Post has attachment
Hayırlı cumalar
Photo

Post has attachment

Post has attachment
Photo

Post has attachment
FÎL SÛRESİ

سورة الفيل

Kur’ân-ı Kerîm’in yüz beşinci sûresi.

Mekke devrinde nazil olmuştur; beş âyettir. Fâsıla*sı (ل) harfidir. Adını 1. âyette geçen “fil” kelimesinden alır. Konusu, Hz. Peygamber’in doğduğu yıl veya ondan biraz ِnce vuku bulan ve tarihte Fil Vak’ası adıyla anılan Kabe’ye saldırı olayıdır.

Fîl sûresinde Allah’‎n “fil ashab‎na, yani Ebrehe el-E‏rem’e ve askerlerine ne yapt‎ً‎, onlar‎ nas‎l helâk ettiًi vurgulu bir ifadeyle belirtildikten ve bِylece bu olaydan ibret almak gerektiًine dikkat çekildikten sonra tuzaklar‎n‎n nas‎l bo‏a ç‎kar‎ld‎ً‎ ve onlar‎n, Allah’‎n gِnderdiًi sürü sürü ku‏lar‎n att‎ً‎ ta‏larla nas‎l ezilmi‏ saman çِpleri veya bِceklerin yediًi yapraklar gibi ans‎z‎n yere serilip peri‏an edildikleri bildirilmektedir. Sûrenin üslûbundan Araplar’‎n bu olay hakk‎nda bilgileri olduًu anla‏‎lmaktad‎r; muhtemelen olay‎ gِrenlerin bir k‎sm‎ da hâlâ hayattayd‎ (bk. FفL VAK’ASI). Nitekim Hz. Peygamber’i yalanlamaktan büyük zevk duyan mü‏rikler bu sûre inince bِyle bir tepki gِstermemi‏lerdir. Bu hususlar, Kur’an’‎n as‎l maksad‎n‎n Fil Vak’as‎ hakk‎nda bilgi vermek olmad‎ً‎n‎, Mekke mü‏riklerine bildikleri bir olay‎n ac‎ sonucunu hat‎rlatarak فslâm’‎n sesini boًmaya çal‎‏may‎, Kur’an’a ve Resûl-i Ekrem’e kar‏‎ dü‏manca tav‎rlar sergilemeyi sürdürmeleri halinde kendilerinin de bِyle bir cezaya çarpt‎r‎labileceklerini ihtar etmek olduًunu ortaya koymaktad‎r.

Fahreddin er-Râzî’ye gِre sûrede Ebrehe ordusuna “fil erbab‎” veya “fil mâlikleri” denilmeyip “ashâbü’l-fîl” (fil arkada‏lar‎) denilmesi, Kâbe’yi y‎kmaya kalk‎‏anlar‎n filden daha ak‎ll‎ olmad‎klar‎na, hatta ondan daha a‏aً‎ ve ahmak olduklar‎na i‏aret eder; çünkü onlar bu kutsal mekân‎ y‎kmak isterken fil o yِne gitmemekte direnmi‏tir (Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXII, 98). Ayn‎ müfessir, sûrede Ebrehe ve askerlerinin besledikleri kِtü emellerin “keyd” (tuzak) kelimesiyle ifade edilmesine dayanarak onlar‎n sadece Kâbe’yi y‎kmak amac‎n‎ ta‏‎mad‎klar‎n‎, çünkü ِnceden aç‎klad‎klar‎ için bunun tuzak olmaktan ç‎kt‎ً‎n‎, kelimenin genel anlamda Araplar’a kar‏‎ besledikleri k‎skançl‎ً‎ dile getirdiًini belirtir (a.g.e., XXXII, 99).

Tefsir kitaplar‎nda sûrenin tamam‎ ve baz‎ kelimeleriyle ilgili deًi‏ik gِrü‏ ve aç‎klamalara rastlanmaktad‎r. Genellikle “bِlük bِlük, küme küme, farkl‎ yِnlerden gelip toplanan ku‏lar” ‏eklinde anlam verilen ebâbîl kelimesini Ahfe‏ ve Ferrâ gibi müfessirler tekili bulunmayan çoًul kelime olarak dü‏ünürken baz‎ müfessirler bunun deًi‏ik tekillerinden sِz etmi‏lerdir (Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, III, 292; Taberî, XXX, 296; Fahreddin er-Râzî, XXXII, 100). اe‏itli rivayetlerde, k‎rlang‎ca benzetilen bu acayip ku‏lar‎n sürüler halinde deniz taraf‎ndan gelip topland‎klar‎ ve yaln‎z Fil Vak’as‎’nda gِrüldükleri belirtilir. Bu ku‏lar‎n hortumlu ve pençeli, siyah, beyaz veya ye‏il olduklar‎na dair muhtelif rivayetler vard‎r. Fahreddin er-Râzî bu rivayet farkl‎l‎ً‎n‎, ku‏lar‎n deًi‏ik renklerine ve olay‎ gِrenlerin kendi gِrdükleri renkleri aktarmalar‎ ihtimaline baًlar. Rivayetlere gِre her ku‏ birini aًz‎yla, ikisini de pençeleriyle ta‏‎d‎ً‎, sûrede siccîlden olduًu belirtilen ve müfessirlerce mercimekle nohut aras‎ büyüklükte gِsterilen ta‏larla yüklüydü. Siccîl kelimesinin etimolojisi ve anlam‎ da tart‎‏mal‎d‎r. فbn Abbas’a dayand‎r‎lan bir aç‎klamaya gِre kelimenin asl‎ Farsça seng ü kîldir (ta‏ ve kil) ve sûrede tuًla gibi ta‏la‏m‎‏ çamuru ifade eder (bk. SفCCخL).

Sûrede, ebâbîl ku‏lar‎n‎n yaًd‎rd‎ً‎ bu cisimlerin tesiriyle sald‎rganlar‎n helâk edildiًi bildirilmekle beraber bu ta‏lar‎n ve onlar‎ atan ku‏lar‎n ِzellikleri hakk‎nda bilgi verilmemi‏tir. Klasik tefsirlerde olay bütün unsurlar‎yla bir mûcize olarak deًerlendirilir. Baz‎ müfessirlerin فkrime’ye atfettikleri bir rivayette ta‏‎n vurduًu yerden çiçek ç‎kt‎ً‎ belirtilir (فbn Hi‏âm, I, 54; Taberî, XXX, 298-299, 303). Yine ayn‎ kaynaklar, “Arap topraklar‎nda çiçek ve k‎zam‎k hastal‎klar‎ ilk defa o y‎l gِrüldü” ‏eklinde bir rivayet kaydeder. Muhammed Abduh, Ferîd Vecdî, Cevâd Ali gibi baz‎ çaًda‏ âlimler bu rivayetlere dayanarak olay‎ bir bula‏‎c‎ hastal‎k salg‎n‎ ‏eklinde yorumlamaya çal‎‏m‎‏lard‎r. Abduh’a gِre ku‏lardan maksat muhtemelen sinek, sivrisinek gibi mikrop ta‏‎y‎c‎ canl‎lar, att‎klar‎ ta‏lardan maksat da ayaklar‎na tak‎lan mikroplu kurumu‏ çamurlard‎r; bِylece Ebrehe’nin askerleri çiçek salg‎n‎na mâruz kald‎klar‎ için bedenleri delik de‏ik olmu‏tur (Tefsîru cüzǿi ǾAmme, s. 157-158). Ancak dِnemin güçlü felsefî ak‎mlar‎ndan pozitivizmin etkisi alt‎nda ortaya konulduًu anla‏‎lan bu yoruma çaًda‏ müfessirlerin çoًu kat‎lmad‎ً‎ gibi ona kar‏‎ ciddi tenkitlerde de bulunmu‏lard‎r (meselâ bk. Elmal‎l‎, VIII, 6123-6144; Seyyid Kutub, VI, 3976-3979).

BفBLفYOGRAFYA:

Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, MeǾâni’l-حurǿân (n؛r. Ahmed Yûsuf Necâtî - M. Ali en-Neccâr), Beyrut 1980, III, 291-292; فbn Hi‏âm, es-Sîre, I, 43-62; Taberî, CamiǾu’1-beyân, XXX, 296-304; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXII, 96-102; Kurtubî, el-CâmiǾ, XX, 187-200; Muhammed Abduh, Tefsîru cüzǿi ǾAmme, Kahire 1904, s. 157-158; Elmal‎l‎, Hak Dini, VIII, 6097-6146; Cevâd Ali, el-Mufaœœal, III, 507-521; Ferîd Vecdî, DM, I, 33-34; Seyyid Kutub, Fî ژılâli’l-Ķur’ân, Kahire 1405/1985, VI, 3976-3979; Muhammed Hamîdullah, Le Saint Coran, Paris 1989, s. 601; Süleyman Ate؛, Yüce Kur’ân’ın اağda؛ Tefsiri, İstanbul 1991, XI, 95-100.

Mustafa اağrıcı

*

FİL VAKǾASI

Kâbe’yi yıkmak amacıyla Mekke üzerine yürüyen Habe؛ ordusunun Allah tarafından gِnderilen ku؛lar vasıtasıyla imha edilmesi olayı.

Bu olay hakkında nâzil olan Kur’ân-ı Kerîm’in 105. sûresinde ordu mensuplar‎ndan “ashâbü’l-fîl” ‏eklinde bahsedilmesi askerin ِnünde bir fil bulunduًunu gِstermekte ve bundan dolay‎ sِz konusu sûreye “Fîl sûresi” ad‎n‎n verilmesi gibi olaya da “Fil Vak’as‎” denilmektedir. Kaynaklarda bu olay‎n sebepleri, tarihi ve sonucu hakk‎nda deًi‏ik rivayetler bulunmaktad‎r. 537 y‎l‎nda idareyi ele geçiren ve mutaass‎p bir h‎ristiyan olan Habe‏ Krall‎ً‎’n‎n müstakil Yemen valisi Ebrehe el-Esrem H‎ristiyanl‎ً‎ yaymak için bِlgede yoًun çal‎‏malara ba‏lad‎. Araplar’‎n Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye gittiklerini gِrünce bu binan‎n hangi malzemeden yap‎ld‎ً‎n‎ ve ِrtüsünü sordu; ta‏tan olduًunu ve ِrtüsünün farkl‎ yerlerden geldiًini ًِrenince de, “Mesih’e yemin ederim ki ondan daha hay‎rl‎s‎n‎ yapt‎racaً‎m” diyerek (فbn Sa’d, I, 90) San’a’da, فslâm kaynaklar‎nda Kulleys / Kalîs ‏eklinde geçen (Grekçe ekklessia, Türkçe’de kilise) büyük bir katedral in‏a ettirdi ve tezyinat‎ için Bizans’tan mermer ve mozaik ustalar‎ getirtti. قarkiyatç‎ Rudolf Strothmann, ‏ehrin ortas‎nda yer alan ve halk aras‎nda “Küçük Kâbe” ad‎yla an‎lan çifte minareli San’a Ulucamii’nin bu katedralin camiye çevrilmi‏ ‏ekli olduًunu dü‏ünmektedir (فA, X, 179). Bizans imparatoru ustalar‎ yollarken dinî hayat‎ düzene sokmas‎ amac‎yla فskenderiye’deki فtalyan as‎ll‎ papaz Gregentius’u da gِndermi‏ ve Ebrehe bu papaz‎n haz‎rlad‎ً‎ yirmi üç maddeden olu‏an bir kanunu yürürlüًe koymu‏tur (Hamîdullah, I, 287).

فn‏aat‎n tamamlanmas‎ndan sonra Ebrehe çe‏itli bِlgelere propagandac‎lar gِndererek mabedi ziyaret etmeleri için halk‎ San’a’ya çaً‎rd‎. Fakat bu kilisenin, Hz. فbrâhim’den beri kutsal sayd‎klar‎ Kâbe’nin yerine geçirilmek istenmesini hazmedemeyen Kinâne kabilesine mensup bir Arap San’a’ya giderek kiliseye pisledi. Bu sayg‎s‎zl‎ًa ِfkelenen Ebrehe de bütün Kinânîler’in gelip kiliseyi tavaf etmelerini istedi; ancak onlar isteًini reddettikleri gibi gِnderdiًi elçiyi de ِldürdüler. Bunun üzerine Ebrehe, H‎ristiyanl‎ً‎n yay‎lmas‎na Kâbe’nin engel te‏kil ettiًi sonucuna vararak onu y‎kmaya karar verip içinde Mahmûd adl‎ filin de bulunduًu büyük bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü. Mukâtil b. Süleyman’dan gelen bir ba؛ka rivayette onun Kâbe’yi yıkmak üzere harekete geçmesine sebep olarak, Kurey؛li bazı gençlerin sıcak bir gecede yaktıkları ate؛in rüzgârın etkisiyle kilisenin yanmasına yol açması olayı gِsterilir (İbn Kesir, XV, 8659). Diğer bir rivayette ise Ebrehe bu sefere, Hıristiyanlığı yaymak ؛artıyla taç giydirip Mudar’a emîr tayin ettiği Muhammed b. Huzâî’nin Kinâne kabilesince ِldürülmesini bahane etmi؛tir (Taberî, Târîħ, I, 935). Aslında Bâbülmendep’e hâkim olup Hindistan deniz ticaretini ele geçirdikten sonra iktisadî hedeflerini geni؛letmek üzere gِzünü kuzeye çeviren Ebrehe, Mekke’yi zaptederek Araplar’ın gittikçe geli؛en ticarî faaliyetlerine son vermek, bِylece San’a’yı Arabistan’ın dinî, ticarî ve siyasî merkezi haline getirmek istiyordu. Bu arada kuzey-güney bağlantısını kesen Mekke’yi saf dı؛ı bırakmak suretiyle Suriye’ye uzanması ve Sâsânîler’le sava؛an Bizans’a yardım etmesi de mümkün olacaktı (Cevâd Ali, III, 517-519).

Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkma kararına kar؛ı çıkan Yemen e؛rafından Zûnefer onunla sava؛tıysa da yenilerek esir dü؛tü. Yoluna devam eden Ebrehe Has’am kabilesini de yenerek reisleri Nüfeyl b. Habîb el-Has’amî’yi esir aldı. Taife geldiğinde ؛ehir halkı adına konu؛an Mes’ûd b. Muatteb’in, Lât Mâbedi’ne dokunulmamas‎na kar‏‎l‎k itaatlerini arzedecekleri ve kendisine hedefi olan Kâbe’yi gِsterecek bir k‎lavuz verecekleri yolundaki teklifini kabul etti. Ancak Mekke yak‎n‎ndaki Mugammes’te konaklad‎ً‎ s‎rada verdikleri Ebû Rigâl adl‎ k‎lavuz ِldü (Araplar onun buradaki mezar‎n‎ ta‏lamay‎ âdet edinmi‏lerdir). Ebrehe, Habe‏î Esved b. Maksûd’u bir müfreze ile gِnderip Mekke çevresinde otlayan develeri ordugâha getirtti. Bunlar aras‎nda Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib’in de 200 devesi vard‎ (فbn Hi‏âm, I, 48). Ebrehe, daha sonra Hunâta el-Himyerî’yi Kurey‏’in reisi Abdülmuttalib’e yollayarak onlarla sava‏maya gelmediًini ve yaln‎zca Kâbe’yi y‎kmak istediًini, eًer engel olmaya kalk‎‏mazlarsa kendilerine dokunmayacaً‎n‎ bildirdi. Abdülmuttalib ise ordugâha gelip sadece develerini istedi. Onun Kâbe’nin y‎k‎lmamas‎ için ricada bulunmak yerine yaln‎z develerini istemesini garipseyen Ebrehe’ye, kendisinin develerin sahibi olduًunu ve Kâbe’yi merak etmediًini, çünkü onu da kendi sahibinin koruyacaً‎n‎ sِylemekle yetinen ve develerini alarak Mekke’ye dِnen Abdülmuttalib, Kâbe’ye gidip beytini korumas‎ için Allah’a dua ettikten sonra halka ‏ehrin d‎‏‎na ç‎kmalar‎n‎, daًlara ve vadilere çekilmelerini emretti. Ertesi gün Ebrehe ordusuna hücum emri verdi. Fakat kaynaklara gِre, askerin ِnünde bulunan fil Mekke’ye doًru hareket ettirilmek istendiًinde yerinden k‎m‎ldat‎lamad‎ً‎ gibi askerler de üzerlerine ta‏la‏m‎‏ çamur yaًd‎ran ebâbîl ku‏lar‎ taraf‎ndan kurt yemi‏ yapraًa çevrildiler (bk. FخL SغRESف). Bِylece planlar‎ bo‏a ç‎kan ve ordusu peri‏an olan Ebrehe kendisi gibi kurtulabilen askerleriyle birlikte Yemen’e dِnmek zorunda kald‎; k‎sa bir süre sonra da ِldü.

Fil Vak’as‎’n‎n vuku bulduًu zamana dair kaynaklarda verilen bilgilerde büyük farkl‎l‎klar vard‎r. 547, 552 veya 563 y‎llar‎ yan‎nda Hz. Peygamberin bu olaydan sonra gelen on üç ile k‎rk y‎l aras‎ndaki bir tarihte doًduًu rivayetleri de bulunmaktad‎r. Yayg‎n olan inan‎‏ Hz. Peygamberin doًumundan elli, elli be‏ gün veya üç ay ِnce, muharrem ay‎n‎n ç‎kmas‎na on üç gün kala bir pazar günü vuku bulduًudur ki bu tarih Araplar’da nesî’* geleneًini gِz ِnüne alanlara gِre 569, diًerlerine gِre ise 570 veya 571 y‎l‎d‎r.

Kaynaklar‎n çoًunun orduda Mahmûd adl‎ bir tek filin bulunduًunu kaydetmesine kar‏‎l‎k (meselâ bk. فbn Sa’d, I, 91; Taberî, CamiǾu’l-beyân, XXX, 303) baz‎ rivayetlerde sekiz, on iki, on üç, hatta 1000 kadar filden bahsedilmektedir (فbn Sa’d, I, 92; Kurtubî, XX, 193; Cevâd Ali, III, 507). Mahmûd ad‎n‎n Arapça kaynaklara, nesli tükenmi‏ büyük tarih ِncesi fillerine verilen “mamut” (mammouth) ad‎ndan bozularak girmi‏ olabileceًi ileri sürülmektedir (Hamîdullah, I, 289-290). Hz. Peygamber Mekke’nin fethedildiًi gün, “Allah fili Mekke’ye girmekten al‎koydu ve yaln‎z resulü ile müminleri oraya hâkim k‎ld‎” buyurmu‏, Hudeybiye’de devesi Kusvâ çِkünce baz‎ sahâbîlerin, “Kusvâ çِktü” demeleri üzerine de, “Kusvâ çِkmedi, onu fili tutan tuttu” demi‏tir (فbn Kesîr, XV, 8665).

Abdullah b. Abbas, Hz. Peygamberin amcas‎ Ebû Tâlib’in k‎z‎ ـmmü Hânî’nin evinde, ku‏lar‎n att‎ً‎ bu ta‏lardan z‎far boncuًu gibi k‎rm‎z‎ çizgili olan bir tanesini gِrdüًünü, Hz. آi‏e de ordunun ِnünde giden filin sürücüsü ile bak‎c‎s‎na kِr kِtürüm bir halde dilenirlerken rastlad‎ً‎n‎ sِylemi‏tir (Fahreddin er-Râzî, XXXII, 97).

Kurey‏ kabilesi, Mekke ve Kâbe için büyük ِnem ta‏‎yan Fil Vak’as‎’n‎ tarih ba‏lang‎c‎ kabul etmi‏ ve meydana geldiًi y‎l “âmü’l-fîl” ad‎yla me‏hur olmu‏tur; ancak bu durum uzun sürmemi‏tir. Olay‎n Kurey‏ üzerinde b‎rakt‎ً‎ etkinin büyüklüًüne ilk delil, Kur’ân-‎ Kerîm’in “ashâbü’l-fîl” ‏eklinde adland‎rd‎ً‎ sald‎rganlar‎ yine Fîl ad‎ndaki bir sûre ile onlara hat‎rlatmas‎d‎r. Diًer Arap kabileleri de bu olay sebebiyle Kurey‏’e sayg‎ duymu‏lar ve bunu onlara “ehlüllah” diyerek belli etmi‏lerdir; birçok ‏air ise bu vak’ayla ilgili çe‏itli ‏iirler sِylemi‏tir (فbn Hi‏âm, I, 57-62).

BفBLفYOGRAFYA:

فbn Hi‏âm, es-Sîre2, I, 41-62; فbn Sa’d, eŧ-Ŧabaيât, I, 90-92; فbn Habîb, el-Muĥabber, s. 10; Belâzürî, Ensâb, I, 67-69; Ezrakî, Aħbâru Mekke (Melhas), I, 134-157; Taberî, Târîħ (de Goeje), I, 932-945; a.mlf., CamiǾu’l-beyân (Bulak), XXX, 191-197, 303; Süheylî, er-Rau؟ü’l-ünüf, I, 241-293; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXII, 96-102; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, I, 442-453; Kurtubî, el-CâmiǾ, XX, 187-200; İbn Kesîr, Tefsîr (trc. Bekir Karlığa - Bedrettin اetiner), İstanbul 1407/1987, XV, 8657-8681; آlûsî, Rûħu’l-meǾânî, XXX, 232-237; Eyüb Sabri Pa؛a, Vâkıa-i Ashâb-ı Fîl, İstanbul 1301; Muhammed Abduh, Tefsîru cüzǿi ǾAmme, Kahire 1904, s. 156-158; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 6097-6146; Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân (trc. M. Emin Saraç v.dğr.), İstanbul, ts. (Hikmet Yayınları), XVI, 367-385; Cevâd Ali, el-Mufaœœal, III, 480-521; M. Beyyûmî Mehrân, Dirâsât târîħiyye mine’l-Kurǿâni’l-Kerîm, Riyad 1400/1980, s. 389-410; Fuâd Ali R‎zâ, ـmmü’l-يurâ, Beyrut 1987, s. 215-231; Hamîdullah, فslâm Peygamberi (Tuً), I, 284-291; Süleyman Ate‏, Yüce Kur’ân’‎n اaًda‏ Tefsiri, فstanbul 1991, XI, 95-100; el-حâmûsü’l-فslâmî, V, 35-36; R. Strothmann, “San’â”, فA, X, 179; A. F. L. Beeston, “al-Fîl”, EI² (Fr.), II, 916; Ahmet Lütfi Kazanc‎, “Ebrehe”, DفA, X, 79-80; Levent ضztürk, “Etiyopya”, a.e., XI, 492.

Mustafa Fayda

cilt: 13; sayfa: 70/71

http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=130070
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=130071
[FخL SغRESف - Mustafa اaًr‎c‎] TDV فslâm Ansiklopedisi - FخL SغRESف

edildiًi bildirilmekle beraber bu ta‏lar‎n ve onlar‎ atan ku‏lar‎n ِzellikleri hakk‎nda bilgi verilmemi‏tir. Klasik tefsirlerde olay bütün unsurlar‎yla bir mûcize olarak deًerlendirilir. Baz‎ müfessirlerin فkrime’ye atfettikleri bir rivayette ta‏‎n vurduًu yerden çiçek ç‎kt‎ً‎ belirtilir (فbn Hi‏âm, I, 54; Taberî, XXX, 298-299, 303). Yine ayn‎ kaynaklar, “Arap topraklar‎nda çiçek ve k‎zam‎k hastal‎klar‎ ilk defa o y‎l gِrüldü” ‏eklinde bir rivayet kaydeder. Muhammed Abduh, Ferîd Vecdî, Cevâd Ali gibi baz‎ çaًda‏ âlimler bu rivayetlere dayanarak olay‎ bir bula‏‎c‎ hastal‎k salg‎n‎ ‏eklinde yorumlamaya çal‎‏m‎‏lard‎r. Abduh’a gِre ku‏lardan maksat muhtemelen sinek, sivrisinek gibi mikrop ta‏‎y‎c‎ canl‎lar, att‎klar‎ ta‏lardan maksat da ayaklar‎na tak‎lan mikroplu kurumu‏ çamurlard‎r; bِylece Ebrehe’nin askerleri çiçek salg‎n‎na mâruz kald‎klar‎ için bedenleri delik de‏ik olmu‏tur (Tefsîru cüzǿi ǾAmme, s. 157-158). Ancak dِnemin güçlü felsefî ak‎mlar‎ndan pozitivizmin etkisi alt‎nda ortaya konulduًu anla‏‎lan bu yoruma çaًda‏ müfessirlerin çoًu kat‎lmad‎ً‎ gibi ona kar‏‎ ciddi tenkitlerde de bulunmu‏lard‎r (meselâ bk. Elmal‎l‎, VIII, 6123-6144; Seyyid Kutub, VI, 3976-3979).

BفBLفYOGRAFYA:

Yahyâ b. Ziyâd el-Ferrâ, MeǾâni’l-حurǿân (n؛r. Ahmed Yûsuf Necâtî - M. Ali en-Neccâr), Beyrut 1980, III, 291-292; فbn Hi‏âm, es-Sîre, I, 43-62; Taberî, CamiǾu’1-beyân, XXX, 296-304; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXII, 96-102; Kurtubî, el-CâmiǾ, XX, 187-200; Muhammed Abduh, Tefsîru cüzǿi ǾAmme, Kahire 1904, s. 157-158; Elmal‎l‎, Hak Dini, VIII, 6097-6146; Cevâd Ali, el-Mufaœœal, III, 507-521; Ferîd Vecdî, DM, I, 33-34; Seyyid Kutub, Fî ژılâli’l-Ķur’ân, Kahire 1405/1985, VI, 3976-3979; Muhammed Hamîdullah, Le Saint Coran, Paris 1989, s. 601; Süleyman Ate؛, Yüce Kur’ân’ın اağda؛ Tefsiri, İstanbul 1991, XI, 95-100.

Mustafa اağrıcı

*

FİL VAKǾASI

Kâbe’yi yıkmak amacıyla Mekke üzerine yürüyen Habe؛ ordusunun Allah tarafından gِnderilen ku؛lar vasıtasıyla imha edilmesi olayı.

Bu olay hakkında nâzil olan Kur’ân-ı Kerîm’in 105. sûresinde ordu mensuplar‎ndan “ashâbü’l-fîl” ‏eklinde bahsedilmesi askerin ِnünde bir fil bulunduًunu gِstermekte ve bundan dolay‎ sِz konusu sûreye “Fîl sûresi” ad‎n‎n verilmesi gibi olaya da “Fil Vak’as‎” denilmektedir. Kaynaklarda bu olay‎n sebepleri, tarihi ve sonucu hakk‎nda deًi‏ik rivayetler bulunmaktad‎r. 537 y‎l‎nda idareyi ele geçiren ve mutaass‎p bir h‎ristiyan olan Habe‏ Krall‎ً‎’n‎n müstakil Yemen valisi Ebrehe el-Esrem H‎ristiyanl‎ً‎ yaymak için bِlgede yoًun çal‎‏malara ba‏lad‎. Araplar’‎n Kâbe’yi ziyaret için Mekke’ye gittiklerini gِrünce bu binan‎n hangi malzemeden yap‎ld‎ً‎n‎ ve ِrtüsünü sordu; ta‏tan olduًunu ve ِrtüsünün farkl‎ yerlerden geldiًini ًِrenince de, “Mesih’e yemin ederim ki ondan daha hay‎rl‎s‎n‎ yapt‎racaً‎m” diyerek (فbn Sa’d, I, 90) San’a’da, فslâm kaynaklar‎nda Kulleys / Kalîs ‏eklinde geçen (Grekçe ekklessia, Türkçe’de kilise) büyük bir katedral in‏a ettirdi ve tezyinat‎ için Bizans’tan mermer ve mozaik ustalar‎ getirtti. قarkiyatç‎ Rudolf Strothmann, ‏ehrin ortas‎nda yer alan ve halk aras‎nda “Küçük Kâbe” ad‎yla an‎lan çifte minareli San’a Ulucamii’nin bu katedralin camiye çevrilmi‏ ‏ekli olduًunu dü‏ünmektedir (فA, X, 179). Bizans imparatoru ustalar‎ yollarken dinî hayat‎ düzene sokmas‎ amac‎yla فskenderiye’deki فtalyan as‎ll‎ papaz Gregentius’u da gِndermi‏ ve Ebrehe bu papaz‎n haz‎rlad‎ً‎ yirmi üç maddeden olu‏an bir kanunu yürürlüًe koymu‏tur (Hamîdullah, I, 287).

فn‏aat‎n tamamlanmas‎ndan sonra Ebrehe çe‏itli bِlgelere propagandac‎lar gِndererek mabedi ziyaret etmeleri için halk‎ San’a’ya çaً‎rd‎. Fakat bu kilisenin, Hz. فbrâhim’den beri kutsal sayd‎klar‎ Kâbe’nin yerine geçirilmek istenmesini hazmedemeyen Kinâne kabilesine mensup bir Arap San’a’ya giderek kiliseye pisledi. Bu sayg‎s‎zl‎ًa ِfkelenen Ebrehe de bütün Kinânîler’in gelip kiliseyi tavaf etmelerini istedi; ancak onlar isteًini reddettikleri gibi gِnderdiًi elçiyi de ِldürdüler. Bunun üzerine Ebrehe, H‎ristiyanl‎ً‎n yay‎lmas‎na Kâbe’nin engel te‏kil ettiًi sonucuna vararak onu y‎kmaya karar verip içinde Mahmûd adl‎ filin de bulunduًu büyük bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü. Mukâtil b. Süleyman’dan gelen bir ba؛ka rivayette onun Kâbe’yi yıkmak üzere harekete geçmesine sebep olarak, Kurey؛li bazı gençlerin sıcak bir gecede yaktıkları ate؛in rüzgârın etkisiyle kilisenin yanmasına yol açması olayı gِsterilir (İbn Kesir, XV, 8659). Diğer bir rivayette ise Ebrehe bu sefere, Hıristiyanlığı yaymak ؛artıyla taç giydirip Mudar’a emîr tayin ettiği Muhammed b. Huzâî’nin Kinâne kabilesince ِldürülmesini bahane etmi؛tir (Taberî, Târîħ, I, 935). Aslında Bâbülmendep’e hâkim olup Hindistan deniz ticaretini ele geçirdikten sonra iktisadî hedeflerini geni؛letmek üzere gِzünü kuzeye çeviren Ebrehe, Mekke’yi zaptederek Araplar’ın gittikçe geli؛en ticarî faaliyetlerine son vermek, bِylece San’a’yı Arabistan’ın dinî, ticarî ve siyasî merkezi haline getirmek istiyordu. Bu arada kuzey-güney bağlantısını kesen Mekke’yi saf dı؛ı bırakmak suretiyle Suriye’ye uzanması ve Sâsânîler’le sava؛an Bizans’a yardım etmesi de mümkün olacaktı (Cevâd Ali, III, 517-519).

Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkma kararına kar؛ı çıkan Yemen e؛rafından Zûnefer onunla sava؛tıysa da yenilerek esir dü؛tü. Yoluna devam eden Ebrehe Has’am kabilesini de yenerek reisleri Nüfeyl b. Habîb el-Has’amî’yi esir aldı. Taife geldiğinde ؛ehir halkı adına konu؛an Mes’ûd b. Muatteb’in, Lât Mâbedi’ne dokunulmamas‎na kar‏‎l‎k itaatlerini arzedecekleri ve kendisine hedefi olan Kâbe’yi gِsterecek bir k‎lavuz verecekleri yolundaki teklifini kabul etti. Ancak Mekke yak‎n‎ndaki Mugammes’te konaklad‎ً‎ s‎rada verdikleri Ebû Rigâl adl‎ k‎lavuz ِldü (Araplar onun buradaki mezar‎n‎ ta‏lamay‎ âdet edinmi‏lerdir). Ebrehe, Habe‏î Esved b. Maksûd’u bir müfreze ile gِnderip Mekke çevresinde otlayan develeri ordugâha getirtti. Bunlar aras‎nda Hz. Peygamber’in dedesi Abdülmuttalib’in de 200 devesi vard‎ (فbn Hi‏âm, I, 48). Ebrehe, daha sonra Hunâta el-Himyerî’yi Kurey‏’in reisi Abdülmuttalib’e yollayarak onlarla sava‏maya gelmediًini ve yaln‎zca Kâbe’yi y‎kmak istediًini, eًer engel olmaya kalk‎‏mazlarsa kendilerine dokunmayacaً‎n‎ bildirdi. Abdülmuttalib ise ordugâha gelip sadece develerini istedi. Onun Kâbe’nin y‎k‎lmamas‎ için ricada bulunmak yerine yaln‎z develerini istemesini garipseyen Ebrehe’ye, kendisinin develerin sahibi olduًunu ve Kâbe’yi merak etmediًini, çünkü onu da kendi sahibinin koruyacaً‎n‎ sِylemekle yetinen ve develerini alarak Mekke’ye dِnen Abdülmuttalib, Kâbe’ye gidip beytini korumas‎ için Allah’a dua ettikten sonra halka ‏ehrin d‎‏‎na ç‎kmalar‎n‎, daًlara ve vadilere çekilmelerini emretti. Ertesi gün Ebrehe ordusuna hücum emri verdi. Fakat kaynaklara gِre, askerin ِnünde bulunan fil Mekke’ye doًru hareket ettirilmek istendiًinde yerinden k‎m‎ldat‎lamad‎ً‎ gibi askerler de üzerlerine ta‏la‏m‎‏ çamur yaًd‎ran ebâbîl ku‏lar‎ taraf‎ndan kurt yemi‏ yapraًa çevrildiler (bk. FخL SغRESف). Bِylece planlar‎ bo‏a ç‎kan ve ordusu peri‏an olan Ebrehe kendisi gibi kurtulabilen askerleriyle birlikte Yemen’e dِnmek zorunda kald‎; k‎sa bir süre sonra da ِldü.

Fil Vak’as‎’n‎n vuku bulduًu zamana dair kaynaklarda verilen bilgilerde büyük farkl‎l‎klar vard‎r. 547, 552 veya 563 y‎llar‎ yan‎nda Hz. Peygamberin bu olaydan sonra gelen on üç ile k‎rk y‎l aras‎ndaki bir tarihte doًduًu rivayetleri de bulunmaktad‎r. Yayg‎n olan inan‎‏ Hz. Peygamberin doًumundan elli, elli be‏ gün veya üç ay ِnce, muharrem ay‎n‎n ç‎kmas‎na on üç gün kala bir pazar günü vuku bulduًudur ki bu tarih Araplar’da nesî’* geleneًini gِz ِnüne alanlara gِre 569, diًerlerine gِre ise 570 veya 571 y‎l‎d‎r.

Kaynaklar‎n çoًunun orduda Mahmûd adl‎ bir tek filin bulunduًunu kaydetmesine kar‏‎l‎k (meselâ bk. فbn Sa’d, I, 91; Taberî, CamiǾu’l-beyân, XXX, 303) baz‎ rivayetlerde sekiz, on iki, on üç, hatta 1000 kadar filden bahsedilmektedir (فbn Sa’d, I, 92; Kurtubî, XX, 193; Cevâd Ali, III, 507). Mahmûd ad‎n‎n Arapça kaynaklara, nesli tükenmi‏ büyük tarih ِncesi fillerine verilen “mamut” (mammouth) ad‎ndan bozularak girmi‏ olabileceًi ileri sürülmektedir (Hamîdullah, I, 289-290). Hz. Peygamber Mekke’nin fethedildiًi gün, “Allah fili Mekke’ye girmekten al‎koydu ve yaln‎z resulü ile müminleri oraya hâkim k‎ld‎” buyurmu‏, Hudeybiye’de devesi Kusvâ çِkünce baz‎ sahâbîlerin, “Kusvâ çِktü” demeleri üzerine de, “Kusvâ çِkmedi, onu fili tutan tuttu” demi‏tir (فbn Kesîr, XV, 8665).

Abdullah b. Abbas, Hz. Peygamberin amcas‎ Ebû Tâlib’in k‎z‎ ـmmü Hânî’nin evinde, ku‏lar‎n att‎ً‎ bu ta‏lardan z‎far boncuًu gibi k‎rm‎z‎ çizgili olan bir tanesini gِrdüًünü, Hz. آi‏e de ordunun ِnünde giden filin sürücüsü ile bak‎c‎s‎na kِr kِtürüm bir halde dilenirlerken rastlad‎ً‎n‎ sِylemi‏tir (Fahreddin er-Râzî, XXXII, 97).

Kurey‏ kabilesi, Mekke ve Kâbe için büyük ِnem ta‏‎yan Fil Vak’as‎’n‎ tarih ba‏lang‎c‎ kabul etmi‏ ve meydana geldiًi y‎l “âmü’l-fîl” ad‎yla me‏hur olmu‏tur; ancak bu durum uzun sürmemi‏tir. Olay‎n Kurey‏ üzerinde b‎rakt‎ً‎ etkinin büyüklüًüne ilk delil, Kur’ân-‎ Kerîm’in “ashâbü’l-fîl” ‏eklinde adland‎rd‎ً‎ sald‎rganlar‎ yine Fîl ad‎ndaki bir sûre ile onlara hat‎rlatmas‎d‎r. Diًer Arap kabileleri de bu olay sebebiyle Kurey‏’e sayg‎ duymu‏lar ve bunu onlara “ehlüllah” diyerek belli etmi‏lerdir; birçok ‏air ise bu vak’ayla ilgili çe‏itli ‏iirler sِylemi‏tir (فbn Hi‏âm, I, 57-62).

BفBLفYOGRAFYA:

فbn Hi‏âm, es-Sîre2, I, 41-62; فbn Sa’d, eŧ-Ŧabaيât, I, 90-92; فbn Habîb, el-Muĥabber, s. 10; Belâzürî, Ensâb, I, 67-69; Ezrakî, Aħbâru Mekke (Melhas), I, 134-157; Taberî, Târîħ (de Goeje), I, 932-945; a.mlf., CamiǾu’l-beyân (Bulak), XXX, 191-197, 303; Süheylî, er-Rau؟ü’l-ünüf, I, 241-293; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXXII, 96-102; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, I, 442-453; Kurtubî, el-CâmiǾ, XX, 187-200; İbn Kesîr, Tefsîr (trc. Bekir Karlığa - Bedrettin اetiner), İstanbul 1407/1987, XV, 8657-8681; آlûsî, Rûħu’l-meǾânî, XXX, 232-237; Eyüb Sabri Pa؛a, Vâkıa-i Ashâb-ı Fîl, İstanbul 1301; Muhammed Abduh, Tefsîru cüzǿi ǾAmme, Kahire 1904, s. 156-158; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 6097-6146; Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân (trc. M. Emin Saraç v.dğr.), İstanbul, ts. (Hikmet Yayınları), XVI, 367-385; Cevâd Ali, el-Mufaœœal, III, 480-521; M. Beyyûmî Mehrân, Dirâsât târîħiyye mine’l-Kurǿâni’l-Kerîm, Riyad 1400/1980, s. 389-410; Fuâd Ali R‎zâ, ـmmü’l-يurâ, Beyrut 1987, s. 215-231; Hamîdullah, فslâm Peygamberi (Tuً), I, 284-291; Süleyman Ate‏, Yüce Kur’ân’‎n اaًda‏ Tefsiri, فstanbul 1991, XI, 95-100; el-حâmûsü’l-فslâmî, V, 35-36; R. Strothmann, “San’â”, فA, X, 179; A. F. L. Beeston, “al-Fîl”, EI² (Fr.), II, 916; Ahmet Lütfi Kazanc‎, “Ebrehe”, DفA, X, 79-80; Levent ضztürk, “Etiyopya”, a.e., XI, 492.

Mustafa Fayda

cilt: 13; sayfa: 69/70/71

[FخL SغRESف - Mustafa اaًr‎c‎/Mustafa Fayda ]
TDV فslâm Ansiklopedisi - FخL SغRESف

http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=130069

http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=130070

http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=130071
Photo

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Cumaniz mubarek olsun
Photo

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Photo
Wait while more posts are being loaded