Post is pinned.Post has attachment

Post has attachment
Sebep Ey   

Fetih Gemuhluoğlu'nun aziz anısına

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.
Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey.
Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Aklı yontan o sonsuz sesi bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada
Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh'la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey.
Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer emer emerler toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emerler
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini
Sebeb ey.
Erdem Bayazıt

Post has attachment
Güvercinler   

Bir ağaç bir mezartaşını yutuyordu çarşıkapıda
"İçimizde kıpırdanırken İstanbul"
Bir çocuk mabedlerin susamışlığını satıyordu
Sesini hatırlayamadığımız bir su testisinde
Güneş sanki günahımızdı üstümüzde.

Sonra bu güvercinler niye varlar
Bir anıyı yaşatmak için mi
Ölümsüz bir ses mi taşımak için ötelere
Avuç içlerinde camilerin.
Erdem Bayazıt

Post has attachment
Haber Veriyorum   

Altımızda kayan bu ölü şehri durdursana
Ey gücü toprak kadar eski
Ey gücü yer kadar ağır çocuk
Büyüyen elimin üstüne koy elini
Sana bir yürek vuruşu gibi belirli
Gelen zamanı haber veriyorum.
Erdem Bayazıt

Post has attachment
Son Aşık   
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düsünce saçların kumral rengine
Kollarında son aşıkın ben olacağım.

Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ...
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?

Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ...
O gün bana yaklaşırken ey ilahi yar,
Esirgeme gözlerimden bir son buseni,

Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!
Faruk Nafiz Çamlıbel

Post has attachment
Neredeydiniz?   
Yalnızsın bir akşamüstü
yapayalnız.
Korku karanlığının yalnızlığına bürünmüş
yüreğin belki de
bir akşamüstü,
yıldızlar gibi titreşmekte
umut dolu, sevgi dolu,
nefret, yasak ve
heyecan dolu belki de.
Yüreğini ortaya koyabilmek
ne güzel.

Sabahın erken ışıklarında,
dört bir yanı sarmış
çiğ taneleri altında
gözlerini gökyüzüne açmak
ne güzelmiş,
ne güzel.

Ağlamayı bilmek sevdiğine,
ağlamayı bilmek
geceleyin gülen yıldızlara,
yokluğuna,
varlığına, her şeyine
ne güzel.

Bazan
bir sen kalırsın
bir de ben karanlığın ortasında
yapayalnız,
düşler yapayalnız,
ağlarsın geçmiş, gelecek günlere,
ağlarsın yalnızlığına.

Bazan
ağlamaklı gözlerin düşer ellerime,
bir başak tanesi haykırır
uzanır gökyüzüne.
Ay ışığı yorgun,
umutlar yorgun yılların etkisiyle,
alabildiğine.

Sakın korkma,
korkma sakın
karanlıklardan gelen sessiz çığlıktan,
belki bir nefret,
belki bir öfke olmuş
gözünden yuvarlanmak üzere olan
bir damla yaştan,
geçmiş güzel günlerinden
gelecek günlere yolculuktan
korkma.

Korkma
yine bir meltem rüzgarı
esecek sana bir gün,
belki yeşil bir rüzgar,
belki üşütürcesine,
bir melodi kulaklarında aşka dair,
dostluğa dair.

Yalnızlıklar düşün,
baharlar düşün yapayalnız kalmadığımız,
aydınlık geceleri düşün.
Kara kışları düşün
yüreklerimizdeki kor ateşin ısıttığı,
kara kışları.
İnsanı umutlandırıyor
değil mi?
Düşünmek,
düşünebilmek bile.

Sen
dertlerinin ve düşlerinin denizinde
kaybolmak yerine
denizlerin dibindeki güzelliği
yaşamaya bak.
Bak işte
kır çiçekleri güneşe dönmüş,
yavrusuna koşmakta bir yaralı kuş,
yıldızlar ölgün ışımakta gökyüzünde.

Sen ey ahu gözlü dilber,
bir fırtına misali
karanlıklardan sıyrıldın,
geldin süzülerek yalnızlığınla
yalnızlığıma.
Yaklaştık, yalnızlıklaştık apansız.

Sen kara bulutlar üstünde
aydınlık,
beyaz bir güvercinsin.
Sen avuçlarımda
bir tutam ıslak kum
sırılsıklam sevgimden,
sırılsıklam gözyaşlarımla.
Sen varlık,
sen yokluk,
sen her şey.

Sormak geliyor insanın içinden,
şarkıların hicaz bir melodide sorduğu,
sevgiden yorgun bir yüreğin dediği gibi
"Daha önceleri neredeydiniz ?"
Dr. Arif Ali Albayrak

Post has attachment
Kiş Bahçeleri   
Dinmiş denizin şarkisi, rüzgar uyumakta,
Rihtim boyu sonsuz bir üzüntüyle karalti
Körfez düşünür, Kanlica mahzundur uzakta,
Mazi gibi sislenmiş Emirgan Çinaralti.
Can verdi kişin sundugu taslarla zehirden
Her gonca kizil bir gül açarken yolumuzda,
Üstündeki son dallar agarmiş diye birden
Pas tuttu nihayet sularin rengi havuzda.

Yerlerde gezen hatiralar var korulukta;
Yapraklar, atilmiş nice mektuplara eştir.
Mehtaba çalan sapsari benziyle ufukta,
Binlerce dalin verdigi tek meyva güneştir.

Içlenme tabiattaki yekpare kederden,
Yas tutma dagilmiş diye kuşlarla çiçekler.
Onlar dönecektir yine gittikleri yerden,
Onlarla giden günlerimiz dönmeyecektir.
Faruk Nafiz Çamlıbel

Post has attachment

Post has attachment
Photo

Post has attachment
Photo
Wait while more posts are being loaded