Profile cover photo
Profile photo
Nihayet
72 followers -
Nihayet dergi, bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatına dair söz söylemeye gelen bir dergi.
Nihayet dergi, bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatına dair söz söylemeye gelen bir dergi.

72 followers
About
Posts

Post has attachment
Public
Nihayet, Kasım sayısında âlim-ulema konusunu ele alıyor. Diğer taraftan mendilin izinden bir kültürü hatırlatma derdinde!

Âlim kimdir? Kim âlimdir?

Bugünkü sorunumuz ve bizim de dosya boyunca müşahede ettiğimiz husus, artık âlim olmanın standart ölçütlerinden mahrum olduğumuz şeklindedir. Şu sorular cevaplanmayı bekliyor: Bir İlahiyat hocası, profesör olunca artık âlim sayılmayı hak eder mi? Bir Diyanet İşleri Başkanı her hâlükârda âlim midir? Ekranların ya da internet ortamlarının popüler vaizleri aynı zamanda âlim midirler? Birimizin âlim dediğine, diğerimiz niçin demiyor?

Bu sayı dolayısıyla günümüz şartlarında bir âlim olarak kabul edilmenin muteber, standart, bağlayıcı şartlarına ulaşmamız ve bunu ikna edici biçimde ortaya koymamız gerektiği kanaatine vardık.


Ulema dosyası yazılar:

Asım Cüneyt Köksal, İslam âlimine dair

Özgür Kavak, Âlim: İlmiyle amil

İsmail Kara, “Gerçek manasıyla bir grup, bir gelenek ve üslup, bir statü ve dil olarak ilmî otorite ve âlim yok artık Türkiye’de.”

Bedri Gencer, Âlimin yedi vasfı

Bilal Aybakan, Fıkhın Aristo’su olmak

Süveyda Aktürk, Arafta kalmış bir gençlik distopyası yahut yabancı vaizler

Kübra Kuruali Yaşar, Soruşturma: “Söyle bakalım sence âlim kim?”

Necdet Subaşı, Değişen dünyada âlimin rolü

Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Dünya üzerinde, geniş bir coğrafyada temsil edilme imkânı bulunan üç tip evden bahsedilir: Çin-Japon evi, Roma evi, Türk evi.

Türk evi, köklerini Türklerin Orta Asya’daki geçmişinde bulmakla birlikte, batıya doğru yaptıkları yolculuk boyunca geliştirdikleri bir ev tipi. Bu evin yapı malzemesi, yapım tekniği, kat sayısı, hayatlı/avlulu olup olmaması tarih içinde bazı değişiklikler geçirmiş. Bu değişikliklerin bir kısmı topoğrafyanın getirdiği zorunluluklar sebebiyle olurken, önemli bir kısmı da dinî ilkelerin müdahaleleriyle gerçekleşmiş. Ama sonunda sonunda derken 1700’lü yıllarda bugün Türk evi diyerek işaret ettiğimiz olgun formuna ulaşmış. Bu formun imgesi o kadar güçlü ki, dergide kendisiyle yaptığımız bir söyleşisini okuyacağınız Carel Bertram’ın da gösterdiği gibi, âdeta hepimizin ortak muhayyilesinde tektipleşme imkânı bulmuş: Dar, kıvrımlı ve birçok kez yokuşlarla bezeli bir sokağın iki kenarına dizili, az pencereli alt katı taşken pencerelerle bezeli ahşap üst katı sokağa doğru merakla uzanmış, balkonsuz, hayatlı, komşusunun ışığına ve mahremiyetine duyarlı bir ev.

Bu ev artık sadece tarihin ve ortak muhayyilemizin malına dönüşmüş durumda. Son iyi ve en önemlisi de içinde bir hayatın süregittiği örneklerinin önemli bir kısmını Balkanlar’da görebildiğimiz bu ev, modern yaşamın dayatmaları karşısında önce geriledi, sonra bütünüyle gözden çıkartılarak tasfiye edildi. Bu tasfiyenin tarihi, bir yönüyle modern hijyen ve konfor alışkanlıklarının karşısındaki gerilemenin tarihiyse, bir yönüyle de kapitalizmin, rant ekonomisinin, köksüzlüğün ve geleneksel ilkelerle kavganın tarihidir.

Geleneksel dinî ilkeler, bu evlerdeki mahremiyetin, içe kapanıklığın, alçakgönüllülüğün, kanaatkârlığın, dayanışmanın, komşu hakkını gözetmenin dayanağıydı: Evlerin içi, korunaklı aile (harem) alanıydı. Evlerin bu iç bölgesine ulaşmak için izlenen yol hemen hiçbir zaman kestirme değildi. Evler, kalabalık ailelerin birlikte yaşayabileceği biçimde kurgulanmış ve böylece nesiller arası irtibatın zorunlu ve doğal mekânlarıydı. Her bir odası, aynı zamanda yatak odası, yemek odası, oturma odası ve yüklükleri sebebiyle banyo ve dolap olma kabiliyetine sahip ekonomik odalardı. Modern yaşamın getirdiği yeni alışkanlıklar ve duyarlıklar, geleneksel ilkeleri ve alışkanlıkları kovdukça, Türk evi geriledi, önemsizleşti, zaman içinde Yakup Kadri’nin Kiralık Konak’ında ya da Peyami Safa’nın Cumbadan Rumbaya’sında olduğu gibi birer nefret nesnesi hâline geldi. Dolayısıyla bu evden kopuşumuzun bir tarafı, maddi-fiziksel icbarlara dayanıyorsa, bir tarafı da geleneksel ilkelerden ve hayat biçiminden kopuşumuzdan kaynaklanıyor.

Ama yine de şu sorular hâlâ sorulabilir: Yüzlerce yıl boyunca işleye geliştire ulaştığımız bir ev terkibi bugün bize ne söylüyor? Türk evinin bugünün mimarına ve ev müşterisine bir ilham kaynağı olması mümkün mü? Yüzlerce senelik ev ve sokak terkiplerini muhafaza etmeyi başarmış olan Roma, Toledo ya da Fez gibi şehirlerin modern yaşama direnen dokusunun bizde uyandırdığı hasret, biraz da bu benzersiz ev terkibimize duyduğumuz özlemden mi besleniyor? Ne dersiniz?

Ahmet Murat
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Eylül sayımız bayilerde! "Hababam sınıfı çok mu haksızdı?" ‬
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Ağustos sayımız bayilerde!

“Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?” http://www.nihayet.com/tum-sayilarimiz/editorden/
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Dersimiz amentü, konumuz meleklere iman

Bizim ebeveynlerimiz, tarım toplumunda doğup sanayi toplumunda büyüyen bir kuşaktı. Onlar amentünün esaslarını, tarım toplumunun nasip ve bereket üzerine kurulu metafizik dili üzerinden naklettiler. Biz, onların dilinden yerleri ve gökleri, dünyayı ve ahireti meleklerle kuşatılmış bir iklim içinde idrak ettik. Lakin bu dil, dijital kültür için yeterli değil. O yüzden dijital yerliler için amentü bahsi ayrı bir önem taşıyor.

Hakikati parantez içine almadan yeni bir metafizik dil inşa edebilecek miyiz? Ondan da öncesinde, biz Amentü bahsinde neredeyiz?
Meleklerin bize en ziyade yoldaş olduğu bu ayda, bu soruyu gündemimize aldık. Amentüyü ders bilip hayret ve tefekkürümüzü artırmak için yola çıktık. Ve sizlere Ramazan için bir yol arkadaşı hazırladık.

Nihayet Dergi için yazdılar:

Sadettin Ökten, Babamdan öğrendiğim en esaslı kavram Cenab-ı Resulullah muhabbeti
Mustafa Kutlu, Vicdan
Mustafa Kara, Çocukluğumun amentü dersleri
Belkıs İbrahimhakkıoğlu, Melekler aile efradımızdandı
Emin Işık, Melekler, ilmin ve felsefenin değil, imanın konusudur
Süleyman Uludağ̆, Gayb Âlemi-Melekût Âlemi
Ahmet Murat, Meleklere iman eşiğ
Fatih Çıtlak, Melekler umutlarımızı besler
Kemal Sayar, Bu âlem gördüklerimizden fazlasıdır
Fatma Şengil Süzer, Ve melâiketihî
Abdullah Harmancı, Hatalarımla sevaplarımla ama daima meleklerimle yaşadım
Ömer Erdem, Çocuğu gezdiriyorlar
Kemal Sâil, Melekler, şeytanlar ve insanlar
Melike Ünal, Melek ile hayvan arasında insan
Ömer Türker, Meleklere iman
Ali Tunç, Ateş pamuğu yakacak kudrete sahip olsaydı su ateşi söndürmezdi!
Muhammed Emin Yıldırım, Furkan günü Bedir’de yardıma gelen melekler
Musa Biçkioğlu, Kudüs-vahiy-melek

Kıymetli hocalarımızla yaptığımız söyleşileri okuyunca Allah Teala’nın Kur’an-ı Kerim’de meleklerine dair çok şey söylediğini fark edeceksiniz.

Tahsin Görgün: Gayba iman, insanın özgürlüğünün teminatıdır
Hasan Tahsin Feyizli: İnsanda melekleşme istidadı vardır
Necdet Çağıl: Kâinat gibi Kur’an-ı Kerim de meleklerle dolu
Ekrem Demirli: Yeni bir metafizik inşa etmemiz gerekiyor
Sadık Yalsızuçanlar: Büyüdüğüm kültürel ortama âlemin boş olmadığı idraki hâkimdi
Şennur Dede: Şimdilerde herkes birbirinin nurunu, uğurunu, bereketini kesiyor
Uğur Eleman: Yetim bir çocuğun gözleri Rabbimizle konuşacağımız kelimelerdir


Ayrıca;

Emel Özkan, Göklerin eşrafından Cebrail
Münire Daniş, Oruçla melekleşmek
Osman Bülent Manav, İlk kelime
Suavi Kemal Yazgıç, Ya melekler olmasaydı?
Saliha Şişman, İnsanlar ve melekler tavafta birleşirler
Fatma Aygün, Cennetin kapısında Rıdvan, cehennemin kapısında Malik
Sema Babuşçu, Uhrevi makamlar
Dilan Deniz, Gül terazi
Ercan Yılmaz, Cennet damlaları
Feride İkbal, İyi huylu hayvan koyun
Kübra Demir, Lafı dilde, canı tende tutmak maharet ister
Rümeysa Şişman, Amentü gemisi nasıl yürüdü?
Emir Karakaya, ihtida ettikten sonra Tokyo Türk Camii’nde imamlık yapan Abdülkerim Shimuyama ile konuştu. Ayrıca camiin şefi Alper Gerz ile Nihayet Mutfak için bir röportaj yaptı.
Ve Mustafa Özel çağı romanlarla okumaya devam ediyor: Adam olma sanatı
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Aradığınız “ev kadını” artık burada oturmuyor!

Ne evdeki kadın sadece “ev”e ait ne de işteki kadın evinin sorumluluklarından azade. Geçim ekonomisinden üretim ekonomisine, üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine doğru seyreden değişim, en çok kadınları yerinden yurdundan etti. Bu sorunu gündemimize alarak bu ay “ev kadını” meselesini teorisiyle, pratiğiyle anlamak üzere yola çıktık.

Fatma Barbarosoğlu, Ergün Yıldırım ile muhafazakâr erkeklerin çalışan kadınlara yönelik geliştirdiği olumsuz imajların inşa sürecini konuştu: Kadın ‘ocak’ını kaybedince ev kadını oldu.

Ayşe Böhürler, Nazife Şişman’a anlattı: İslam coğrafyasının ev kadınları Türkiye’nin ev kadınlarına pek benzemiyor.

Sema Karabıyık, evdeki kadının ekran tarafından heba edilen pasif zamanını yazdı: Ev kadınlarının televizyonla imtihanı

Seyhan Büyükcoşkun yazısında popüler kültürün kadınlara “ev kadını” adı altında yüklediği negatif imajları anlattı: Evin kadınlarına iade-i itibar

Yıldız Ramazanoğlu, “Ev kadınlarının kırpık zamanları”na dair bir öykü yazdı.

Beyza Karakaya, “sunum merkezli” genç ev kadınlarının gerçek dışı kurgusal zamanına dair yazdı: Instagram’ın evcilik oynayan kadınları

Betül Şatır, değişimin izini ninesinden kendisine uzanan yolculuk üzerinden sürdü: Nineden toruna dört kuşağın emeği

Ev Kadınları Derneği Başkanı Emine Köseoğlu anlattı: Bir misafirlik canımız var

Nihayet Mutfak’ta Neşe Kaya ev kadınlığından restoran sahipliğine uzanan hikâyesini Kübra Kuruali Yaşar’a anlattı: Huzur elinizin değdiği her şeye geçer



Yazarlarımız ev kadını meselesine çeşitli açılardan bakan yazılar kaleme aldılar:

Münire Daniş, Cennetle müjdelenen o kadınlar nasıl yaşadılar

Emel Topçu, Almanya’da ev kadını olmak

Özgen Felek, Amerika’nın ev kadınları

Fatma Tunç Yaşar, İlle de fennî/ilmî ev kadını yetiştirmek

Betül Yeşil Çelik, Ben ev hanımı ol(A)madım



Ayrıca;

Sema Babuşçu, Üç kutlu ayın nağmeleri

Ayşe Sevim, Bazen zaman güzel bir tablo gibi sabitlenir zihinde

Ercan Yılmaz, Erguvan bayramı

Aybala Hilal Yüksel, Ev kadını Nadide’nin aşırı absürt ikinci baharı

Selcen Yüksel Arvas, Sosyal medyalı ev oturması

Emine Batar, Gün doğumundan gün batımına çalışan annem…

Seda Şennik Ateş, Bir ömürlük hatıra memleketim Tosya



Ve Mustafa Özel çağı romanlarla okumaya devam ediyor: Efendi değil, uşak ol!
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Çocuk yetiştirmek bu kadar zor mu?

Çocuğa verilen “değer” çağdan çağa, toplumdan topluma değişir. Hiçbir dönem günümüzdeki kadar bedenen ve ruhen güçsüz kalmaz çocuklar. Günümüz çocukları, ya annesi tarafından örgütlenmiş “aktivite zamanı” içinde ya da “ekran zamanı” içinde yaşamaya mahkûm.
Bu ay, çocuklarımız uzaktan kumanda ile yönlendirebileceğimiz bir makine değil diyor ve ebeveynlere soruyoruz: Çocuk yetiştirmek bu kadar zor mu?

Nuray Yıldız, Fatma Barbarosoğlu’na anlattı: Şefkate ve ilgiye ihtiyacı olanlar sadece kendi çocuklarımız değil

Nazife Şişman: Anneliğin gizli ve aşikâr tarihi

Beyza Karakaya: Çocukluğun ve çocukların sessiz tarihi

Fatıma Tuba Yaylacı: Çocuklar için zamanı yapılandırmalı mıyız?

90 yaşındaki Zehra nine, zor zamanlarda anne olmanın hikâyesini Betül Şatır’a anlattı: Dünya tarlasına ekildik, elbet bir gün biçileceğiz.

Ali Ayçil, Masal halkı
Münire Daniş, Çocuk(la) olmak
Mustafa Çiftci, Veledşahi aileler
Emel Topçu, Suriyeli çocuklar
Seda Akbıyık, Ekranlarla şekillenen çocuk beyni
Doç. Dr. Murat Coşkun: Sınırların muğlaklığı çocukları olumsuz etkiliyor
Serap Buharalı: Annelik bir yarış değildir
Fahrunnisa Erdem: Doğal annelerden uzman annelere
Kübra Kuruali Yaşar, Son yılların en moda filmi: mükemmel annelik
Süveyda Aktürk, Hem doğal hem profesyonel baba olma kılavuzu
Serap Kabakçı, İhtiyaç ile israf arasında bebek çeyizi
Ayşe Meryem İnanılmaz, Anne doğulmaz, anne olunur
Betül Yeşil Çelik, Layk keyfi
Fatma Tunç Yaşar, “Adam gibi çocuk yetiştirmek”
Sema Babuşçu, Şarkısız çocukluk
Nihayet Mutfak’ta lise son sınıf öğrencisi Mustafa Uğur Kurtoğlu ile konuştuk. İçine girdikçe sevdiği mutfağı ve şef olma hayalini anlattı.
Ayrıca;
Ercan Yılmaz, “Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli”
Aybala Hilal Yüksel, Öksüzün haysiyeti
Selcen Yüksel Arvas, WhatsApp veli grupları
Kübra Demir, Kimse yoğurdum ekşi demez
Dilan Deniz, Kars’a gitmek için Kars’a gidilir
Figen Tekine, Fasl-ı Lale
Feride İkbal, Hacı leylekler dönüyor

Ve Mustafa Özel çağı romanlarla okumaya devam ediyor: Hasta para toplumu bozar
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Yeni sayımız bayilerde!

20. yüzyıldan 21. yüzyıla kadınların anlatıla(maya)n hikâyesi
Bir tarafta Batılı tüketiciler için inşa edilmiş otobiyografiler, romanlar var; diğer tarafta ninelerimizin yaşadığı göç, gurbet, sürgün hikâyeleri… Ve her birinin kadın kahramanları… Onlar hep kendilerini anlatmaya niyet etti ama hiçbir zaman anlatılan sadece kendi hikâyeleri olmadı. Devreye giren imajlar savaşında, hikâyeleri muktedir olanların elinde şekillendi.
Bu ay 20. yüzyıldan 21. yüzyıla kadınların anlatılan ve anlatılamayan hikâyelerini ele aldık.
Photo
Add a comment...

Public
Yeni sayımız çıktı!
Ruhunu teslim ederken torunlarının arkasında fon olan o yaşlı adam ne hissetmişti acaba?
Hastalar insandır. Hastalar öz çekim tutkumuzu gidermeye yarayan fon değildir.
Hastalar insandır, iyileşmek için itinaya, ilgiye, bakıma muhtaçtır.
http://www.nihayet.com/tum-sayilarimiz/subat-2017/editorden/
Add a comment...

Post has attachment
Aralık sayımız bayilerde! "Gençlik oyuna geldi!"
Geleceğin dünyasının temelleri dijital oyunlar üzerinden atılmaya başlandı. Gençler video oyunlarıyla yeni iş ve eğlence endüstrisine alışmış görünüyor. Bizler ise bedenin parantez içine alındığı bu dünyaya yabancıyız.
Bu ay gençlerin oyun oynarken aldığı zevki, oyuna başlama ve bağlanma süreçlerini, kimlerin nasıl “gamer” olduğunu yine onların mihmandarlığında anlamaya gayret ettik. Kendini dindar olarak tanımlayan gençlerin oyunlarda Amerikan askeri olup, Orta Doğulu “kötü adamların” peşine düşmekten rahatsız olmamasına şaşırdık. Ekonomik kriz ve işsizliğin artışı ile video oyunları arasındaki irtibata dikkat çektik.
Hayatımızın Hikâyesi’nde, bireyin küresel ekonomide yaşadığı sürüklenmeye bir çözüm gibi gördüğü video oyunlarının bizi nasıl bir geleceğe hazırladığını ele aldık.
Photo
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded