Kürt soykırımına hazırlık

akahraman61@hotmail.com | 11 Mayıs 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

Türk, düşmansız soluk alıp veremez, yaşayamaz. Ortalıkta yoksa eğer, ne yapar eder mutlaka bir düşman icat edip atışa başlar.

Aranan devir ve ortama göre değişir. Kimden geçiniyorsa, onun düşmanıdır. NATO’nun düşmanları bu yüzden, düşmandı.

Bugün besleyen efendi Suudi Arabistan, Katar ve Körfez şeyhliklerdir. O yüzden aldığını hak etmeye çabalarcasına, onların düşmanları dış düşman…

İç düşman da, yine dış bağlantılarla ilintiliydi. Amerika’da, 1950’lerde McCharty patentli sol avı başlayınca, o da boş durmamış kendi yurttaşlarına kan kusturmuş, birçok Kemalisti komünist diye hapse tıkmış, Amerikalılar Rosenbergleri asınca bunlar da bir eski subayı tutup ipe çekmişlerdi.

1971’de, "devletin geleceği için" diye diye Deniz Gezmiş ve iki arkadaşını asarak, taraftarlarını sevindirmişlerdi.

Türk ırkçılığı ideolojisini, 1970’lerde devletten bağımsız gibi Albay Türkeş ve partisi MHP’ye teslim ettiler. Temeli atılan dinci goygoyculuğu da Erbakan’a…

MHP’nin "gayri nizami" ordusuna "Ülkücü", Erbakan’ın teşkilatına da Akıncılar deniyor, ikisi bir arada, "Türklük düşmanı" dedikleri solla savaşan Türk sağının kanlı profilini teşkil ediyordu.

Erdoğan, o sırada "Akıncı gençliğin" neferi, sonra başlardan bir "baş"tı. "Amel" (iş, işlem) ortağı Bahçeli de, "ağır ve oturaklı Türk ülkücülerinden"di.

Ülkücü-Akıncı ittifakı, sokaklarda kurtlar gibi uluyarak, "Allah u ekber" (Allah büyüktür) naraları atarak kimlik kontrolü yapıyorlardı.

Maraş’ta, Sivas, Çorum, Malatya’da da katillerin kurt ulumalarıyla, Allah u ekber naraları birbirine karışıyordu.

İslamcı bütün Faşistler böyleydi. Katiller, hırsız ve tecavüzcüler de, onları örnek almış, esinlenmiş gibi yıllar sonra, Suriye’de, Irak’ta "Allah u ekber" naralarıyla masumların kanına bulanıyorlardı.

"İç düşman" diye Türk solunun üstüne düzenlenen ezme seferinde, her şeye rağmen, insanca karşı ses verenler vardı. Basın, ezilenlerin hikayesine de yer veriyordu.

Ecevit’in liderliğindeki CHP, bir direnç merkeziydi.

Daha sonra eriyen, barış mavisi solup ırkçı zemine uyan Ecevit, 1978 yılında Kürtleri düşman yerine koyan askeri tatbikata, bile tepki göstermişti. Ama devran değişti. O günler, geride kaldı. Dünya iyiye, daha güzele, ılımanlığa koşarken, Türk devletinde, her yer Faşizmin zifiri karanlığı.

Vergi toplama, oy isteme ve askerliğe çağrı zamanı "birinci sınıf vatandaş" olan Kürtler, ateş edilecek panoda hedef halkası…

Kürtler, cihan boyunca Türk milletinin "tek" düşmanı...

1970’ler Ecevit’inin koltuğunda, kendini inkarla işe başlayan Kemal Kılıçdaroğlu, ırkçı sistemin eski memuru oturuyor. Türklüğünü her gün yeniden kanıtlamak için, ırkçılığın çanakçısı olarak, kurt başı işareti yapa yapa ortalıkta dört dönüyor.

Irkçı gazabı gören, Kürtleri ta buzul çağından beri yurdunun yerlisi değil, herhangi bir "Orta Asya"dan kopup gelmiş açlar ordusunun birer neferi sanacak…

Oysa Kürtler, kimseciğin kapısı önünden geçmediği gibi bostanına girmedi, tavuğuna da "kış" demedi.

Buna rağmen, evrenin ta öteki köşesindeki Kürt’ün soyuna düşman, "urt u ocağı" ile kan davalıdır, bunlar.

Paranoyadır, bu. Ruh hastalığı…

Türk devleti, yer yüzündeki bütün Kürtlerle kan davalıydı. Utanmazlığın evrensel tarihinde, bu bir ilkti. Yer yüzünde, kendi yurttaşlarıyla, sınır ötesindeki akrabalarını yok edecek, susturacak planlar, projeler yapan, tuzaklar hazırlayan başka bir benzer yoktu.

Paranoya hastalığının bu tür uç noktası, duyulmamıştı da.

Ancak Türk devletinin bütün derdi, davası Kürtleri yok etme üzerine idi. Bu amaçla Kürt şehirlerini tanklar, toplarla yıkmış, katliamlar yapmıştı. Şimdi de sınır ötesinde soykırıma hazırlanıyordu.

Karar Gazetesi geçen hafta, Recep Erdoğan’ın "Bir gece ansızın gelebiliriz" sözlerinden sonra sonrası, Türk ordusunu Rojava’yı işgale hazırlandığını yazıyordu.

Gazete haberine göre ordu, bir kaç cepheden birden saldıracak, yerleşecekti. İşgalin başlangıç tarihi ise Ramazan ayı sonrasıydı.

Erdoğan’ın sözcülüğünü yapan bir yazarı da dün, işgalin yakın olduğunu haber veriyordu. Ama o toprakların sahipli olduğunu, kimsecik hatırlatmıyordu.

Ancak, Kürtlerin eli, kolu bağlı, soykırıma açık sürü değildi. Kan ve ateşin içinden gelen örgütlü bir halk sözkonusu idi. Hırsız, soyguncu ve kiralıklara karşı mevzilenmiş...

Dahası fatih olayım derken, Saddam’ın kaderiyle "sepi"de sallanmak da vardır.

Evde yapılan soykırım hesapları, çok zaman alanın pratiğine uymuyor da...

Shared publiclyView activity