Post has attachment
ALLAH teala rızası için bi kere okuyun .

Karşı cinsle konuşmak

Sual: Yabancı kadınlara bakmak günah mıdır?
CEVAP
Kadınlara da erkeklere de lüzumsuz veya şehvetle bakmak günahtır. Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:
(Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramlardan korusunlar! İmanı olan kadınlara da söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar!)[Nur 30]

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Erkeğin kadına, kadının da erkeğe [şehvetle] bakması haramdır.) [Taberani]

(Harama bakmak, şeytanın zehirli okudur. Allahü teâlâdan korkup yabancı kadına bakmayana, zevkli bir iman nasip olur.)[Ramuz]

(Yabancı kadına şehvetle bakanın gözleri ateşle doldurulup, Cehenneme atılır, onunla toka edenin kolları ensesinden bağlanıp, Cehenneme sokulur, lüzumsuz ve şehvetle konuşan, her kelimesi için, bin yıl Cehennemde kalır.) [R.Nasıhin]

(Komşu ve arkadaş hanımına şehvetle bakmak yabancı kadına bakmaktan ve evli kadına bakmak, kıza bakmaktan daha çok günahtır. Zina da böyledir.) [R. Nasıhin]

Bir erkeğin bir kadınla tokalaşması, zaruretsiz konuşması, görünmeyen bir yerde yalnız kalmaları haramdır. Peygamber efendimiz bile hiçbir kadınla tokalaşmamıştır. Bir hadis-i şerifte buyuruyor ki:
(Elbette ben kadınlarla tokalaşmam.)[Nesai, İbni Mace, Taberani] 

Hazret-i Âişe validemiz de buyurdu ki: 
(Resulullah, kendisine helal olan kadınlardan başka, hiçbir kadınla tokalaşmadı.) [Buhari, Müslim]

Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: 
(Bir erkeğin başına demir bir şişin batması, namahrem bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.)[Taberani, Beyheki]

(Yabancı kadınla kucaklaşan, şeytanla beraber zincire vurulup ateşe atılır.) [Şir’a]

(Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allah’a yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin çamurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse için kendine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hafiftir.) [Taberani]

Namahremle konuşmak
Kadınlar zaruret olmadıkça namahrem erkeklerle konuşamaz. Ramuz’un 469. sayfasında yazılı ilk hadis-i şerif şöyle:
(Ey kadınlar, ancak mahreminiz olan erkeklerle konuşun, mahreminiz olmayanlarla konuşmayın!) [İbni Said]

Siz iffetli olursanız
Erkekler, iffetsiz [yani namussuz] olursa, geneleve falan giderse, karıları, kızları da kötü yola düşebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur.) [Hakim]

(Onun bunun karısını, kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed]

(Zina eden, aynı şeye maruz kalır.)[İ.Neccar]
["Çalma elin kapısını, çalarlar kapını", "Eden bulur" denmiştir.]

Kur'an-ı kerimde mealen, (Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın) buyuruluyor. (Enam 151)
Buradaki yaklaşmayın demek, zinaya götürecek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları düşünmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın demektir. Yabancı kadınlara bakmak gözü zayıflatır, kalbi karartır. Peygamber efendimiz de, "göz zinası" hakkında buyuruyor ki: 
(Yabancı kadına şehvetle bakmak göz zinasıdır, onu tutmak el zinasıdır, ona gitmek ise ayakların zinasıdır.) [R.Nasıhin]

(Bir yabancı kadın görüp de, Allah’tan korkarak, başını ondan çevirene, Allahü teâlâ, ibadetlerin tadını duyurur.) [Ebu Davud, İ.Ahmed, Hakim]

(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki] 
(Kadının yüzünden ve iki eli ayasından başka bütün bedeni avrettir.) [M.Enhür] 

Kadınların, Kur'an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları haramdır. [Hoparlör, radyo ve TV ile duyurmaları ise mekruh olur.] (Tergib-üs-salat, Hadika)


Photo

Post has shared content
AKİDE

Bir şeye inanmak, bir kimseyi veya bir haberi tasdik etmek ve kabul ile ona sadık kalmak; inanış tarzı, inanma şekli, telakki tarzı. İtikadla iman eş anlamlı olup, teslim ve boyun eğme anlamını da kapsarlar. Bir terim olarak iman* ise; Allah'u Teala'nın dinini kalb ile kabul etmek yani Rasulullah (s.a.s.)'ın bildirdiği şeyleri kesin bir şekilde kalben tasdik eylemektir. İman asıl bu tasdikten ibaret ise de, tasdik edilen şeyleri, dil ile ikrar etmek, bunlar hakkında şehadette bulunmak da gereklidir. İmanını kalbinde gizleyen kimse Allah nezdinde mümin sayılırsa da; imanını dil ile veya davranış ve amelleriyle açığa vurmazsa, durumu insanlarca bilinemez ve onun müslüman olduğuna hükmedilemez. Allah'u Teala imana delalet eden bir takım alamet ve şartlar ortaya koymuştur. Bunlar İslam'ın şartları dediğimiz; kelime-i şehadet, beş vakit namaz, zekat, oruç, hacc vb. hususlardan ibarettir. Bu alametler kimde görülürse, o kimsenin mü'min olduğuna hükmedilir ve namazda imam olmak, müslüman bir kadınla evlenmek, cenaze namazı kılmak gibi dünyaya ait hükümler kendisine uygulanır. Bu ameller imana güç verir: İmanın kalpteki nurunu artırır; insanı azaptan kurtarır; Allah'ın lutuf ve yardımlarına ulaştırır.
Photo

Post has shared content

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Bi Masallah inizi Alirim Aslan Yegenim Ve Kuzenime ALLAH KABUL ETSIN 😇😇😇
Photo

Post has attachment
GÜLDÜREREK DÜŞÜNDÜRENDİR NASREDDİN HOCA EFENDİ..EALLAH CC. RAHMET ETSİN ONA..
Photo

Post has attachment
Birgün Resulullah efendimizin "aleyhissalatü vesselam" huzuruna iki şahitle bir yahudi gelmiş. Ya Muhammed, 'aleyhissalatü vesselam' senin ümmetinden filan kişi gece geldi, ahırdan devemi çaldı. Şimdi deve onda, demiş. Deveyle beraber çağırın, buyurmuşlar. Deveyle beraber gelmiş. Yahudiye, şahidin var mı, buyurmuşlar. İki şahit varmış. (Bizim dinimizde itiraf ve şahit çok önemlidir). Şahitlere, bu deve kime aitti, buyurmuşlar. Şahitler de, yahudinin demişler. Müslümana dönüp, bu gece ahıra girip bu deveyi çaldın mı, buyurmuşlar. Efendim, vallahi billahi yapmadım, aklımdan bile geçmez demiş. Peki şahidin var mı, buyurmuşlar. Ya Resulallah, şahidim yok, demiş. Din hükmüne göre, şahitlerin verdiği bilgiye göre, deve yahudiye aittir, fakat hırsızın da cezası verilecektir. (O mübarek zât kalbinden düşünmüş ki; "Ya Rabbi, her gece Peygamberimize 'aleyhissalatü vesselam' yatmadan, uyumadan evvel, on salevat-ı şerife okurum. Eğer bu kabul edilmişse, bu deve konuşsun".) Tam hüküm verilirken, deve; ben de konuşabilir miyim, demiş. Deve konuştuğu anda, yahudi titremeğe başlamış. Deve; "Ya Resulallah, bunlar yalan söylüyorlar. Ben bu müslümanın devesiyim" demiş. Sonra yahudiler kaçmışlar. Bu sefer cenab-ı Peygamber "aleyhissalatü vesselam" buyurmuş ki; Bana günde on defa salevat-ı şerife getireni, Allahü teala dünyada bu sıkıntıdan kurtardığı gibi, ahirette de inşallah daha büyük sıkıntılardan kurtarır.
Photo

Post has shared content
-İslâm dini garip olarak başladı.Son zamanlarda da garip olacaktır.Bu garip insanlara müjdeler olsun!Bunlar, insanların bozduğu sünnetimi düzeltirler.
Hadis-i şerif
Ümmetin duasını almış bir lideri devireceğinizi zannetmeniz sizin aptallığınızdan başka bir şey değildir...
Photo

Post has attachment
MEDİNE'NİN KADINLARI HEM GÜLERYÜZLÜ, HEM DE GÜZELDİRLER

Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler.
Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları; vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi eşiğine cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp
- "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene."
Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzlerioruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar. "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!"
Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "Siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.
Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur
"Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar.
Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb'de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü Teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.
Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "Şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."
Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "Benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "Biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar.
Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü Teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "Geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?"
Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir.
Efendimiz onlara "Ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü Teâlâyı göreceksiniz!"
Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "O ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"
Allahü Teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar.
Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"
Photo
Wait while more posts are being loaded