIZ. Bu ana kadar Allah’a göre yaşayan bir ölü idiniz. Daveti kabul ettiğiniz takdirde yukarıda saydığımız özelliklerin sahibi olacaksınız ve Allah sizler ard arda 12 ihsanda bulunacak. Sizi bu ihsanlar ile cennet ehli kılacak.
Daveti kalben kabul ettikten kısa bir süre sonra vefat etmiş olsanız bile ALLAH SİZİ TAKVA SAHİBİ KILDIĞI İÇİN KURTULUŞA ULAŞMIŞ VE CENNET VARİSİ OLARAK GERİ DÖNECEKSİNİZ.
Diyelim ki bu daveti kabul etmediniz. İnsana hayat veren RUHTUR, RUH BEDENDEN ÇIKAR VE BİZ ÖLÜRÜZ. BİZE SÖYLEDİKLERİNİZ YANLIŞ DİYORSANIZ, HİÇ ŞÜPHENİZ OLMASIN Kİ ÜZERİNİZDE ENGELLER YOK İSE ENGELLER SAHİBİ OLACAKSINIZ.
Biz insanları böyle bir dilek sahibi olduktan sonra ALLAH YOLUNDA İLERLETECEK OLAN, NEFSİMİZİN TEZKİYE EDİLMESİNİ SAĞLAYACAK OLAN ŞEY SADECE ALLAH’IN ZİKRİDİR.
ZİKİR, AZ ZİKİR, ÇOK ZİKİR VE DAİMİ ZİKİR DE ÜZERİMİZE FARZDIR.
Konumuzu burada tamamlıyorum. Çünkü Allah’ın seçimi ile ilgili farklı ayetler de vermek mümkün ama konuyu hem çok uzatmış olacağız, hem de okunma olasılığını da yoklar seviyesine indireceğiz.
Sevgili Arkadaşlarım,
Yapmaya çalıştığımız bu hizmet Allah’ın izni ile sizleri bilgilendirmeye yöneliktir. Bütün bu anlattıklarımız ışığında şu ayeti değerlendirirseniz çok daha açık ve net idrak edebilme imkânına sahip olabilirsiniz.
76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.
DUA İLE.
Photo

Post has attachment
Sevgili Arkadaşlarım,
Bugün sizlerle Allah’ın izni ile biz insanlara gönderdiği iki ayeti kerimesini incelemek ve açıklamak istiyorum.
3/ÂLİ İMRÂN-185: Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve innemâ tuveffevne ucûrekum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), fe men zuhziha anin nâri ve udhılel cennete fe kad fâz(fâze), ve mâl hâyâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).
Her nefs, ölümü tadıcıdır ve lâkin ecirleriniz (amellerinizin karşılığı) kıyamet günü ödenir. O vakit kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa o takdirde o kurtulmuştur. Ve dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.
3/ÂLİ İMRÂN-186: Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ(kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr(umûri).
Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır.
Allah diyor ki “ HER NEFS ÖLÜMÜ TADICIDIR” Demek oluyor ki nefsler ölümlü varlıklar değildir. Ölen, nefsimize ve ruhumuza ev sahipliği yapan fizik bedenlerimizdir. Topraktan gelmiştir, dönüş yeri de topraktır. Ancak Hz. Âdem babamızda en son ölecek olan kardeşimiz de dirildiklerinde bakın ne söylüyor olacaklar.
23/MU'MİNÛN-112: Kâle kem lebistum fil ardı adede sinîn(sinîne).
Dedi ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” 23/MU'MİNÛN-113: Kâlû lebisnâ yevmen ev ba’da yevmin fes’elil âddîn(âddîne). “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. O zaman (onu), sayanlara sor.” dediler.
İşte ölüm hali gerçekleştiğinde iç içe yaşadığımız fizik bedenimiz toprağa, Allah’ın biz insanlarda emaneti olan ve bizlerin RUHUMUZ dediğimiz emanet ise ALLAH’IN ZATINA dönecektir. Peki ya nefsler ölümlü olmadığına göre ne olacaktır? İşte bizi biz yapan ve fizik bedenimizle beraber Allah’ın emanetini üstlenen, cahil ve zalim olan nefsimiz de kendi âlemine BERZAH ÂLEMİNE GİDECEKTİR.
Kıyamet gününe kadar da orada yaşamaya devam edecektir. Nefs konusunu daha önce anlattığımız için derinlemesine bir açıklama yapmadan devam edeceğiz. İşte kıyamet gününe kadar kendi alemi olan berzah aleminde nefsler yaşayacaklardır. Bu âlemde ölüm söz konusu değildir.
Biz insanlar her saniye ya kazanan veya kaybedenlerden oluruz. Bu konu da daha önce açıklanmıştı. Ancak öğrenmek isteyen arkadaşlar soracak olurlarsa yeni den açıklamak ve anlatmak da bize düşen bir görevdir. Yani her saniye ya kazanan veya kaybedenlerden olduğumuza göre, bu kazanç ve kayıplarımız iki omzumuz üzerinde görev yapan KRAMEN KATİBİ melekler tarafından yazılı ve film olarak yada alınacaktır. İşte ölüm ile birlikte AMEL DEFTERİ DEDİĞİMİZ BU DEFTER KAPATILIR. ARASINDA FARK MUTLAKA OLACAKTIR VE SEVAP TARTILARI AĞIR GELENLER KURTULUŞA ULAŞANLARI, HAFİF GELENLER İSE CEHENNEMİ dünya hayatını yaşarken tercih edenler olacaktır. Dolayısı ile amel defterleri çok ağır gelenler elde ettikleri kazanımlara göre ayrı ayrı gök katlarına cennetlere varis olanlar ve ulaşanları oluşturacaktır.
Amel defterleri hafif gelen insanlar ise, neticedeki farklılığa göre farklı farklı yer katlarına ulaşanları oluşturacaktır.
Şimdi ayeti kerimenin devamını dikkatle tekrar okuyunuz “. O vakit kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa o takdirde o kurtulmuştur. Ve dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” Peki, kimler kendilerini ateşten uzak tutmayı başaranlar olacaktır? Bunu bizlere gösteren açık bir ayet söz konusunu? Elbette. 19/MERYEM-71: Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen). Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür. 19/MERYEM-72: Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen). Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.
Bütün insanlar mutlaka cehenneme gideceklerdir. Bu Allah’ın kesinleşmiş bir hükmüdür. İşte bir kesim insanlar ( CENNET EHLİ OLANLAR ) cehennemi görmek ve nasıl bir azaptan kurtulduklarını idrak ederek ALLAH’A SONSUZ HAMD VE ŞÜKREDEREK ORADAN ALLAH’IN İZNİ İLE AYRILACAKLARDIR. İŞTE BU İNSANLAR DÜNYA HAYATINI YAŞARKEN TAKVA SAHİBİ OLMUŞ İNSANLARDIR.
Bu insanların hangi gök katlarına gideceği ise ALLAH’IN SIRATI MUSTAKİMİ ÜZERİNDE BULUNDUĞU YERE GÖRE BELİRLENMİŞ OLACAK VE CEHENNEMDEN ÇIKACAK OLANLAR KENDİ GÖK KATLARINA ULAŞACAKLARDIR. Sonra ( en son cennet ehli olan ayrıldıktan sonra ) cehennem ehli olanlar da kendi yer katlarına doğru hareket edeceklerdir.
BURADAN HEMEN ŞUNU ANLAMALISINIZ. SIRAT KÖPRÜSÜ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU DEĞİLDİR. NİTEKİM MERYEM 71-72 BUNUN DA AYNI ZAMANDA BİR KANITIDIR. ŞAYET AKSİNE İNANAN VE İMAN EDEN BİRİSİ İSENİZ LÜTFEN DELİLLERİNİZİ GETİRİN. GETİRMEYİ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ DEİLLERİNİZİN DE TEYİDİNİ KUR’AN-I KERİM AYETLERİ OLARAK BULUNUZ.
DÜNYA HAYATI ALDATICI YANİ HİÇBİR ŞEKLİ İLE KALICILIĞI OLMAYAN, GEÇİCİ BİR HAYAT BUNU SAKIN UNUTMAYALIM.
Sevgili Arkadaşlarım, dünya hayatı bir imtihan hayatıdır. Öğrencilik yıllarımızda girdiğimiz imtihanları hatırlayın. Doğumla birlikte imtihan başlar ve ölüm ile birlikte de bizlere kâğıt ve kalemleri bırakın denir. Ne kazandık? Neleri yaptık? Neleri yapamadık? Hepsi kâğıt üzerinde kaldı. İşte amel defteri de böyle. Bütün ömrümüzün her saniyesi hem düşünce bazında hem de fiiller bazında kayıt altına alınıyor. Bizler unutsak bile AMEL DEFTERİMİZDE İYİ VEYA KÖTÜ BÜTÜN AMELLERİMİZ YER ALIYOR.
İMTİHAN KESİN. ALLAH ÖYLE SÖYLÜYOR. AKSİNİ SÖYLEYENLERDEN DEĞİLSENİZ BU ANLAMDA SORUN DA YOK.
Allah diyor ki “Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız.” Şimdi kısaca düşünelim, Kur’an-ı Kerim indirilmeden önce kendilerine kitap verilenler ile açık veya gizli şirk içinde olanlar neden ALLAH’A DOST OLANLARA İNCİTİCİ SÖZ SÖYLERLER?
Çünkü bu insanlar ( kitap verilenler ) ellerindeki kitapları okumalarına rağmen okuduklarını idrak etmek imkanına kavuşmadıkları için, gizli şirk içinde olanlar ise ALLAH’IN DİNİNDE FIRKALAŞTIKLARI VE ELLERİNDE OLAN İLE FELAHLANDIKLARI İÇİN, kendilerine öğretilenlerin yanlışlığını kabullenmekte zorlandıkları için, atalarını bu inanç şekli üzerine buldukları için KENDİLERİNE ALLAH’IN DAVETİNİ VEREN BÜTÜN İNSANLARA İNCİTİCİ, AŞAĞILAYICI SÖZLER SÖYLEYECEKLERDİR.
Sabır, belki de Allah yolundaki en önemli anahtarlardan bir tanesi. En son temizlenen nefsin afeti de sabırsizlık afeti. Sabır etmeyi öğrenmek ve hayatına tatbik etmek, büyük bir olasılıkla insanı TAKVA SAHİBİ OLMAK İSTİKAMETİNDE HAREKETE GEÇMESİNİ KOLAYLAŞTIRACAKTIR. DEMEK Kİ SADECE SABIR EDEN BİRİ OLMAK YETMİYOR AYNI ZAMANDA BU KİŞİNİN TAKVA SAHİBİ OLMASI DA EMREDİLİYOR.
İŞTE BİR İNSAN TAKVA SAHİBİ OLUŞ İSE İŞLERİN EN AZİM OLANINA DA ADIM ATMIŞ OLACAKTIR, NEDEN? Çünkü TAKVA SAHİPLERİ
1. DALALETTE DEĞİLDİR.
2. KÜFÜRDE DEĞİLDİR.
3. FELAHA ERMİŞTİR.
4. HÜSRANDA DEĞİLDİR.
5. ALLAH’IN NURLARINA ULAŞMAYA BAŞLAMIŞTIR.
6. CENNET EHLİ OLMUŞTUR.
7. CEHENNEMDEN UZAKLAŞMIŞTIR.
8. SIRAT-I MUSTAKİMDEDİR.
9. ALLAH’IN KİTABININ BÜTÜNÜNE İMAN EDEN BİRİSİ OLMUŞTUR.
10. ŞEYTANDAN İÇTİNAP ETMİŞTİR.
11. ALLAH’A SIĞINMIŞTIR.
12. DALELETTEN KURTULDUĞU NOKTADA GÜNAHLARI ÖRTÜLMÜŞTÜR.
13. SEVAP TARTISI AĞIR GELEN BİR HÜVİYETE ULAŞMIŞTIR
14. BU İNSAN ALLAH’A GÖRE ÖLÜ İKEN ( YAŞAYAN ÖLÜ ) ULAŞTIĞI BU İMKÂNLAR İLE DİRİLEN, HAYATA GELEN BİR HÜVİYETİN SAHİBİ OLUR.
BİR ANDA AKLIMA GELEN BU DEĞİŞİKLİKLER SADECE BU İNSANIN ALLAH’A YÖNELMESİ VE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL ETMESİ İLE ULAŞTIĞI İMKÂNLARDIR. BAZI İNSANLARIN NEDEN HALA ALLAH’A YÖNELMEDİKLERİNİ, ALLAH’IN DAVETİNİ KALBEN KABUL ETMEDİKLERİNİ BUCA DELİLE RAĞMEN UZAK DURDUKLARINI ANLAYAMIYORUM.
UMARIM ALLAH’A DOST OLMAK İÇİN ADIM ATANLARDAN OLURSUNUZ.
DUA İLE.





3/ÂLİ İMRÂN-186: Le tublevunne fî emvâlikum ve enfusikum ve le tesmeunne minellezîne ûtûl kitâbe min kablikum ve minellezîne eşrakû ezen kesîrâ(kesîran), ve in tasbirû ve tettekû fe inne zâlike min azmil umûr(umûri).
Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır.






Photo

Post has attachment
Sevgili Arkadaşlarım,
Bugün sizlere Allah’ın izni ile bütün insanları çok ama çok yakından ilgilendiren bir ayetler dizisini anlatmak açıklamak istiyorum.
76/İNSÂN (DEHR)-29: İnne hâzihî tezkireh(tezkiretun), fe men şâettehaze ilâ rabbihî sebîlâ(sebîlen).
Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir).
76/İNSÂN (DEHR)-30: Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallâh(yeşâallâhu), innallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ve Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir (hüküm ve hikmet sahibidir).
76/İNSÂN (DEHR)-31: Yudhilu men yeşâu fî rahmetih(rahmetihî), vez zâlimîne eadde lehum azâben elîmâ(elîmen).
O dilediği kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zalimler, onlar için elîm azap hazırladı.
Allah’ın biz insanlara gönderdiği Kur’an-ı Kerim insanlar için bir öğüttür. Bir rehber kitaptır. Şunu muhakkak ki biliyor olmalısınız. Ahiret yaşamında kurtuluşa ulaşabilmek TAKVA SAHİBİ OLMAMIZA BAĞLIDIR. O halde Kur’an-ı Kerim biz insanlara nasıl takva sahibi olacağımızı, şirkten nasıl kurtulacağımızı, ALLAH’IN SIRAT-I MUSTAKİM’İNİ KENDİMİZE NASIL YOL İTTİHAZ EDECEĞİMİZİ, EDEBİLECEĞİMİZİ BİZLERE AÇIK VE NET OLARAK GÖSTEREN BİR KİTAPTIR.
O halde biz insanlar ilk takva seviyesine veya daha açık bir ifade ile ne yaparsak TAKVA SAHİBİ OLACAĞIMIZI GÖSTERMELİDİR. İŞTE ALLAH BUNU BİZE ŞÖYLE AÇIKLIYOR. Bu bir insanın ilk defa ALLAH’A KARŞI TAKVA SAHİBİ OLDUĞU yerdir.
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
BU bakımdan RUM SURESİNİN 31 VE 32. AYETİ KERİMELERİ ÇOK AMA ÇOK ÖNEMLİ AYETLERDİR. ÇÜNKÜ KURTULUŞA ADIMIN NASIL ATILMASI GEREKTİĞİNİ BİZLERE GÖSTERMEKTEDİR.
Rum Suresinin 31. Ayeti kerimesi 4 ayrı farz emri bir arada bulunduran bir ayettir.
1. ALLAH’A YÖNELİN. DEMEK Kİ ALLAH’A YÖNELMEK FARZ BİR EMİR.
2. ALLAH’A KARŞI TAKVA SAHİBİ OLUN. TAKVA SAHİBİ OLMAK DA ÜZERİMİZE FARZDIR.
3. NAMAZI İKAME EDİN. BİR BAŞKA FARZ EMİR. ANCAK BU FARZ EMİR BİZLERİN GÜNLÜK KILDIĞIMIZ NAMAZI İFADE ETMEDİĞİ 4. FARZ EMİRDEN ANLAŞILMAKTADIR. BU NAMAZ BİZLERİ MÜŞRİK OLMAKTAN KURTARMAYA VESİLE OLACAK BİR NAMAZ. ADI İSE HACET NAMAZIDIR.
4. VE BÖYLECE MÜŞRİKLERDEN OLMAYIN. DEMEK Kİ MÜŞRİKLERDEN OLMAMAK DA ÜZERİMİZE FARZDIR.
Rum Suresinin 32. Ayeti kerimesi ise bizlere müşriklerin kimler olduğunu açıklayan bir ayettir. Bu insanlar;
1. Allah’ın dininde fırkalara ayrılmış olanlardır.
2. Fırkalara ayrılmaları sebebi ile grup grup olmuşlardır.
3. Bütün gruplar kitabın bütününe değil, kendilerine diğer insanlar tarafından öğretilenleri doğru kabul ederek felaha ereceklerini zannını taşırlar.
Oysa Allah, Allah’a yönelen, Allah’ın davetini kabul eden insanlara bakın neleri nimet olarak vermektedir.
4/NİSÂ-175: Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
Allah’a yönelmeleri, Allah’ın davetini kabul ettikleri için HAK AMENÛ olan ve bu sebeple de ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILAN İNSANLARI ALLAH KENDİSİNDEN BİR RAHMETİN VE FAZLIN İÇİNE KOYACAK VE BU İNSANLARI ALLAH’A ULAŞTIRAN YOL OLAN SIRAT-I MUSTAKİM’E ULAŞTIRACAKTIR.
İşte bu insanlar, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman, bu musibetin bir imtihan olduğunu, kendilerinin Allah için olduklarını ve mutlaka ALLAH’A DÖNECEKLERİNE DE KALBEN İNANIRLAR. İşte ilgili ayeti kerime.
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
İNSAN SURESİNİN 30. AYETİ KERİMESİ İSE BÜTÜN İNSANLARI ÇOK İLGİLENDİREN BİR AYETİ KERİMEDİR.
Bunun için şunu muhakkak ki idrak etmeliyiz. Allah’a göre insanlar genel olarak iki gruptur.
1. Allah’a yönelenler, Allah’ın davetini kabul edenler, yaşarken Allah’a döneceklerine ve öldükten sonra ise tekrar döndürüleceklerine İMAN EDENLER.
2. Diğer insanlar.
İşte ilk kurtuluşa ulaşmak için Allah’ın seçtiği insanlar, DİĞER İNSANLAR ARASINDAN OLACAĞI AÇIKTIR. İşte bu insanlardan ALLAH’IN HİDAYETİNE VEYA ALLAH’IN DAVETİNE İCABET ETMEYE ENGEL OLAN İNSANLARI ALLAH SEÇMEZ.
Ancak bu insanlarında daha önce seçildikleri ama karşı çıktıkları ve inkâr edenlerden oldukları açıktır. Bu insanlar ise her devirde yaşayan insanların % 10 az olduğunu da bilmeliyiz. Yani Allah insanların %90 dan fazlasını seçer. Dolayısı ile aslında bütün insanları ALLAH SEÇMİŞ OLUR.
Bu insanlara ALLAH’IN DAVETİ MUHTELİF ŞEKİLLERDE MUTLAKA ULAŞTIRILIR. ALLAH’IN DAVETİNE MUHATAP OLMAKSIZIN HİÇBİR İNSANA ÖLÜM ULAŞMAZ. DELİL Mİ? ELBETTE, İŞTE DELİL AYETLERİ;
67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu. 67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.” 67/MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri). Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
ŞUNU UNUTMAYIN. HANGİ KONUDA OLURSA OLSUN SİZ ALLAH’TAN BİR KALBİ TALEPTE BULUNMAYI GERÇEKLEŞTİRİYORSANIZ, BU MUTLAKA ALLAH’IN İZNİ İLE GERÇEKLEŞİR. YANİ ÖNCE ALLAH DİLER. SİZİN DİLEMENİZE DE İZİN VERİR. SİZ DİLERSİNİZ, ALLAH VERİR. BU TALEBİNİZE ULAŞMA LİYAKATİNE ULAŞTIĞINIZ ZAMAN. Hayatınıza şöyle bir bakın bazı isteklerinizin anında, bazılarının ise zaman içinde gerçekleştiğini göreceksiniz. Yani liyakatiniz yeterli olduğunda gerçekleştiklerini göreceksiniz.
DEMEK Kİ ALLAH DİLEMEDİKTEN SONRA HİÇBİR İNSANIN O İSTİKAMETTE BİR TALEBİ ALLAH’A ULAŞTIRMASINA İMKÂN YOKTUR.
DEMEK Kİ ALLAH İNSANLARI İLAHİ İRADESİ İLE SEÇER VE BİZ İNSANLARIN DA TERCİHİMİZİ CÜZ-İ İRADEMİZLER BELİRLEMEMİZ İÇİN ÖZGÜR BIRAKIR.
İnsan Suresinin 31. Ayeti kerimesi ise bize, bizim ALLAH’I DİLEMEMİZ, Allah’a yönelmemiz, Allah’a karşı takva sahibi olmamız halinde neler olacağını, ALLAH’I CÜZ-İ İRADEMİZ İLE TERCİH ETMEMİZ HALİNDE İSE NELER OLACAĞINI, KISACA BİZLERE AÇIKLAMAKTADIR.
BİR İNSAN ALLAH’A YÖNELİR VE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL EDERSE ALLAH O KİŞİYİ MUTLAKA RAHMETİNİN İÇİNE DÂHİL EDER.
BİR İNSAN ALLAH’IN KENDİSİNE BAHŞETTİĞİ CÜZ-İ İRADESİ İLE ALLAH’A YÖNELMEZ VE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL ETMEZ İSE, BU İNSAN
1. ZALİMLERDEN OLUR.
2. BU İNSAN İÇİN ELİM BİR AZAP SÖZ KONUSUDUR.
Bütün insanlar ezelde ( yaratılıp dünya hayatına gönderilmeden önce ) Allah’a 3 ayrı yemin verdik. Doğal olarak hepimizde Hz. Âdem babamızın sulbünün ve ondan devam edecek olanların sulpleri içinde yer alıyorduk. Hz. Âdem babamız şeytana kandı ve Hava annemiz ile birlikte ALLAH’IN BİR EMRİNE KARŞI GELDİLER.
Şeytan kibri sebebi ile Allah’ın bir emrine karşı geldi. Tevbe etmedi ve bitmeyen bir azabın içine dâhil oldu. Dolayısı ile kendisinden olanlar da aynı azaba muhatap oldular.
Ancak Hz. Âdem babamız ve Hava annemiz bu suçu işledikten sonra tevbe ettiler. Allah’da tevbelerini kabul etti. İşte Hz. Adem’ın soyundan olan insanlardan kimlerin bu suça iştirak ettiklerini, kimlerin ise iştirak etmediklerini ayırmak için ALLAH HAYATI VE ÖLÜMÜ YARATTI. HER İKİSİ DE BİRER YARATIKTIR.
67/MULK-2: Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
“Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. Ve O; Aziz'dir, Gafûr'dur.
İşte bu sebeple insan her anı bir imtihan olan bu hayata mahkûm edildi. Dileyen, yani Allah’ı kalben dileyerek Allah’a yönelen bir kişi, ŞÜKREDENLERDEN,
ALLAH’I DİLEMEYEN VEYA KALBEN DİLEMEYEN İNSAN İSE DOĞAL OLARAK KÜFREDENLERDEN, YANİ KÜFÜRDE OLANLARDAN OLUR. DELİL TABİKİ VERELİM.
76/İNSÂN (DEHR)-3: İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkiren ve immâ kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki Biz, onu (Allah'a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah'a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah'a ulaşmayı dilemez) küfreden olur.
BİR İNSANIN KALBEN ALLAH’I DİLEDİĞİNİ İŞİTEN, GÖREN VE BİLEN ALLAH’TIR. ÖYLE İSE SIKLIKLA AYNI TALEBİ TEKRARLAMANIZDA DA YARAR SÖZ KONUSUDUR. ÇÜNKÜ BÖYLE BİR DİLEK SAHİBİ OLMAYAN BİR İNSAN/İNSANLAR İÇİN ŞU AYETİ KERİME NE KADAR UYARICI BİR AYETTİR, LÜTFEN DİKKAT EDİNİZ.
49/HUCURÂT-14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: "Teslim olduk." deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûl'üne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîm'dir.”
Sevgili Arkadaşlarım,
Kurtuluşun, kurtuluşa ulaşmanın hiçbir zaman 2. Bir yolu olmamıştır. Bahsettiğimiz bu yol, ALLAH’IN SIRAT-I MÜSTAKİM’İDİR. YANİ ALLAH’A İSTİKAMETLENMİŞ YOLDUR.
ALLAH’IN HİÇBİR ZAMAN DİLİMİNDE 2. BİR DİNİ OLMAMIŞTIR.
KURTULUŞA ULAŞMAK BİR DİLEK MUKABİLİ BÜTÜN İNSANLARA ALLAH’IN BİR İKRAMI, BİR LÜTFÜDÜR. ANCAK ALLAH’I DİLERSENİZ KURTULUŞA ULAŞACAĞINIZI SAKIN UNUTMAYIN.
DUA İLE.
Photo

Post has shared content
Allâhümme salli alâ Muhammedin en-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm ve bârik alâ Muhammedin en-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âli Muhammed kemâ bârekte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdün mecîd. Allâhümme ve terahham alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed kemâ terahhamte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdün mecîd. Allâhümme ve tehannen alâ Muhammedin ve alâ âli Muham- med kemâ tehannente alâ Ibrâhîme ve alâ âli İbrâhîm inneke hamîdün mecîd. Allâhümme ve sellim alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed kemâ sellemte alâ Ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîm inneke hamîdün mecîd).

"Allâh'ım! İbrâhim ve Ehl-i beytine rahmet ettiğin gibi, Ümmî Peygamber Muhammed ve Ehl-i beytine de rahmet eyle. İbrâhîm ve Ehl-i beytini mübarek kıldığın gibi, Ümmî Peygamber Muhammed ve Ehl-i beytini de mübarek kıl. Şüphesiz sen yücesin. Allah'ım! İbrâhim ve Ehl-i beytine merhamet ettiğin gibi, Muhammed ve Ehl-i beytine merhamet eyle. Şüphesiz sen hamde lâyıksın ve yücesin. Ey Allâh'ım! İbrâhim ve Ehl-i beytine şefkat gösterdiğin gibi, Muhammed ve Ehl-i beytine de şefkat eyle. Şüphesiz sen hamde lâyıksın ve yücesin".

İmam Şa'rânî'nin Keşfü'l-gumme adlı eserinde ifade ettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimizin, "Bana salâtü se-lâm getirmek isterseniz şunu söyleyin" dedikten sonra bunu zikrettiği, arkasından da şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

"Cebrâil, Mîkâil ve izzet ve celâl sahibi Allah Teâlâ benim elimde olan şeyi (ümmetim hakkında yapabileceğim şeyi) böylece saymışlardır. Kim bana bu şekilde salâtü selâm getirirse, ona kıyamet gününde şehadet ve şefaat ederim". Bu salâtü selâmın Hz. Ali'den nakledildiği rivayet edilmektedir. (Cezûlî, Delâilü'l-hayrât, s. 43).
Photo

Post has attachment
Değerli Dostlar,
Bugün sizlerle Hz. Mevlana’nın MESNEVİ’SİNDEN bir bölümü hiç yorum katmadan olduğu gibi ALLAH’IN İZNİ ile paylaşmak istiyorum.
Umarım, düşünen, düşündüklerini idrak eden ve kendisine ders çıkaran insanlardan olursunuz.
“NURA ULAŞMIŞ ŞEYH, İNSANA YOL BİLDİRİR, SÖZÜNÜ NURLA YOLDAŞ EDER.”

2485. Çalış çabala da sarhoş ol, nura ulaş, sözünden Tanrı nuru aksın. Pekmez içinde ne kaynatılırsa pekmez lezzetini alır.
Havuç, elma, ayva ve ceviz, pekmezde kaynatılsa hepsinden de pekmez lezzetini alırsın. Bilgi de nura karışırsa, inatçı ve kötü kişiler bile bilginden nur bulurlar. Ne söylersen o da nur olur. Çünkü gökten sudan başka bir şey yağmaz.
2490. Gök ol, bulut ol, yağmur yağdır. Oluk da yağmur yağdırır ama faydası yok. Oluktaki su iğretidir, hâlbuki bulutta ve denizde yaradılıştan vardır. Düşünce, oluğa benzer. Vahiy ve keşif, bulut ve denizdir.
Yağmur suyu, bahçeyi yüz turlu renklerle bezer. Hâlbuki oluk, komşuları birbirine düşürür, kavga çıkarır. Eşek, tilkiyle iki üç kere bahiste bulundu. Fakat mukallitti, tilkinin hilesine kapıldı.
2495. Görgü ve anlayışı olmadığından tilkinin hilesi, onu kandırdı.
Yemek hırsı onu öyle bir alçaktı ki beşyüz delili olmakla beraber tilkiye zebun oldu.
Adamın biri bir oğlana kötülükte bulunurken oğlanın belindeki hançeri görüp "BU NEDEN," diye sordu. Çocuk, "Birisi benim hakkımda kötü düşünceye saplanırsa onunla karnını deşerim" dedi. Oğlancı adam, hem işini beceriyor, hem de Şükür Tanrı'ya ki ben sana kötülük düşünmüyorum diyordu. "Benim beytim, beyit değil, bir ülkedir* Alayım, alay değil, bir şey öğretmektir." "Şüphe yok ki Tanrı ne sivrisineği örnek getirmeden utanır, ne ondan ustun olanları." Yani ondan ustun olanların
İnkâr yüzünden ruhlarının değişmesini, denemiştir. KÂFİRLER "TANRI BU ÖRNEKLE NEYİ MURAT EDİYOR YANİ?" derler. Bu söze cevap olarak da "Bununla birçoklarını azdırıp sapıtmak, birçoklarını da doğru yola götürmek diler" buyurur. Çünkü her sınama, teraziye benzer. Çoklarının o vasıtayla yüzü kızarır, benizlerine kan gelir, çok kişiler de muratlarına eremez, mahrum olurlar. BU HUSUSTA AZICIK DÜŞÜNSEN YÜCE SONUÇLARINDAN ÇOĞUNU BULURSUN. Bir oğlancı, evine bir oğlan götürdü. Onu baş aşağı edip düzmeye koyuldu.
Bu sırada o melun çocuğun belinde bir hançer gördü. Dedi ki: Belindeki ne? Oğlan, kotu düşünceli biri hakkımda kötü bir düşünceye kapılırsa bununla karnını deşeceğim diye cevap verdi.
2500. Oğlancı, Tanrı'ya hamdolsun dedi, iyi ki ben sana bir hile yapıp kötü bir düşünceye kapılmadım.
Sende adamlık olmadıktan sonra hançerlerin ne faydası var? Yürek olmadıktan sonra bunda ne fayda var ki? Tutalım Ali’den Zulfikar'ı miras aldın, Tanrı aslanındaki kol, sende de varsa göster.
Mesih'ten bir nefes bellediğini farz edelim, İsa'nın dudağı, dişi nerde ki a çirkin adam?
Kazanmak, bir şeyler elde etmek için diyelim ki bir gemi yaptın, Nuh gibi bir gemi kaptanı hani?
2505. Tutalım ki İbrahim gibi put kırıyorsun, beden putunu onun gibi ateş içine atış nerde? Delilin varsa meydana çıkar da tahta kılıcı bile o delille Zulfikar haline getir. Bir delil, seni amelden alıkorsa o Tanrının gazabıdır.
Yolda korkanları kuvvetli bir hale getirdin ama sen hepsinden fazla korkmada, hepsinden ziyade tirtir titremedesin.
HERKESE TANRI'YA DAYANMA DERSİ VERİYORSUN AMA HIRSINDAN HAVADAKİ SİVRİSİNEĞİN DAMARINI SORMADASIN.
2510. A oğlan, askerin önünde gidiyorsun ama bıyığının yalancılığına aletin tanıklık vermede.
Gönül, namertlikle dolu olduktan sonra sakalınla, bıyığına, ancak gülünür.
Yağmur gibi gözyaşları dökerek tövbe et de bıyık ve sakalını, alay mevzuu olmadan kurtar.
Erlik ilacını kullan da hamel burcundaki kızgın güneşe don.
Mideyi bırak, gönül tarafına salın. SALIN DA TANRIDAN SANA PERDESİZ BİR SELAM GELSİN.
2515. Kendine çekidüzen verecek bir iki adım at da aşk, kulağını tutup seni çeksin.
Eşek, her ne kadar çekindiyse de nihayet tilki ustun oldu, onu aslanın bulunduğu ormana çekti
Tilki, hilede ayak diredi. Eşeğin sakalını tutup çekti. Nerde o tekkenin ilahicisi ki hararetle defe vurup "Eşek gitti, eşek gitti" desin?
Bir tavşan bile aslanı kuyuya sürüklerse bir tilki, eşeği cayırlığa nasıl sürüklemez?
Kulağını tıka da o ihsan ve lütuf sahibi velinin afsunundan başka bir afsun okuma.
2520. Onun afsunu helvadan da tatlıdır. Hatta o öyle bir erdir ki ayağının bastığı toprak, yüzlerce helvaya değer. Şarapla dolu koca küpler, onun dudaklarındaki şaraptan mayalanmıştır.
Ondan uzakta kalan can, la al dudaklardaki şarabı görmediği için şaraba âşıktır. Kör kuş, tatlı suyu görmemiş, kara ve acı suyun etrafında donup dolaşmasın!
Can Musa’sı, gönlü Sina haline getirir, kör dudu kuşlarının gözlerini acar.
2525. Can Şirininin Hüsrev'i nöbet tutmuştur. Şehirde şeker ucuzlamıştır. Gayp Yusufları ordularını çekmede, şeker denklerini getirmede.
Mısır'dan gelen develerin yüzü bizim tarafa yönelmiş, ey dudu kuşları, şenlik seslerini duyun! Şehrimiz, yarın şekerle dolacak. Şeker zaten ucuz ama daha da ucuzlayacak. Ey tatlı sevenler, şekerlere bulanın, sofrası olanların körlüklerine rağmen dudu gibi şekerlere bakın.
2530. Şeker kamışını dövün, iş ancak bundan ibaret Canlar feda edin, işte sevgili!
Şimdi şehrimizde bir tek ekşi suratlı bile kalmadı. Çünkü Şirin, Husrev'leri tahta çıkardı.
Ya hey! Şarap üstüne şarap, meze üstüne meze. Artık minareye cık da sala ver!
Dokuz yıllık sirke tatlılaşıyor. Taş ve mermer, la'al ve altın haline geliyor.
Güneş, gökyüzünde elceğizlerini çırpmada. Zerreler, âşıklar gibi birbirleriyle oynaşmada.
2535. Kaynaklar, yeşilliklerden, cayırlık, çimenliklerden mahmurlaştı. Gül, dallar üstünde çiçekler acıyor. Devlet gözü, tam bir büyü yapmada; ruh Mansur oldu,” ENEL HAK” diye bağırmada.
Tilki bir eşeği baştan çıkarırsa çıkarsın. Sen eşek olma da gani yeme. Birisi, korkusundan kendisini bir eve attı. Benzi safran gibi sararmış, dudakları gömgök olmuş, elleri söğüt yaprağı gibi tirtir titriyordu.
Ev sahibi hayrola, ne oldu? Dedi. Adam, dışarıda eşekleri tutup yük yüklüyorlar diye cevap verdi. Ev sahibi: Peki a mübarek dedi, eşekleri tutuyorlar, sen eşek değilsin ya, ne korkuyorsun? Adam dedi ki: öyle bir kızışmışlar, işe öyle bir sarılmışlar ki fark etmelerine imkân yok, korktum, ya beni de eşek diye tutarlarsa! Birisi kaçıp bir eve sığındı. Korkudan benzi uçmuş, sapsarı kesilmiş, dudakları gövermişti.
Ev sahibi, peki dedi, A amcasının canı, eşekleri titremede.
2540. Ne oldu, neden kaçtın? Neden böyle benzin attı? Adam dedi ki: Zalim padişahı eğlendirmek için bugün sokakta ne kadar eşek varsa yakalıyorlar. Ev sahibi, peki dedi. A amcasının canı, eşekleri yakalıyorlar. Sen eşek değilsin ya, bundan ne tasan var senin?
Adam dedi ki: Bu işe öyle bir girişmişler, öyle kızışmışlar ki beni bile eşek diye yakalarlarsa şaşılmaz.
Eşek yakalamaya el atmışlar, hiçbir şey fark etmiyorlar artık!
2545. Bir şeyi fark etmeyen kişiler, başımıza geçerlerse eşeğin sahibini de eşek diye götürürler mi, götürürler! Fakat bizim şehrimizin padişahı, abes iş yapmaz. Onun temyiz hassası vardır. O her şeyi duyar, her şeyi görür. Adam ol da eşek tutanlardan korkma. Ey zamanenin İsa’sı, eşek değilsin sen, ürkme. Dördüncü kat gök, senin nurunla dolu. Hâşâ, senin durağın ahır değildir. Sen, bir iş için ahırdasın ama gökyüzünden de yücesin sen, yıldızlardan da.
2550. İmrahor başkadır, eşek başka. Her ahıra giden eşek değildir. Neden böyle eşeğin kuyruğuna yapıştık, ardına düştük? Gül bahçesinden, güllerden bahset. Narı, turuncu, elma dalını söyle. Şarabı ve sayısız güzelleri anlat. Yahut dalgası inci olan, incisi söyleyen, gören denizi yahut gül devşiren, yumurtaları altından, gümüşten olan kuşları söyle.
2555. Yahut da ceylanları besleyen, hem sırt üstü, hem yüzükoyun uçan doğan kuşlarından bahset.
Âlemde gizli merdivenler vardır, basamak basamak ta göğe kadar. Her bulutun başka bir merdiveni vardır, her gidişin başka bir göğü. Her biri, öbürünün halinden bihaberdir. Geniş bir ülkedir, ne başı var, ne sonu! Bu, o neden böyle hoş diye şaşmaktadır; o, bu neden böyle şaşıyor diye hayrette.
2560. Yeryüzü sahası geniştir. Orada her ağaç, yerden baş vermiş, boy atmıştır. Ağaçlardaki yapraklarla dallar, ne de güzel ülke, ne de geniş saha diye şükrederler. Bülbüller, yediğin şeyden bize de ver diye kıvrım kıvrım çiçeklerin çevrelerinde uçuşur, ötüşürler. Bu sözün sonu yoktur. Sen yine o tilkinin, aslanın, o illetin ve açlığın hikâyesine don!

MESNEVİ 4. CİLT 54-55-56. SAYFALARDAN ALINTIDIR.

Değerli Dostlar,
Hz. Mevlana müritlerine mesajlarını hep hikâyeler eşliğinde vermiştir. Hz. Mevlana’nın müritleri de anlatılan bu hikâyelerden dersler çıkarmışlar ve hayatlarına tatbik ederek kurtuluş yolunda ilerlemişlerdir.
Bu hikâyede sanki bazı şeyler iki kez anlatılmış veya açıklanmıştır. Ana düşünen ve araştıran bir yapının sahibi iseniz, çok derin manalar olduğunu da göreceksiniz. Şunu sakın unutmayın! Bütün Allah dostlarının gayesi insanların kurtuluşa ulaşmasıdır. Hepsi de bu yola kendilerini bütünü ile adamışlardır. HİÇBİR ÇIKAR VE MENFAAT PEŞİNDE DEĞİLDİRLER. TEK BİR GAYELERİ VARDIR Kİ “ALLAH’IN KENDİLERİNE İHSAN BUYURDUĞU BU İLİMDEN, DİĞER İNSANLARI DA BİLGİLENDİRMEK VE KURTULUŞLARINA VESİLE OLMAK.” Diğer el yazması kitapların hepsi baştan aşağı yanlış mıdır? Kesinlikle böyle bir şey söylemek mümkün değildir. Ancak içlerinde öyle yanlış bilgiler var ki sizin doğru anlamanızı ve ALLAH’IN DİNİNİ hayatınıza tatbik edebilme imkânınızı çok daha zor hale getirecek özellikleri içermektedir.
ÇÜNKÜ ALLAH’IN ŞERİAT KİTABI OLAN KUR’AN-I KERİM ANCAK TAKVA SAHİBİ OLAN KİMSELER İÇİN BİR HİDAYETTİR.
2/BAKARA-2: Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).
İşte bu Kitap ki, O'nda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir.

Demek ki Allah’ın hidayetine ulaşabilmenin ilk şartı TAKVA SAHİBİ OLMAKTIR. TAKVA SAHİBİ OLMAK, KURTULUŞA ULAŞMAK VE MÜJDE SAHİBİ OLMAK DEMEKTİR. DELİL Mİ? TABİ Kİ.

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
Bu ayeti kerime SAHABE’NİN NASIL MÜJDE EHLİ OLDUĞUNU BİZLERE GÖSTERMEKTEDİR. Bütün sahabe ne yapmışlar?
1. Taguta ( insan ve cin şeytanlara ) KUL OLMAKTAN KAÇINMIŞLAR.
2. NİÇİN KAÇINMIŞLAR? ÇÜNKÜ ALLAH’A YÖNELMİŞLER.
3. BU YÖNELİŞİN SONUCU NE OLMUŞ? MÜJDEYE ULAŞMIŞLAR.
4. PEYGAMBER EFENDİMİZE VERİLEN EMİR “ KULLARIMI MÜJDELE” Burada şu dikkatinizi çekti mi? Bilmiyorum. ALLAH “ KULLARIMI” diyor. Demek ki taguttan içtinap edip ALLAH’A YÖNELEN BİR İNSAN ALLAH’IN DOSTU OLDUĞU DA AÇIK, DEĞİL Mİ?
5. ALLAH’A DOST OLANLARIN TAMAMININ DA MÜJDE EHLİ OLDUKLARI DA AÇIKTIR. SAHABE ÖNCE SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN DAVETİNE KALBEN İNANIYOR VE ALLAH’A YÖNELİYOR. ALLAH’A ULAŞABİLMEK İÇİN SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZDEN TEVBE ALIYOR. ŞEFAATİNE VE ALLAH’IN MAĞFİRETİNE ULAŞIYOR.
6. HEMEN ARKASINDAN DA MÜJDELENİYOR.
BUGÜN SİZE ALLAH’A NASIL YÖNELECEĞİNİZİ SÖYLEYEN VE ALLAH’TAN SİZE BİR MÜJDE GETİREN DİN ADAMI TANIYOR MUSUNUZ? HAYIR.
ANCAK TÜRK KAVMİNDE DE TIPKI DİĞER KAVİMLERDE OLDUĞU GİBİ BİR RESUL HER ZAMAN DİLİMİNDE VAR.
14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.
23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.

ŞİMDİ HAYIR ARTIK RESUL YOK DİYORSANIZ EĞER, ALLAH’IN BU AYETLERİNİ İNKAR MI EDİYORSUNUZ. LÜTFEN DÜŞÜNÜN.
DUALARIMIZLA İNŞALLAH.
Photo

Post has attachment
Değerli Dostlar,
Bugün Allah’ın izni ile size yine Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinden bir bölüm aktarmak istiyorum.
“ŞEYTANIN TANRI KAPISINDAKİ HALİ”

Mesnevi; Cilt 5- 65-66-67

Haşa; Tanrı, neyi dilerse o olur. O,mekân âleminde de hâkimdir, mekânsızlık âleminde de. Hiçbir kimse, onun ülkesinde onun emri olmadıkça bir kılı bile kımıldatamaz.
Mulk onundur, ferman onun. Onun kapısında en aşağılık köpek, Şeytandır,
2940. Türkmenin, kapısında bir köpeği olsa, o köpek, onun kapısına yüzünü, başını koyup yatsa,
Evin çocukları, kuyruğunu bile çekseler aldırmaz, onların ellerinde oyuncak olur.
Fakat yoldan bir yabancı geçse erkek aslan gibi ona saldırır. Çünkü 'KÂFİRLERE ŞİDDETLİDİR',dosta gül gibidir, düşmana diken gibi.
Türkmen, ona tutmac suyu bile verse o, buna razı olur, bekçiliğini yapar.
2945. Peki, köpek Şeytanı da Tanrı yaratmıştır. Onda yüzlerce düşünce, yüzlerce hile halk etmiştir.
İyinin, kötünün yüzsuyunu gidersin diye yüzsularını ona gıda etmiştir. Halkın yüzsuyu, ona verilen tutmac suyudur. Şeytan bunu yer, bununla doyar. Böyle olduğu halde nasıl olur da canı, kudret otağının önünde kurban olmaz? İyilerden de, kötülerden de sürü sürü nice kişiler var ki ayaklarını yere döşemiş, kopek gibi o kapıya yönelmiştir.
2950. Hepsi de Tanrılık mağarasının eşiğinde kopek gibi yatmışlar, zerre zerre buyruk beklemede, kulak kabartmadalar. Ey kopek Şeytan, halk bu yola ayakbastı mı onları sına. Saldır onlara, onları buraya koma. Bu suretle bak bakalım, doğrulukta hangisi er, hangisi dişi?
“Tanrıya sığınırım” neden denir? Köpek, kızıp saldırmaya başlayınca değil mi? Ey Hıta Türkü "Tanrı'ya sığınırım" demek, köpeğe bağır, yolu aç da,
2955. Otağının kapısına geleyim, senin cömertliğinden bir hacet dileyeyim demektir. Türk, köpeğin saldırışından aciz olunca bu "TANRI'YA SIĞINIRIM" demek, bu feryat etmek, yerinde bir iş değildir. Türk de "Tanrı'ya sığınırım" bu köpekten. Bu kopeğin yüzünden yurdumda aciz kaldım. Sen, bu kapıya gelmeme yardım etmiyorsun, ben de kapıdan çıkamıyorum derse, Artık, Türkün de başına toprak, konuğun da. Bir kopek, ikisinin de boynunu bağlıyor demek!
2960. Hâşâ... Tanrı hakkı için Türk, bir nara attı mı köpek kim oluyor? Erkek aslan bile kan kusar.
Ey kendine Tanrı aslanı diyen, yıllar oldu, köpeklikte kaldın. Bu köpek, senin için nasıl av avlayabilir ki sen apaçık köpeğe av olmuşsun!
SUNNİ MUSLUMANIN CEBRİ KÂFİRE CEVAP VERİP KULUN İHTİYARI OLDUĞUNA DAİR DELİL GOSTERMESİ.

Sünnet bir yoldur ki, Tanrı hepsine esenlik versin, peygamberler, o yoldan yürümüş, o yolu ayakları ile çiğneyip açmışlardır. O yolun sağında Cebir çölü vardır. Kul, orada kendisinde ihtiyar görmez, emir ve nehyi inkâr edip tevile sapar. Hâlbuki emir ve nehyin inkârından, emre uyanların yeri olan cennetle, uymayanların durağı ve cezası olan cehennemi inkâr etmek çıkar. Artık iş nereye varır? Ben söylemeyeyim, akıllıya bir işaret yeter. Yine o yolun solunda da Kader çölü vardır. Buraya sapan da yaratıcının kudretini, halkın kudretinin mağlubu bilir. Bundan da öyle fesatlar meydana gelir ki o Cebri Mecusi onları sayıp dökmüştür.
Müslüman dedi ki: Ey Cebri, sözümü dinle, Kendi düşünceni bildirdin, söyleyeceklerini söyledin. Şimdi cevap veriyorum, bana kulak ver.
A satranç oynayan, kendi oyununu gördün. Şimdi de uzun uzadıya hasmının oyununu gör.
2965. Kendi özür defterini okudun. Sünni’nin defterini de oku, ne diye öyle kalakaldın? Kaza ve kader hususunda cebrice ince sözler söyledin. Şimdi macerayı dinle de onun sırrını benden duy.
Şüphe yok ki bizim bir ihtiyarımız vardır. Duyguyu inkâr edemezsin, bu meydandadır. Kimse taşa gel buraya demez. Kimse bir toprak parçasından vefa ummaz. Kimse adama hadi uç demediği gibi köre de gel, beni gör diye bir teklifte bulunmaz.
2970. Tanrı, "Köre teklif yok" dedi. Hiç güçlükleri açan Tanrı, kimseyi güce sokar mı? Kimse taşa geç geldin yahut sopaya neden bana vurdun demez. Mecbur olandan böyle şeyler aranmayacağı gibi özürlüye de kimse bu çeşit sözler söylemez, vurup dövmez.
Ey yeni, yakası temiz kişi, emir, nehiy, öfke, lütuf ve azarlama, ancak ihtiyacı olanadır. Zulümde de ihtiyarımız vardır, sitemde de. Ben, bu Şeytanla nefsten bunu kastettim.
2975. İhtiyar, senin içindedir. O, bir Yusuf görmedikçe elini uzatamaz. İhtiyar ve dilek, nefstedir. Dilediği şeyin yüzünü görür de ondan sonra kol kanat acar.
Köpek uyumuş ama ihtiyarı kayboldu sanma. İşkembeyi gördü mü kuyruğunu sallamaya başlar. At da arpa gördü mü kişnemeye koyulur; kedi de etin oynadığını görünce miyavlamaya başlar. İhtiyarın harekete gelmesine sebep görüştür, ateşten kıvılcım çıkaranın koruk olduğu gibi.
2980. Şu halde ihtiyarın, İblis gibi seni oynatır. Sana vasıtalık eder, Vis'in selamını, haberini getirir. Dilediği bir şeyi adama gösterdi mi, uyumuş olan ihtiyar, derhal gözünü acar. Melekler de Şeytanın inadına gönlüne feryatlar salar. Bu suretle hayra olan ihtiyarını harekete getirmek ister. Çünkü bu göstermeden önce sende şu iki huy da uykudadır. Şu halde ihtiyar damarlarını harekete getirmek için melek de sana yapılacak şeyleri gösterir, Şeytan da.
2985. Sendeki hayır ve şer ihtiyarı, ilham ve vesveselerle birken on olur, on kişinin ihtiyarına sahip olursun. A tatlı adam, namazın dışındaki işlerin helal olması için NAMAZDAN ÇIKARKEN MELEKLERE SELAM VERMEK GEREKTİR. Bu selam, sizin güzel ilhamınız ve duanız yüzünden ihtiyarımla şu namazı kıldım demektir. Suçtan sonra da tutar, İblise lanet edersin. Çünkü bu eğriliğe onun yüzünden düştün.
Şeytanla melek, gayp perdesi ardında gizlice bu kötülükle iyiliği sana gösterir.
2990. Fakat gözünün önünden gayp perdesi kalktı mı seni hayıra, şerre sevk edenlerin yüzlerini görürsün. Onların sözlerinden, gizlice söz söyleyenlerin bunlar olduğunu tanırsın. Şeytan, ey tabiat ve ten tutsağı der, ben bunu sana gösterdim, fakat zorlamadım ki. Melek de, ben sana, bu neşe yüzünden gamın artar demedim mi? Falan günde ben sana şöyle demedim mi? Cinler yolu, o tarafa giden yoldur.
2995. Biz, senin canına dostuz, ruhuna ruhlar katarız. Senin babana ihlâsla secde etmişiz.
Şimdi de sana hizmet etmekte, hizmet edilme yoluna seni çağırmadayız. Bu şeytanlar, babana da düşmandı. "Secde edin" emrine uymadılar. Fakat sen ona uydun da bizi dinlemedin. Hizmet haklarımızı tanımadın bile. Şimdi biz de meydandayız, onlar da. Sözümüzden, sesimizden tanı, gör der.
3000. Gece yarısı dosttan bir sır duydun, onun söz söyleyişini işittin mi, sabahleyin söz söyleyenin O dost olduğunu anlarsın. Geceleyin iki kişi, sana haber getirirse sabahleyin ikisini de seslerinden tanırsın. Geceleyin aslan ve kopek seslerini duysan karanlıkta yüzlerini görmezsin ama gündüz olunca yine bağırdıkları zaman aklınla o sesleri ayıt eder, hangi hayvanlara ait olduğunu anlarsın. Hâsılı Şeytanla ruh, sana kötülüğü ve iyiliği gösterirler. Her ikisi de ihtiyarın olduğuna delildir.
3005. Bizde bir gizli ihtiyar vardır, iki şey gördün mü, artar, harekete gelir. Hocalar, çocukları döverler, hiç karataş terbiye kabul eder mi? Hiç taşa yarın gel, gelmezsen seni kötü bir surette cezalandırırım der mi? Hiç akıllı adam, bir toprak parçasını döver, bir taşı azarlar mı? Akıl bakımından cebir, kadere inanmamaktan da daha rezilce bir iştir. Çünkü Cebri olan, kendi duygusunu inkâr ediyor demektir.
3010. Kaderi inkâr eden hiç olmazsa duyguyu inkâr etmiyor. Oğul, Tanrı işi, duyguya sığmaz ya.
Fakat ulu Tanrının işini inkâr edense adeta delilin delalet ettiği şeyi inkâr ediyor demektir.
Kaderi inkâr eden, duman vardır da ateş yoktur, kandilin ışığı, hiçbir ışık olmaksızın aydındır demektir.
Cebri ise ateşi görür de inadına ateş yok der.
Ateş, eteğini tutuşturur, yakar, yine ateş yoktur der. Karanlık, eteğini dolaştırır, yere kapaklanır, yine karanlık yok eder.
3015. Hâsılı bu Cebir davası, Sofistliktir. Onun için de Tann'yı inkâr edişten beterdir. Tanrı'yı inkar eden, âlem vardır, Tanrı yoktur. Yarabbi diyene icabette bulunamaz, yoktur ki der. Hâlbuki bu, dünya hiç yoktur der. Sofist, tereddütler, ıstıraplar içindedir.
Bütün âlem, ihtiyarı ikrar eder, emrin nehyin, şunu getir, onu getirme demenin hak olduğunu söyler de, O, daima emir ve nehiy yoktur. Yapılan işler, dileğimizle değildir deyip durur.
3020. Arkadaş, duyguyu hayvan bile ikrar eder. Fakat bu husustaki delil, pek incedir. Zira biz, ihtiyarımızı duyarız. Bize bir işi teklif etmek, yerindedir. Bir şey dileyerek yapıp yapmamak, yahut zorda kalmak, öfke, dayanıp hoş görmek, tokluk ve açlık gibi vicdani idrak, sarıyı o kırmızıdan fark etmek, küçüğü büyükten, acıyı tatlıdan, miski pislikten, dokunma duygusu ile katıyı yumuşaktan, sıcağı soğuktan, yakıcıyı, çok sıcak şeyden, yaşı kurudan ve yine dokunarak duvarı ağaçtan ayırt etme gibi duygu yerine kaimdir. Şu halde vicdani anlayışı inkar eden, duyguyu inkar eder, hatta bundan da beterdir. Vicdani anlayış, duygudan daha acıktır. Çünkü duyguyu bağlamak ve duymadan menetmek, duygunun meydana geleceği yolu bağlamak mümkündür. Fakat vicdani anlayışı menetmenin
İmkânı yoktur. Akıllıya bir işaret yeter. Vicdani anlayış, duygu yerine kaimdir. Her ikisi de bir arktan akar. Onun için bu anlayışa yap, yapma diye emir etmek, nehiyde bulunmak, onunla maceralara girişmek, söyleşmek yerindedir. Yarın bunu yahut onu yapayım demek ihtiyara delildir güzelim.
3025. Yaptığın kötülük yüzünden pişman olman da ihtiyarına delalet eder, demek ki kendi ihtiyarınla pişman oldun, doğru yolu buldun. Bütün Kur'an, emirdir, nehiydir, korkutmadır. Mermer taşa kim emir verir, bunu kim görmüştür? Akıllı bilgili adam, toprak parçasına, taşa hükmeder mi? Ey ölüler, acizler, böyle yapın, şöyle edin dedim, neden yapmadınız der mi? Akıl, tahta parçasına taşa hükmeder mi? Akıl sahibi, resme,
3030. Be hey eli bağlı, ayağı kırık yiğit, mızrağı al; da savaşa gel diye el atar, buyruk yürütmeye kalkar mı? Peki... Yıldızları ve gökyüzünü yaratan Tanrı,, cahilcesine nasıl emir ve nehiyde bulunur?
Kulda ihtiyar yoktur diye Tanrı'dan güya aciz ihtimalini gidermeye kalkıştın ama O’nu cahil, ahmak ve aptal yaptın. Kader yoktur, kul, kendi ihtiyariyle iş yapar demekte hiç olmazsa aciz yoktur, hatta olsa bile cahillik, acizlikten beterdir. Türk, kereminden konuğa der ki, kapıma köpeksiz gel, yırtık hırkayla gelme.
3035. Falan yerden edeplice gel de köpeğim, senden ağzını, dudağını bağlasın. Sense bu sözün tam aksini tutar, otağın kapısına gidersin. Elbette kopek seni yaralar. Kullar nasıl gitmişlerse öyle git ki köpeği, sana karşı kin ve merhametli olsun.
Sen tutar, kendinle beraber bir köpek yahut tilki götürürsen elbette her çadırın altından bir kopek çıkar, başına üşüşürler. Tanrı'dan başkasında ihtiyar yoksa suçluya ne kızıyorsun?
3040. Neden düşmana karşı diş biler durursun? Nasıl onun sucunu, kusurunu görürsün? Evin damından bir odun kırılıp düşse de seni adamakıllı yaralasa, hiç o tahta parçasına kızar mısın, hiç ona kinlenir misin? Neden bana vurdu da elimi kırdı? O benim can düşmanımmış der misin?
Neden küçük çocukları döversin de büyüklere dokunmazsın?
3045. Malını çalan hırsızı gösterir, tut şunu, elini ayağını kır, onu esir et dersin. Karına göz koyana karşı yüz binlerce defa coşar, köpürürsün. Fakat sel gelse de eşyanı götürse akıl, hiç sele kızar, kinlenir mi? Yahut yel esse de sarığını kapıp uçursa gönlünde yele karşı bir hiddet peydahlanır mı? Öfke, cebrice, özürlere girişmeyesin diye sana ihtiyarin olduğunu anlatıp durmadadır.
3050. Deveci, bir deveyi dövse o deve, dövene kasteder. Devecinin değneğine kızmaz. Görüyorsun ya deve bile ihtiyardan bir kolcuya sahiptir. Yine böylece bir kopeğe taş atsan iki büklüm olur da sana salar. Hatta seni bırakıp o taşı yakalarsa, ısırırsa o da yine sana olan kızgınlığındandır. Çünkü sen ondan uzaktasın, sana el atamıyor, onu ısırıyor. Hayvani olan akıl bile ihtiyarı biliyor. Artık sen ey insani akıl, utan da ihtiyar yoktur deme.
3055. İhtiyar, apaydın meydandadır ama o obur, sahur yemeği tamahıyla gözünü nurdan kapar.
Çünkü onun bütün meyli, ekmek yemeyedir, bunun için yüzünü karanlığa tutar da daha gündüz olmadı der. Hırs, gündüzü bile gizledikten sonra artık delile sırtını çevirirse şaşılmaz.

Değerli Dostlar,
Hz. Mevlana’nın sözlerini, anlattığı hikâye şeklindeki sözlerini göreceksiniz ki hep Kur’an-o Kerim ayetlerini açıklamak için kullanmış. Beraberinde olanlara onların anlayabilecekleri şekli ile anlatmış. Sözlerini uzun uzun düşünmek gerek. Allah’ın sözleri ile bağlantılarını bulabilmek gerek.
Muhteşem bir anlatım.,yeter ki üzerinde düşünen biri olalım.
DUALARIMIZLA İNŞALLAH.
Photo
Wait while more posts are being loaded