Profile

Cover photo
Yılmaz Özdil
Worked at Hürriyet
9,418 views
AboutPostsPhotosVideos

Stream

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
Zavallı dolar
Nisan 2011...

“ABD Merkez Bankası’nın gevşek para politikasına devam edeceğini açıklaması, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.45 liraya geriledi.”
*
Mayıs 2011...
“Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet’nin faiz artırımını ertelemesi, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.50 liraya geriledi.”
*
3 Haziran 2011...
“Anketlere göre AKP’nin tek başına iktidarına devam edeceğinin anlaşılması, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.55 liraya geriledi.”
*
13 Haziran 2011...
“Seçim sonuçları piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.58 liraya geriledi.”
*
Temmuz 2011...
“Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın dövizdeki yükselişe izin vermeyeceğini açıklaması, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.66 liraya geriledi.”
*
Ağustos 2011...
“Türkiye’nin krizdeki Yunanistan’ın doğalgaz borcunu ertelemesi, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.70 liraya geriledi.”
*
2 Eylül 2011...
“Dokuz günlük Ramazan Bayramı tatili liraya yaradı, piyasaların kapalı olmasına rağmen, dolar sert düştü, 1.73 liraya geriledi.”
*
5 Eylül 2011...
“Brezilya’nın sürpriz faiz indirimi, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.75 liraya geriledi.”
*
9 Eylül 2011...
“ABD Başkanı Obama’nın açıkladığı istihdam planı, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.78 liraya geriledi.”
*
20 Eylül 2011...
“ABD ve İtalya’nın notunu düşüren Standard&Poors’un Türkiye’nin notunu yükseltmesi, piyasada olumlu karşılandı, dolar sert düştü, 1.80 liraya geriledi.”
*
Siz bakmayın bugün doların 1.84 liraya gerilemesine, yarın öbür gün olumlu bi gelişme olur, sert düşer, geriler...
E siz de olumlu karşılarsınız artık.
 ·  Translate
31
7
HıZaR Kartal's profile photoSelim ARIK's profile photoolcay şen's profile photoRamazan Tan's profile photo
3 comments
 
Önce adam gibi Türkçe yazmayı öğren
 ·  Translate
Add a comment...

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
21.Eylül.2011, Çarşamba

Tüptür, tüp...

Mitçi: Öncelikle sizlere merhaba diyorum, tanıştığımıza memnun oldum. Bu ekibin yeni üyesiyim. Burada olmaktan dolayı memnuniyetimi ifade ediyorum. Ve teşekkür ediyorum.
Terörist: Sağolun.
Öbür terörist: Bugün size kısa bir şey hazırlasak, nasıl olabilir?
Öbür Mitçi: Altı buçuğa kadar yetiştirebilirseniz... Ama ne olur on beş sayfa yazmayın, gözünüzü seveyim.
Terörist: Yok, kısa yazacağız.
Öbür Mitçi: Hakikaten kısa yazmayı bilmiyorsunuz. Bakın çok samimi söylüyorum, sıkıntı içine giriyoruz, adam sindire sindire okuma derdinde, oturuyor bir buçuk saat okuyor. Biz de mutfak kadar yerin içerisinde boş boş oturuyoruz. O okuyor, biz oturuyoruz. Onun da yazması maşallah yarım saat, kırk beş dakika sürüyor. Ona da yalvarıyoruz, ne olur kısa yaz diye.
Mitçi: Hem sizden hem sayın Öcalan’dan, yani bizim perspektifimiz bu sürecin kesintisiz devam ettirilmesi.
Terörist: Sağolun.
Öbür Mitçi: Yani en ulvi şeyi kaçırıyoruz, yemek saati geçti.
Öbür terörist: Yemekte de konuşuruz, nasıl isterseniz.
Terörist: İsterseniz ara verelim.
Mitçi: Yemekten sonra.
Terörist: Bizim güçler Türkiye’nin her tarafında var, onu söyleyelim...
Öbür Mitçi: Biliyoruz biliyoruz, metropolleri patlayıcılarla doldurdunuz.
Terörist: Yok canım.
Öbür Mitçi: Hepsini biliyoruz.

Ankara Kızılay...
Artık siz de biliyorsunuz.

www.hurriyet.com.tr
 ·  Translate
12
Add a comment...

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
20.Eylül.2011, Salı

Sevgili Şiaoşeng

(Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi ekselansları Xiaosheng Gong’a iletilmesi ricasıyla.)
*
Sevgili Şiao, hatırlarsın...
Beibei
Jingjing
Huanhuan
Yingying
Nini
Pekin olimpiyatının maskotlarıydı onlar; balık, panda, antilop, kırlangıç ve alev... Denizi, ormanı, toprağı, gökyüzünü ve olimpiyat meşalesini sembolize ediyorlardı. Aynı zamanda... Çin kültüründe “balık” bereketi, zarafeti; “panda” özgüveni, iyimserliği; “antilop” sürati, sağlığı; “kırlangıç” özgürlüğü, dostluğu; “ateş” ise samimiyeti, coşkuyu temsil ediyordu.
*
İsimleri enteresandı. Çince bilmeyen dünya çocuklarının ilgisini çeksin, kolayca akıllarında kalsın diye, tek heceli kelimeleri iki kez tekrar ederek söylüyordunuz...
Ve, bu nakaratlı heceleri tek tek yan
yana dizdiğinizde, ortaya şu cümle çıkıyordu: Bei Jing Huan Ying Ni.
*
Yani?
Pekin’e hoş geldiniz!
*
Gergin bakışlı, standart suratlı tiplersiniz ama... Muzip muzip gülümseyerek, dünya çocuklarına verdiğiniz sürpriz mesajdaki “zeka”ya hakikaten şapka çıkarmıştık.
*
Maskot sanmıştık... Halbuki, dünyaya ni’çin tur bindirdiğinizi anlatıyorlardı.
*
Aslında, biz de bi zamanlar böyle, sevimli maskotla başlardık eğitime...
Cin Ali’miz vardı. Çöp çocuk... Gövdesi, kolay çizelim diye çizgiden ibaretti. Maceralarını takip eder, eğlene eğlene okumayı sökerdik. Haşarı, yerinde duramayan... Sorgulayan, araştıran bi çocuktu. Okumayı öğretir, arkadaşlığı, hayvanları, doğayı sevdirirdi. Kırlara gider, okula gider, hayvanat bahçesine gider, tatile giderdi ama... Lakabı cin olmasına rağmen, dini mevzulara hiç girmez, camiye gitmezdi mesela... E layığını
buldu. 2005’te müfredattan çıkarıldı.
*
Çünkü, vizyonumuz değişmişti...
Çizgi kahramanlarla olmazdı, ciddi işti.
Başbakanımız bizzat eline tebeşir aldı.
Geçti karatahtanın önüne...
Milli Eğitim’in sembollerini yazdı:
Oku
Düşün
Uygula
Neticelendir.
*
Baş harflerini diz...
ODUN
*
Ve, bu vizyonla...
Dün okullarımız açıldı.
Tebeşir Çin malı.
Kalem, kalemtıraş, silgi...
Defter Çin malı.
Matara Çin malı.
Abaküs, kalem kutusu, kuru-sulu-pastel boya, beslenme çantası, yapıştırıcı, mürekkep, karatahta, sınıf duvarlarına asılan harita, termometre, kâğıt, karton, dosya, kravat, her 10 okul çantasının 9’u... Korkma sönmez bu şafaklarda filan, Türk bayrağı ithal ediyoruz Çin’den.
*
Dolayısıyla Şiaocuğum... Senden ricam, bi tane “Çin Ali” icat edin de, odun’su eğitimimiz eksik kalmasın kardeşim.
Yılmaz

www.hurriyet.com.tr
 ·  Translate
12
Add a comment...

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
23 Eylül 2011

5N1K

Memleketin birinde... Kayıt kuyut hak getiredir, dingonun ahırıdır, herkes kafasına göre vergisiz algısız ticaret yapmaktadır. Mesela, gözlükçü’nün biri aynı zamanda oto alım satımıyla uğraşmaktadır.
*
Bi gün emekli bi polis memuru gelir gözlükçü’ye, otomobil alır, ruhsatı kendi üstüne değil, kızının üstüne yapar. Sonra da gözlükçü’den aldığı otomobilin fotoğraflarını internete koyar, satılığa çıkarır... Ki, belki daha iyi fiyata gider, arada yolumu bulurum diye düşünür.
*
Gel zaman git zaman... Biri telefon eder, talip olur, tiko para, emekli polis’in gözlükçü’den alıp, kızının üstüne yaptığı otomobili satın alır. Ancak, hem sahte kimlik kullanır, hem de ruhsatı kendi üstüne yapmadan alır. Kime ne birader? Dedim ya, sanırsın dingonun ahırıdır.
*
Bombayı bagaja koyar, götürür patlatır.
Derhal soruşturma açılır...
Son sahibi bulunur, ki, eyvah!
*
Emekli subay olsa, şahanedir...
“Bombalı aracı teröriste satan kişi, şu isimli emekli subay çıktı sayın seyirciler” demesi pek lezzetlidir. “Söz konusu subay, şu şu şehirlerde görev yapmıştı, oralardaki terör olaylarının altında da bu subay varmış meğer” açıklaması tadından yenmez.
*
Gel gör ki... Polistir.
*
Ve, o emekli polisin başına gelen, aslında herkesin başına gelebilir. Üç kuruş çorba kapayım derken, hiç günahı olmadığı halde, berbat bi hadisenin içine düşmüştür. Çünkü, hiçbir terör örgütü, arkasında kabak gibi iz bırakacak birinden otomobil satın almaz. Tesadüfen seçer. Kabak, tesadüfen seçilen kişinin başına patlar. Bu emekli polisin başına gelen de budur.
*
Üstelik, böyle bi hadiseye emekli polisin karıştığının açıklanması, yanlış anlaşılmalara, kurcalamalara, öküzün altında buzağı aranmasına sebep olabilir.
Dolayısıyla açıklanmaz, gizlenir.
*
Ayrıca... Otomobilin son sahibinin ismi de verilmez, kodlanır, ki, doğrusu da zaten budur. Günahsız insanları, sırf tesadüfen ismi karıştı diye teşhir etmek, hem hukuka aykırıdır, hem ayıptır. İsmi kodlanan kişi, otomobili galeriye satmış, galeri de teröriste satmış denir, geçilir.
*
(Gazeteciliğin temel kuralı, güya 5N1K’dır... Hiçbir gazeteci çıkıp da, kodlanan isimdeki “N” nedir, “K” kimdir, sormaz. Galeri hangi galeri, nerde, var mıdır öyle bi galeri, merak bile etmez.)
*
Az biraz geçer... Patlamanın yaşandığı bölgedeki dükkan kameraları incelenir, şüpheli bi şahıs tespit edilir, aranır taranır, bi başka şehirde enselenir. Gazetecilerin kulağına üflenir, gazeteciler de balıklama atlayıp, kulağına üflendiği şekilde anlatır: Şüpheli şahıs “komutanlık ve orduevi”nin bulunduğu bölgede enselendi, tadından yenmiyor sayın seyirciler!
*
(Gerçi, üç buçuk saniye sonra, bizzat vali tarafından limon sıkılarak, komutanlık etrafında enselenen şahsın, o şahıs olmadığı, kendi halinde turizmci olduğu açıklanır ama, olsun gari... Gazetecilerden daha iyi bilcek değildir herhalde vali... Enselendiğine göre, enselenmiştir.)
*
Ve, yukarıdaki satırlar tamamen hayal mahsulüdür... Yaşansa yaşansa, anca angutların gazetecilik yaptığı memleketin biri’nde yaşanabilir. Bizim memleketimizde asla böyle şeyler yaşanmaz.
 ·  Translate
19
4
Add a comment...

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
22.Eylül.2011

Waldorf Astoria filan...

New York’a ilk Celal Bayar gitmişti, Waldorf Astoria’da kalmıştı. Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Tansu Çiller, hep Waldorf Astoria’da kaldılar.

Başbakanımız sevmiyor Waldorf Astoria’yı... Ritz Carlton’da kaldı, St. Regis’te kaldı, en çok The Plaza’da kaldı. Beatles da orada kalırdı. Marilyn Monroe jartiyerli pozunu orada verdi. Onassis beş çayına oraya gelirdi. Sex and the City’nin, Gossip Girl’ün bazı bölümleri orada çekildi. Başkan Nixon’ın kızı orada evlendi. En dandik odası 1.200 dolarcık, süitleri 20 bin dolarcık... Her şey dahil değil maalesef, yersen, tabağı 400 dolarcık... Muslukları altın, 24 ayar, odalarını Versace tasarladı, Louis XV’den esinlenmiş, koltuk moltuk antika, bornozları altın sırmalı... “Ya araklanırsa?” derseniz, sıkmayın canınızı, otel müdürü gülümseyerek “üstünde amblemimiz var, reklamın iyisi kötüsü olmaz” diyor. Başbakanımız gibi, Cumhurbaşkanımız da The Plaza’da kalıyor. Sahibi Suudilerdi. İsraillilere satıldı.

Sanırım o nedenle, bu sefer The Plaza’da kalmadı, The Peninsula’yı tercih etti Başbakanımız... Ancak,
kadere bak, Obama’yla mecburen Waldorf Astoria’da görüşmek zorunda kaldı.

Başbakanımız gibi, Bülent Ecevit de sevmezdi Waldorf Astoria’yı... The Westbury’de kalırdı. Ancak, kadere bak,
bi gün onun yolu da Waldorf Astoria’ya çıktı. Sene 1976’ydı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın ikinci yıldönümünü kutladığımız gün, MTA Sismik-1 Hora, petrol aramak için Ege’ye açıldı. Ve, tarihi rest çekildi: “Yunanistan müdahale ederse, vururuz!”

1942 modeldi Hora... 55 metre boyunda, 9 metre enindeydi. İhtilaflı sularda petrol aramak için Norveç gemisi kiralamıştık. Yunanistan bastırınca Norveç kıvırmış, kaçmıştı. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar vermiş, teknolojik cihazlarla donatıp, Ege’ye salmıştık.

Türk ve Yunan orduları teyakkuza geçmişti. Çatışma an meselesiydi. Kaddafi, Ankara’ya mesaj gönderip “Libya’ya ait Mirage savaş uçakları Türk Hava Kuvvetleri’nin emrindedir” demişti.

Başbakan, Demirel’di. Ancak, işin adresi belliydi. ABD Başkanı Gerald Ford, başbakanı değil, Bülent Ecevit’i Beyaz Saray’a davet etti. Kıbrıs Fatihi’ni ikna etmeye çalışacak, ağzını burnunu dağıttığımız Yunanistan’ı daha fazla hırpalamamamızı rica edecekti. Diplomatik mesajlar çoktan verilmişti zaten... Ege’ye çıkmanıza karışmayacağız, Hora’ya kimse dokunmayacak, istediğiniz yerde petrol arayabilirsiniz, yeter ki yeni bi savaş çıkarmaya kalkmayın.

Ecevit kabul etti. İlk durağı, New York’tu. Dedim ya, Waldorf Astoria’yı sevmezdi, The Westbury’ye yerleşti. Türk işadamlarının vereceği yemeğe katılacak, sonra Washington’a geçecekti. Kaderin cilvesi olsa gerek, onuruna verilen yemek, Waldorf Astoria’daydı.

Geldi Waldorf Astoria’ya, lobiye girdi, işte o anda olanlar oldu... Stavros Psihopedrisdes isimli Kıbrıslı Rum, tabancasını çıkardı-toplu Smith Wesson- geberrr diye bağırarak, Ecevit’e doğrulttu. Ölüm, salise kadar yakındı, hayat, adeta film şeridi gibi donmuştu. Bernard Johnson hariç... Siyahi FBI ajanı Bernard, merminin üstüne atladı, tetiği çekemeden Stavros’u yıktı.

Şok üstüne şok yaşanıyordu, çünkü, Bernard yere yıktığında Stavros’un kolu koptu! En azından herkes öyle sandı. Meğer... EOKA militanıymış, barış harekâtımız sırasında el bombası fırlatmaya çalışırken, elinde patlamış, kolu kopmuş, takma kol kullanıyormuş iyi mi.

(28 yaşındaydı Stavros...
Atina derhal “CIA ajanı” olduğunu iddia etti. Soruşturmada Yunan İstihbaratı’nın adamı olduğu ortaya çıktı. Bir ay önce New York’a gelmiş, bir gün önce Park Lane Hotel’de kasiyer
olarak işe başlamıştı. Güya yargılandı... Rum lobisi devreye girdi, bir sene bile yatmadan, 100 bin dolar kefaletle bırakıldı, yırttı. Sonra ne oldu bilmiyorum.)

(Ecevit, memlekete döner dönmez ilk iş, Bernard’ı davet etti. Bernard, ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’ın özel izniyle geldi. Önce İstanbul’u gezdi, ardından başkente geçti. Ecevit, hayatını kurtaran Bernard’ın onuruna, Ankara Marmara Oteli’nde yemek verdi. Sarılıp, öpüştüler, uğurlandı. 23 sene sonra, 1999’da... Ecevit, başbakan olarak gene New York’a gitti. Hiç hazzetmediği halde, inadına, Waldorf Astoria’da kaldı. Türkevi’ne konferansa gittiğinde, kendisini acı-tatlı sürpriz bekliyordu. Bernard oradaydı... Terfi etmiş, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın
New York Güvenlik Başkanı olmuş ve Ecevit’i ziyarete
gelmişti. Sarıldılar, sohbet ettiler, korkunç hadiseyi kahkahalarla andılar, ayrıldılar. 7 sene sonra, 2006... Ecevit vefat etti. Rahşan hanıma gönderilen taziye mesajları arasında, emekliye ayrılmış olan Bernard Johnson’ın satırları vardı: Büyük bir insanın ölümünü öğrenmekten dolayı derin üzüntü içindeyim, size ve Türk milletine başsağlığı dilerim...)

Oofff of.

İnisiyatif bizdeydi.
Kıbrıs bizimdi.
Petrolü biz arıyorduk.

Ve bugün...
Başbakanımızla aynı Waldorf Astoria’da buluşan Obama “sakın ola Rumlara dokunmayın” dedi. Çünkü,
otel aynı otel ama, petrolü
arayan biz değiliz maalesef.
AB üyesi Rumlar.

Bizi sorarsan...
Taa 1976’nın bile öncesine döndük, petrol aramak için
gene ve hâlâ Norveç gemisi kiralamaya çalışıyoruz!

Belki biraz daha offf
çekersiniz diye, bi ilave yapıp
öyle bitireyim bari.

Aynı 1976’da... Hora, petrol kaynaklarını tespit edip, yurda döndü, törenlerle karşılandı. Galiba makûs talihimiz değişiyordu, sevinçten havalara uçuyorduk ki, sadece 10 gün sonra... Yeşilköy Havalimanı
kan gölüne döndü! İstanbul’dan Tel Aviv’e gitmek üzere olan
İsrail El Al yolcu uçağı, dört Filistinli tarafından kaçırılmaya çalışıldı. Uçağa binerken birinin
el bombası yanlışlıkla patladı, paniğe kapıldılar, otomatik silahlarını çıkarıp, transit salonunu taradılar, biri İsrailli biri Amerikalı biri Japon üç kişi öldü, dördü Türk 34 kişi yaralandı. Çatışma 1.5 saat sürdü. Havaya uçan militan öldü, iki militan sağ ele geçirildi, biri kayboldu. Kayıp militanın, kaşla göz arasında
El Al uçağına atılıp, İsrail’e götürüldüğü ortaya çıktı.

www.hurriyet.com.tr
 ·  Translate
16
2
HıZaR Kartal's profile photoAYSE AKBAS's profile photo
2 comments
 
 
Modern yaŞamı  geLişmeyi..hayata ayrıntılı bakmayı sewiYoz  aqa  adımıZa demokrat demiŞler..)ModeLimiz  beLLi..))ne  diim  abii..sadece iZMir  sewmiYo  dedin  bi  konuşmanda  GireSun  da  sewmez..qiresunluyuz  icabında..hawa alanında  Çalışıyoprum.asLanlar  qibi sağLamız  abi..eSeiYoz...sol  Cuysak  solCuyuz  e4n ...Bu  vatana  sadewce  sağCılar  Canını  vermiYo..Topal oSManın  torunlarıyız  doĞruyu  eğriYi  ayırmaSını  biliriz...üç  .beŞ  takunyalıya  Boyun  eğmiCez  son  nefesimize  kadar...))  O  kadarrr..)  Hürmetler  abi..yeter  qafanı  ŞiŞirmimm   ]
 ·  Translate
Add a comment...

Yılmaz Özdil

Shared publicly  - 
 
18.Eylül.2011, Pazar

Model ülke

Hadi gözünüz aydın...
Kıdem tazminatında “Avusturya” modeline geçiyoruz. Kıdemi her sene sıfırlayan “Brezilya” modeli düşünülüyordu ama, tazminat yerine babayı veren model daha makul bulundu.
*
Ve, aslına bakarsanız, Celal Bayar’ın “Küçük Amerika olucaz” modeliyle başladı her şey...
*
Gerisi çorap söküğü.
*
“Sovyet” modeline özenen oldu. “AB” modeli popüler değilken... Özal çıktı “Japon” modeli önerdi. Sonra baktık ki, Japon modeli için çalışmak gerekiyor, bize uymaz, e oralara kadar gitmişken direksiyonu “Asya” modellerine kırdık, “Kore” olalım, “Tayvan” olalım, “Hong Kong” olalım, bari “Singapur” olalım filan derken, Erbakan çıktı “Endonezya” modeli istedi.
*
Gel zaman git zaman...
Küçük Amerika’ya Büyük Amerika dedi ki, siz en güzeli “Malezya” modeli olun!
*
Teröre karşı “İspanya” modelini inceledik, “İrlanda” modelini inceledik, fellik fellik model aradığımızı görünce, Apo dayanamadı, “İskoçya” modelini, “Galler” modelini ve “Güney Afrika” modelini tavsiye etti. Bakanlar kurulumuzun yeni hali “Almanya” ve “Finlandiya” modellerinden örnek alındı. Başkanlık sistemi için “Fransa” modeli üzerinde çalışıyoruz.
*
Sağlık Bakanlığımız üniversite hastaneleri için “ABD” modeline geçmeyi planlıyor. Tarım Bakanlığımız küçükbaş hayvancılık için “Avustralya” modelini ve “Yeni Zelanda” modelini incelerken, büyükbaş modellerimizi “Uruguay” modelinden getirtiyor. Yoksullara yönelik mikro kredide “Bangladeş” modeli uygulanıyor. TRT’den şifresiz maç yayını için “Arjantin” modeli benimsendi. Kültür başkentimiz İstanbul desen... “Dubai” modeliyle tanıtıldı.
*
Sosyal güvenlik reformumuz “Şili” modeli... Kıbrıs’a “İsviçre” modeli, “Porto Riko” modeli ve “Çek Cumhuriyeti” modeli isteniyordu, “BM” modeliyle referandum yaptık, neticede “Belçika” modelinde karar kıldık. İşsizliğe “Danimarka” modeliyle çare aranıyor.
*
İğneden ipliğe alışveriş “Çin” modeli... Masajda “Filipin” modeline geçtik. Hizmetçilik sektörü “Moldova” modeline yöneldi. İhtiyarlarımıza “Bulgar” modeliyle bakıyoruz.
*
Kaçak elektriği “Güney Afrika” modeliyle önleyeceğiz. Kayıt dışı ekonomiyle mücadele için “Güney Kore” modelini araştırdık, “İngiliz” modelinde karar kıldık. AB’yle müzakere için “Hırvatistan” modelini uygun bulduk, “Norveç” modeliyle rest çektik. Güneydoğu’yu “Hindistan” modeliyle kalkındıracağız. Erozyona karşı “Hollanda” modeli beğenildi.
*
“Pakistan” modeliyle üretiyoruz. Ormanlarımızı “Finlandiya” modeliyle geliştiriyoruz. Bilişim suçlarıyla mücadele için “Estonya” modeli mercek altına alındı. Mesleki eğitime “İngiliz” modeli getiriliyor. Zorunlu organ bağışı için “İran” modeli tartışılıyor. Nükleer santralı “İrlanda” modeliyle ihale ettik. Yabancılara “İspanya” modeliyle mülk sattık.
*
Köyden kente göç eden kadınlarımızın sorunlarını “İsveç” modeliyle çözeceğiz, ki malum, tıpatıp benzeriz İsveç’e... Balıkçılığımızı “Norveç” modeliyle kurtaracağız. Harran’daki tarihi dokuyu “İtalya” modeliyle koruyacağız. Zeugma’yı “Mısır” modeliyle turizme kazandıracağız. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için “İzlanda” modeli gündeme alındı, tasarruf için “Küba” modeli inceleniyor. Su israfını “İsrail” modeliyle önleyeceğiz.
*
Yargının yükünü azaltmak için “Japonya” modeli masaya yatırıldı. Başbakanımız talimat verdi, olimpiyatlardaki madalya sayısını arttırmak için “Jamaika” modeli ve “Kenya” modeli üzerinde durulacak. Kömür madenlerindeki grizu patlamalarına karşı “Kanada” modeline geçiliyor. “Kolombiya” modeliyle uyuşturucuyla mücadele edeceğiz. Yabancı dil eğitimi için “Lüksemburg” modeline, TBMM içtüzüğünü yenilemek için “Macaristan” modeline geçildi.
*
Kemal Kılıçdaroğlu aman ben geri kalmayayım dedi, İzmir’e “Tayland” modeli önerdi.
*
Turizme “Malta” modeli istendi. Merkez Bankamız döviz ihalelerini “Meksika” modeliyle yapıyor. Antalya’ya “Monako” modeli müjdesi verildi. Mobeseli trafik denetimlerinde “Norveç” modeli uygulanıyor. Okulöncesi eğitim için “Portekiz” modeli inceleniyor.
*
Dünyanın en uzun borusunu bize döşediler, “Rusya” modelinden... Kesmedi, tankerlerle doğalgaz taşıyoruz “Cezayir” modelinden... Tarımda verimliliği arttırmak için “Polonya” modeli üzerinde duruluyor. Gümrüklerimiz “Singapur” modeliyle hızlanacak.
*
Vergilerimiz “Zammm’biya” modeli... Çılgın proce “Panama” modeli... Tekel’i “Tunus” modeliyle özelleştirdik. Telekom’u “Lübnan” modeliyle sattık. Serbest bölgelerde “Ürdün” modeline geçilmek isteniyor. Sigara yasağından işleri bozulan kafeler için “Yunanistan” modeli inceleniyor. Fener Patrikhanesi için düşünülen “Vatikan” modeli.
*
Aç haritayı.
Pasifik’ten Atlantik’e...
Bi tek ne modeli istemiyoruz?
Atatürk modeli.
*
Aynen devam kardeşim...
“Top” model olana kadar!

www.hurriyet.com.tr
 ·  Translate
15
1
Add a comment...
Story
Tagline
Hürriyet
Work
Employment
  • Hürriyet