Bekaa’daki Ermeni Monte ve ilk PKK’liler

25 Kasım 2016 Cuma

MERAL ÇİÇEK

Yaşasaydı bugün 59. yaş gününü kutlayacaktı. 25 Kasım 1957’de ülkesinden çok uzaktaki ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dünyaya gelir. Babası da kendi topraklarından uzakta doğmuştu. Üçüncü, belki de dördüncü kuşaktılar diasporada. Ama onun için ülke esastı. Henüz 24 yaşındayken bir makalesinde şöyle yazacaktı: “Ermeni ‘ırkı’ diye bir şey yok. Sadece Ermeni halkı, Ermeni ulusu vardır. Bundan dolayı mücadele etmeliyiz. Diasporadaki Ermeniler kültürel asimilasyonun merkezkaç etkilerine karşı duramayarak kültürel-ulusal bir varlık olarak kimliklerini yitirmekteler. Diaspora Ermenileri kendi ülkelerinde yaşama haklarını savunmasalar giderek ortak kültürel kimliklerini kaybedecekler. Bu olduğunda ise ulusumuza karşı beyaz soykırım tamamlanmış olacaktır.”


12 Haziran 1993’te Karabağ’da, Ermeni direnişçilere komutanlık ederken yaşamını yitirir. 35 yaşındaydı. Adı Monte Melkonyan. Kod adı Avo. Monte dağ demekmiş. Avo ise müjde veren.

Birazdan çoğunuz diyecek ki, o adı şimdiye kadar nasıl duymadık, nasıl okumadık hiçbir yerde. Ben de ilkin aynısını düşündüm. Hala da düşünüyorum. Ama PKK’nin 38. kuruluş yıldönümüne, O’nun ise 59. doğum gününe birkaç gün kala adı ve hikayesiyle tanışmış olmanın ayrı bir anlamı olmalıdır.

Şah’ı devirme mücadelesine katılmak üzere geldiği İran’da 1979’da Kürtlerin rejime karşı isyan hazırlıkları yürüttüğünü öğrendiğinde Kürtlere karşı aslında hala çok önyargılı. Kürtlerin Ermeni Soykırımında Osmanlılarla işbirliği yaptığını okumuştu. Pek güvenemiyordu Kürtlere. Yine de arkadaşlarıyla birlikte Doğu Kürdistan’a gidip, buradaki silahlı direnişe katılmaya karar verir. Kürtlerin İran’da başarılı olması durumunda sıranın Türkiye’ye geleceğini düşünür.

Önce Mahabad’a giderler. Burada Abdulrahman Qasimlo ve Gani Buluriyan ile tanışırlar. Qasimlo’yu hem biçim hem de mentalite olarak fazla Batılı bulsa da, KDP-İ saflarında cephede savaşmak istediklerini belirtirler. Ancak Monte’nin Amerikalı olduğu duyulunca KDP-İ yöneticileri yaklaşım değiştirip “Cephede daha fazla savaşçıya ihtiyacımız yok” cevabını verirler.

Komala tarafından daha iyi karşılanırlar. Şêx Îzeddîn Huseynî onları davet edip, Ermeni kardeşlerine askeri eğitim ve silah teklifinde bulunur. Monte Şêx’den çok etkilenir ancak Komala’da kalmayıp 1980’de Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu’na (ASALA) katılmaya karar verir. İki yıl evvel büyük bir Ermeni kitlesinin yaşadığı ve hareketin güçlü olduğu Lübnan’ın başkenti Beyrut’a gidip, bağlantılar kurmuştu. ASALA militanları askeri eğitimi Filistinlilerden alıyordu. Bunun için 1980’lerin başında Lübnan’daki Bekaa Vadisi’ne gider.

Ancak o dönem, Filistinliler ve Ermenilerden başka Bekaa’da askeri eğitim gören bir grup daha vardı: Kürdistan Devrimcileri, yani PKK.



“Geceleri Kürtler rüyalarında acı çeken anavatanlarını görürdü ve sabah uyanır uyanmaz eğitim sahasına geçerlerdi. Büyük zevkle mevzi kazarlardı ve herkesin söylediği Allah u Ekber! yerine Thaura! Thaura! yani Devrim! diye slogan atarlardı. Ağaçtan ayva kopardıklarında dibine çiftçiler için bozuk para bırakırlardı ve Dürzi bir çiftçi yakınlardaki bir bahçede zeytin toplamaya geldiğinde onlar ellerinde kova ile ağaçları tırmanırdılar. Kürt Süleyman bir kere muzu ikiye bölüp gayriihtiyari bir şekilde küçük parçayı Hasan yoldaşa uzattığında, PKK’li yoldaşı Tercüman eleştiri-özeleştiri verilmesini talep etti. Süleyman özeleştirisini verdi ve bir daha böylesi bir tutum içine girmeyeceğine dair yemin etti.

İlk başlarda bunu eğlenceli bulan kamptaki dağınık, kirli, küfürbaz, sigaracı Arap ve Ermeniler, daha sonra enternasyonalist şarkılar söyleyen, Alman klasik felsefesine vurgu yapan ve sürekli devrime odaklanan mütevazı Kürtlerin yanında utanmaya başladılar.

Onların heyecanı ve coşkusu bulaşıcıydı. Sigaracılar tek tek sabah koşusundan dönüşte sigara paylarını kenara atmaya başladılar. Bütün yoldaşlar moralsiz bir şekilde 12 Eylül darbesiyle ilgili haberler almak için radyo etrafında sıkışmıştı. Arap gönüllüler Türk diplomatları vurma önerisinde bulundu. Çok geçmeden omuz omuza güneşin altına geçip, Arapça, Kürtçe ve Ermenice ‘Ülkeye dönüş!’, ‘Zafere kadar mücadele’ ve ‘Fedaiyiz’ sloganları atmaya başladılar.”

PKK’nin 38. yıl dönümünde maddi yokluğun içinde devrimci kişilik ve yaşam tarzları ile mücadeleci kardeş halklar nezdinde devrimi yeniden tanımlayan ‘ilk’leri an(ımsay)alım. Bir de onlarla hakiki yoldaşlık etmiş olan Monte’leri. Ortadoğu’da canlandırılacak bir ortak direniş hafızası, güncellenecek bir ortak direniş tarihçesi varsa, işte 1980’lerin başında Bekaa’dan yayılan devrim ruhudur. Bu ruh yeniden, bu kez Kürdistan’dan Ortadoğu’ya yayılırsa ne mi olur? Devrim olur. Hakiki devrim…

Shared publicly