Post has shared content
Sinüzit ve Migren… Sirkeli suyla bitiyor…!

Sinüzit ve migren… Sirkeli suyla bitiyorr. Grip zaten gelemiyor.

Burnunuza sabah akşam yarı yarıya sulandırılmış sirke çekin.

Orta kulak iltihabı, sinüzit, migren, guatr, uyku apnesi, horlama, geniz akıntısı, astım, bademcik, grip vb hastalıklar…

Ayrıca gizli sinüs akıntısının sebep olduğu romatizma, eklem iltihapları, kalp kapakçığı, tansiyon, tiroid ve lenf nodları, alzaymer, kanser ve okb, panik atak, şizofren gibi hastalıklar durur ve gerilemeye başlar.

Akıllı enerji virüsleri, enerji mikroplarını yok eden tek ilaç şirketidir.

İlaçlar bizi bitirmeden biz onları bitirelim…

#omerfarukmazlum
Photo

Post has shared content
H.z Alinin iyiliği
Hz. Fatıma,
'- ya Ali' Hasan, Hüseyin aç, evde yiyecek yok.. gidip yiyecek birşeyler alsana" der.

Hz. Ali'nin sadece altı dirhemi vardır.
Yiyecek almak için evden çıkar ve giderken yolda kavga eden iki insan görür.
Hz Ali: "Niçin kavga e
diyorsunuz? Şu âlemde Allah'ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" diye sorar.

Kavga edenlerden biri, diğerinden altı dirhem alacağı olduğunu, vermediğini, söyler. Hz Ali cebindeki altı dirhemi çıkarır ve alacaklıya verir.

Evine geldiğinde eli boştur, 'Cennet kadınlarının seyyidesi',
"- Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" diye sorunca,
"- Ama ara düzelttim ya Fatma" der.
Hz Fatma'nın yüzünde nurlu bir gülümseme belirir.
Memnundur kocasının bu güzel hareketinden.
Daha sonra Hasan'la Hüseyin ağlamaya başlarlar, 'açız' diye.

Bu acı manzaraya dayanamaz ve evden çıkar.
Yolda bir adama rastlar. Elinde besili bir deve;
"- Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım."
"- Param yok" der Hz Ali.
"- Olsun" der adam.
"- Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin."
Alır Hz Ali o deveyi.
Yolda giderken başka adama rastlar.
"- Ya Ali" der, "ne güzel bir deve bu. Ben bunu 300'e alayım ne olursun reddetme beni."
Hz Ali: "- Ama ben bunu 150'ye aldım" der.
"- Olsun, ben çok beğendim bunu" ve deveyi satar.
Hz Ali mutlu bir şekilde gider yiyecekleri alır eve döner.
Sonra Peygamber'in huzuruna çıkar.

Efendimiz(s.a.v.) güler, "gel" der, "ya Ali şu deve hikâyesini anlat".
Anlatınca da der ki:
"- Sen ki ara düzelttin. Allah Cebrail'i ile sana deveyi sattı. İsrafil'i ile de satın aldı.
Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali.

Animated Photo

Post has shared content
"
Nemrud kalabalık ordusuyla savaş meydanına çıktığında Hz. Ibrahim aleyhisselama
"Haydi dua ettiğin Allah'ına söyle de ordumun karşısına çıksın" dedi.
Hz. İbrahim aleyhisselâm; "Ya Rabbi, bu
Zalimin ne dediğini işitiyorsun" dedi.
Hak Teala Cebrail'e aleyhisselâma, "Sivrisineğin en zayıfını musallat et" diye emretti.
Cebrail aleyhisselâm sivrisineklerden oluşan bir orduyu onların üzerine gönderdi, onların içlerinden de ayağı sakat, topal bir sivrisineği Nemruda musallat etti. Bu sivrisinek Nemrudun burnundan girip beynine kadar ulaştı ve Nemrud ölene kadar ona acı verdi.

Dini Hikaye seven kardeşlerimiz
Bizi Takip etsinler → Sait Davran
Photo

Post has shared content
"
GERÇEK YAŞANMIŞ İBRETLİK BİR OLAY

Babam bir iş yerinde neredeyse karın tokluğuna çalışıyordu. Aslında çalıştığı iş yerinin patronu çok cömert bir insandı. Ama işçisine az veren fabrika servis şeflerinden haberi yoktu... Ay sonuna doğru paramız kalmazdı.
Anneciğim evin geçimini sağlamak için dört bir taraftan kısmaya başlardı…
Bir gün birlikte pazara gittik. Cebindeki on iki lira vardı. Bir tezgâhtan domates alacaktık. Bir veya iki kilo domates… Zaten et alamıyorduk… Kıyma derseniz ayda yarım kilo aldığımızda evde bayram ediyorduk. Maaş aldığı gün alıyordu babam. Maaş günü de bize bayram günü gibi geliyordu…
Annem iki kilo kadar patates almıştı… İki kilo kadar da kuru soğan… Şimdi de bir iki kilo domates alacaktık...
Annemle birlikte pazar yerinde bir domates tezgâhının önüne gelmiştik. Ön tarafa güzel domatesleri dizmişti pazarcı… İki kilo domates istedi, “iyilerinden olsun kardeşim?” diye de tembih etti annem.
Pazarcı kese kâğıdını aldı el çabukluğu ile domatesleri koyup tarttı ve uzattı… Parasını verip üstünü aldık.
Annem eline alıp bakınca şaşırmıştı. Domateslerin içinde neredeyse sağlam yoktu!.. Hepsini ezik çürük çarık doldurmuştu.
Ne olacak ki çaresiz bir anne ve yanında da bir kız… Fiş yok, fatura yok. Kontrol yok, denetim yok.
-Kardeşim bunlar ne böyle çürük çarık?
Suratımıza bile bakmadan elinin tersiyle “hadi işine hadi” diye kestirip attı.
O an bir zabıta olsa ben şikâyet ederdim. Ama annem çaresizdi. Geri versek alacak bir tip değildi. Konuşmasını dahi bilmeyen saygısız kaba bir adam, ne bilecekti insana saygıyı, nezaketi…
Elimizdeki ezik domateslerle oradan uzaklaştık. Anneciğimin mırıldandığını duydum:
-Sen de satama inşallah elindekileri…
Ne olduğunu bile anlamadım… O anda iki tezgâh ileride bir pazarcı kavgası çıktı ki şaşarsınız… Halk kenara kaçışmaya yetişemedi… Pazarcılar birbirine girdi. O ona, o ona ellerinde sopa bıçak ne varsa saldırmaya başladılar…
Bizim domates aldığımız tezgâhın da bulunduğu üç tezgâh kavga esnasında yerle bir olmuştu… O tezgâha sergilediği hâlde, garip gurebaya vermediği al al domateslerin hepsi yere saçılmış, kavga eden pazarcıların ayakları altında ezilmiş, salça olmuştu âdeta…
Kavgada pazarcılardan biri bıçaklanmıştı. O kaba adam nasıl çaresizdi:
-Yardım edin… Yeğenimi bıçakladılar… Ambulans çağırın!..
Az önceki o burnundan kıl aldırmayan insan gitmiş, yerine yerde yatan yeğeni için yardım ve merhamet dilenen bir aciz kul gelmişti…
Çok geçmedi, bir ambulans geldi. Yaralıyı alıp götürdüler… Ne domatesi kalmıştı ne pazarı?
Allah'tan yeğeni ölümcül darbe almamıştı… Allah korusun onun da çoluğu çocuğu vardı…
Bu kadar mı gönlü kırılmıştı annemin? Evet, kalbi kırılan birinin bedduasını almamak lazım…
Rabbimden bizi iyilerle ve merhametli olanlarla karşılaştırmasını niyaz ediyorum...
Betül Taşpınar-Konya

Okuduysanız Paylaşalım bu İbretlik olayı herkes okusun

Dini Hikaye seven kardeşlerimiz
Beni Takip etsinler. >>> Sait Davran
Photo

Post has shared content
___ #ÇOK_SAMİMİ_İKİ_DOST_...
(Mükemmel Herkes Okumalı)
__Çok samimi iki dost ve arkadaşlardır.

Fakat bir tanesi çok kurnaz , atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf , dürüst ve sessizdir.

____Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek
işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister.

___Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir.

__Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir.

____Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşınınn yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve kendisine vermesini ister.

___Arkadaşı çok saşırır, ne diyeceğini bilemez.

___Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardir ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

_____Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir
( ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek )
arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister.

___Arkadaşı ona iş vermez.

___Bizim ki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz.

____Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır.
____Fakir olduğu için ilaç alamadağını söyler.

__ Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır evine götürüp dinlendirir oturup sohbet ederler bir süre ve kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar.

__ Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

____Saf adam artik zengindir.

____Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir.

___Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar.

Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister.

____Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, kimsesi olmadığını ögrendiği kadına..

____Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte yaşayalım , sen
evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder.

____Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine uygun bir kız bulup evlenmesini söyler, Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, tanıdığı olmadığını söyler.

_____Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiyle
görüşerebileceğini söyler.

____Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır.

____Bizimkisi kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede
unutamamıştır .

____Biraz da geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir .

____Düğün günü gelir çatar ...

Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yasadıklarını anlatmaya .....

____Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı .

Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi, elimdeki bütün parayı verdim.

____Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok
beğendiğini söyleyerek benden istedi.

İçim kan ağlayarak onu da kendisine verdim...

Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim.

____İşlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için
kendisinden iş istedim.

O bana iş vermedi.

__Çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum Çünkü biz gerçek dosttuk...

____Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha fazla
dayanamaz ve mikrafonu eline alır başlar konuşmaya....

___Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.

____İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim,
bütün parasını bana verdi.

___Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi .

___Nişanlısını istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı

(#Hayat_kadiniydi )

_____Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım.

____İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi, arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim.

______Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı.

_____Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım...

____Evine gelen dilenci kadın ise benim annemdi.

_ Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim ve şu anda evlenmekte olduğu kişi de benim kız kardeşim.

_____Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim . Değerli misafirler, İşte biz böyle dostuz...

____Okuduysanız Paylaşalım bu güzel kıssayı herkes okusun Böyle Cann Dostluklar Daim olsun Cümlemize Nasip olsun Amminnn Amin Ecmain

_____RABBİM hepinizden Razı Olsun inşaAllah yüreği güzel birbirinden değerli Can Kardeşlerim cümleten nurlu Vakitler Selam Ve Dua saygı ilee enn güzele RabbimeEmanetsiniz. ...

Photo

Post has shared content
"
YAŞANMIŞ İBRETLİK BİR OLAY

O altmiş yaşlarindaydi...
dostum zerrin hanımın teyzesiydi…
hayatı yaşamayı, gezip eğlenmeyi pek severdi.
ona göre insan dünyaya bir kez gelmişti. öyleyse hayatın tadını çıkarmalıydı.
bu sebeple islâmî hayatla arası yoktu. ona göre insanlar ihtiyarlayıp beli büküldüğü zaman namaz kılmalı ve örtünmeliydi.
yeğeni zerrin örtündüğü zaman şok olmuştu. onu bu hayattan sürekli uzaklaştırmaya çalıştı:
“kızım sen daha çok gençsin. bu yaşta öcüler gibi nasıl kapanıyorsun. hem kocan seni beğenmez. eskisi gibi süslen püslen. bu ne, temizlikçi kadınlara dönmüşsün.” deyip, zerrin hanım’ı vazgeçirmeye çalışıyordu. zerrin hanım ise:
“teyzeciğim, eşim benim bu halimden memnun. onun gözü şimdiye kadar başka kadınlarda olmadı ki, bundan sonra olsun” diyerek itiraz ederdi. fakat teyzesi ikna olmaz itirazını sürdürürdü:
“şimdiye kadar güzeldin. şimdi güzelliğini kapattın. onun için eşinin gözü başka kadınlara kayabilir.”
“ablam açık, ama kocası her gün bir kadınla geziyor. buna ne diyeceksin? eğer bir erkek başka kadına ilgi duyarsa bunu ancak dini duyguları engelleyebilir. zaten dinimizde bir erkeğin başka kadına başka gözle bakması haram.”
aslında zerrin hanımın teyzesi kendisini çok seviyordu.. kendine göre kurtulmasını istediğinden üstüne düşüyor, yeni tarz hayatından vazgeçirmeye çalışıyordu. bu yüzden karşılıklı konuşmaların ardı arkası kesilmiyordu:
“sen daha çok gençsin yavrum, hele bir yaşlan. hacca gider günahlarını affettirir, örtünürsün.”
“peki teyzeciğim, ya hacca gidemeden, yaşlanmadan ölürsem?”
“canım bu yaşta ölümü düşünme”
“ya ansızın gelirse?”
zerrin’in teyzesi sıkıştığında saldırganlaşıyordu:
“senin kafan örümceklenmiş. ne yapsak içine bir şey girmiyor. hiç aynaya bakmıyor musun? eski zerrinle yenisi arasındaki farkı görmüyor musun? allah aşkına kızım kendini neden kandırıyorsun. sinema yok, tiyatro yok, dans yok, müzik yok. peki bu nasıl zevk almak?”
“zamanında hepsini yaptım teyze. ama itiraf ediyorum, şimdiki hayatım çok daha zevkli.”
“eşin nasıl da seni böyle geri kafalı yaptı? beynini yıkadı?”
“yapma teyzeciğim. uzun sandığın hayat çok kısadır. göz açıp kapayıncaya kadar geçer. sonra sen de pişman olursun. gel sen de allah’a kul ol.”
“neee. senin gibi öcü mü olacağım. hele dur daha çok var.”
“bir gün iş yerimde kadınlık gururumun kırıldığını hatırlıyorum. işe makyajsız gitmiştim. o gün yabancı misafirler firmayı gezmeye gelecekmiş. müdür yanıma gelip
“zerrin hanım bugün o muhteşem güzelliğiniz neden yok?” dedi. ben de:
“güzelliğimin işimle ne alâkası var?” dedim. bana:
“efendim, siz bizim iş yerimizde vitrinimizsiniz. sizin güzel olmanız gerek.”
“ben bir iş yaptığımı sanıyordum. adamlar beni meğer bir süs eşyası, dekor olarak görüyorlarmış!artık örtüm sayesinde bu tür aşağılanmaktan kurtuldum.”
“bunlar sana şimdi heyecan verir ama sonra usanırsın.”
“bu geçici bir heves değil teyze. bak dilersen sana bir şey okuyayım:
“dünya durmuyor gidiyor. insan da beraber gidiyor. sen de yolcusun. bak ihtiyarlık şafağı kulaklarının üstünde doğmuştur. başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. vücudunda yerleşmeğe hazırlanan hastalıklar ölümün keşif kollarıdır. ama ebedî ömrün önündedir. o ömürde göreceğin lezzet, ancak bu fani ömürde çalışmalarına bağlıdır. senin o sonsuz ömürden hiç haberin yok. ölüm seni uyandırmadan uyan.”
“sen bunları nereden okuyorsun?”
“said nursi’nin kur’an tefsirinden.”
“eyvah, nereden buldun bu kitapları? yoksa sen nurcu mu oldun? konuşmalarından belliydi zaten. demek nurculara karıştın ha?”
teyzesi, toplumda yalan yanlış dolaşan kanaatlerini bir bir sayıp dökmeğe başladı:
“eskiden beri biz gazetelerde nurculuğun fena bir şey, “irticai” faaliyetler olduğunu okurduk. said-i nursi’nin bütün hayatı hapiste geçmiş. tehlikeli ve suçlu olmasa hapse atarlar mıydı?”
“teyzeciğim, tüm kulaktan dolma yanlış bildiklerini gerçek sanıyorsun. oysa piyasada çok silik söz dolaşıyor. peygamberimizi de yurdundan göç etmek zorunda bırakmadılar mı?. peki peygamberimiz tehlikeli ve suçlu olduğu için mi onca zulmü yapmışlar? üstelik said nursi’ye açılan bütün davalar beraatla sonuçlanmış. bunu da biliyor muydun?”
teyze saplantılarından bir türlü vazgeçmiyordu:
“bak evlâdım böyle şeylerle uğraşma. sana ne nurculuktan, sana ne said nursi’den. şu üç günlük dünyada ye, iç, eğlen.”
“peki insanın dünyaya gönderilişinin bunlardan başka bir gayesi yok mu? nereden gelip nereye gittiğini, onu bu dünyaya göndereni düşünmesin mi? yaratıcının emirlerine göre yaşamasın mı?”
“canım dedim ya bu işi yaşlanmaya bırak. sonra gençliğin gider, pişman olursun.”
zaman böyle akıp giderken, zerrin hanım arada gelip olan biteni benimle paylaşıyordu. son görüştüğümüzde teyzesi ile ilgili çok farklı şeyler söyledi:
“teyzemle bu tartışmalarımız sürüp giderken aradan az zaman geçti ve teyzem ne yazık ki kansere yakalandı!
artık bütün gün yatıyordu. hastaneye kaldırılmıştı. ziyaretine gittim:
“teyze” dedim. “benden bir istediğin var mı? sana nasıl yardımcı olabilirim?”
teyzem yüzüme çaresiz ve pişmanlık dolu gözlerle baktı:
“zerrin otur yanıma,” dedi.
titreyen elleriyle ellerimi tuttu. derin bir “ah!” çekti. gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. bütün vücudu sanki büyük bir fırtınaya tutulmuştu. kesik hıçkırıklar arasında:
“sen haklıymışsın.” dedi. “gerçekten hayat çok kısaymış, dünya faniymiş. bilmedim, bilemedim. sanıyordum ki, azrail benim kapımı hiç çalmayacak. yaşlandığımda namaz kılacaktım, hacca gidip tövbe edecektim. yanılmışım. şimdiye kadar yaşadığım hayattan elimde sadece acılar kaldı. şimdi sadece namazlarımı kılmak istiyorum.”
teyzem bana yıllardır dindarlığımdan dolayı yapmadığını bırakmamıştı. özellikle tüm felsefesini yaşlanınca örtünüp ibadet etmek üzere kurmuştu. ama şimdi o felsefesinin iflas ettiğini, bir işe yaramadığını acılar içinde itiraf ediyordu. ama iş işten geçmişti.
teyzemi mahcup etmemek için başımı önüme eğdim. ama o tüm pişmanlık dolu sözlerle itirafını sürdürdü:
“namazlarımı kılacaktım. ama artık günlerim sayılı. ahhhh! tekrar dünyaya gelsem, sadece allah’a ibadet ederim. ömür bitmez, yıllar tükenmez sandım. ne olur benim için dua et.” dedi ve gözlerini yumdu..
teyzemin çaresizlik içindeki pişmanlığı bana üstad bediüzzaman’ın şu ifadelerini hatırlattı:
“eyvah, aldandık. şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. o zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. evet, şu güzeran-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. şu temelsiz ömür dahi bir rüzgar gibi uçar gider.”

PAYLAŞALIM HERKES OKUSUN

Dini Hikaye seven kardeşlerim
Bizi TAKİP etsinler → Sait Davran
Photo

Post has shared content
...
Peygamber Efendimiz, ölüm döşeğinde olan Hz Hatice annemizin yanına gelir ve:
Biliyor musun Ya Hatice dünyadaki zevcelerim dışında ahirette dört tane daha zevcem olacak der.
Bunun üzerine Onu bu zamana kadar hiç kıskanmayan Hz Hatice annemiz kıskanır ve üzülerek:
Yaa gerçekten mi Efendim.. diyerek göz yaşlarını tutumaz. Onun kıskandıginı anlayan Efendimiz sav tebessüm ederek dışarı çıkar. Yanlarında olup onların bu haline şahit olan Hz Fatıma annemiz Efendimizin arkasından koşarak seslenir:
-Babacıgim neden annemi son anlarında böyle üzdünüz ki..diye sorar.
Efendimiz de:
''Kızım niyetim anneni üzmek değil, annenin amel defterine baktım az önce. Bir amel hariç bütün amellerden sevabını almış. Eksik olan ameli ise eşini Kıskanmak. Çünkü Beni bu zamana kadar hiç kıskanmamis. Bende bu sevaptan da mahrum kalmasın diye onu kıskandırdım biraz üzüldü ama çok şükür ki o ameli de tamamlayıp sevabını aldı'' der...
Peygamber Efendimiz ' Allah erkeklere cihadi yarattığı (emrettigi) gibi kadinlara da kiskancligi yaratmistir.(yani kiskanc olmalarina hukmederek) fitratlarina bu duyguyu koymustur. Kadinlardan kim buna sabrederse şehit sevabı kazanır.

Kaynak:
(Münavi, Feyz'ul Kadir 2/249)
(Heysemi, 4/ 320)
Photo

Post has shared content
"
BEN HİÇ BÖYLE NAMAZ KILMADIM

Hâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (Kuddise Sırruh) ona sordu:
-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?
O da ‘Evet’deyince, Âsım (k.s.):
-Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:
-Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.
Sonra Kâbe’yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ’yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum.
Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum.
Sonra ihsan ile (Mevlâ’yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum.
Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.
Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.
Bunu duyan Âsam hazretleri:
-Ey Hâtem! Senin namazın böylemi? diye sordu. O da:
– Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:
-Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım
Photo

Post has shared content

Post has shared content
Elini kır ayağını kır ve dahi gerekirse boynunu kır,
Ama gönül kırma.
Gönül kıranın abdesti tutmaz ,namazı olmaz.
Yunus emre
Photo
Wait while more posts are being loaded