Post is pinned.Post has attachment
HASTALIK ve TEDAVİ PENTADI

Bedenimizdeki ENFORMASYON AKIŞI optimal düzeyde olduğunda HASTALIĞIN DEVAMI MÜMKÜN DEĞİLDİR

www.drceyhunnuri.com
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Değerli Ziyaretçilerimiz,
Web Sayfamız (www.drceyhunnuri.com) 20.05.2018 tarihinde bilinmeyen kaynaklar tarafından hack saldırısına uğramış olup gerekli çalışmalar yapılmış ve yeniden güvenli bir şekilde yayına girmiştir. Gerek sorunun başlangıcından düzeltilme aşamasına kadar geçen sürede, gerekse daha sonra oluşabilecek saldırı ihtimallerinde, sayfamızın ilkelerini taşımayan, sitemizde yayınlanıyor şeklinde görünen siyasi veya ideolojik görüşler başta olmak üzere hiçbir yazı ve görüş tarafımıza ait değildir.
Siz değerli ziyaretçilerimiz ve kamuoyuna saygıyla bildiririz.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Anne karnındaki dönemden başlayarak bebeklik – çocukluk ve gençlik evrelerinde önemsenmeyen besinsel tüketim hataları hücre seviyesinde fizyolojik fonksiyonların değişmesine ve ilerleyen süreçte Ankilozan Spodilit, Romatoid Artrit, Tiroid Hastalıkları ve diğer Enflamatuar Tabanlı Klinik Tabloların oluşumuna zemin hazırlamakla birlikte, bu tercihlerdeki ısrar, mevcut hastalıkların da derinleşmesine, yaşam kalitesinin hızlı bir şekilde düşmesine neden olmaktadır.
www.drceyhunnuri.com

www.drceyhunnuri.com
@drceyhunnuri
İletişim: 0 312 472 17 69
#romatoidartrit #ankilozanspondilit #çölyak #astım #otoimmün #haşimoto #tiroid #ülseratifkolit #vitiligo #romatizma #enflamasyon #diyabet #egzama #bağırsak #uykusuzluk #kanser #integratiftıp #sağlık #doktor #ceyhunnuri #şifa #sağlıklıyaşam #tedavi #bağışıklık
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Pepsin, protein hazmında ve vücudun yapıtaşı olan amino asit formuna dönüşümünde önemli bir enzimdir. Bu AKTİF enzim midede PASİF formu olan ‘Pepsinojen’in mide Hidroklorik Asidi (HCI) ile işlem görmesi sonrası aktif hale (Bu aktivasyon için midedeki pH değeri 3’ün altında, 1 - 2 seviyelerinde olmalıdır) gelmektedir. Mide özsuyunda bulunan hidroklorik asit (HCI), alınan besinlerin özümsenmesi için mide iç ortamını istenen seviyede tutmaktadır.
Vücuda alınan proteinin ve bu besin ögesini ayrıştıracak olan pepsin enziminin fonksiyonunu yerine getirebilmesi için mide özsuyunun optimal seviyede asidik olması gerektiği gibi esansiyel doğal asidik sular (turşu suyu, limonlu salata, sirkeli salata, şalgam suyu vb) ile de takviye edilmesi gerekir. Bu hidrolizasyon (SU eşliğinde parçalanma) sonrasında proteinler vücudun ihtiyacı olan amino asit öncesi formlara (polipeptit) dönüşür. Bu ara formlar bağırsakta peptidaz enzimi ile amino aside indirgenerek vücudun yapıtaşına dönüşmektedir.
Sindirim sürecinde MİDE doğal asit ortamı sağlanmazsa, yoğun bazik ortamda protein denatürasyonu (protein moleküler yapısının yararsız yıkımı) ile birlikte sindirim atıkların (amino asit seviyesine kadar indirgenmemiş protein agregatları) bağırsak yüzeyinde birikmesi bağırsak yüzeyine karşı enflamatuar tepkiyi artırır (Ülseratif Kolit, Crohn, Çölyak vb.)
Bağırsak yüzeyinde bu birikim sonrası sızdırmazlık duvarı bozularak geçirgenlikte aşırı artış olur ve metabolik atıklar dolaşım sistemine dahil olur. Bu süreçte bağ dokuda başlayan birikmeler tiroid bezi, kalça ve eklem gibi vücudun organlarına / alanlarına karşı reaksiyonel öz saldırının başlamasına, dolayısıyla da Haşimoto, Ankilozan Spondilit, Romatoid Artrit ve Astım gibi hastalıkların oluşumuna neden olur.
Points Hekiminizin Önerisi:
- Tuzla Başlanıp (Doğal Kaya Tuzu) Tuzla Bitirilmesi Mide Enzimatik Salınımının Regülasyonunda Önemlidir. Not: Tansiyon hastaları, doktorunun önerdiği rejime tabi olmalıdır.
- Yemekle Birlikte ve Hemen Sonrasında Su, Çay, Kahve, Meyve Suyu, Meyve, Maden Suyu, Tatlı vb.Tüketilmemeli
- Sirke ve Turşu / Turşu Suyu Tüketimi Artırılmalıdır (Mide Asidik pH’ının Korunmasında Önemlidir).
- Domates / Domates Suyu (Taze Sıkılmış) Tüketilebilir (Besinsel Ögelerin Özümsenmesinde Önemlidir).
- Yemekte Mutlaka Su İçilecekse de Limonlu Su Tüketilmelidir (pH Dengesi Alkali Olan Suyumuzun Doğal Yoldan Asitleşmesi Sağlanmalı).
- Sindirimi Zor Olan Protein Ağırlıklı Gıdaların Hazmını Kolaylaştıracak Sebze Ve Bitki (ıspanak, pazı, semizotu, brokoli, domates, biber, marul, maydanoz, roka, dereotu, tere vb.) Tüketimi Artırılmalıdır.
www.drceyhunnuri.com

Photo
Add a comment...

Post has attachment
ANKİLOZAN SPONDİLİT VE ASİDOZ başlıklı Dr. Ceyhun NURİ'nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi - Nisan 2018 / Life Sağlık köşesinde yayında.

ANKİLOZAN SPONDİLİT VE ASİDOZ

3 aydan uzun süren, bel/kalça bölgesinde egzersiz / hareketle hafifleyip, istirahatte ve özellikle sabah tutukluğu-ağrı ile seyir gösteren, periferik eklem ve muskuloiskeletal sistem dışı tutulumlarında klinik tabloya eşlik ettiği Kronik Sistemik İnflamatuar Romatizmal bir hastalıktır.

Klasik söylemde “Hastalığın Nedeninin Bilinmediği” belirtilmekle beraber, kliniğin seyrinde tutulum karakteristiğinden bahsetmek gerekir. Ankilozan Spondilit ve diğer spondiloartropatilerin belirleyici özelliği, kemiklerle tendon (kiriş) ve ligamentlerin (bağ) birleşim noktalarında (entezis) kronik enflamatuvar reaksiyonun (entesopati) oluşmasıdır. İltihabi sürecin uzun süre tekrar ediyor olması etkilenen bölgede ağrıların ortaya çıkmasına neden olduğu gibi, ligament ve tendonların sürekli enflamatuvar sürece dahil olmaları kireçlenmelerine ve zamanla yeni kemikleşmiş yapıların ortaya çıkmalarına neden olur. Örneğin kalça eklemi (sakroiliak) gibi kısmen oynak olan fibrokartiloginöz birleşke de klinik tablo kemik ankilozu ile neticelenir, omurga aralarındaki (intervertebral) ligament, anulus fibrozisin kemiklerle birleşim yerlerinde entesopatiler gelişirse, bambu kamışı olarak da adlandırılan vertebra (omurga) aralarında ince kemikleşmelerin (sindesmofit) gelişmelerine neden olabilmektedir.

* Bu bilgiler belde oluşan ağrıyı veya aşil tendon enflamasyonuna bağlı baldırdaki ağrıyı açıklayabilir, ancak klasik anlayış Enflamasyon Oluşum Sürecini aydınlatan doyurucu bir öğreti ortaya koymuş değildir!

*Hastalığın sinsi bir şekilde başladığı belirtiliyor, bu noksan bakış açısıdır. Gerçek şudur ki; vücudumuz henüz yapısını değiştirmeden önce her gelişmeyi ve her farklılaşmayı bizlere bildirmektedir, tek sorun biz bunu göremiyor ve okuyamıyoruz.

Bu yazının, enflamasyon oluşum nedenlerinden birinin üzerinde durarak ‘Ankilozan Spondilit’in temeli ve progresyonunun (ilerleme) anlaşılmasına ışık tutacağı kanaatindeyim.

Bakış açımızı klasik anlayışın dışına çıkarak tekrar düzenlersek:

- Genetik alt yapı, hastalık oluşumu ve duruma protektif (koruyucu) onarım yaklaşımı
- Eklem Enflamasyonu ve Bağırsak Disfonksiyonu
- Tensegriti yapı bozulması ve sakroilit
- Bağ dokusu ve asidozun etkisi
- Sürrenal bez, stres, kortizon, nöradrenalin salınımı, enflamatuar tepkide orantısız artış gibi daha birçok yeni başlıkların açıklanması gerektiğine inanıyorum. Bu yazımızda ASİDOZ ve tedavi önündeki engelleyici yönü üzerinde duracağız.

Asidoz ve Enflamasyon

Vücuttaki dengenin (Homeostazis) korunması birçok parametrenin beraber / koordine çalışmasına bağlıdır.

Vücudumuzda çok az miktarda bulunan hidrojen (H+) iyon konsantrasyonu asit baz dengesini sağlamaktadır. Organizma sıvılarında bu iyonun minimal değişikliği, beraberinde fizyolojik regülasyon mekanizmaların değişimini tetikleyerek bir kısım enzimatik reaksiyonların başlamasına neden olmaktadır.
Hidrojen iyon konsantrasyonunun sıvı ve dokularda ki artışına ASİDOZ, azalmasına ise ALKALOZ denilmektedir. Vücut sıvılarında ki H iyon konsantrasyonunu simgelemek için pH sembolü kullanılmaktadır, bu değer yükseldikçe ortam alkali olurken, düşüşü ise sıvının asitleştiğini belirtmektedir.

İnsan sağlığının korunması için pH değerimiz sürekli sabit (pH 7,4) tutulmak zorundadır. pH (asit/baz) dengesi, HCO3 (karbonat) ve CO2 (karbondioksit) değerlerinin korunmasına bağlıdır. Eğer bunlardan bir veya her ikisinde de değişim başlarsa asit-baz bozukluğu meydana gelmektedir. Bu dengenin sağlanmasında özelde akciğer-böbrek, genelde ise tüm organların ve dengeleyici sistemlerin (tampon) koordinasyonu gerekir. Asidik iyonlar akciğer ve böbrekler vasıtasıyla dışarı atılır, eğer bu atılım gerçekleşmezse vücutta birikim başlar.

Hücrelerin metabolik reaksiyonları ve enerji üretimi esnasında sülfirik asit, fosforik asit, karbonik asit, asetik asit gibi asidik maddeler oluşmaktadır. Eğer bu duruma bizim tükettiğimiz asidik yükü yüksek gıdalar da (taze peynir, şekerli/unlu, sigara, alkol, çay/kahve vb.) eklenirse ve bu pH dengesindeki asitleşmeye kayma düzeltilmezse kronik hastalıkların oluşumu kaçınılmazdır.

Dışarı atılamayan asidik iyonlar, tampon sistemleri ve mineraller (magnezyum, klor, sodyum, kalsiyum vb.) tarafından nötralize edilmezse bağ dokusunda birikerek vücut tarafından atılmayı/temizlenmeyi bekleyecektir. Asidozun süregen hal alması bölgesel kan dolaşımının (özellikle kapiller (kılcal)) azalmasına ve dokuların beslenmesinin yetersizliğine neden olmaktadır. Çünkü asitleşme hücrelerin elastikiyetini kaybederek sertleşmesine neden olmaktadır (eritrositler (kırmızı kan hücresi) sertleşir), katılaşma ile birlikte dokulara oksijen ve besin transportu yetersiz olacaktır. Ayrıca pH değerinin düşmesi kanın vizkozitesini (koyuluğunu) artırmaktadır. Kıvamı artan kanın damarlardaki (ince/dar kapiller, lenfatik dolaşım) dolaşımı yavaşlayacaktır.

Kronik asidik yük artışı nötralize edici minerallerin hızla tükenerek hücre rejenerasyonunda (onarımında) önemli yapı taşlarının eksilmesini beraberinde getirmektedir.

Fizyolojik olarak sürekli dengelenen asit-baz regülasyonundaki bozulma ile birlikte enflamatuar yükün artışı tırmanacaktır. Sonuçta yabancı girdiye karşı kontrollü başlayan enflamatuar tepki aşırı ve orantısız tahrip edici reaksiyona doğru kayma gösterecektir.

Ankilozan Spondilit ve diğer dejeneratif kas iskelet sistemi hastalık kliniklerinde eklemlerin alkali yapıya sahip kıkırdak doku, ligament (bağ), kirişlerin (tendon) asidik tuzlarla (laktik asit, fosforik asit, asetik asit, sülfürik asit vb.) yüklenmesi bu bölgelerde oluşan ağrının temel nedenlerinden biridir. Yapıların çevresindeki dolaşımsal problemlerde (venöz kanın yani metabolik atıklardan zengin, oksijenden yoksun hafif asidik yapıya sahip sıvının eklem çevresinde göllenmesi) kronik enflamatuar tepkiyi artıracaktır.

Ankilozan Spondilit kliniğinde sakroiliak eklemin enflamasyonu ile başlayan sürecin kronik seyir almasında ‘Asid-Baz’ dengesinin optimal değerlerden (pH 7,35-7,45) uzaklaşarak asidoza kayması önemli ve mutlaka düzeltilmesi gereken predispozan (hazırlayıcı) faktördür.

Asidoz, hücre seviyesinde hastalık oluşum pentat (beşli) mekanizmasından biridir. Enflamatuar tepkinin baskılanmadan fizyolojik seviyeye getirilmesi, Ankilozan Spondilit ve diğer enflamatuar - dejeneratif vakaların kronik ilerlemesini durdurarak tamamen iyileşme paternine (sürecine) girmesini sağlayacaktır.

Çözümsüz gibi nitelendirilen immün sistem tabanlı otoimmün hastalıklar semptomatik (belirti) odaklı değil, hücre seviyesinde başlayan hekimlik anlayışı kapsamında rasyonel irdelendiğinde olumlu sonuçlar verecek, yaşam kalitesinin artması sağlanacaktır..

Dr. Ceyhun NURİ
Photo
Add a comment...

Post has attachment
ANKİLOZAN SPONDİLİT ALTYAPI PROBLEMLERİ

- Vücut girdisindeki yanlışlık (gıdalardan aktarılan negatif mRNA bilgisi), DNA yapıtaşını oluşturan amino asit yapı konfigürasyonunun değişmesine neden olmaktadır. Bu değişim, enzimatik reaksiyonların hız ve sonucunu etkilemektedir.

- Bağırsak yüzeyinde cereyan eden fizyolojik dengeye zıt olaylar (yüzey mokuzasında atılım agregatlarının birikmesi), omurilik sempatik / parasempatik innervasyonunun korele çalışmasının ve omurga beslenmesinin bozulmasına neden olur.

- Vücutta su miktarının düşüşü, asidozu artıran besinsel ögelerin alımının fazlalığı sonucunda vücuttaki pH dengesinin sağlanmasında zorluklar meydana gelir ve iyon balansı asidoza kayar. Bu durum, özellikle bağ dokuda nötralize edilmemiş metabolik atıkların birikimini beraberinde getirir. Sonuç olarak, özellikle kalça bölgesinin dolaşımsal problemleri ile birlikte beslenmesi bozulur, enflamatur dejenerasyon başlar.

- Vücutta en küçük bir bağdaki (ayak bileğindeki bağ vb.) gevşeklik, süregen enflamatuar tepkinin artışına neden olur. Bu durum, mevcut omurga veya kalça iltihabının kronikleşme eylemini derinleştirir.

- Sürrenal bezden kortizon ve nöradrenalin gibi stres hormonlarının salınımındaki artış, böbreğin asit-baz dengesindeki regülatuar fonksiyonunun bozulmasına ve sonuçta yoğun bir metabolik atık yükünün, kan dolaşımından zayıf alanlarda toplanarak, enflamatuar tepkinin içsel organ ve yapılara yönelmesine sebep olmaktadır.

Ankilozan Spondilitin oluşumunda, hastalık omurga ve kalça çevresinde seyrediyor gibi görünse de, daha derin bir bakış sergilendiğinde bu ALTYAPI problemlerinin çözülmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Ancak bu oluşum tablosu netleştikten sonra lokal semptomatik tedavi değil, tamamen İYİLEŞME evresine geçilebilecektir.

www.drceyhunnuri.com
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Vücudumuzun % 20'si amino asitlerden oluşmaktadır. ‘Metabolik Reaksiyonlar’ın sürdürülebilmesi için endojen (içte üretilen) ve esansiyel (dıştan alınması gereken) 20 amino aside ihtiyaç vardır.

Vücut homeostazisinin korunmasında 17 amino asidi bizlere tek başına sunan ‘BUĞDAY ÇİMİ’ni tekrar hatırlamamız gerekiyor.

www.drceyhunnuri.com
Photo
Add a comment...

Post has attachment
“ … bir yere giderken - İlaçlarımı unuttum mu acaba ? - diye çantama bakmamak bile çok güzel.”
Asuman Bingöl – Hipertansiyon / ANKARA

www.drceyhunnuri.com

https://youtu.be/KXa7uLE5bIs
Add a comment...

Post has attachment
HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLER başlıklı Dr. Ceyhun NURİ'nin güncel yazısı Ankara Life Dergisi - Mart 2018 / Life Sağlık köşesinde yayında.

HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLER

Genelde tüm vücudun, özelde de tiroit bezinin sürekli iltihaplanması (enflamasyon) ve salgıladığı hormonların azalması (hipotiroidi) ile birlikte karakterize otoimmün bir hastalıktır Hashimoto.

‘Tiroid bezine karşı enflamatuar tepkiyi tetikleyen süreç nedir?’ sorusu, etyolojik alt yapıyı gözden geçirirken hep aklımızda tutmamız gereken noktadır. Bu durumu açıklarken ise tıbbi otörler ikiye ayrılır:

1.grup; hastalık oluşum nedenini açıklamamakla birlikte, hastalık başladıktan sonra durumu agreve eden faktörlerin üstünde durur ve bunları engellemeye çalışır.
2.grup ise - ki bizde kendimizi bu ekip içerisinde görmekteyiz- hastalık oluşumu ve kliniği ağırlaştıran etyoloji üstünde durmaktadır.

Bir önceki yazımızda hastalığın oluşum nedenleri üzerinde durmaya çalışmıştık, bugün ise ağırlıklı olarak agreve (kötüleştirme) edici nedenlere dikkatinizi çekmeye çalışacağız.

HASHİMOTO HASTALIĞINI AĞIRLAŞTIRAN FAKTÖRLERDEN BAZILARI

Bozucu Ocak ve Alanlar

Hücre aktiviteden uzak/istirahat halindeyken, hücre zarı ile ayrılmış olan iç ve dış alanları arasında potansiyel farkı (hücrenin içi dışından daha negatiftir) korunmaktadır. İstirahat halindeki bu farka ‘İstirahat Membran Potansiyeli’ denir. Hücrelerin bu fizyolojik voltaj farkı hücrenin yapısı ve tipine göre 10 ile -100 mV arasında korunmaktadır. İstirahat halinde polarize durumda olan hücre zarı eşik değerini geçecek uyarana (stimulusa) maruz kaldığında depolarize olarak aktive olmaktadır. Membran potansiyelindeki iniş / çıkışlar hücrenin gereğinden daha erken veya daha geç uyarılmasına neden olur. Sonuçta hücre seviyesinde başlayan süreç metabolik regülasyon mekanizmalarınında (konumuz olan tiroid fonksiyonları da dahil) olumsuz yönde etkilenmesini netice verecektir.

Bu bilgi çerçevesinde, diş dibinde enfeksiyonun varlığı, amalgam dolgu, birden fazla implant diş, vücutta skar/ ameliyat/yara izi, sık enfeksiyon odakları(tonsillit), çürük diş, yanlış protez, tamamlanmamış kanal tedavisi, çene eklemi problemine bağlı temporamandibuler eklem patolojisi, ameliyatlar vb. durumlar sürekli/gereksiz stimuluslar (uyaran) yayarak hücre zarını etkileyecek uyarılma eşik değerinin geçilmesine ve erken depolarizasyonun (hücrenin harekete geçmesini sağlayacak tetikleme) oluşmasına neden olacaktır. Vücutta yılları kapsayacak sürede parazit sinyallerin yayılması, hücresel disfonksiyonu ve enflamatuar tepkinin fizyolojik sınırların dışına çıkışını hızlandıracaktır. Konumuz olan Haşimoto ve diğer birçok enflamatuar /dejeneratif hastalık bu sürecin sonucu olabilir.

D Vitamini Eksikliği

Eksikliği Hashimoto dâhil birçok otoimmün hastalığın oluşmasında risk faktörü olarak gösterilmektedir.

Konumuzla ilgili metabolik/hormonal süreçlere etkisi:

Enflamasyonun (iltihap) artmasında etkili olan Th2 hücrelerinin aşırı uyarılmasını önleyerek otoimmün tepkinin fizyolojik sınırlara çekilmesini sağlar.

- D vitaminin optimal seviyeden sapması, bağırsak yüzey florasının bozulması ve yüzey geçirgenliğinin artmasını agreve eden faktörlerdendir.Tiroid hormon aktivasyonunun (T4'ün T3'e dönüşümü) %20'sinin bağırsak yüzey hücrelerinde gerçekleştiği bilgisinden hareketle D vitamini seviyesindeki yetersizlik tiroid fonksiyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

- Tiroid hormonlarının normal olması D vitaminin aktivitesini destekler. Hashimoto tiroiditi gibi otoimmün tiroid hastalıklarında D vitamininin etki edeceği reseptörlerin yapısı değişime uğraması (polimorfizm) sonucu metabolik reaksiyonlardaki aktif fonksiyonunu yerine getiremez.

Selenyum Eksikliği

Selenyum vücutta eser miktarda bulunan bir elementtir. Özellikle E vitamini ile birleşir ise antioksidan etkisi artar ve vücudumuza zarar veren serbest radikallere karşı koruyucu etkisi potansiyalize edilmiş olur.

Konumuzla ilgili metabolik süreçler:

- Selenyum 5’ deiyodinaz enziminin (T4’den T3 sentezini gerçekleştirir) aktivitesini artırır. Netice de T4’den T3 oluşumu yani tiroid hormon aktivitesi artar. Eksikliğin de bu dönüşüm azalır.

- Selenyum ayrıca tiroid bezini aşırı iyot yüklenmesine karşı korur, bunu tiroid hormon yapımında görevli tiroid peroksidaz enziminin aktivitesini azaltarak yapar.

Stres

Tiroid bezinin sağlıklı olması için öncelikle stres hormonlarının (adrenalin, kortizol) salgılandığı böbrek üstü bezinin sağlıklı olması gerekir.

Stres, vücutta üretilen tiroid hormonuna hücrelerin cevabını azaltıyor ve zorlaştırıyor. Hücrelerin cevap vermesi için reseptörlerinin fonksiyonları normal olmalı. İşte stres esnasında vücutta oluşan metabolik süreçler bu cevap mekanizmasını kötü yönde etkiler.

Kronik strese maruziyet vücutta kortizol seviyesini aşırı yükseltir, ayrıca 5’deiyodinase enziminin işleyişini azaltır, bu durumda tiroid hormonun aktifleşmesi durur (T4 T3’e dönüşemez).

Adrenalin / Noradrenalin gibi diğer stres hormonları ise insanın iyi veya kötü yönde başlattığı somut/soyut eylemini sürdürme yetisini artırırken, bu esnada hayati organların korunması için periferik damarlarda vazokonstrüktör (damarları daraltıcı) etkiyi artırarak kanın merkezde tutulmasını sağlamaktadır. Bu adaptif ve regülatuvar mekanizmanın çalışması vital (yaşamsal) fonksiyonların korunması için bir kısım organların (tiroid, saç, tırnak, cilt, kol, bacak vb.) kan ve diğer besleyici faktörlerden eksik yararlanımı sonucunu doğuracaktır.

Glüten Enteropatisi Çölyak

Birçok toplumsal çalışmada otoimmün tiroid hastalıkları ( Hashimoto, Graves vb.) ile glüten intoleransı arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir.

Bağırsak doğal florası tahrip olunca doğal olarak sindirim işlevi de bozulmaktadır. Bu vakalarda buğday içerisindeki glüten, sindirime ve değişime uğramadan kan dolaşımına geçer. İmmün sistem bu sindirilmemiş protein parçacıklarını yabancı, alerjen, toksin olarak kabul eder. Ve bu maruziyet kronikleşirse savunmanın bunlara karşı gösterdiği tepki (otoimmün) kendi hücrelerimize karşı da gösterilmeye başlar, konumuz olan tiroid bezini de tahrip eder.

Hasta / hastalık değerlendirilirken agreve (zorlaştırıcı) eden faktörler gözardı edilmeden iyileşme süreci doğru yönetilerek başta Hashimoto olmak üzere birçok enflamatuar/dejeneratif hastalığın iyileşme paterni hızlandırılabilir.

Dr. Ceyhun Nuri

Detaylı Bilgi ve Öneriler: http://www.drceyhunnuri.com/genel-metabolik-sorunlar/hasimato/
Photo
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded