Profile

Scrapbook photo 1
Scrapbook photo 2
Scrapbook photo 3
Scrapbook photo 4
Zülfü Livaneli
3,325 followers|47,187 views
AboutPostsPhotosVideos

Stream

Zülfü Livaneli

Shared publicly  - 
 
Atatürk sevgisi büyüyor

Kim ne derse desin, hangi yıkıcı propaganda yapılırsa yapılsın, bu ülkede Gazi Mustafa Kemal’i seven milyonlarca insan var ve hiçbir kuvvet bu sevgiyi onların kalbinden söküp atmaya yetmeyecek. Tersine, Atatürk sevgisi gittikçe büyüyor, halka, gençliğe daha çok yayılıyor.

Yaşı müsait olanlar hatırlar: 1981’de Kenan Evren “Atatürk Yüz Yaşında” kampanyası yaparken, bu sevgi ve coşku yoktu. Çünkü devletin resmi bir kutlaması söz konusuydu.

Bir de bugüne bakın. Onun aziz anısına halkı sahip çıkıyor. Rahatlıkla söyleyebilirim ki ben Türkiye’de Atatürk sevgisinin bu kadar yükseldiği hiçbir dönem görmedim. (Belki de Cumhuriyet’in ilk yıllarında böyleydi ama o günleri yaşamadım.)

Bir 10 Kasım sonrasında büyük devrimciyi sevgiyle, saygıyla anarken bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Atatürk’ü sevmek ve anlamak aynı şey değil. Elbette onu hem seven, hem anlayan insanlar var ama bazen Atatürk’ün sevildiği kadar anlaşılmadığı düşüncesi oluşuyor bende.

Bu iddia, küçük bir gazete yazısına sığamayacağı için üzerinde düşünmek amacıyla sadece satır başları vereyim:

Atatürk milliyetçiliği ile Enver Paşa milliyetçiliği arasındaki fark çok önemlidir. Enver Paşa ne kadar hamasi, hesapsız kitapsız ve savaş yanlısı ise Gazi o kadar gerçekçi, soğukkanlı ve barışçı bir hesap adamıdır.

Atatürk’ü sevenler onun “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü tekrar tekrar düşünmeli ve özellikle bugünün koşullarında “Yurtta barış”ın ne anlama geldiği üzerinde kafa yormalıdır.

*


Barışa, kültüre değer veren, duygulu, incelmiş zevklere sahip, hümanist bir aydındır o. Hayvan kesilirken bakamaz, kesilen bir ağaca ya da ölen atına ağlar. Sık sık gözyaşı döken, kibarlığı asla elden bırakmayan, küfretmeyen, en ağır lafı “Şaşarım senin akl-ı perişanına” olan medeni bir İNSAN’dır. Cumhuriyet’i korumak ve kollamak için sadece; “yeni Cumhuriyet insanı”nı oluşturacak kültüre ve eğitime inanmıştır. Savaştığı ülkeleri bile incitecek bir söz çıkmamıştır ağzından. Nihai amacın barış olduğunu hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır.

Dünya tarihinde; “Eğer vatan savunması için şart değilse her savaş bir cinayettir” diyebilen tek komutandır.

Aristokrat bir aileden gelmemesine, yoksul ve yetim bir çocuk olmasına (yani o sahte deyimle Beyaz Türk olmamasına) rağmen azmiyle yabancı dil öğrenmiş, zevklerini ve kültürünü en üst seviyeye çıkarmıştır. Halkı için istediği de budur.

Diktatör değildir. Sultan ve halife olma tekliflerini elinin tersiyle itmiştir. Samimi olarak bir demokrasi âşığıdır. Yoksa bütün gücü elinde tutarken bir muhalefet partisi yaratmak için girdiği onca zahmete ne gerek vardı? Onu kim zorlayabilirdi?

Hayatında bir tek kuruş haram paraya tenezzül etmemiştir. Yolsuzlukların ayyuka çıktığı çöküş yıllarında da, yeni bir devlet kurduğu dönemde de paraya-pula metelik vermemiştir. Arnold Toynbee, onun bu özelliğini İngiliz hükümetine yazdığı raporda, biraz da hayretle belirtmiştir. Namuslu, ilkeli, yüksek ahlak ve merhamet sahibi bir insandır.

İslam konusunda hutbe verecek kadar bilgili olmasına ve mesela Yalova’daki evinde başucunda Kuran bulunmasına rağmen hiçbir zaman din sömürücülüğü yapmamıştır.

Anlaşıldı ki bu yazı sonlanmayacak çünkü onun özelliklerini saymakla bitiremiyorum. Onu kaybettiğimiz günün yıldönümünde benim aciz fikirlerime değer veren gençlere bir tek şey söylemek istiyorum: Hangi partiye, hangi görüşe, hangi bölgeye ait olusanız olun; unutmayın ki bu ülkede başı dik yaşamakta oluşumuzu, tarihin en büyük insanlarından birisi olan Gazi Mustafa Kemal’e borçluyuz.

O sizi sevdiği için siz de onu seviyorsunuz. Ama onu sevmenin yanı sıra daha çok anlamaya, Atatürk istismarcılarına kanmamaya ve onun fikirlerine doğrudan doğruya ulaşmaya çalışın.

GAZİ İÇİN YAKILAN KÜRTÇE AĞIT

Büyük devrimciyi, halkın yaktığı iki ağıtla anmak istiyorum: Bunlardan birincisi Anadolu Kürtlerinin ağıdı:

“Mistefa Kemal miriye Bi sed hezaran xelk giriye” yani, “Mustafa Kemal öldü / Yüz binlerce insan ağladı.”

İkincisi ise Alevi Türkmen Âşık Veysel’in yaktığı ağıt: Ağlayalım Atatürk’e / Bütün dünya kan ağladı.”

İkisi arasında fark var mı? Yok.

Acaba halkın ağıtları, bugünümüze ışık tutar mı? Kardeş kavgasının acılarına merhem olur mu?

Not: Bu yazıyı daha önceki 10 Kasım yazılarımdan derledim. Çünkü bu gerçeklerin tekrar tekrar hatırlatılmasında yarar görüyorum. 

Zülfü Livaneli
 ·  Translate
26
6
Semih TÜMKAYA's profile photoDevrim Deniz's profile photoRize Vikipedi's profile photoKürşat Akcan's profile photo
2 comments
 
Sevmeyen de milyonlarca insan var Zülfü abi merak etme üstelik sevdirmek için yapmadıkları kalmadığı halde MUCİZE gibi hala sevmeyen ve nefret eden insanlar var. Kanunla korunan sözüm ona kahraman adam tarihte müspet manada bu kadar yer işgal edemez. Eğer sözüm ona aydınlarımız, fikir adamlarımız, devlet büyüklerimiz bir parça insafları varsa cesaretleri de varsa koruma kanununu kaldırsınlar görelim bakalım kim kimdir. Olması gereken de budur zaten. Tarih bilimine bilime inanan insanlar tarafından yapılan dogmatik yaklaşıma bakarmısın. Bi tane adamı kahraman , kurtarıcı ilan edeceksin , bu meseleyi tartışmaya kapatacaksın aksini söyleyen tarihçilere araştırmacılara yapmadığını bırakmayacaksın sevmeyenleri vatan hainliğiyle suçlayacaksın kusura bakmayın siz tapınmaya devam edin ben gözlerimi açtım. Hiçbir askeri önemi olmayan İngilizlerle yaptığımız anlaşmayla ve Yunanistan la oynattırdıkları köşe kapmacalı tiyatronun neticesi olan meseleden 10 tane çıkardığınız bayramları kutlamaya devam edin kusura bakmayın söylenecek söz çok anlayıp nasip alacak yok öyle komik tesellilerin arkasına saklanıpta kendinizi rahatlatmayın diye anlatıyorum insanlar uyanıyor ve savaşıyor memlekette Hürriyet hakiki manada hakim oluncaya kadar bütün tarihi yalanlar ve ihanetler ortaya çıkıncaya kadar aziz milletimiz hüviyet-i asliyesine dönünceye kadar geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği biz inşa ediyoruz. Eski bir KAM(A)LİST maalesef. 
 ·  Translate
Add a comment...

Zülfü Livaneli

Shared publicly  - 
10
Add a comment...
In his circles
4,316 people
Have him in circles
3,325 people
mehmet turkolmez's profile photo
Orhan Mert Akınalp's profile photo

Zülfü Livaneli

Shared publicly  - 
23
11
Ali Yılmazer's profile photosevda arslan's profile photogül özer's profile photoCemal şener's profile photo
5 comments
 
Aydınlık yarınlara katkılarınızdan dolayı teşekkürler... Saygıyla,
 ·  Translate
Add a comment...

Zülfü Livaneli

Shared publicly  - 
 
Romanlar kaç sayfa olmalı? - EDEBİYAT NOTLARI- 43
 ·  Translate
6
3
Add a comment...
People
In his circles
4,316 people
Have him in circles
3,325 people
mehmet turkolmez's profile photo
Orhan Mert Akınalp's profile photo
Basic Information
Gender
Male
Story
Introduction
Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’dur. TED Ankara Koleji mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in hayatını değiştirecek bir sermayeyi kendisine hediye ettiğinden haberi yoktu.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farandouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.

Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.

Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk - Kul Forumu'nda yer aldı.

Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.

1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.

Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır.Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejeteryandir.

19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.
Links
Other profiles
Contributor to