Profile cover photo
Profile photo
Ali Eralp
70 followers
70 followers
About
Posts

Post has attachment
Add a comment...

Post has attachment
ALİ ERALP YAZDI:

KADIN KAHKAHASINDAN RAHATSIZ OLANLAR, TECAVÜZLERDEN NİÇİN RAHATSIZ OLMUYORLAR?

Politikacılara sesleniyorum:

Artık cilalı, boş laflar söylemeyi, kahramanlık gösterileri yapmayı bırakın. Her gün tepemizde bağırıp, çağırmayı, siyasal ve dinsel sömürü propagandaları ile makam, mevki, iktidar savaşı vermeyi bırakın…

Biraz da halkın sorunları ile ilgilenin. Geçimiyle, yaşamıyla, ekmeği ile çocukları ile ilgilenin.

Toplumu bir veba gibi saran taciz, tecavüz sorunları ile ilgilenin.

Biz sizin palavralarınızı, politik saçmalıklarınızı 7 / 24 dinlemeye mecbur değiliz?

Yeter! Yeter! Yeter!

Din sömürüsü, duygu sömürüsü ile beynimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi yiyip, bitirdiniz…

Biraz da yüce önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sesine kulak verin. Ne diyor o büyük insan:

"KAHRAMAN TÜRK KADINI! SEN YERLERDE SÜRÜNMEYE DEĞİL, OMUZLAR ÜZERİNDE YÜKSELMEYE LAYIKSIN."

Ne diyor Tevfik Fikret:

“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer (toplum)”

Kişisel çıkarlarınızla uğraşmayı, servet üstüne servet eklemeyi bırakıp, biraz da kadınlarımızla ve çocuklarımızla ilgilenin. Onları sefil yaşantılarından kurtarmaya çaba gösterin…

Toplum açlık, yoksulluk, işsizlik, taciz, tecavüz bataklığında çırpınıyor… Can vermek üzere…

Görmüyor musunuz?
Add a comment...

Post has attachment



ALİ ERALP YAZDI:

YURDUMUZ YALAN – DOLAN, SUÇ - SUÇLU CENNETİNE DÖNÜŞTÜ…

Son 10 yılda 139 cezaevi açıldı; 38’i geçen yıl…

Cezaevleri doldu taştı… Yer kalmadı… Yenileri yapılıyor. Okuldan çok cezaevi inşaatı var çevremizde…

Şu son yıllarda nüfusumuz yüzde 26 - 27 dolaylarında artarken, suç oranımız yüzde 400 – 450 dolaylarında çoğaldı…

Cezaevlerinde 69 binin üstünde öğrenci var…

Taciz ve tecavüz suçları 14 kat arttı. 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıya uğradı.

Cinayet sıralamasında Türkiye 41 ülke arasında 13. sırada. Son 7 yılda kadın cinayetleri %1400 artış gösterdi.

Yolda, sokakta, caddede, otobüste, evde, işyerinde insanlar korku içerisinde yaşıyorlar. Çünkü her an bir olayla karşılaşabilirler. Her an bir grup insan tarafından darp edilebilirler.

Hatta yolda kendi halinde yürürken, hiç tanımadığı bir insan tarafından burnu kırılabilir…

Geçenlerde bir genç kızımız böyle bir saldırıyla karşı karşıya gelmişti. İfadesi alınan sakallı, saldırgan genç, daha sonra serbest bırakılmıştı…

Hırsızlık, taciz, tecavüz, kapkaç, cinayet günlük olaylardan oldu. Toplum, olup bitenlere, yaşananlara alışmaya başladı artık… Olayları yadırgamıyor… Halkın gözünün önünde kadınları dövüyorlar, yerlerde sürüklüyorlar, hem de öldüresiye… Kızları tekme tokat, kaçırmak için arabalara taşıyorlar…

İnsanlarımız sadece seyrediyor…

Çocuk gelinler, çocuk hamileler hızla artıyor.

Cinayet dosyaları mahkeme raflarına sığmıyor artık… Pompalı silah alımı, satımı serbest. İnsanlarımız kavun karpuz alır gibi pompalı silah alıyor, sonra da evleri, iş yerlerini, “Gıcık” oldukları kişileri ateş yağmuruna tutuyorlar…

Ve 696 sayılı KHK ile bazı vatandaşlara boğaz kesme, kurşunlama görevleri de veriliyor. Üstelik bu eylemlerinden dolayı o yurttaşlar idari, mali, hukuki sorumluluk ve yükümlülük altına girmiyorlar. Şöyle deniliyor o maddede:

“Resmi bir sıfatı taşıyıp, taşımadığına bakılmaksızın, 15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsü ile bunun devamı niteliğindeki eylemleri bastırmak için yapılan fiillerden idari, mali, cezai sorumluluk doğmaz…”

Bu madde ile sivillere öldürme görevi yükleniyor. Hem de cezai bir sorumluluk taşımadan…

Doğrusu ben bu KHK’nin gerekçesini anlayamadım.
Add a comment...

Post has attachment
Add a comment...

Post has attachment
ALİ ERALP YAZDI:

İKTİDAR DA MUHALEFET DE KOLTUĞA JAPONLA YAPIŞMIŞ…

Kılıçdaroğlu, 2010’dan bu yana 8 kez seçim kaybetmesine rağmen; kurultaylarda hep kazandı.

2010’dan bu yana CHP’nin oyu yüzde 25’ten yukarı çıkmadı, ama Kemal Bey hep Genel Başkan oldu.

Kamu malları, kamu sanayi kuruluşları iktidar tarafından haraç mezat satıldı. Tüm devlet daireleri imamlara teslim edildi.

Türkiye’yi tarikatlar, tekkeler, şeyhler, şıhlar kapladı. Vakıfların karanlık köşelerinde küçücük çocuklara tecavüz edildi, hastanelerimiz küçücük hamile kız çocuklarıyla dolup taştı…

Ege adalarını Yunanlılar işgal etti. Kılıçdaroğlu sadece seyretti, ama yine seçildi.

CHP bugün aşure çorbası gibi. Atatürk’e “Kefere Kemal” diyenler orada… TR 705 kod numarasıyla dış mihraklara hizmet ettiği ileri sürülen PKK avukatları orada…“Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyemeyen il başkanları orada…

1915 olaylarına soykırım, Dersim olaylarına katliam diyenler, milletvekili odasındaki Atatürk posterine tahammül edemeyenler, “CHP’ye geçerek partimi değiştirdim ama çizgimi değiştirmedim” diyenler, Risale-i Nur okumamızı tavsiye edenler orada…

Atatürk’e aykırı bu tuhaf tipleri yazmaya kalksam, bir makale değil, on makale yetmez…

Ama yine de Kemal Kılıçdaroğlu kazandı… Kazanmaya devam ediyor… Peki, nasıl oluyor bu?

Önce, Bay Kemal 1081, İnce ise 165 delegenin desteğini alarak seçime girdi. Sonra, 49 mükerrer oy var, 127 yeterli imzayı bulamadı denilen İnce, 447 oy aldı ve 1081 oyla yarışmaya katılan Kemal Bey, 291 fire vererek başkan seçildi.

Anlaşılan korku dağları bekliyor CHP’de… Ve baskı almış başını gitmiş…

Oysa Muharrem İnce konuşması süresince salona hâkimdi ve ortaya koyduğu gerçeklerle CHP’lilerin büyük desteğini kazanmıştı.

Onun, "İki seçimde, partiyi birinci parti yapamayan Genel Başkan istifa etsin" tüzük değişikliği bile seçim sonucunu etkilemeliyken, delegeler yine Kılıçdaroğlu’nu tercih ettiler.

Anlaşılan CHP’de sadece ve sadece delege sözü geçiyor artık. Delegeler hep kaybedenlere oy veriyor. Delege yapısı ve sistemi buna göre ayarlanmış sanki…

Kılıçdaroğlu devamlı kaybediyor, ama devamlı başkan seçiliyor…

Neymiş efendim? “Kılıçdaroğlu iyi adammış, namuslu, dürüst adammış, hırsızlık yapmıyormuş…”

Bir liderin sadece iyi adam olması, namuslu, dürüst olması, hırsızlık yapmaması yeterli nitelikler değil… Onun aynı zamanda hırsızlık yapanlara, çalanlara çırpanlara, vatanı satanlara da engel olması gerekir…

Atatürk gibi Örgütçü, direnişçi, eylem adamı olması gerekir. İlke sahibi olması gerekir. Partiyi vatan savunmasına, halkın kurtuluşuna yönlendirmesi gerekir…

Vatan, yandaş delegelerle kurtulmaz.

Bu delegeler ne sokaktaki adamı görüyorlar, ne örgüt tabanındaki isyanı, ne aydın direnişini ne de Atatürk ilkelerini…
Add a comment...

Post has attachment
ALİ ERALP YAZDI:

NE LOZAN’I, NE CUMHURİYETİ NE DE ATATÜRK’Ü YOK EDEBİLİRSİNİZ…

Her geçen gün, AKP iktidarı bizi, çağdaşlıktan, uygarlıktan, bilimden biraz daha koparıyor, karanlığa götürüyor…

Her geçen gün, bizi, biraz daha Arapların dünyasına yaklaştırıyor. Araplaştırıyor… İlkelleştiriyor…

Hayvanlara, çocuklara tecavüzler, kadın cinayetleri, dövmeler, sövmeler başını aldı gitti… Hem de koca koca adamlar yapıyor bu işi…

Çevremiz sakallılar, peçeliler, çarşaflılar, takkelilerle doldu. Artık türbanlının olmadığı bir tek devlet kurumu kalmadı.

Sokaklar Arabistan…

İnanan da başına türban takıyor, inanmayan da… Amirine, müdürüne, iktidara yaranmak için saçını, başını örtenler, tayin - terfi bekleyenler…

Bazı milletvekili hanımları, eşleri milletvekilliğini yeniden kazanamayınca, zincirlerinden kurtulan köleler gibi, hemen türbanlarını kaldırıp atıyorlar…

Şu 16 yıllık AKP iktidarında değişim sadece kılıkta, kıyafette olmadı; her yerde, her şeyde oldu.

Baskı, şiddet, korku… Kimse düşüncesini özgürce açıklayamıyor artık…

Makalemin başında da vurguladığım gibi, giderek, çağdaşlıktan, uygarlıktan da uzaklaşıyoruz.

Artık milli eğitimde güne ANT’la başlanmıyor. Peki, ne ile başlanıyor? “İslam yemini” ile…

Öğretmen derse “Selamün Aleyküm” diye giriyor. Çocuklar da “Aleyküm selam” dedikten sonra hep bir ağızdan “İslam yemini” yapıyorlar…

CHP milletvekili Barış Yarkadaş’ın gündeme taşıdığı videoda, öğretmenin talimatı doğrultusunda ayağa kalkıyorlar ve “Elimizde Kur’an, kalbimizde iman, Müslüman’ız Müslüman, yaşasın İslam..." metnini hep birlikte okuyorlar.

Milli eğitim, ulus devlet düşmanı üretiyor… Atatürk, Cumhuriyet, laiklik düşmanı… Günden güne öğrenciler Atatürk’ten, Atatürk devrimlerinden uzaklaşıyor.

Kurtuluş Savaşı komutanları din düşmanı adamlar, içki sofrasından kalkmayan insanlar olarak tanıtılıyorlar…

Valiler, cemaatlerin takke giyme törenlerine katılıyor. Bazıları da IŞİD tarafından 6 kez roketle saldırıya maruz kalan Kilis’te yaralanan vatandaşları ziyaret edip, bu patlamalara karşı onlara dışarıya abdestli çıkmalarını öneriyor, şunları söylüyor:

"Her zaman bizim üzerimize de gelebilir (Roket). Bilmiyorum ki… Beterin beteri var… Ne yapalım? Bak biz abdestsiz dışarı çıkmıyoruz..!"
Add a comment...

Post has attachment
ALİ ERALP YAZDI:

ATATÜRK’ÜN PARTİSİNE SAHİP ÇIKALIM…

Sol partilere gelince…

Sol, 1950’den bu yana iktidar yüzü görmedi. Ülkemiz, 1950’den bu yana, emperyalizmle işbirliği yapan sağcı, tutucu hükümetler tarafından yönetildi.

Bu yüzden bir arpa boyu yol alamadık.

AKP ise 16 yıllık iktidarı döneminde uyguladığı iç ve dış politikalarla gelmiş geçmiş tüm sağcı yönetimlere rahmet okuttu. Ulusal zenginliklerimiz, birikimlerimiz, kültür değerlerimiz talan edildi. Yağmalandı. Yabancılara peşkeş çekildi. Hukuk siyasallaştırıldı…

Peki, Niçin bu durumlara düştük? Niçin uygarlık, özgürlük, insan hakları sıralamasında yeryüzünde hep sonlardan birinci olduk?

Niçin yıllarca sömürüldük, ezildik, baskı altında yaşadık. Koyun sürüsü gibi güdüldük? Niçin birileri sırtımızdan milyarları kazanıp, bu dünyada cenneti yaşarken, halkın büyük bir çoğunluğu sefalet, açlık, yoksulluk içerisinde cehennemi yaşadı?

Yoksa bu ulusun yapısında, mayasında, genlerinde mi vardır tutuculuk, sağcılık, duyarsızlık?

Yoksa bu ülkenin insanları çile çekmekten, aldatılmaktan, sömürülmekten zevk mi alıyor?

Şunu önce, açık ve net olarak belirtelim: Suçlu halk değildir. Suçlu insanlarımız değildir. Suçlu partilerdir. Suçlu, gereği gibi halka öncülük yapamayan politik kadrolardır. Suçlu, halkı afyonlayan iktidarlardır.

Bugüne değin, sol, bir türlü halkla buluşamadı. Halkı yanına çekemedi. Onunla kaynaşamadı. Sorunları onun anlayacağı dilden, elle tutulur, gözle görülür uygulamalarla anlatamadı. İşçilerden, köylülerden, kısaca emekçilerden ve emekçi eylemlerinden genellikle uzak durdu. Zaman zaman oy kazanma uğruna, bazı haksızlıklara, adaletsizliklere, yasa dışı uygulamalara sessiz kaldı.

Bu nedenle halka güven veremedi. Güven sağlayamadı. Görüşlerine katılalım ya da katılmayalım, ilk kez, sol bir partiyi iktidar olma yoluna sokan, milyonları peşinden sürükleyen lider Bülent Ecevit‘ti. Burada onun siyasal görüşlerinden çok halka yakınlaşma, halkla bütünleşme yanını ön plana çıkarmak istiyorum.

Günümüzde ise muhalefet partileri, parti başkanları ülkenin ihtiyacına göre politik bir çizgi izlemiyorlar. Belirli bir programları yok. Bir gün önce söyledikleri, bir gün sonra söyledikleri ile çelişiyor. Belirli bir hedefleri yok.

Sanki iktidar olmaya niyetleri de yok. Onlar muhalefeti daha çok sevdiler. Çünkü muhalefette sorun yok. Sorunlara çözüm bulmak yok. Uygulama yok. Sorumluluk yok.

Milletvekilliği maaşı da işliyor. Rahat, huzurlu hayat sürmek dururken “sıkıntıya ne gerek var…”

Mustafa Kemal Atatürk, “Türkiye meczuplar, dervişler, şeyhler ülkesi olamaz…” demişti.

Oldu.
Add a comment...

Post has attachment
ALİ ERALP YAZDI:

TÜRKİYE’Yİ YAZBOZ TAHTASINA ÇEVİRDİLER…

Afrin harekâtı devam ediyor.

Ve biz, bir terör tehdidinin sınırlarımıza kadar gelip, dayanması nedeniyle ve bunu milli bir mesele olarak gördüğümüz için bu harekâtı destekliyoruz.

Yurdunu, hudutlarını teröristlere karşı korumak bir ülkenin en doğal hakkıdır.

Daha da önemlisi, ordumuz, Ortadoğu’da, ABD’nin BOP projesine engel olduğu için onun yanındayız. Askerlerimizle beraberiz.

Türkiye’nin karşısında PKK’nın uzantısı PYD ve ona 5 bin TIR silah desteği veren Amerika var. ABD, yeni bir düzen kurmak, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek istiyor… O, Türkiye’den, İran’dan, Suriye’den, Irak’tan koparılacak parçalarla bir Kürt devleti oluşturmak amacında.

Başta yurdumuz olmak üzere, Ortadoğu ülkelerini bölüp, birbirine kırdırmak sonra da bölgeyi dilediği gibi yönetmek, sömürmek onun en büyük hedefi…

Batılı emperyalistlerin de hedefi bu…

Peki, bu ortam kendiliğinden mi doğdu? Türkiye bu günlere, bu savaş ortamına bir günde, kendiliğinden mi geldi? 15 yıldan bu yana bu ülkeyi yönetenlerin bu oluşumda hiç suçu yok mu?

Elbette Türkiye, bu savaş ortamına bir günde, kendiliğinden gelmedi. Elbette bu oluşumda AKP’nin de suçu var.

Türkiye, Ortadoğu yangınına doğru hızla çekilirken, o, olup biteni sadece seyretti…

Hatta seyretmekle de kalmadı bir de üstüne üstlük, BOP eş başkanlığına soyundu… Aldığı bu görevi defalarca Türk milleti önünde itiraf etti.

ABD’nin peşine takılması ve yönlendirmesi ile AKP Suriye’ye karşı cephe aldı. Ortak düşmanlarına karşı Suriye ile birleşmesi gerekirken onu düşman ilan etti. Bir gecede Esat, ESET oldu, çıktı…

Bunun sonucunda tüm şeriatçı, ayrılıkçı örgütler Suriye’ye saldırdılar. Oradan 3,5 milyon mülteci kaçıp ülkemize yerleşti. Sanki Türkiye’nin hiç sorunu kalmamış gibi bir de bu mülteci sorunları ile uğraşmak zorunda kaldı.

Fuhuş, cinayet, hırsızlık aldı başını gitti… Evdeki hesap çarşıya uymayınca, işler karışıp, Arapsaçına dönünce, halkın ilgisini başka yönlere çekmek için yeni bir operasyon başlattılar. AKP’nin bir savaşa ihtiyacı vardı…

Daha önce büyük bir heyecan ve sevinçle kabul ettikleri Suriyelileri şimdi geri göndermek için uğraşıyorlar; ama bu, boş çaba…

Halkımızın karşı koyması, tepki vermesi üzerine, seçmenleri yeniden kazanabilmek için, hatalarını gidermeye çalışıyorlar şimdi.

Şu anda bile iktidar hala yanlış yapmaya devam ediyor. PYD’li teröristlere karşı savaş verirken, Suriye ile işbirliği yapacağı yerde ÖSO ile bütünleşiyor…

Elbette AKP’nin yanlış icraatları bununla sınırlı değil. Onun bir tek mülteci hatası olsaydı, bu hatayı alıp başımıza gül diye takardık. Onun yanılgıları, suçları saymakla tükenmez… Reisleri bile durmadan “Yanıldım, bizi yanılttılar… Beni Fethullah Gülen yanılttı, APO yanılttı, Obama yanılttı…” itirafları yapmakta…

Öyleyse bu yanılgıları başından başlayarak, anlatalım.
Add a comment...

Post has attachment

ALİ ERALP YAZDI:

NERDE BU DEVLET, NERDE BU MİLLET?

Baba ağlıyor… Kadın ağlıyor… Kadın, tam 38 yerinden bıçaklanan kız kardeşi için ağlıyor, haykırıyor, feryat ediyor.

Onun cani, sapık kocasını anlatıyor:

“4 senedir hepimizi tehdit ediyordu… Biz devlete sığındık, gelip almadılar. Bacımı gelip parçaladı. Sürekli bizi tehdit ediyordu, sürekli biz devlete haber veriyorduk, ama gelip almıyorlardı. Bacımı paramparça etti, ciğerlerini deşti, dolma oyar gibi oydu. Çocuklarını diğer odaya götürmüş. Gece başlayıp ağzına çorap sokmuş bacımın.

Daha önce de döverdi ve biz polisleri çağırırdık ölüm yok, yaralı yok derlerdi. Ama şimdi öldürdüler işte, yaraladılar. Kardeşimin boğazını kesmeye çalışmış. Kardeşim boğazını kestirmemiş, ellerini tutmuş…”

Kadın, boğazını kesmek isteyen kocasına direnmiş, bu sırada cani koca, daha büyük bıçak almak için mutfağa gitmiş. Kanlar içerisindeki Neslihan Kaya, bunu fırsat bilip, oyulan göbeğinden dışarı sarkan iç organlarını da eliyle tutarak, odadan kendini dışarı atmış. Merdivenlerden üst kata çıkarak, orada kayını ile evli olan kız kardeşi Emine Kaya’ya sığınmış...

Kız kardeş hastane önünde feryat ediyordu: “Nerde bu devletimiz, nerde bu milletimiz?”

Geçenlerde de babaları Ali Yardım tarafından öldürülen 4 yaşındaki Elif Mina ile 2 yaşındaki Miray Hira’nın annesi Dilek Yardım, çocuklarının musalla taşına konulan tabutlarına sarılarak uzun uzun ağlamış, gözyaşı dökmüştü. İki çocuğunun yanında getirdiği emziklerini öpüyordu...

Acılı anne feryat ediyordu: "İki çocuğum öldü benim, emziği elimde kaldı. Kimsecikler sahip çıkmadı bana. Korudum, kolladım, sığınma evlerinde kaldım ama sahip çıkamadım çocuklarıma. Şu anda hiç kimsem yok. Polise, savcıya ‘Beni bu adamdan kurtarın’ diye yalvardım. Kim sahip çıkacak bana, kim verecek o çocukların hesabını?”

Dilek Yardım, babası Hasan Yardım’a da isyan etti: “Kapınızı çaldım, kimse yardım etmedi. Cenazeye ne yüzle geldiniz. Hepinize yalvardım. Hiçbiriniz sahip çıkmadı bana. Hiçbirinizi istemiyorum, gidin buradan” diye bağırmıştı.

Evet, kimse sahip çıkmadı kimsesizlere, sıkıntıda olanlara, her an ölümle burun buruna gelenlere. Kimse sahip çıkmadı dövülen, sövülen analara… Cani kocaların baskısına, şiddetine, bıçağına, sopasına karşı, kimse korumadı onları…

“Ortada ölen, öldüren yok… Yaralayan yok, yaralanan yok… Bugün git, yarın gel…” dediler.
Add a comment...

Post has attachment



ALİ ERALP YAZDI:

NERDE BU DEVLET, NERDE BU MİLLET?

Baba ağlıyor… Kadın ağlıyor… Kadın, tam 38 yerinden bıçaklanan kız kardeşi için ağlıyor, haykırıyor, feryat ediyor.

Onun cani, sapık kocasını anlatıyor:

“4 senedir hepimizi tehdit ediyordu… Biz devlete sığındık, gelip almadılar. Bacımı gelip parçaladı. Sürekli bizi tehdit ediyordu, sürekli biz devlete haber veriyorduk, ama gelip almıyorlardı. Bacımı paramparça etti, ciğerlerini deşti, dolma oyar gibi oydu. Çocuklarını diğer odaya götürmüş. Gece başlayıp ağzına çorap sokmuş bacımın.

Daha önce de döverdi ve biz polisleri çağırırdık ölüm yok, yaralı yok derlerdi. Ama şimdi öldürdüler işte, yaraladılar. Kardeşimin boğazını kesmeye çalışmış. Kardeşim boğazını kestirmemiş, ellerini tutmuş…”

Kadın, boğazını kesmek isteyen kocasına direnmiş, bu sırada cani koca, daha büyük bıçak almak için mutfağa gitmiş. Kanlar içerisindeki Neslihan Kaya, bunu fırsat bilip, oyulan göbeğinden dışarı sarkan iç organlarını da eliyle tutarak, odadan kendini dışarı atmış. Merdivenlerden üst kata çıkarak, orada kayını ile evli olan kız kardeşi Emine Kaya’ya sığınmış...

Kız kardeş hastane önünde feryat ediyordu: “Nerde bu devletimiz, nerde bu milletimiz?”

Geçenlerde de babaları Ali Yardım tarafından öldürülen 4 yaşındaki Elif Mina ile 2 yaşındaki Miray Hira’nın annesi Dilek Yardım, çocuklarının musalla taşına konulan tabutlarına sarılarak uzun uzun ağlamış, gözyaşı dökmüştü. İki çocuğunun yanında getirdiği emziklerini öpüyordu...

Acılı anne feryat ediyordu: "İki çocuğum öldü benim, emziği elimde kaldı. Kimsecikler sahip çıkmadı bana. Korudum, kolladım, sığınma evlerinde kaldım ama sahip çıkamadım çocuklarıma. Şu anda hiç kimsem yok. Polise, savcıya ‘Beni bu adamdan kurtarın’ diye yalvardım. Kim sahip çıkacak bana, kim verecek o çocukların hesabını?”

Dilek Yardım, babası Hasan Yardım’a da isyan etti: “Kapınızı çaldım, kimse yardım etmedi. Cenazeye ne yüzle geldiniz. Hepinize yalvardım. Hiçbiriniz sahip çıkmadı bana. Hiçbirinizi istemiyorum, gidin buradan” diye bağırmıştı.

Evet, kimse sahip çıkmadı kimsesizlere, sıkıntıda olanlara, her an ölümle burun buruna gelenlere. Kimse sahip çıkmadı dövülen, sövülen analara… Cani kocaların baskısına, şiddetine, bıçağına, sopasına karşı, kimse korumadı onları…

“Ortada ölen, öldüren yok… Yaralayan yok, yaralanan yok… Bugün git, yarın gel…” dediler.
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded