Post is pinned.Post has attachment
MÜSLÜMANLIKLA YOĞRULAN BU YURDU ,
MÜSLÜMANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !.. AMİN.....AMİN....AMİN.......................................
.............................................................................
VELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN...............

BİZ KISIK SESLERİZ.......MİNARELERİ ,
SEN , EZANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C. )'IM !
YA ÇAĞIR ŞURDA BAL YAPANLARINI,
YA KOVANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C. )'IM !
MAHYASIZDIR MİNARELER .......GÖĞÜ DE ,
KEHKAŞANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)' IM !
MÜSLÜMANLIKLA YOĞRULAN BU YURDU,
MÜSLÜMANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !

BİZE GÜÇ VER.......Cihat MEYDANINI ,
PEHLİVANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !
KAHRAMAN BEKLEYEN YIĞINLARINI ,
KAHRAMANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !
BİLELİM HASMA KARŞI KOYMASINI,
BİZİ CANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !
YARININ YOLLARINDA YILLARI DA ,
RAMAZANSIZ BIRAKMA ALLAH ( C.C. )'IM !
YA DAĞIT KiMSESİZ KALAN SÜRÜNÜ,
YA ÇOBANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !

BİZİ SEN SEVGİSİZ , SUSUZ , HAVASIZ ,
VE VATANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !
MÜSLÜMANLIKLA YOĞRULAN BU YURDU,
MÜSLÜMANSIZ BIRAKMA ALLAH (C.C.)'IM !


ARİF NİHAT ASYA 
Animated Photo

Post has attachment
İSLAM AHLÂKI (1 BÖLÜM)
Ahlâkın Mahiyeti, Nevileri ve Ahlak İlminin Kısımları
1- Ahlâk sözü, hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk, insanın ruhundaki "huy" dediğimiz bir meleke, özel bir hal demektir. Böyle bir meleke, ya hayırlı bir semere verir veya hayırsız ve zararlı bir semere verir. Bu bakımdan ahlak özellikleri güzel ve çirkin diye ikiye ayrılır. Şöyle ki: Güzel huylara ve bunların güzel meyve ve neticelerine: "Ahlak-ı Hasene, Ahlak-ı Hamide, Mehasin-i Ahlak, Mekârim-i Ahlak (Güzel Huylar)" adı verilir. Aksine çirkin huylara ve bunların meyvelerine de: "Ahlak-ı Kabiha, Ahlak-ı Zemîme, Mesavi-i Ahlak, Rezail-i Ahlak (Çirkin huylar)" denir. Örnek: Edeb, tevazu, kerem, birer güzel huy eseridir. Sefahat, kibir, cimrilik de birer çirkin huy eseridir.
İşte bütün bu huylardan ve neticelerinden bahseden ilme "Ahlak İlmi" denilmektedir.
2- Ahlak ilmi, nezarî ve amelî ahlak diye iki kısma ayrılır.
Nazarî Ahlak: Ahlak esaslarına ve kanunlarına ait görüşleri ve fikirleri gösterir.
Amelî Ahlak: Ahlakla ilgili görevlerin nelerden ibaret olduğunu bildirir.
İnsanlar, hayatlarındaki uygulama bakımından Nazarî ahlaktan çok, Amelî ahlaka muhtaçtırlar. Biz de bu eserimizde bu amelî ahlak kısmını biraz anlatacağız. Yalnız şunu da belirtelim ki, filozofların birtakımı, ahlak esaslarını lezzete, zevke, maddî menfaate, kalbin duygularına veya görev ve kemal duygusuna dayandırmak istemişlerdir. Oysa ki, bunlardan hiç biri, ahlak için yeterli bir dayanak olamaz. Bunlara dayanan ahlak müesseseleri, insanların bu konudaki ihtiyaçlarını karşılayamaz. Ancak hak bir dine bağlanan ve dayanan, bu yönden İlâhî bir mana taşıyan ahlak müessesesi, insanın manevî ihtiyaçlarını karşılar ve yükselmesine yeterli olur.
İşte, ALLAH (C.C.)'a hamd olsun, bizler İslam dini sayesinde böyle yüksek bir ahlak müessesesine sahip bulunmaktayız.

Animated Photo

Post has attachment
CUM`A NAMAZININ SAHİH OLMASI İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR (EDASININ ŞARTLARI)
Kılınan bir Cum`a namazının geçerli olması için aşağıdaki şartların bulunması gerekir:
A) Cum`a Kılınacak Yerin Şehir veya Şehir Hükmünde Olması
Bu şart, bazı nakillere ve sahabe uygulamalarına dayanır. Hz. Ali`den şöyle dediği nakledilmiştir: "Cum`a namazı, teşrik tekbirleri, Ramazan ve Kurban Bayramı namazları, yalnız kalabalık şehir veya kasabalarda eda edilir. İbn Hazm (ö. 456/1063) bu naklin sağlam olduğunu ortaya koymuş, Abdurrezzak aynı hadisi Ebû Abdirrahman es-Sülemî aracılığı ile Hz. Ali`den rivâyet etmiştir. Hz. Ali`nin sözü İslâm hukukçularınca bu konuda yeterli bir delil sayılmıştır.(Abdurrezzak, el-Musannef, III,167-168, H. No: 5175, 5177; İbn Ebi Şeybe bunu Abbad b. el-Avvâm`dan, benzerini Hasan el-Basrî, İbn Sîrîn ve İbrahim en-Nehâî`den nakletmiştir; İbnu`l-Hümam, a.g.e., I, 409).
Bu konuda rivâyet edilen nakillerde geçen "kalabalık şehir" sözü İslâm hukukçularınca şöyle tarif edilmiştir:
Ebû Hanife (ö. 150/767)`ye göre valisi, hâkimi, sokak, çarşı ve mahalleleri olan yerleşim merkezleri "kalabalık şehir" niteliğindedir. Ebû Yusuf (ö. 182/798), halkı en büyük mescide sığmayacak kadar kalabalık olan yerleri şehir sayarken İmam Muhammed (ö. 189/805), yöneticilerin şehir olarak kabul ettikleri yerleri şehir kabul eder.
İmam Şâfiî (ö. 204/819) ve Ahmed İbn Hanbel (ö. 241/855) bu konuda nüfus sayısı kriterini getirir. Onlara göre, kırk adet akıllı, ergin, hür ve mukîm erkeğin yaz kış başka beldeye göç etmeksizin oturdukları yerleşim merkezleri şehir sayılır ve kendilerine Cum`a namazı farz olur (es-Serahsî, a.g.e. II, 24, 25; el-Kâsânî, I, 259; el-Cezerî, Kitabü`l-Fıkh ale`l-Mezâhibi`l-Erbaa, Mısır (t.y.) I, 378, 379; Abdurrahman el-Mavsılî, el-İhtiyâr, Kahire (t.y.) I, 81).
İmam Mâlik (ö. 179/795)`e göre, mescidi ve çarşısı olan her yerleşim merkezi şehir sayılır. Köy ve şehir kelimeleri eş anlamlıdır. Nüfuz az olsun çok olsun hüküm değişmez. Cum`a namazının küçük yerleşim merkezlerinde de kılınabileceğini söyleyenlerin dayandığı deliller şunlardır:
1) Ebû Hüreyre (ö. 58/677), Bahreyn`de görevli iken Hz. Ömer`e Cum`a namazının durumunu sormuş, Hz. Ömer kendisine; "Nerede olursanız olunuz, Cum`a namazını kılınız" şeklinde cevap vermiştir.
2) Ömer b. Abdülazîz (ö. 101/720), komutanı Adiy b. Adiy`e yazdığı mektupta, (ahalisi) "çadırda yaşamayan herhangi bir köye gelince: orasının halkına Cum`a namazı kıldıracak bir görevli tayin et" demiştir.
3) İmam Mâlik, ashâb-ı kirâmın Mekke ile Medine arasında su başlarında Cum`a namazını kıldıklarını nakleder ve o yörelerde herhangi bir şehir bulunmadığını belirtir (es-Serahsî, a.g.e., II, 23, Ahmed Naim, Tecrid-i Sarih Terc. ve Şerhi, III, 45, 46).
4) İbn Abbas, Medine`deki Peygamber mescidinden sonra ilk Cum`a namazının Bahreyn`de "Cuvâsâ" denilen bir köy (karye) de kılındığını söylemiştir (Buhârî, Cum`a, II, (I. s. 215); Bağavî, a.g.e., IV, 218; İbnü`l-Hümâm, a.g.e., I, 409)
Cum`a namazının büyük yerleşim merkezlerinde kılınacağı görüşünde olan İslâm hukukçuları yukarıdaki delilleri şöyle değerlendirmişlerdir:
1) Hz. Ömer`in sözü, ashâb-ı kirâm arasında çöllerde ve sahralarda Cum`a namazı kılınamayacağı bilindiği için, "hangi şehirde bulunursanız bulunun, Cum`a namazı kılın" şeklinde anlaşılmıştır.
2) Ömer b. Abdülaziz`in sözü, kişisel bir görüş olduğu için delil sayılmamıştır.
3) Kendilerinde Cum`a kılındığı bildirilen "Eyle", Bahr-ı Kulzüm üzerinde önemli bir iskele, "Cuvasâ" da Bahreyn`de Abdulkays`a ait bir kaledir. Buraları "köy (karye)" olsalar bile, devletçe tayin edilen yöneticileri ve zabıta kuvvetleri bulunduğu için şehir hükmünde sayılırlar (Ahmed Naim, a.g.e., III, 46). İbn Abbas`ın sözünde, Cüvâsâ için, "köy" denilmesi, o devirlerde buranın "şehir" sayılmasına engel değildir. Çünkü onların dilinde karye kelimesi şehir anlamında da kullanılıyordu. Kur`ân-ı Kerîm`de de bu anlamda kullanılmıştır. Bu Kur`ân, iki köyden ulu bir adama indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf, 43/31). Âyetteki "iki köy (karye)" den maksat Mekke ile Tâif`dir. Diğer yandan Mekke şehrine "Ümmü`l-Kura (köylerin anası)" adı verilmiştir (Şürâ, 42/7). Mekke`nin şehir olduğunda şüphe yoktur. Cuvâsa da bir kale olduğuna göre: hâkimi, yöneticisi ve âlimi vardır. Bu yüzden es-Serahsî (ö. 490/1097), Cuvâsâ için eş anlamlısı olan "şehir (mısr)" kelimesini kullanır (es-Serahsî, a.g.e, II, 23) Abdurrezzak, Hz. Ali`nin Basra, Kûfe, Medine, Bahreyn, Mısır, Şam, Cezire ve belki Yemen`le Yemâme`yi şehir (mısr) kabul ettiğini belirtir (Abdurrezzak, a.g.e., III, 167)
Ebû Bekir el-Cassâs (ö. 370/980), "Eğer Cum`a, köylerde câiz olsaydı, şehir hakkında olduğu gibi, insanların ihtiyacı yüzünden, bu da tevatüren nakledilirdi" der ve Hasan`dan, Haccac`ın şehirlerde Cum`a`yı terkedip, köylerde ikâme ettiğini nakleder. (el-Cassâs, Akhâmu`l-Kur`ân V, 237, 238)
İbn Ömer (ö. 74/693), "Şehire yakın olan yerler, şehir hükmündedir" derken, Enes b. Mâlik (ö. 91/717), Irak`ta bulunduğu sırada Basra`ya dört fersah uzaklıktaki bir yerde ikâmet eder ve Cum`a namazına kimi zaman gelirken kimi zaman da gelmezdi. Bu durum onların Cum`a`yı yalnız şehir merkezlerinde câiz gördüklerine delâlet eder. (el-Cassâs, aynı yer)
Uygulama örnekleri:
a) Allah elçisi hayatta bulunduğu sürece, Cum`a namazı yalnız Medine şehir merkezinde kılınmış ve çevrede bulunanlar da namaz için merkeze gelmişlerdir.
Hz. Âişe (ö. 57/676)`den, şöyle dediği nakledilmiştir: "Müslümanlar Hz. Peygamber devrinde Medine`ye Cum`a namazı için yakın menzil ve avâlilerden nöbetleşe gelirlerdi" Menzil, Medine çevresindeki bağ-bahçe evi de mektir. Avâlî ise, Medine civarında, Necid tarafında, Medine`ye yaklaşık 2-8 mil uzaklıktaki küçük yerleşim merkezleridir. Ashâb-ı Kirâm bu yerlerden nöbetleşe Cum`a namazına geldiklerine göre kendilerine Cum`a namazı farz değildi. Aksi halde kendi yörelerinde Cum`a namazını cemaatle kılmaları veya hepsinin Medine`ye gelmesi gerekirdi. Diğer yandan Allah elçisinin Kubalılar`a, Medine`de Cum`a namazında hazır bulunmalarını emrettiği nakledilir. Kuba, o devirde Medine`ye iki mil uzaklıktadır.
b) Hulefâ-i râşidîn döneminde bir takım ülkeler fethedilince, Cum`a`lar yalnız şehir merkezlerinde kılınmıştır. Bu uygulama, onların "şehir (büyük yerleşim merkezi)" olmayı Cum`a`nın sıhhat şartı saydıklarını gösterir. Öğle namazı farz olduğu için, onun Cum`a namazı sebebiyle terkedilmesi kesin bir nass (âyet-hadis) ile mümkün olabilir. Kesin nass ise, Cum`a`nın şehir merkezlerinde kılınması şeklinde gelmiştir. Cum`a İslâmî prensip ve emirin en büyüklerindendir. Bu da en iyi, şehirlerde gerçekleşir. (es-Serahsî, a.g.e., II, 23; el-Kâsânî, a.g.e., l, 259; İbnü`l-Hümâm, a.g.e., II, 51)
Kaynaklarda verilen bu bilgiler ışığında konuyu aşağıdaki şekilde netleştirmek mümkündür.
a) Şehir ve kasabalar:
Valisi, müftüsü, İslâmî hükümleri icra edecek ve hadleri infâz edecek güce sahip hâkimi (kadı) ile güvenliği sağlayacak zabıtası bulunan her yerleşim merkezi "şehir"dir. Sonraki İslâm hukukçularının eserlerinde" yolları, köyleri, çarşı ve pazarları bulunma" özelliği üzerinde durulmamıştır. Çünkü bir şehir veya kasabada bu özellikler zaten vardır. Böyle bir kasabanın gerek mescidinde ve gerekse "musallâ (namazgâh)" denen yerlerinde Cum`a namazı kılınabilir. Bunda görüş birliği vardır (İbn Âbidin, a.g.e., I, 546, 547 vd.) Bu tarife göre, vilâyet ve kaza merkezleri şehir sayılır. Bunların durumu, şehir olduklarında şüphe bulunmayan Mekke ile Medine`nin durumuna benzer.
b) Şehir hükmünde olan yerler:
En büyük mescidi, Cum`a namazı ile yükümlü olanları almayacak kadar kalabalık olan yerleşim merkezleri de "şehir" hükmündedir. Bu, Ebû Yûsuf`un şehir tarifine uygundur. Sonraki İslâm hukukçularının çoğu, bu görüşü izlemişlerdir. Bu yerler resmi bir görevli bulununca, İmam Muhammed`in şehir tarifine de uygun düşer (es-Serahsî, a.g.e., II, 23, 24; el-Kâsânî, a.g.e., 259, 260; el-Mavsılî, a.g.e., I, 81; el-Cezirî, a.g.e., I, 378, 379). Bu ölçüye göre, nâhiye merkezleri ile pek çok büyük köyler de şehir hükmünde olur.
B) Devletin İzninin Bulunması
Cum`a namazının sahih olması için "devlet temsilcisinin izni" problemi de İslâm hukukçularınca tartışılmıştır. Bu iznin gerekli olduğunu söyleyenler olduğu gibi aksini savunanlar da bulunmuştur. Biz aşağıda her iki görüşü ve delillerini vererek, konuyu değerlendirmeye çalışacağız.
1) Hanefilerin görüşü:
Hanefi hukukçularına göre, Cum`a namazı için izin gereklidir. Dayandıkları delil Câbir b. Abdullah ve İbn Ömer`den nakledilen ve yukarıda da daha uzun bir şekilde kaydettiğimiz şu hadistir: "Kim Cum`a namazını ben hayatta iken veya benden sonra adaletli ve câir (zâlim) bir imamı (önderi varken, onu küçümseyerek veya inkâr ederek terkederse Allah iki yakasını bir araya getirmesin ve işini bitirmesin" (İbn Mâce, İkâme, 78) İbn Mâce bu hadisin senedinde bulunan Ali b. Zeyd ve Abdullah b. Muhammed el-Adevî sebebiyle isnâdı zayıf sayar. Heysemî, hadisin benzerini naklettikten sonra şöyle der: Bu hadisi Taberanî, el-Evsat`ında nakletmiştir. Oradaki senedde Musa b. Atıyye el-Bâhilî vardır. O`nun biyografisini bulamadım. Geri kalan râviler güvenilir. (Mecmau`z-Zevâid, II, 169, 170) Bu hadiste, Cum`a`nın farzolması için adaletli veya adaletsiz bir yöneticinin bulunması öngörülmüştür. Cum`a namazı büyük cemaatle kılınacağı ve hutbede topluma hitap edileceği için onun toplum düzeni ile yakından ilgisi vardır. Devletten izin alma şartı aranmazsa fitne çıkabılir. Cum`a kıldırmak ve hutbe okumak bir şeref vesilesi sayılarak rekabet doğabilir. Bazı kimselerin çekişme ve ihtirasları cemaatin namazını engelleyebilir. Camide bulunan her grubun namaz kıldırmak istemesi, Cum`a`dan beklenen faydayı yok eder. Bir grup kılarak, diğerleri çekilse yine amaca ulaşılmaz. Kısaca hikmet ve toplum psikolojisi bakımından da Cum`a`nın İslâm devletinin kontrolünde kılınması gereklidir.
Ancak yöneticiler Cum`a`ya ilgisiz kalır ve önemli bir sebep olmaksızın müslümanları namaz kılmaktan alıkoymak isterse, onların bir imamın arkasında toplanarak Cum`a namazı kılmaları mümkündür. İmam Muhammed, bu konuda şu delili zikreder: Hz. Osman, Medine`de kuşatma altında iken, dışarıda bulunan sahabiler Hz. Ali`nin arkasında toplanmış ve o da Cum`a namazını kıldırmıştır. (el-Kâsânî, a.g.e., I, 261; el-Fetâvâ`l-Hindiyye, I,146; İbn Âbidin, a.g.e., I, 540) Bilmen, bunun dâru`l-harpte mümkün ve câiz olduğunu belirtir (Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul 1985, s. 162)
Devlet başkanı veya valilerin bizzat Cum`a namazı kıldırmaları gerekli midir?. İbnü`l-Münzir şöyle der: "Öteden beri Cum`a namazını, devlet başkanı veya onun emriyle kıldıracak bir kimsenin kıldırması şeklinde uygulama yapılmıştır. Bunlar bulunmazsa, halk öğle namazı kılar" (Ahmed Naîm Tecrid-i Sarih Tercümesi, III, s. 48)
Burada şunu belirtelim ki, yukarıda kaydettiğimiz hadisten imam ya da müslümanların halifesi yoksa, Cum`a namazı kılınamaz, diye bir hüküm çıkarmak mümkün değildir. Bu hadisin ilgili bölümlerinin anlattığı, "ister adil, isterse de zâlim olsun bir imamın varlığına rağmen" Cum`a terk edilecek olursa, belirtilen tehditlerle karşı karşıya kalınacağından ibarettir. Çünkü hadis, "imam yoksa Cum`a namazı kılamazsınız" demiyor, olduğu halde kılınmazsa, son derece tehlikeli tehditlerde bulunuyor. İmamın yokluğu halinde kılınmayacak olursa o takdirde bu hadisten, olsa olsa tehditlerin daha hafif olacağı sonucuna varılabilir. O da en müsamahalı bir istidlâl olur.
İçtihada dayalı olarak ileri sürülmüş gerekçelerin dışında, Cum`a namazının kılınması için şart kabul edilen ve eda şartları arasında sayılan imamın varlığı şartının nakli bir delili yoktur. Ayrıca bu şart, yalnızca Hanefî mezhebinde öngörülmüş bir şarttır. Dolayısıyla terki halinde terettüp edeceği bildirilen bir takım tehditlere maruz kalmamak için, en azından ihtiyaten böyle bir şartı öngörmeyen diğer mezhep imamlarının görüşlerine uyularak kılınması gerekir. Diğer taraftan kaynaklarda hadis diye belirtilen: "Dört şey vardır ki, veliyyul emirlere aittir: Cihad`tan elde edilen ganimetlerin paylaştırılması zekât`ın toplanması, hudut (şer`i cezaların tatbiki) ve Cum`a`ları kıldırmak." ifadeleri ise hadis değildir. Fethu`l-Kadir`de (II, 412) bunun İmam Hasan el-Basrî`ye ait bir söz olduğu belirtilmiştir. Son asır alimlerinden Seyyid Sâbık da "Fıkhu`s-Sünne" adlı esrinde (1, 306) bunun aynı şekilde Hasan`ü`l Basrî`ye ait bir söz olduğunu kaydetmektedir. O halde böyle bir şartın öngörülmesi için dayanak teşkil edebilecek nakli bir detil elde mevcut değildir. Bu konuda ileri sürülen bu şartın sebebi, yalnızca karışıklık çıkma ihtimaline dayalı bulunmaktadır.
Veliyyü`l-Emr yoksa
Veliyyü`l-Emr ve izn-i sultânî diye belirtilen hususun gerçekleşebilmesi için, müslümanların başında en azından zâlim de olsa- bir yöneticinin bulunması zorunludur. Başa geçmiş bulunan yöneticinin, İslâm`ı kabul etmesi ise onun, müslümanların veliyyü`l-emr`i olarak görülmesinin asgarî şartıdır. Yani müslümanların İslâmî olmayan yönetimlerin tahakkümü altında yaşamaları halinde, haliyle böyle bir şartın varlığından söz etmek imkânı olamaz. Bu durum günümüzün müslümanlarına; İslâm`ın öngördüğü mânâsıyla bir yöneticiye sahip olmadığımıza göre, kıldığımız Cum`a namazının hükmü nedir? Diye başlayan ve onun etrafında dönüp dolaşan diğer bir takım soruları daha sordurmaktadır.
Şunu da belirtelim ki, bu durumu şu anda bir vakıa olarak yaşıyan bizleri, İslâm fakihleri de düşünmüş ve böyle bir durum halinde müslümanların ne şekilde davranabileceklerini, daha doğrusu davranması gerektiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu konuda onların neler söylediklerine kısaca bir göz atalım:
Bu konuda İbn Nüceym der ki:
"Şayet hiç bir şekilde kadı veya ölmüş olan halifenin (yerine geçmiş) halifesi yoksa, âmme de bir kişinin (Cumu`a namazını kıldırmak üzere) öne geçirilmesi üzerinde ictimâ edecek olsalar, zaruret dolayısıyla caizdir." (İbn Nuceym, el-Bahrü`r-Râik, II, I55).
Buradaki: "zaruret dolayısıyla caizdir" ifadesi üzerinde kısaca duralım: Anlaşılıyor ki, Cum`a namazı, herhangi bir şartının eksik olması dolayısıyla terk edilmesi tavsiye edilen bir durum değildir. Aksine bu gibi durumlarda bu şartların gerçekleşme imkânı bulunmadığından zaruret hükümleri ile amel etmek söz konusudur. İşte halifesiz ve İslâm hükümlerini tatbik eden mahkemelerin varolmaması hallerinde de bu zaruretlerle amel etmeyi engelleyecek herhangi bir durum yoktur. Çünkü bilindiği gibi kadı (yani İslâm hükümlerini tatbik eden hâkim) ile halifenin varlığı, İslâmî hükümlerin yürürlükte olmasının en belirgin gerekleri ve dışa yansıyan yönleridir. Bunların varolmamaları halinde, İslâmî hükümlerin devlet düzeyinde uygulanabilmeleri sözkonusu değildir. Şayet bu durum, Cum`a namazını kılmamayı gerektirecek bir hal olsaydı, İbn Nüceym gibi eşsiz fıkıh çalışmaları olan bir âlim: "Zaruret dolayısıyla caizdir" gibi bir ifade kullanmaz, "Cum`a namazı sâkıt olur" demesi gerekirdi. O zaman da konunun gereğinden, İslâmî olmayan yönetimlerin çatısı altında bulunulan hallerde söz edilmezdi.

Photo

Post has attachment
ESSALAMÜNALEYKÜM. ...HAYIRLI SABAHLAR ...DOSTLARIM.....HAYIRLI CUMALAR....CUMA BAAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.....SELAM VE DUA İLE...ESSALAMÜNALEYKÜM...
Photo

Post has attachment
ESSALAMÜNALEYKÜM. ...HAYIRLI SABAHLAR ...HAYIRLI CUMALAR....
DOSTLARIM. ..SABAH NAMAZININ İKİ REKAT FARZININ NE KADAR HAYIRLI OLDUĞUNU BİR BİLSEYDİNİZ...?....BİZ MÜSLÜMANLAR ,EVLERİMİZE GİTMEZ, CAMİLERDE SABAHLARDIK....BEŞ VAKİT NAMAZINI CAMİDE CEMAATLE KILANLARA SELAM OLSUN. ..SELAM VE DUA İLE...ESSALAMÜNALEYKÜM...
Photo

Post has attachment
H  İ  Ç    D  Ü  Ş  Ü  N  D  Ü  K    M  Ü ?
Dünya Hayatinin Gerçeği(değersizliği) Üzerinde Düşünmeye Davet
~ Şu an kaç yaşındasınız? 
● Peki sizden bugüne kadar yaşadığınız hayatı anlatmanız istense bunu ne kadarlık bir zamanda yapabilirsiniz?

~ Eminiz "yaşınız kadar" bir sürede değil.
~ Hatta belki bir saatte bile değil, yarım saatte özetleyiverirsiniz koca hayatınızı. 

Bu yadırganacak bir durumda değil zira;
Nuh Aleyhisselam Bin senenin üzerinde yaşamış bir Rasuldür..
Kendisine:
''Dünyayı nasıl buldun'' diye sual edilince;
''Bir kapıdan girdim ötekinden çıktım'' buyurmuştur.

● İşte bizimde sizinde upuzun yıllarımız göz açıp kapayıncaya kadar geçip gitmiştir.
Ve hayatımızla ilgili anılar yarım saate sığacak hale gelmişlerdir.

Bu süre zarfında son derece hassas dengeler üzerine kurulu Dünya Hayatı'nın birçok eksik yönünü de görmüşsünüzdür:

~ Vücudunuz zaman zaman küçük bir mikroba yenilmiş ve hastalanmışsınızdır,

~ Yaşınız ilerledikçe deriniz buruşmaya başlamıştır,
~ Vazonuzdaki çiçek kısa sürede soluvermiştir ya da buzdolabınızdaki meyveler bir süre sonra çürümüşlerdir... 

● Zamanla her şeyin bozuluşuna, ilk güzelliğini yitirişine tanık olmuşsunuzdur. Peki dünya üzerinde sürdürdüğümüz hayatın neden eksiksiz, mükemmel ve sorunsuz olamadığını hiç düşündük mü?

~ Bu sorunun cevabı çok açıktır: Çünkü, dünya hayatı özellikle böyle olamayacak şekilde tasarlanmıştır.

NOT: ZATEN DÜNYANIN MANASI ELDE EDİLEMEYECEK ÜZÜMLERE UZANMAK DEMEKTİR.
Mal hırsı gözünü bürümüş en büyük zenginlere bakalım.Sanki en fakir haldeymişcesine Dünya'ya çalışmaktalar.

● Allah Teala bir Hadisi Kutside: ''Ey Dünya bana (ibadet edip dinime) hizmet edene sen hizmet et.Sana çalışanı kölen edin. Buyurmuştur. 
Anlıyalım ki Dünya'nın yaldızlı vaadleri bitmeyecektir.

● Bunlar yüzünden yaşamayı ertelediğimiz taviz verdiğimiz dinimiz bize büyük pişmanlık olacaktır.
Efendimiz Aleyhisselam bir Hadisi Şeriflerinde ''Erteleyen helak oldu'' buyurmuşlardır.

Dünya hayatı tüm çekici süsleriyle birlikte, bir imtihan yeridir. Allah-u Te'âlâ Kuran-ı Hakîmde asıl hayatın Kendi Katındaki sonsuz *Âhiret Hayatı olduğunu Ayetinde; 

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır." (Ali-İmran Suresi,14) bildirmiştir.

Bu açıklamalardan sonra tekrar,

H İ Ç   D Ü Ş Ü N D Ü K  M Ü!

~ÖLÜMÜ,
~ÖLECEĞİMİZİ,
~ VE ŞUAN ÖLDÜĞÜMÜZÜ.
Evet şuan bir saniye sonrasına çıkacağımızın teminatı (garantisi) yok.
Öyleyse şimdi ölsek diye düşünelim vereceğimiz Hayatın hesabına hazır mıyız?

● Kulun ilk hesaba çekileceği amel Farz Namazdır buyurdu Efendimiz Aleyhisselam

Ancak çoğumuzun Dünya meşgalesinden ÖLÜMÜ düşünecek fırsatımız olmuyor.Çünkü Her şeyin daha fazlasını istiyoruz 

Var olanla yetinmeyi bilmiyoruz.

Dünya meşgalesi (uğraşı) diye kendimiz aldatıyoruz.
Allahu Te'âlâyı ansak ölümüde çok hatırlasak sanki aç kalacağız. Bilelim ki bunlar şeytandan birer vesevese ve vehim.

● Sonra Hayat  bu hayattan ibaretmiş gibi AHİRETİ hiç düşünmüyoruz,
~ Oysa Allâh-u Te'âlâ ''Dünya hayatı Ahirete nazaran çok az bir şeydir.'' buyurmuştur.
~ Sanki Cenneti garantilemiş gibi dünya hayatına aldanmış gidiyoruz.
~ Bir kısmımızda Cübbeli Hocamızın deyişiyle Cennet olmasada parkta yatarım gibi bir mantıkta :-( Ancak Cennet yoksa böyle bir seçenekte yok varılacak yer Cehennem olur mazallah hepimizin malumu.

~ Burada yanlış anlaşılmasın dünyalık içinde çalışılır rızık temini için ama itidalli (ölçülü) olmak lazım İbadet ve İş hayatını dengelemek lazım ama maalesef daha fazla para kazanmak için hırs üstüne hırs yapıyoruz.

~ Oysa rızıklar yazılmıştır oynaması yoktur.Ancak bu da İman nuru ile Tevekkülün nakıslığından.(eksikliğinden) kaynaklı.

B U N A   B İ R  M İ S A L !
● Mesela ilkokula giden bir çocuğu, annesi sabahın okula gitmesi için uyandırır,

~ Ama aynı hassasiyeti Sabah Namazı'na kaldırmak için göstermez daha çocuk der uyusun maalesef bu haldeyiz toplum olarak burada okula giden örneğim yanlış anlaşılmasın tabi okulunu okuyacak zaten dinimizin ilk emri oku

~ Hem dini ilimler hem fenni ilimler öğrenmesi lazım (tabi felsefe okutan ya da kız erkek karışık okullarda değil İslâm'ın Medresesinde)  ,Namaz şuuru çocuk yaşta aşılanmalı ama bunları düşünmüyoruz çocuğumuz büyüsün iyi üniversite okusun iyi yere gelsin amacımız bu olmuş. Herkes işi gücü bırakıp camilere dergahlara kapansın demiyoruz. 

Bir Müslüman'ın kendine lazım olan dini bilgileri öğrenmesi farzı ayındır.
Namazlarını eda edecek şekilde sûreleri hatasız okuyacak kadar sureleri bilmeside ha keza Farzdır.

~ Ama maalesef toplum olarak kulaktan dolma bilgilerle doluyoruz hiç düşünmüyoruz, araştırmayı sevmiyoruz.Herşeyde itidalli olmalıyız, aşağıdaki hadiste de iki cihan serveri öyle buyurmuş:

Enes ibni Mâlik (Radıyallahu Te'âlâ Anh) hazretleri şöyle buyurdu:

● Peygamber Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahâbeden üç kişilik bir grup, Peygamber hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve

– Allah’ın Resûlü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır, dediler. İçlerinden biri:

– Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım, dedi.

Bir diğeri:
– Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncü sahâbî de:

– Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim, diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi:

– “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı *olanınızım. *

~ Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem Namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.

● De ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir Meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam."
● De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (En'am Suresi, 50)
 
Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (Yunus Suresi, 3)
 
Andolsun biz, Kur'anı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? ﴾17
 
 
Yukarıdaki ayeti kerimelerde ne güzelde DÜŞÜNMEKTEN bahsetmiş.
 
Yazıma son verirken ;

Rabbim bizlere düşünmeyi nasip etsin. İyi ile kötünün farkını ,cennet ile cehennemin farkını ,şükür ile şükürsüzlüğün farkını idrak etmeyi nasip etsin. Geçici dünya hayatı için ebedi ahiret hayatımız heba olmasın.
Selam ve dua ile
Her şeyi gören ve bilen Allah’a emanetsiniz.
 
MUHTEREM BİR İMÂM AĞABEYİMİZ 'DEN ALINTI'DIR
Animated Photo

Post has attachment
ESSALAMÜNALEYKÜM. ...HAYIRLI SABAHLAR ...HAYIRLI CUMALAR....
DOSTLARIM. ..SABAH NAMAZININ İKİ REKAT FARZININ NE KADAR HAYIRLI OLDUĞUNU BİR BİLSEYDİNİZ...?....BİZ MÜSLÜMANLAR ,EVLERİMİZE GİTMEZ, CAMİLERDE SABAHLARDIK....BEŞ VAKİT NAMAZINI CAMİDE CEMAATLE KILANLARA SELAM OLSUN. ..SELAM VE DUA İLE...ESSALAMÜNALEYKÜM...
Photo

Post has attachment
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM.
RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLAH (C.C.) ´IN İSMİ ŞERİFİYLE ; Hud 113.Ayet: وَلَا تَرْكَـنُٓوا اِلَى الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُۙ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ Hud 113.Ayet: Ve la terkenu ilellezine zalemu fe temessekumun naru ve malekum min dunillahi min evliyae summe la tunsarûn. Hud 113.Ayet: Ve zulmedenlere meyl etmeyin; yoksa size ateş dokunur. Allah´tan başka kayıranlarınız da yoktur;sonra kurtulamazsınız... SADAKALLAHÜLAZİM AZİM OLAN ALLAH (C.C.) DOĞRU SÖYLEDİ..

Hud 113.Ayet Okunuş :
Ve la terkenu ilellezine zalemu fe temessekumun naru ve malekum min dunillahi min evliyae summe la tunsarûn.

Kelime Anlamları :
ve lâ terkenû {ve meyletmeyin, eğilim göstermeyin, dayanmayın} + ilâ ellezîne zalemû {zulmeden (zalim olan) kimselere} + fe temesse-kum {o zaman size dokunur} + en nâru {ateş} + ve mâ lekum {ve sizin için yoktur} + min dûni allâhi {Allah’tan başka} + min evliyâe {evliyadan, velîlerden, dostlardan bir dost} + summe {sonra} + lâ tunsarûne {yardım olunmazsınız}

D.net Meal :
Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah´tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O´ndan da) yardım göremezsiniz!

Elmalılı Meal :
Ve zulmedenlere meyl etmeyin; yoksa size ateş dokunur. Allah´tan başka kayıranlarınız da yoktur;sonra kurtulamazsınız.

İbni Kesir Meal :
Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah´tan başka yardımcılarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.

Tefhimul Kuran Meal :
Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah´tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım da göremezsiniz.

Ayet Açıklaması :
Zulüm, “din ve ahlâk kanunlarıyla belirlenen sınırları aşmak, adalet, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine aykırı davranmak” demektir. Kur’an’da zulüm, biri itikad diğeri ahlâk alanlarıyla ilgili olmak üzere iki ayrı anlamda kullanılmaktadır. Birinci alanda genellikle “şirk, inkâr, günahkârlık, Allah’ın koyduğu kuralları, sınırları çiğneme ve aşma” mânalarını ifade eder. Buna göre şirk büyük bir zulümdür (Lokmân 31/13); Allah’ın kanunlarını çiğneyenler zalimlerdir; kâfirler zalimlerin kendileridir (Bakara 2/229, 254). Ahlâk alanında ise “haddi aşmak, başkasının hakkını ihlâl etmek, başkasına zarar vermek” anlamını ifade eder. Bu davranışları sergileyene de zalim denir. Yüce Allah, zulmün her türlüsünü haram kılmış, müslüman-kâfir ayırımı yapmaksızın zalimlere eğilim gösterilmemesini, yaptıkları kötülüklerin hoş karşılanmamasını ve onların yanında yer alınmamasını emretmiştir. İslâm’ın genel bir kuralı olarak Allah ve resulünün emrine uygun davranmayan kimsenin yanında yer alınmaz ve böyle bir âmirin dahi emrine itaat edilmez (Buhârî, “Ahkâm”, 4, “Megåzî”, 59). Şevkânî zalim devlet yöneticisinin emrinde görev alma meselesini genişçe tartıştıktan sonra özet olarak, zalimle oturup kalkmaya ve onun emrinde görev almaya mecbur kalan kimsenin sözlerini, yaptıklarını ve yapmadıklarını dinin koyduğu kriterlerle ölçmesini, bu kriterlere uygun hareket edemediği takdirde mümkünse hemen zalimden uzaklaşmasını tavsiye etmektedir (II, 601-603; âmire [ülü’l-emr] itaat konusunda bilgi için bk. Nisâ 4/59).

Haşiye :
2,“وَلَا تَرْكَنُٓوا اِلَي الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ [Zulmedenlere de meyletmeyin! Yoksa ateş size dokunur!] âyet-i kerîmesi fermânıyla; zulme, değil yalnız âlet olanı ve tarafdar olanı, belki ednâ (çok az) bir meyledenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdîd ediyor. Çünki rızâ-yı küfür (küfre râzı olmak), küfür olduğu gibi, zulme rızâ da zulümdür.” (Mektûbât, 28. Mektûb, 210)

Photo

Post has attachment
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ AŞR-I SERİF BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHÎM.
RAHMÂN ve RAHÎM OLAN ALLAH (C.C.)´IN İSMİ ŞERİFİYLE;
BAKARA 285.AYET: اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ Bakara 286.Ayet: لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَأْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْراً كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ Bakara 285.Ayet: Amener rasulu bi ma unzile ileyhi mir rabbihi vel mu'minun, kullun amene billahi ve melaiketihi ve kutubihi ve rusulih, la nuferriku beyne ehadim mir rusulih, ve kalu semi'na ve eta'na ğufraneke rabbena ve ileykel masîr.Bakara 286.Ayet: La yukellifullahu nefsen illa vus'aha, leha ma kesebet ve aleyha mektesebet, rabbena la tuahizna in nesina ev ahta'na, rabbena ve la tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina, rabbena ve la tuhammilna ma la takate lena bih, va'fu anna, vağfir lena, verhamna ente mevlana fensurna alel kavmil kâfirîn. Bakara 285.Ayet: Peygamber, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü´minler de. Tümü, Allah´a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı. «O´nun peygamberleri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz) . Varış ancak Sana´dır» dediler. Bakara 286.Ayet: Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yükle mez. Kazandığı lehine, kazandırdıkları da aleyhinedir. «Rabbimiz, unuttukları mızdan ya da yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğu na karşı bize yardım et.» ......... SADAKALLAHULAZİM ... AZİM OLAN. ALLAH (C.C.) DOĞRU SÖYLEDİ. ..ESSALAMÜNALEYKÜM. . DOSTLARIM ....HAYIRLI AKŞAMLAR...BU CUMA GECESİNİ NE MUTLU HAKKIYLA GECİREÇEK OLANLARA .... NURLU GECENİZ MÜBAREK OLSUN ...BES VAKİT NAMAZIMIZI CAMİDE CEMAATLE KILDIK ...... ÇOK ŞÜKÜR. .. ELHAMDÜLİLLAH. ...ALLAH (C.C.)'IM ÖMÜR VERDİĞİ İÇİN ELHAMDÜLİLLAH..... ÇOK ŞÜKÜR.... KILDIĞINIZ NAMAZLARI ALLAH (C.C.) 'IM KABUL ETSİN. . İNŞAALLAH.... AMİN. AMİN..AMİN.. ECMAİN.....ALLAH ( C.C. ) 'IM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN. PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED ( S.A.V. ) MUSTAFA ŞEFAATÇİ'MİZ OL SUN. .. PEYGAMBER EFENDİMİZ HZMUHAMMED ( S.A.V. ) VE ASHAB-INA SALAT VE SELAM OLSUN... ALLAHÜMME SALLİ ALÁ SEYYİDİNA MUHAMMED'İN VE ALÁ ALİ SEYYİDİNA MUHAMMED ( S.A.V. ) ... .ALLAH ( C.C. )'A EMANET OLUNUZ. ...CUMA AKŞAMINIZ VE KALAN ÖMRÜNÜZÜN BÜTÜN GECELERİ VE GÜNDÜZLERİ HAYIRLI , NURLU MÜBAREK OLSUN... ALLAH (C.C.) 'IN RAHMETİ , BEREKETİ SUAN NEREDE BULUNUYORSANIZ ORANIN ÜZERİNE OLSUN.... SELAM VE DUA İLE. ............ ESSALAMÜNALEYKÜM. ..... 
Animated Photo

Post has attachment
ESSALAMÜNALEYKÜM KARDEŞLERİM, DOSTLARIM...HAYIRLI SABAHLAR......... BU DUAYI HERKESLE PAYLAŞALIM, "AMİN"LERİN SAYISINI ÇOĞALTALIM İNŞAALLAH......

EY RABBİM!
BİZLER SANA GEREĞİ GİBİ KULLUK YAPAMADIK, ÜZERİMİZE DÜŞEN GÖREVİ BAŞARAMADIK.
HALEP'TE, TÜRKMEN DAĞLARINDA, DOĞU TÜRKİSTAN'DA, ARAKAN'DA, FİLİSTİN'DE VE BİR ÇOK İSLAM ÜLKESİNDE ZULME UĞRAYAN KARDEŞLERİMİZ VAR, ÇARESİZ VE ACİZİZ....YARABBİ...

YÜZÜMÜZ YOK YAKARMAYA, YALVARMAYA. LAKİN SENDEN BAŞKA GİDECEK KAPIMIZ DA YOK.
SEN HER ŞEYE KADİR'SİN. GÖSTER KUDRETİNİ YA RABB!
SEN CEBBAR''SIN, SEN KAHHAR'SIN, KAHRET DÜŞMANLARI YA RABB!

EBREHELER ÜZERİNE EBABİL KUŞLARINI GÖNDERDİĞİN GİBİ, SAL KÜFFARIN ÜZERİNE EBABİLLERİNİ.
ZALİMLERİN KASVETLİ KALPLERİNE KORKU SAL.
ONLARI BİRBİRLERİNE DÜŞÜR YA RABB!

CANINI DEĞİL, NAMUSUNU DÜŞÜNEN BACILAR HÜRMETİNE,
ÖKSÜZLERİN, YETİMLERİN ÇEKTİKLERİ ACILAR HÜRMETİNE;

HZ NUH(A.S.)'U KORUDUĞUN GİBİ TUFANDAN,
HZ. İBRAHİM(A.S.)'İ KURTARDIĞIN GİBİ NEMRUTTAN,
HZ. YUNUS(A.S.)'U KORUDUĞUN GİBİ BOĞULMAKTAN,
HZ. YUSUF(A.S.)'U ÇIKARDIĞIN GİBİ KUYUDAN,
HZ. EYYUB(A.S.)'A ŞİFA VERDİĞİN GİBİ HASTALIKTAN,
HZ. MUSA(A.S.)'YI KURTARDIĞIN GİBİ FİRAVUN'DAN,
HZ. İSA(A.S. ('YI YÜKSELTTİĞİN GİBİ ÇARMIHTAN,
HABİBİN PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ. MUHAMMED SALLALLAHÜ ALEYHİ VE SELLEM'İ KORUDUĞUN GİBİ MÜŞRİKLERDEN, MAZLUMLARI KURTAR ZALİMLERDEN YA RABB!. ....

SADECE SANA ARZEDİYORUZ DERDİMİZİ,
ÖLSEK DE BİZ, HIFZET NE OLUR MİLLETİMİZİ, İSLAM ALEMİNİ VE DİNİMİZİ.

BİZ ACİZİZ, SEN AZİZ'SİN,
BİZ ÇARESİZİZ, ÇARE SEN'SİN,
SEN'İN HERŞEYE GÜCÜN YETER,
NE OLUR, KUDRETİNİ GÖSTER,
MAZLUMLARIN AHI İÇİN,
SABİLERİN FELAHI İÇİN,
YAŞLILARIN FERYADI İÇİN,
NE OLUR YARDIM EYLE BÜTÜN MAZLUM VE MAĞDUR KULLARINA YA RABB!.....

DOSTLARIM
KARDEŞLİĞİN EN GÜZELİ DUADIR ... KARDEŞLER DUALARINIZ..........
KARDEŞLERİNİZ İÇİN OLSUN ...... ARKADAŞLARINIZ İÇİN OLSUN. ... DOSTLARINIZ İÇİN OLSUN. ....... SEHERDE AÇILAN ELLER HÜRMETİNE, RUKÜDA BÜKÜLEN BELLER HÜRMETİNE, KABUL ET YAKARIŞLARIMIZI..SECDEYE KAPANMIŞ BAŞLAR HÜRMETİNE, GÖZLERDEN AKAN YAŞLAR HÜRMETİNE, SEVGİNLE DOLDUR SANA YÖNELMİŞ KALPLERİMİZİ VE SEN AFFEDİCİSİN AFFI SEVERSİN AF EYLE YARABBİ...AF EYLE YARABBİ .....AF EYLE YARABBİ......CÜMLEMİZİN BUNDAN SONRA KALAN ÖMRÜMÜZDEKİ BÜTÜN SABAHLARINI, GÜNLERİNİ VE GECELERİNİ MÜBAREK EYLE YARABBİ.......
“Ey Rabb’ımız! Bize dünyada iyilik ve ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru.”

“Ey Rabb’ımız! Sana sığınırız, senden yardım ve af dileriz. Ve bizi hidayete erdirmeni isteriz. Sana iman eder ve sana tevbe ede-riz. Sana tevekkül eder ve bütün hayırlarla seni senâ ederiz. Sana şükreder, hiçbir vakit nankörlük etmeyiz. Sana isyan edip inkâr edeni terk ederiz.”

“Ey Rabb’ımız! Sana ibadet ederiz. Senin için namaz kılarız ve sana secde ederiz. Sana sığınır, sana koşarız. Rahmetini ümit eder, azabından korkarız. Muhakkak ki senin azabın kâfirlere ulaşacaktır.”

“Ey Rabb’ımız! Bizi doğru yola ilettikten sonra kâlblerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz lütfu en bol olan sensin.”

“Ey Rabb’ımız! Biz ‘Rabb’ınıza iman edin’ diye seslenen da-vetçiyi işittik, hemen iman ettik.”

“Ey Rabb’ımız! Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört. Ruhumuzu iyilerle beraber al.”

“Ey Rabb’ımız! Bize peygamberlerin vasıtasıyla va'dettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi perişan etme. Şüphesiz sen va’dinden caymazsın.”

“İlâhi! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, bunamaktan ve kabrin azabından sana sığınırım. İlâhi! Nefsime takvasını ver.. Onu temizle. Onu temizleyecek olanın hayırlısı sensin. Ruhumun velisi ve mevlası da sensin. İlâhi! Faydasız ilimden, korkmayan kâlbden, doymayan nefisten ve kabul olunmayacak duadan sana sığınırım.”

“İlâhi! Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin senden istediği hayrı isterim. Peygamberin Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin sana sığındığı şeylerin şerrinden sana sığınırım. Yardım istenecek yegane sensin. Arzu edilen şeye ulaştıracak da sensin.”

“Ya Rab! Nefsimizi, neslimizi, anne, baba ve ailemizi ve tüm müslümanları Sırat-ı Müstakimden, Tarikat-ı Muhammedî’den ayırma. Nefis, şeytan ve kötü çevrenin şerrinden koru. Kabir azabından, cehennem ateşinden muhafaza eyle. Hüsnü hatime ile huzuruna varmak nasip et. Cennet ve cemâlinle müşerref eyle. Çalışmalarımızı Şeriat-ı İslam’ın hakimiyetine vesile kıl...”

“Ya Rab! Nasıl bir kul olmamızı istiyorsan bizi öyle bir kul eyle.”

AMİN....AMİN....AMİN...ECMAİN......... İNŞAALLAH. BU SABAHIMIZ ,GÜNLERİMİZ, GECELERİMİZ RAHMET OLSUN .... MÜBAREK OLSUN....... BEREKETLİ OLSUN... BU SABAHIN ÜLKEMİZDEKİ VE BÜTÜN DÜNYADAKİ MÜSLÜMANLARA , HUZUR , BARIŞ , MUTLULUK ,DİRLİK ,BİRLİK , BÜTÜNLÜK , UYANMA VE BİRBİRLERİYLE KUCAKLAŞMA VE YENİDEN MUHAMMED (S.A.V ) 'İN ÜMMET-İOLDUĞUMUZU İDRAK ETMEYİ VE HATIRLAMAYI BİZLERE ALLAH ( C.C. ) 'IM NASİP ETSİN... AMİN..... ALLAH ( C.C. )' IM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN PEYGAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED ( S.A.V. ) MUSTAFA ŞEFAATÇİ'MİZ OLSUN...PEY GAMBER EFENDİMİZ HZ.MUHAMMED ( S.A.V. ) VE ASHAB-INA SALAT VE SELAM OLSUN. .... .... ALLAHÜMME SALLİ ALÁ SEYYİDİNA MUHAMMED'İN VE ALÁ ALİ SEYYİDİNA MUHAMMED ( S.A.V. )....BU SABAHINIZ VE BUNDAN SONRA'Kİ ÖMRÜNÜZDEKI KALAN SABAHLARINIZ ,GÜNLERİNİZ ;BEREKETLİ VE MÜBAREK OLSUN. ... ALLAH ( C.C. ) ' A EMANET OLUNUZ. .. SELAM VE DUA İLE. ....
ESSALAMÜNALEYKÜM. ....

Animated Photo
Wait while more posts are being loaded