Post has attachment


2. Taharetsiz Namaz Kabul Olmaz


135- Ebû Hureyre'nin rivayet ettiğine göre Resûlullah şöy­le buyurmuştur:

"Abdestsiz olan kişi abdest almadıkça namazı kabul edilmez".

Bir adam Ebû Hureyre'ye: "Hades (abdestsizlik) nedir ey Ebû Hureyre?" di­ye sordu. Ebû Hureyre: "Sessiz veya sesli yel" diye cevap verdi.


Açıklama


Konu başlığında "taharet" ile kasdedilen abdest ve gusülden daha gene! bir anlamdır.

Bu hadisteki "kabul"den kasıt, sahihlik ve yeterliliktir. Kabulün gerçek an­lamı, ibadetin kişinin borcunu kaldıracak yeterlilikte yerine gelmiş olmasının sonucudur. Namazın şartlarını yerine getirmek, kabul sonucunu doğuran yeterli­liği barındırdığı için buna mecazen kabul denilmiştir. "Kahine giden kişinin namazı kabul edilmez" hadisinde İse kabul sözcüğü gerçek anlamı ile kulla­nılmıştır. Çünkü bazen amel sahih olduğu halde, bir engel sebebiyle amel kabul edümemiş olabilir. Bu sebeple bazı selef âlimleri şöyle demiştir: "Benim bir na­mazımın kabul edilmesi benim için bütün dünyadan daha sevimlidir". Bunu İbn Ömer söylemiştir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah yalnız muttakilerden kabul eder.[3]


Hadisten Çıkan Bazı Sonuçlar


Bu hadis, abdestsizlik kişinin kendi isteği i!e olsa da zorunluluktan kaynak­lansa da bu şekilde namazın batıl olduğunu gösterir.

Her namaz için abdest almak gerekli değildir. Çünkü namazın kabul edil­memesi, abdest alıncaya kadardır. Abdest aldıktan sonrası ise, öncesinden fark­lıdır. Bu da abdest aldıktan sonra namazın mutlak olarak kabul edilmesini ge­rektirir.



[3] el-Mâide, 5/20.



[3] el-Mâide, 5/20.

[3] el-Mâide, 5/20.





Photo

Post has attachment
1. Abdest Konusu İle İlgili Hüküm Ve Farklı Görüşler


Yüce Allah şöyle buyurmuştur

"Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın.[1]

Ebû Abdullah (Buhârî) şöyle demiştir: Hz, Peygamber

abdestin farzının birer birer yıkamak olduğunu beyan etmiş, aynı zamanda İkişer defa ve üçer defa yıkayarak abdest almış, üçten fazla yıkamamışür. İlim ehli abdestte israfa kaçmayı ve Hz. Peygamber'in yaptığının öte­sine geçmeyi mekruh görmüşlerdir.



Açıklama


Bu bölüm, abdestin hükümleri, şartlan, niteliği ve abdest öncesi yapılan

şeyler ile ilgiü konuları içermektedir.

Buhârî "Abdest Konusu ile İlgili Hüküm ve Farklı Görüşler" sözü ile selef âlimlerinin abdest âyeti konusundaki görüş farklılıklarına İşaret etmektedir. Ço­ğunluk bu âyeti "abdestsiz oiarak namaz kılmaya kalktığınız zaman" şeklinde tefsir etmiştir. Diğer bazılarına göre İse bu emir herhangi bir hazif söz konusu olmaksızın genel kapsamlı olmakla birlikte, abdestsiz kimse hakkında farz, di­ğerleri hakkında ise menduptur.

Bazı âlimler "Namaz klimaya kalktığınız zaman" İfadesinden abdestte niyetin farz olduğu sonucunu çıkarmışlardır.

Abdestte organları bir kere yıkamak farz, birden fazla yıkamak ise müstehaptır.

Hz. Peygamber'in nasıl abdest aldığını anlatan hadislerde abdest organlarını üçten fazla yıkadığına dair bir bilgi mevcut değildir. Aksine onun üçten fazla yıkayanları kınadığı sabittir. Ebû Dâvud ve diğer hadis imamla­rının rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber organlarını üçer defa yıkayarak abdest almış ve şöyle demiştir: 'Kim bundan fazla veya eksik ya­parsa kötülük ve haksızlık yapmış olur.[2] Bu hadisin senedi İyidir (delil olmaya elverişlidir).

Buhârî "Hz. Peygamber'in. yaptığının ötesine geçmeyi ke­rih görmüşlerdir" sözü i!e İbn Ebî Şeybe'nin yine İbn Mesud'dan rivayet ettiği "Üçten sonra bir şey yoktur" sözüne işaret etmektedir.

Ahmed İbn Hanbel, İshak ve ikisi dışında diğer âiimler üçten fazla yıkama­nın caiz olmadığını söylemişlerdir. İbnü'l-Mübârek şöyle demiştir: "Bu kişinin günaha girmeyeceğinden emin değilim." İmam Şafiî ise şöyle demiştir: "Abdest alan kişinin organlarını üçten fazİa yıkamasını hoş karşılamam. Ancak yıkama sı­rasında organlarının bazı bölümlerine su değmediğini biliyorsa bu durumda üç­ten fazla yıkaması istisna edilir, yalnızca su değmeyen yeri yıkar. Ancak abdesti bitirdikten sonra şüphelenirse yıkamaz. Ta ki onun durumu, yerilmiş olan vesve-seciliğe dönüşmesin."

[1] el-Mâide, 5/6.

[2] Ebû Dâvud, Taharet, 51. (Çev.)
[
1] el-Mâide, 5/6.

[2] Ebû Dâvud, Taharet, 51. (Çev.)


Photo

Post has attachment
53. Bir Soru Soran Kişiye, Sorduğundan Daha Fazlası İle Cevap Vermek

134- İbn Ömer şöyle demiştir:
Bir adam Hz. Peygamber'e Ihramlı kişi ne giyer?" diye sordu.
Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Gömlek, sarık, pantolon, bornoz giyemeyeceği gibi, cehri veya za'feran ile boyanmış bir kumaş da giyemez. Şayet terlik bulamazsa mest giysin, onları topuk¬lara varıncaya kadar önden kessin. [146]


Photo

Post has attachment
52. Mescitte İlim (Öğretmek) Ve Fetva Vermek


133- Abdullah İbn Ömer şöyle rivayet etmiştir:

Bir adam mescitte kalkarak şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! İhrama nereden girmemizi emredersin?"

İbn Ömer şöyle demiştir: Resûlullah'm şöyle dediğini de iddia ediyorlar:

"Yemenliler Yelemletriden ihrama girerler".

İbn Ömer "Ben bunu (Yemenliler'in ihrama gireceği yeri) Resûlulîah'tan öğrenmedim" demiştir.[145]


Photo

Post has attachment
51. Utangaçlığı Sebebiyle Soru Soramayan, Bunu Başkasına Sorduran Kişi


132- Ali şöyle demiştir:

"Ben kendisinden çokça mezi gelen bir kimseydim. Mikdad'dan bunu Hz. Peygamber'e sormasını istedim. Mikdad bunu Hz. Peygamber'e sordu, o da şöyle dedi: "Bundan dolayı abdest var­dır.[143]



Açıklama


Mezi, kişinin karısı İle oynaşması sırasında kendisinden çıkan sudur. Bu ko­nuda geniş açıklama Taharet bölümünde gelecektir.[144]

[143] Hadisin geçtiği diğer yerler: 178, 269.

[144] 269 nolu hadis.

Photo

Post has attachment
50. İlimde Utangaçlık


Mücâhid şöyle demiştir: "Utangaç ve kibirli kimse ilim öğrenemez."

Hz. Âİşe şöyle demiştir: "Ensar kadınları ne iyi kadınlardır! Utan­gaçlık onların dinde güzel kavrayış sahibi olmalarını (ilim öğrenmelerini) engel­lememiştir."

130- Ümmü Seleme şöyle demiştir:

Ümmü Süleym, Resûlullah'a gelerek şöyle dedi: "Ey Al­lah'ın Resulü! Allah gerçeği söylemekten haya etmez. Kadın ihtilam olduğunda gusletmesi gerekli midir?"

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Su görünce" dedi.

Ümmü Süleym elleriyle yüzünü örttü ve şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Hiç kadın ihtilam olur mu?"

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Evet, Allah hayrım versin! Peki çocuk niçin kadına benziyor (zannedersin).[142]


Açıklama


Daha önce hayanın (utanmanın) imandan olduğunu söylemiştik. Bu, bü­yükleri yüceltme ve onlara saygı duyma şeklinde vaki olan dinî hayadır ki, bu övülmüştür. Dinî bir emri terk etmeye sebep olan utangaçlık ise kınanmıştır. Bu, dinî haya değildir, yalnızca bir zaaf ve hafifliktir. Mücâhid'in "utangaç kişi ilim öğrenemez" sözü ile kasdettiği de budur. Her ikisi de ilim öğrenmede eksikliğe yol açtığı için Mücahid, ilim öğrenen kimseleri acizlik ve kibri terk etmeye teşvik etmiştir.

'Allah gerçeği söylemekten haya etmez": Bu, "Allah gerçek olan bir şeyde utanmayı emretmez" anlamına gelir. Bu, kadınların erkekler yanında söylemek­ten utanacağı şeyler söyleyen Ümmü Süleym'in, sözüne giriş olarak zikrettiği mazerettir. Nitekim bu sebeple Müslim'in Sahih'inde yer aldığına göre Hz. Aişe Ummü Süleym hakkında "Kadınları rezil ettin" demiştir.

ihtilam olduğunda": Yani rüyasında cinsel ilişkide bulunduğunu görürse demektir.

Suyu görünce": Bu söz, kadının su görmesi hususunun vaki oiduğunu gös­termektedir. Suyu görmenin gusül için şart kılınması, su görülmediğinde kadının gusletmesinin gerekmediğini göstermektedir.

Kadın hiç ihtilam olur mu?": Ümmü Seleme'nin bu soruyu sorması şunu gösterir: İhtilam bazı kadınlarda olur, bazılarında olmaz. Ümmü Seleme bunun için bunu inkar etmiştir. Ancak Hz. Peygamberin cevabı gös­teriyor ki Ümmü Seleme kadından meninin gelmesini garipsemiş, Hz. Peygam­ber de onun bunu garipsemesini yadırgamıştır.

131- Abdullah İbn Ömer şöyle demiştir:

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Ağaçlardan biri vardır ki yaprağı düşmez, bu Müslümana benzer. Bana bunun hangi ağaç ol­duğunu söyleyiniz".

(Abdullah dedi ki): "İçimden bunun hurma ağacı olduğu geçti. Ancak söy­lemekten utandım."

Ashab: "Bu ağacın ne olduğunu bize bildir Ey Allah'ın Resulü" dediler. Hz. Peygamber "O hurma ağacıdır" buyurdu. (Abdullah dedi ki): Babama (Hz. Ömer'e) içimden geçen şeyi söyledim. Bu­nun üzerine o şöyie dedi: "Falan falan şeylere sahip olmaktansa o sözü söyie-menİ isterdim".


Açıklama


İbn Ömer büyüklere saygı göstermesi sebebiyle cevabı söylemekten utandı­ğında cevabı gizlice başkasına söyleyebilir, onun bunu Hz. Peygamber'e iletme­sini sağlayabilir ve bu sayede iki maslahatı bir arada bulundurabilirdi. Bu se­beple Buhârî bu konudan sonra, utandığı için soru soıamayan ve başkasından permasını istsyen konuyu getirmiştir.


Photo

Post has attachment
49. Bir Kimsenin İlmi Yalnız (Onu Anlayabile­cek) Bazı Kimselere Öğretmesi, Anlayamama­ları Korkusuyla Başkalarına Öğretmemesi


Hz. AH şöyle demiştir: "İnsanlara onların anlayabilecekleri şekilde konuşun. Allah ve Resûlü'nün sAi'm.)^^^!- yalanlanmasını hiç ister misiniz?"

127- Ubeydullah İbn Musa, Mâ'ruf İbn Harbuz'dan, o Ebû Tufeyl'den o da Hz. Ali'den bunu (yukarıdaki sözü) rivayet etmiştir.


Açıklama


Bu hadis, müteşabihleri toplum huzurunda zikretmenin uygun olmadığını göstermektedir. İbn Mesud'un şu sözü de buna benzemektedir: "İnsanlara akılla­rının yetmeyeceği bir söz söylediğinde, bu söz mutlaka onların bir kısmı için fitne olur". Bunu Müslim rivayet etmiştir.

İmam Ahmed İbn Hanbel, ilk anda devlet başkanına isyan etmeyi çağrıştı­ran hadisleri, Mâlik Allah'ın sıfatlan ile ilgili hadisleri, Ebû Yusuf garip karşılana­cak konularla ilgili hadisleri, bunlardan önce Ebû Hureyre ileride meydana gele­cek fitnelerle ilgili hadisleri rivayet etmeyi çirkin görmüşlerdir. Huzeyfe de aynı şekilde bunu kötü görmüştür. Rivayet edildiğine göre Hasan-ı Basrî, Enes'in, Haccac'a Uranîlerle ilgili olayı aktarmasını yadırga mistir. Çünkü o bu hadisi, kötü yorumu sebebiyle çokça kan dökmeye dayanak kılıyordu.

Bu konuda Ölçü şudur: Hadisten ilk anda anlaşılan anlam bid'atı güçlendiri­yor, ancak hadisten bu kasdedilmiyorsa, bundan ilk anda anlaşılan anlamı esas alabilecek kimselere bu hadisin rivayet edilmemesi gerekir.

128- Ebû Katade şöyle demiştir: Enes'in bize bildirdiğine göre Muaz deve üstünde Hz. Peygamberin terkisinde idi.

Hz. Peygamber Muaz'a: "£y Muaz bin Cebel!11 dedi.

Muaz: "Emret ey Allah'ın Resulü!" dedi.

Hz. Peygamber tekrar: "Ey Muaz' dedi.

Muaz: "Emret ey Allah'ın Resulü!" dedi. Bu üç kere tekrarlandı.

Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun Resulü olduğuna samimi kalpte şahitlik eden herkesi Allah ateşe haram kılar".

Muaz: "Ey Allah'ın Resulü! Bunu insanlara bildireyim de insanlar sevinsin­ler" dedi.

Hz. Peygamber t! : Hayır. O zaman insanlar buna güvenirler (de ameli terk ederler)" buyurdu.

Muaz vefatına yakın günaha düşmekten korktuğu için bunu etrafındakilere anlatarak, onları bu hadisten haberdar etti.[140]


Açıklama


"Samimi kalple şahitlik eden" sözü ile münafığın şahitliği reddedilmiş olmak­tadır. Bu söz; sözü ile şahitlik eder, kalbi ile tasdik eder anlamına da gelebilir.

Tîbî şöyle demiştir: Hadisin Arapça aslında yer alan "sıdk" kelimesi istikamet anlamındadır. Çünkü doğruluk denildiği zaman, sözün gerçeğe uygun olması kasdedildiği gibi, razı olunacak ahlâka uyma da anlaşılır. Nitekim Yüce Allah "Doğruyu getirene ve bunu tasdik edene yemin ederim [141] buyurmuştur. Bu "sözü ile söylediğini fiili ile gerçekleştiren" anlamına gelir.

Tîbî bu sözü ile hadisten ilk anda anlaşılan anlamdaki karışıklığı gidermek istemiştir. Çünkü hadisteki genel ifade ve vurgu sebebiyle, hadisten ilk anda, keiime-i şehadeti söyleyen hiç kimsenin cehenneme girmeyeceği anlaşılmakta­dır. Ehl-i sünnete göre kesin deliller müminlerden bir grup isyankârın cehennem­de azap göreceğini, sonra şefaat ile ateşten çıkacağını göstermektedir. Demek ki hadisten ilk anda anlaşılan anlam kasdedilmemektedir. Hadiste sanki "Bu, salih ameller işleyenlerle sınırlıdır" denilmiş gibidir.

"ö zaman insanlar buna güvenirler": Yani bundan ilk anlaşılana güvenerek amel etmekten kaçınırlar.

"Günahtan korktuğu için etrafındakilere anlatarak onları bu hadisten haber­dar etti" ifadesinde kasdedilen günah, ilmin saklanmasından doğacak olan gü­nahtır. Muaz'ın bu hareketi, Hz. Peygamber'in müjdeyi başka­sına duyurma yasağının haramlık değil, tenzih ifade ettiğini göstermektedir. Çünkü bu, haramlık ifade etseydi Muaz bunu hiçbir zaman bildirmezdi.

Hadis, binek hayvanının terkisine başkasını bindirmenin caiz olduğunu gös­termektedir. Ayrıca bu hadis Hz. Peygamber'in tevazuunu da göstermektedir.

Yine bu hadis, Muaz İbn Cebel'in İlmi seviyesini göstermektedir. Çünkü yu­karıdaki sözü Hz. Peygamber yalnızca ona söylemiştir.

Öğrenci, tereddüt ettiği bir şey hakkında açıklama isteyebilir, yalnızca ken­disinin bildiği bir şeyi başkasına yayma konusunda hocadan İzin İsteyebilir.

129- Enes şöyle demiştir: Bana belirtildiğine göre Hz. Peygamber Muaz'a şöyle söylemiştir:

"Kim, hiçbir şeyi ortak koşmaksızın Allah'a kavuşursa cennete girer.

Muaz Hz. Peygamber'e mî?" dîye sordu. Hz. Peygamber melerinden korkuyorum" buyurdu.



Açıklama


"Kim ...Allah'a kavuşursa": Yani Allah'ın takdir ettiği ecele kavuşursa. Hadis yorumcularından bir grup böyle söylemiştir. Bundan kasıt, yeniden dirilme veya âhirette Allah'ı görme de olabilir.

(Allah'a) hiçbir şeyi ortak koşmaksızırf: Şirki reddetmekle yetinmiştir. Çünkü bu tevhidi gerektirir. Bu ise peygamberliği ispat etmeyi gerektirir. Çünkü Allah'ın elçisini yalanlayan, Allah'ı yalanlamış olur, Allah'ı yalanlayan ise müşriktir
[140] Hadisin geçtiği diğer yer: 129.

[141] Ez-Zümer, 39/33.


Photo

Post has attachment

Post has attachment
48. Bazı İnsanların Anlayamayacağı Ve Daha Kötü Bir Duruma Düşeceği Korkusuyla Yapılması Tercihe Şayan Olan Bir Şeyi Terk Etmek

126- Esved şöyle demiştir: İbnü'z-Zübeyİr bana şöyle dedi: "Aişe sana çokça gizli şeyler söylerdi. Kabe konusunda sana ne söyledi?"
Ben dedim ki: "Bana Hz. Peygamber'in şöyle buyurdu¬ğunu söyledi:
"Ey Âişel Kavmin küfürden daha yeni kurtulmuş olmasaydı, Kabe'yi yıkar ve ona insanların birinden girmesi, diğerinden çıkmast için iki kapı yapardım".
Bunun üzerine Abdullah İbnü'z-Zübeyr böyle yaptı. [138]

Açıklama

Hac bölümünde geleceği üzere İbnü'z-Zübeyr Kabe'yi Hz. Peygamber'in yapmayı düşündüğü şekilde yapmıştır. [139]
Hadiste konu başlığına ilişkin husus şudur: Kureyş kabilesi Kabe'ye büyük bir önem verirdi. Onlar yeni Müslüman oldukları için, Hz. Peygamber'in övünme ve kibirlenme maksadıyla Kabe'nin yapısını değiştirdiğini zannetmelerinden çekinmiştir.
Bu hadisten, kötülüğe (mefsedete) yol açacağından emin olunan durumlar¬da maslahatı terk etmenin caiz olduğu anlaşılır.
Yine bu hadise göre, bir kimse daha kötü bir sonuca yol açacağını bildiğin¬de bir kötülüğü reddetmeyi terk edebilir.
Devlet başkanı haram olmadığı sürece, daha alt seviyede olsa bile halkın yararına olacak uygulamalarda bulunarak insanları yönetir.
[138] Hadisin geçtiği diğer yerler: 1583, 1584, 1585, 1586, 2368, 4484, 7243.
[139] 1584 nolu hadis


Photo

Post has attachment
Wait while more posts are being loaded