Profile cover photo
Profile photo
Kemal Türkeli
24 followers -
Matematik Öğretmeni
Matematik Öğretmeni

24 followers
About
Posts

Post has attachment
Zırhlı aracın ezdiği 85 yaşındaki kadının davası sil baştan
Diyarbakır'da zırhlı araçla ezilerek öldürülen 85 yaşındaki Pakize Hazar'ın davası yeniden görülecek.

Devlet dilerim kendi çalışanı suçluyu kayırmaz.
Dikkatsiz olmasını cezalandırır.

Yayınlanma tarihi: 22 Eylül 2018 Cumartesi,

Yaşlı kadının ölümüne neden olan zırhlı aracın sürücüsüne 6 yıl hapis istemi
Haber görseli
Lice'de korkunç iddia: Ablamın parçalarını bana toplattılar
Trafiğe kapalı yolda 85 yaşındaki Pakize Hazar’ı ezerek ölümüne neden olan uzman çavuş S.K.'ye, yargılandığı davada “iyi hal” indirimi uygulayanak 20 ay hapis cezası verilmişti. Cezanın ertelenmesi kararına dönük üst mahkemeye yapılan itiraz kabul edildi. Dava yeniden görülecek.

Diyarbakır ’ın Lice ilçesinde 14 Haziran 2017 tarihinde maaşını almak üzere gittiği, trafiğe kapalı Mümin Ağa Caddesi üzerindeki PTT Şubesi’nin önünde 85 yaşındaki Pakize Hazar’ı ezerek ölümüne neden olan kirpi tipi zırhlı aracın sürücüsü uzman çavuş S.K. hakkında açılan davada geçtiğimiz 6 Haziran’da karar çıkmıştı.

Lice Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen yargılama sonucu sanık S.K.’ye “taksirle ölüme neden olma” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası verilmiş ve hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karara verilmişti. Sanığın 5 yıl içinde herhangi bir suç işlememesi durumunda geriye bırakılan hükmün düşmesine karar verilmişti.

Yerel mahkemenin verdiği bu karar üzerine Hazar ailesi ve avukatları, yasaya ve usule aykırı olduğunu gerekçesiyle kararın kaldırılarak sanığın en üst sınırdan cezalandırılması için bir üst mahkeme olan Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulunmuştu.

M.A'nın haberine göre,13 Haziran’da yapılan itiraz başvurusunu değerlendiren Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi, “itiraz edenin sıfatı, maddi zararın giderilmemiş olduğunun anlaşıldığı” gerekçesiyle itirazı kabul etti.

Mahkeme, yerel mahkemenin vermiş olduğu hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına ve dosyanın gereği için Lice Asliye Ceza Mahkemesi’ne iadesine karar verdi. Verilen bu karar doğrultusunda dava dosyası Lice Asliye Ceza Mahkemesi'nde yeniden görülecek.
Add a comment...

Post has attachment
OVP'yi Ünlü Ekonomist Emin Çapa'dan dinleyin
Add a comment...

Post has attachment
Tele1 ve ABC Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile sosyolog- yazar Prof. Dr. Emre Kongar'ın hazırlayıp sunduğu 18 Dakika'da ülke gündemine dair değerlendirmeler yapıldı.
Add a comment...

Post has attachment
"İşsizim ve açım" diyerek kendini yaktı

Türkiyenin en önemli gerçeği insanlar insan onuruna yakışır bir yaşamı sürdürebilmek için iş bulamıyorlar. 16 yıldır bu işsizlik Problemi çözülebildi mi sizce?

Şanlıurfa'da işsiz bir genç kendisini yakarak ateşe verdi. "İşsizim ve açım" diyen gencin vücudunun büyük bölümünde yanıklar oluştuğu öğrenildi

Şanlıurfa 'da belediye başkanları ve milletvekillerinin aşure dağıtımı sırasında ' iş isteyen' bir genç, iddiaya göre olumsuz yanıt alınca meydanda üzerine benzin döküp ateşe verdi.

Alevler içerisinde kalan gence çevredekiler tarafından yangın tüpü ile müdahale etti. Vucudunun büyük bölümünde yanıklar oluşan genç, ambulansla hastaneye götürüldü.

Olay, akşam saatlerinde Topçu Meydanı'nda meydana geldi. İddiaya göre, adı öğrenilmeyen işsiz genç, iş başvurusu için defalarca belediyeye gelip, başkan ile görüşmek istedi.

Gencin bu isteği gerçekleşmeyince meydanda aşure dağıtımı için toplanan belediye başkanları ve milletvekillerinin bulunduğu alana gelen genç "İşsizim ve açım" diyerek yanında getirdiği benzini üstüne döküp, kendini yaktı. Bir anda alev topuna dönen gencin yardımına çevredeki esnaflar yetişti. Genç, kaldırıma uzatılarak yangın tüpü ve hortumla müdahale edilerek, yangın söndürüldü.
Vücudunun büyük bir bölümünde yanıklar oluşan genç, olay yerine çağırılan sağlık görevlilerince ilk müdahalesi yapıldıktan sonra ambulansla hastaneye kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Add a comment...

Post has attachment
Aytun Çıray: Adını koyalım, yüzde 50'ye yakın devalüasyon oldu
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Aytun Çıray, partisinin Denizli İl Başkanlığı'ndaki açıklamasında, Türkiye'nin bir ekonomik krizin başında olduğunu öne sürerek, "Yıl başından bu yana Türk milleti yüzde 45- 50 fakirleşmiştir. Devalüasyon oldu, bunun adını koyalım" dedi.

İYİ Parti'deki 12 genel başkan yardımcısı, 3 gün içinde 36 kenti ziyaret ederek, yerel seçimler öncesi parti çalışmalarının rotasını belirleyecek. Bu kapsamda İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, partisinin Denizli il teşkilatı ile buluştu. Çıray ziyaret sonrası İYİ Parti Muğla Milletvekili Metin Ergun, Denizli Milletvekili Yasin Öztürk ve Denizli İl Başkanı Hasan Akgün ile basın toplantısı düzenledi. Çıray toplantıda, ekonomiden güvenliğe, CHP'ye ait İş Bankası hisselerinden, Katar Emiri tarafından hediye edilen uçağa kadar gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu. Muğla ve Denizli'deki izlenimlerinin İYİ Parti'nin kesinlikle bir iktidar alternatifi olduğunu gösterdiğini öne süren Çıray, her iki kentteki katılım ve kalabalığı önemsediğini kaydetti.

Türkiye'nin önünde iki önemli gündem maddesi olduğunu, bunlardan birinin güvenlik diğerinin ise ekonomi olduğuna dikkati çeken Çıray, "Komşu ülkeler Türkiye'ye karşı tavır aldı. Tabii ki her zaman barış içinde olsak da teyakkuz halinde olan bir devlettik ama ilk defa sadece devletlerini değil milletlerini de karşısına alan bir pozisyondayız. Bu iktidar hem Türkiye'nin geleneksel dış politikasını küçümsedi hem de 'Yurtta sulh cihanda sulh' ilkesini bir pasifist dış politika olarak tanımladı.
Kendisinin aktif bir dış politika götüreceğini, Ortadoğu'ya örnek olacağını iddia etti ve 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'nun deneyim imbiğinden geçmiş bir Cumhuriyet dış politikasını terk etti. Rusya ve ABD, Suriye'nin paylaşılması konusunda anlaşmıştır. Hatay'ın yakını Rusya'ya, Fırat'ın doğusu ABD'ye düşmüştür. Gün gelip baktığınızda göreceksiniz ki sırtınızdan ceketinizi alıvermişler. Şu an ne yazık ki bu öngörüler gerçekleşti. Rus uçağının düşürülmesinden sonra Rusya bölgeye kalıcı olarak oturdu ve kalıcı oldu. Süleyman Şah Türbesi'ni altına tekerlek koyup çektiler. Zamanın Dışişleri Bakanı, türbenin kaçırılmasında yardım ettiği için YPG'ye teşekkür etti. Şimdi sağa sola dönüp herkesi hainlikle, PKK'lı olmakla ya da FETÖ'cü olmakla suçlayanların kendilerine dönüp bakmalarını tavsiye ediyorum" diye konuştu.

'BANKALAR KREDİ FAİZLERİNİ YÜZDE 40 İLE 70'E ÇIKARDI'

Çıray, AKP'nin ülkeyi devraldığında büyük eserler olduğunu ancak bugün satılmadık bir şey kalmadığını söyleyerek, şunları kaydetti:

"Ayrıca özelleştirmenin mantığı olan, özelleştirilen fabrikaların daha geliştirilmesi, işçi sayısının artırılması, ekonomiye daha çok katkıda bulunması gibi kavramlar kullanılmadı. Çok fabrika arsaları için satıldı. Bugün Türkiye bir ekonomik krizin başında. Yıl başından bu yana Türk milleti yüzde 45-50 fakirleşmiştir. Devalüasyon oldu, bunun adını koyalım; Türkiye'de devalüasyon oldu. 'Para dalgalandı, değerini kaybetti' gibi laflara gerek yok. Türkiye'de yüzde 50'ye yakın devalüasyon oldu. Bankalar kredi faizlerini yüzde 40 ile 70'e çıkardı. Bunu kredileri alan alan sanayiciler, bunu halka nasıl yansıtacak onu kışın göreceğiz. Büyük işçi çıkarmalar olacaktır."

'ATATÜRK MİRASINI İSTEDİĞİNE BIRAKMA HAKKINA SAHİPTİ VE BIRAKMIŞ'

İş Bankası'ndaki CHP hisselerinin CHP'nin sorunu olmadığını belirten Çıray, "Türkiye'nin bütününün sorunudur. Büyük Atatürk, öldüğü zaman hiçbir şahsi serveti yoktu. Olanı da bağışlamıştır. İş Bankası hisselerini CHP'ye bağışlamış, Türk Dil Kurumu'na ve Türk Tarih Kurumu'na ödenmek üzere. CHP bundan beş kuruş para almamıştır. Bu sembolik bir iştir ama burada esas olan o değil. Esas olan şu; bizi modern bir devlet yapan ve tüm Ortadoğu'daki ülkelerden farklı kılan medeni hukuku bu toprakla getirmiş olmamız. Medeni hukuğun en önemli unsurlarından birisi miras hukukudur. Atatürk mirasını istediğine bırakma hakkına sahipti ve bırakmış. Eğer Atatürk'ün mirası ile oynamaya kalkarsanız, miras hukuku ortadan kalkar. O zaman benim mirasımın nereye gideceğini bilemem öldükten sonra. Siz de bilemezsiniz. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi, 'tapunun delinmesi' demektir, 'mülkiyet hakkınızın ortadan kalkması' demektir. Artık hiçbir şeyden emin olamazsınız" dedi.

'TÜRKİYE'NİN ŞARTLARI BUNA MÜSAİT DEĞİL'

Katar Emiri'nin hediye ettiği uçakla ilgili de açıklama yapan Çıray ,"Komşusu açken biz tok olamayız; bırakın uçak almayı. Yani bu millete kemer sıkmayı tavsiye edeceksin, faizleri yükselteceksin ondan sonra da uçak alacaksın. Biz 13'üncü uçağın alınmasını fazla görmüyoruz ama Türkiye'nin şartları buna müsait değil. Türkiye'de fert başına düşen milli gelir 50-60 bin dolar olursa o zaman bunu yaparız" diye konuştu.
Add a comment...

Post has attachment
Bir haftada 261 kişiye sosyal medya soruşturması
İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre, son bir haftada 376 sosyal medya hesabı ile ilgili çalışma yapıldı.

Yayınlanma tarihi: 17 Eylül 2018 Pazartesi, 21:45
[Haber görseli]İçişleri Bakanlığı, 10 Eylül ile 17 Eylül (bugün) arasında düzenlenen operasyonlara dair açıklama yaptı.

Bakanlığın resmi internet sitesindeki açıklamaya göre, bu tarihler arasında 376 sosyal medya hesabı ile ilgili çalışma yapıldı, tespit edilen 261 kişi hakkında yasal işlem yapıldı.

Sosyal medya paylaşımlarına yöneltilen suçlamalar şöyle: “Terör örgütü propagandası yapan, bu örgütleri öven, terör örgütleri ile iltisaklı olduğunu alenen beyan eden, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk eden, devlet büyüklerine hakaretlerde bulunan, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast eden, nefret söylemleri içeren…”
Add a comment...

Post has attachment
Sabah yazarı: Tuvaletler bile artık 2 TL

Kapısına 1 lira bırakılan tuvaletler bile artık 2 TL!

Erdoğan'ın seçim kampanyası sırasında "6 sıfırı attık, 1 milyonluk tuvalet 1 liraya düştü” diyerek övündüğü tuvalet fiyatlarının 2 liraya çıktığını Sabah yazarı köşesinden yazdı.
Dolar krizinin ardından fiyatlarda yaşanan fahiş artışlara karşı, hükümet cephesinden esnafı tehdit eden açıklamalar geldi. Hükümetin 'Fırsatçılara göz açtırılmayacak' şeklindeki açıklamalarının ardından, AKP'ye yakın medyada da artan enflasyonun sorumlusunun 'fırsatçı esnaflar' olduğu yönünde haberler pompalanmaya başlandı.

Sabah yazarı Erhan Afyoncu ise önceki günkü yazısında, Osmanlı'da fiyatları devletin belirlediğini ve belirlenen fiyatın üzerinde satış yapanların sokak ortasında falakaya yatırıldığını hatırlattı.

Erdoğan ise geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada "Serbest piyasa kurallarından vazgeçmeyeceğiz" diyerek, piyasalara mesaj vermişti.

"TUVALET BİLE 2 TL OLDU"

Getirilen önerilere bir itiraz da Sabah yazarı Melih Altınok'tan gelirken, Altınok Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçim kampanyası döneminde verdiği tuvalet fiyatını örnek göstererek fiyatlara müdahalede aşırı gidilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Altınok, "Kapısına 1 lira bırakılan tuvaletler bile artık 2 TL!" dediği yazısında artan fiyatlara dikkat çekti:

"Ne yapsın insanlar? Zira Dolar'daki artışın fiyatlara etkisi aritmetik değil geometrik.

Kapısına 1 lira bırakılan tuvaletler bile artık 2 TL!



*

Elbette, eski çamlar şimdilerde altın değerinde olan tuvalet kâğıdı oldu. Artı serbest piyasa var. Ve Türkiye 24 Ocak kararlarından beri dünya piyasalarına tam entegre olmuş bir ekonomi.

İşte mevzuu ele alan ikinci yazarımız Mehmet Barlas da bu gerçeklik üzerine, fiyatlara müdahale önerilerinin aşırıya kaçmasını eleştiriyordu:

"Bazılarımız 'Milli Korunma Kanunu' dönemini mi özlüyor?"

Elbette tüketicinin tepkisi ne kadar yüksek olursa olsun, Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı sonrasındaki "ekonomik tedbirlere" meyletmesi düşünülemez. Her kafadan bir ses çıksa da kimsenin böyle bir planı da yok.

Çünkü tedavide temel kural, hastalıktan daha fazla acı ve zarar verici olmamasıdır. Arz ve talep dengesinde büyüyen serbest bir pazarda sorunları anlık çözmek için yapılan her müdahale uzun vadede daha büyük zararlara yol açabilir.

Kaldı ki maç devam ederken kural değiştirilme olasılığı varken, kimse oyuna katılmaz
Add a comment...

Post has attachment
Döviz yükseldi, esnaf iflas bayrağını çekti

%52 Geçerli oyla Seçilen TEK Adam Erdoğan Türkiyeyi yıllardır Ekonomi prensiplerine göre yönetmiyordu şimdi başarısızlığı saklanamayacak boyuta geldi.

2018 Haziran TOPLAM SEÇMEN 59.354.840 %50+1 i = 29 677 421 - 26.068.146(RECEP TAYYİP ERDOĞAN) = 3 Milyon 609 Bin 275 Eksik 52.54% Değil RECEP TAYYİP ERDOĞAN = % 43,9 aldığı için 2.Tur'a Niye Kalmadı anlayamadım.

Bu Seçim Kurallarını Kim yazıyor CHP Niye bu kurallara itraz etmedi. Bu Kuralı Protesto etmek için seçime girmemesi gerekmez mi? Hazine yardımı çok mu önemli Parti için? Sonuçta Para çok önemli her şeye biat edilmiş.

Artan kur esnafta seri iflaslara neden oldu. Son 2 ayda iflas eden esnaf sayısı yüzde 50 arttı. Bu yılın yedi ayında ise 32.4 milyar lira KOBi kredisi takibe düştü.

Kurun yılbaşından bu yana yüzde 40 civarında yükselmesi esnafa kepenk indirtti. Özellikle dövizin yükseldiği bu yılın temmuz ve ağustos aylarında iflas eden esnaf sayısı da katlandı. Geçen yılın 8 ayında 64 bin 305 esnaf kepenkleri indirirken, bu yılın 8 ayında ise kepenk indiren esnaf sayısı yüzde 12 artışla 72 bin sınırına dayandı. Geçen yıl temmuz ağustos aylarında 12 bin 530 esnaf kapanırken bu yıl aynı dönemde kepenk indiren esnaf sayısı yüzde 50 artışla 19 bine dayandı.
Türkiye’de sayıları 2 milyona yaklaşan esnaf ayakta kalmak için borca batarken artan dövizle iflaslar da adeta seriye bağlandı. Hükümetin 220 milyar lirası geçen yıl olmak üzere Kredi Garanti Fonu’yla toplam 250 milyar lira kaynak aktarması da küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) kurtaramadı. 2014’ten bu yana işlerini döndüremeyen neredeyse yarım milyon esnaf iflas bayrağını çekti. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre son 4.5 yılda kepenk indiren esnaf sayısı 481 bin 791’i buldu.

Tescil de düştü

Yeni kurulan tescil yaptıran esnaf sayısı da düşüşe geçti. Krizin kendini iyiden iyiye hissettirdiği bu yılın temmuz ağustos aylarında yeni tescil yaptıran esnaf sayısı 29 bin 434 iken geçen yıl aynı aylarda tescil yaptıran esnaf sayısı 31 bin düzeyindeydi. Geçen yılın 8 ayında 157 bin 829 esnaf tescil yaptırırken bu yıl aynı dönemde 580 adetlik azalış oldu.

Borç yükü arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, geçen yıl sonunda 25.2 milyar TL civarında olan takipteki KOBİ kredileri bu yılın yedi ayında yüzde 28’lik artışla 32.4 milyar liraya yükseldi. Yine geçen yıl 513.2 milyar TL kredi kullanan KOBİ’ler bu yılın yedi ayında çarkları döndürmek için daha fazla krediye sarıldılar. KOBİ’lerin kullandığı kredi miktarı bu yıl geçen yılın sonuna göre yüzde yüzde 28 artışla 656.6 milyar liraya fırladı. Kredi kullanan KOBİ sayısı da yükseldi. 2017 yılı sonunda 3 milyon 318 bin 266 KOBi kredi kullanırken bu yılın temmuz ayı itibarıyla kredi kullanan KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı 4 milyon 143 bin 690’a çıktı. Bunların 3 milyon 415 bin 231’i ise mikro işletme niteliğindeki müşterilerden oluştu.

Önce küçüğü düşün
Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, finansal dalgalanmaların arttığı dönemlerde öncelikle KOBİ’lerin etkilendiğini belirterek, “Bu işletmelerimizin nakit ve finansman ihtiyacı için, Avrupa Birliği’nin KOBİ Politikaları Sözleşmesi içerisinde yer alan ‘Önce küçüğü düşün’ ilkesi çerçevesinde önlem alınması çağrısında bulunuyoruz” dedi. Turan, 20 Eylül’de açıklanacak OVP’nin KOBİ odaklı politikalar içermesi gerektiğini vurguladı. KOBİ’lerin ve Anadolu iş dünyasının nakit sıkışıklığı ve tahsilat sorunları için ciddi finansmana ihtiyaç duyduğunu kaydeden Turan, “Alacağını tahsil edemeyen küçük işletmelerimiz kapanma noktasına gelmiştir. Ekonomimizin can damarı KOBİ’lerimizi, finansal dalgalanmaların ve belirsizliklerin arttığı dönemlerde pozitif ayrımcılık ilkesiyle gözetmek hepimizin sorumluluğudur. Tahsilat güçlüğü ile ilgili problemlerin KOBİ’lerde finansal krize sebep olmasını engellemek gerekiyor” diye konuştu. Turan, KOBİ’lerin ayakta kalabilmesi için şu önerilerde bulundu:

-Sigorta şirketlerinin KOBİ’lere önyargılı bakış açısının değiştirilmesi için sigorta şirketlerine yönelik teşvik edici önlemler geliştirilmeli.

-Ekonomilerin KOBİ düzeyinde yarıştıkları bir dönemde, ödeme gecikmelerinin diğer ülkelere göre uzun olması, Türkiye KOBİ’lerinin rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye’de 60 gün olan ödeme süresi, AB’de olduğu gibi 30 güne düşürülmeli.

13 bin azalma

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Mayıs 2018 ve Türkiye İş Kurumu Haziran 2018 verilerinin değerlendirildiği TEPAV İstihdam İzleme Bülteni’nin 75. sayısına göre Türkiye genelinde esnaf sayısı Mayıs 2017’ye göre 52 bin (yüzde 2.6) artarak 2 milyon 94 bin oldu. Nisan 2018’e göre esnaf sayısı 13 bin azaldı. Son bir yılda esnaf sayısı en fazla (6 bin) İzmir’de arttı. İzmir’i, Denizli, Ankara, Şanlıurfa ve Mersin takip etti. Oransal olarak bakıldığında esnaf sayısı en hızlı (yüzde 17.3) Ağrı’da yükseldi. Ağrı’yı, Bingöl, Şırnak, Batman ve Mardin takip etti.
Add a comment...

Post has attachment
Erdoğan'a da kırmızı kart çıkar mı?
Add a comment...

Post has attachment
Selam sana Allende!

Ülkesinin Maden Kaynaklarını ABD Emperyalistlerine sömürtmeyen bir Halk Adamının trajik sonu...

“Size son kez hitap ediyorum. Uçaklar Magallanes radyosunun vericilerini bombaladı.
Bu tarihsel geçiş anında, halkıma sadakatimi hayatımla ödeyeceğim. Ama yüz binlerce Şililinin bilincine düşen tohum ergeç yeşerecek. Onların silahları ve güçleri var. Ama toplumsal ilerleyişi şiddet ve cinayetle durduramazlar. Bu ülkenin geleceğini kuracak gençlere sesleniyorum: Şili’de faşizmin geçmişi uzun. Tüm terörist suikastlar, havaya uçurulan köprüler, yıkılan demiryolları, patlatılan petrol kuyuları onların eseriydi. Hepsi satın alınmıştı. Tarih önünde yargılanacaklar.

Az sonra sesimi artık duymayacaksınız. Ama hep sizinle olacağım. Beni vatana sadık bir onurlu insan olarak hatırlayın. Halkım kendini savunmalı, ama feda etmemeli. Vatanın emekçileri, ben Şili’ye ve geleceğine inanıyorum. Başka adamlar, başka insanlar ihanetin bastırdığı bu acı karanlığı aydınlatacaklar. Er geç özgür insanın geçeceği kapıları açacak ve daha adil bir toplum kuracaklar. Yaşasın Şili! Yaşasın halk! Yaşasın emekçiler!”

11 Eylül 1973 günü Şili’de General Pinochet komutasındaki askerler tarafından kuşatılan Başkanlık Sarayı’nda bir avuç arkadaşıyla darbeye karşı direnen Sosyalist Başkan Salvador Allende, halkına şöyle sesleniyordu: “Size son kez sesleniyorum. Bu tarihsel sınavda halka bağlılığımı, yaşamımı da esirgeyerek ispatlayacağım...” Sadece Şili halkı değil, ezilen, sömürülen ve ABD’nin hükümranlığına boyun eğmeyen tüm dünya halkları onu vatanına sadık ve onurlu bir insan olarak hatırlıyor.

Dünya tarihinde 20. yüzyıl darbeler ve devrimler yüzyılı olarak da geçti. Hafta içinde 12 Eylül darbesinin yıldönümünü ana gazetede ele aldık. Ondan bir gün önce, yani 11 Eylül’de ise Şili darbesinin yıldönümüydü. Ancak gündem yoğunluğu ve sayfa sayımızın azlığı nedeniyle, Şili darbesinin 45. yıldönümünü bugün işliyoruz.

11 Eylül 1973’de CIA ve çokuluslu şirketlerin desteğiyle Şili ’de bir darbe yapıldı. Kime karşı? Dünya tarihinde ilk kez halkın oylarıyla işbaşına gelmiş Sosyalist Başkan Salvador Allende’ye karşı. Bu darbeden 7 yıl sonra da bizde bir darbe yapıldı. Ne gariptir ki yine eylül ayında. İkisi de CIA destekliydi. Ancak birinde sağ birinde sol bir parti iktidardaydı. Fakat Türkiye’deki darbe iktidardaki sağ yönetime karşı değil toplumdaki sol uyanışa ve eylemlere karşı yapılmıştı. Her iki darbede de önce terör, kontak kapatma eylemleri, işveren örgütlerinin sendikalara ve sol örgütlenmelere karşı direnişi, yüksek enflasyonla geniş kitleler kıvama getirilmişti. Darbeye karşı direnecek olanlar ise tanklarla, toplarla, işkencelerle, toplu gözaltılarla, gözaltında kaybetmelerle sindirilmişti.
Darbe olduktan sonra her iki ülkede de yönetime el koyan cunta, benzer yöntemlerle varlıklarını uzun yıllar sürdürdü. Her iki ülkede de diktatörler, kendilerini ve cuntadaki arkadaşlarını yargılanmaktan kurtarmak için yasal zırhlar hazırlayarak anayasaya koydular. Gözaltında kaybettikleri, işkencede öldürdükleri ve sakat bıraktıkları insanların hesabını vermeden çekip gittiler bu dünyadan. Neyse bu yazının asıl konusu olan Şili darbesinin hikâyesine geçelim iyisi mi...

Halkçı programı uyguladı

11 Eylül 1973 günü darbeyle devrilen Şili Devlet Başkanı Salvador Allende, Şili Sosyalist Partisi’nin kurucularındandı. Milletvekilliği, senatörlük, bakanlık ve Sosyalist Parti Genel Sekreterliği görevlerinden sonra Halk Cephesi’nin kurucuları arasında yer aldı. Üç kez aday olduğu ve kaybettiği Cumhurbaşkanlığını, 1970’de kıran kırana geçen bir seçimde “Halk Birliği” adayı olarak kazanınca, Şili’yi kökten değiştirecek sosyalist bir programı uygulamaya koyuldu.
Toprak reformu ve zengin bakır madenlerini kamulaştırınca çokuluslu şirketleri, özellikle de Uluslararası Telefon ve Telgraf’ı (ITT) canevinden vurdu. Tepki çeken bu uygulamalara bir de Küba Devlet Başkanı Fidel Castro’nun ziyareti eklenince, CIA Allende’nin devrilmesi için düğmeye bastı. Ancak arkasında güçlü bir halk desteği olan Allende’nin devrilmesi için bir ön hazırlık yapılmalıydı. Basın ele geçirilmeli, terör olayları tırmandırılmalı ve “Bizim çocuklar” diyebilecekleri generaller devşirilmeliydi.

Öyle de oldu. ITT şirketi seçmen oylarının yüzde 44’ünü alan Allende’nin yıkılması için “Milliyetçi-Muhafazakâr” görüntülerle ortaya çıkan “El Mercurio” gazetesine güçlü mali destek sağlayarak kamuoyunun nabzını tutmaya çalışıyordu. Edwards Ailesi’nin yayın organı olan El Mercurio ITT şirketi ile içli dışlıydı. Allende aleyhindeki bütün yazılar bu gazete yayımlanıyordu. Denetimlerindeki ajanslar aracılığı ile bu yazılar, Güney Amerika’dan Avrupa ülkelerinde kadar yayılıyordu.
Allende karşısındaki güçler, CIA, ITT, Mercurio gazetesi, esnaf örgütleri, Uğur Mumcu’nun dediği gibi küçük burjuva anarşizmi ve ordu içindeki Pinochet cuntasından oluşuyordu.
Darbenin ilk adımı olarak ordunun başındaki ilerici Genel Kurmay Başkanı Scneider hedef seçildi. Schneider komutasındaki bir orduyu darbeye ikna etmenin imkânsızlığını gören CIA, onun yerine daha önceden devşirdiği General Augusto Pinochet’i getirmek için Allende’ye yürekten bağlı Genel Kurmay Başkanı Schneider’i bir suikastle ortadan kaldırdı. Bu cinayetin ordu içindeki bazı subaylar tarafından düzenlendiği sonradan anlaşıldı.

Schneider’in öldürülmesi ile Allende’nin en güçlü dayanaklarından birisi yokedilmişti. Schneider’in öldürülmesinden sonra Şili Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanları ABD ile ortak manevralarda bulundular. 1972 Mart’ında ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Ryan, Şili Hava Kuvvetleri’nin konuğu olarak Santiago’da incelemelerde bulundu.

Darbenin kilometre taşlarını döşemenin ikinci adımı Şili’yi ekonomik olarak çökertmek ve geniş halk yığınlarının desteğini ekonomik bunalımla birlikte Allende’nin arkasından çekmek oldu.

Kuşatılan bir lider

Allende’nin bakır madenlerini çok uluslu şirketlerin elinden alıp devletleştirmesi ile ABD, ekonomik yardımı kesti.

Enflasyon başdöndürücü bir hızla yükselirken kamyon sahipleri ile küçük esnaf sokak direnişine başlıyordu.

Allende, kamyon sahiplerinin direnişini sert önlemlere bastırmak istediğinde bu kez karşısına sağ terör eylemleri çıkıyordu.

Aynı günlerde sağ terör de tırmanışa geçti. Sağ terör tırmanınca karşısında bu kez de geniş fotoğrafı okuyamayan sol hareketlerin terörü çıkıyordu.

Allende kuşatma altındaydı. Ekonomik, askeri ve güvenlik sorunlarıyla boğuşan Allende’nin kapısı 11 Eylül

1973 günü General Pinochet komutasındaki silahlı kuvvetler tarafından çalındı.

Tabii bu, kapıyı tıklatma şeklinde bir çalış değil, tanklarla, silahlı kuvvetlerle ve bombalama tehditleriyle bir çalıştı. Kendisinden teslim olması isteniyordu. Ama sosyalist liderin niyeti hiç de onların istediği gibi değildi. Teslim olmak yerine kendisine inanan, yüreğini yüreğine katan bir avuç arkadaşıyla gerekirse vuruşarak direnme yolunu seçti.

Başkanlık Sarayı bombalanmadan önce Allende halkına hitap etti. Halkına son kez seslenen Allende, şunları söyledi:

“Size son kez hitap ediyorum. Uçaklar Magallanes radyosunun vericilerini bombaladı.
Bu tarihsel geçiş anında, halkıma sadakatimi hayatımla ödeyeceğim. Ama yüz binlerce Şililinin bilincine düşen tohum ergeç yeşerecek. Onların silahları ve güçleri var. Ama toplumsal ilerleyişi şiddet ve cinayetle durduramazlar. Bu ülkenin geleceğini kuracak gençlere sesleniyorum: Şili’de faşizmin geçmişi uzun. Tüm terörist suikastlar, havaya uçurulan köprüler, yıkılan demiryolları, patlatılan petrol kuyuları onların eseriydi. Hepsi satın alınmıştı. Tarih önünde yargılanacaklar.

Az sonra sesimi artık duymayacaksınız. Ama hep sizinle olacağım. Beni vatana sadık bir onurlu insan olarak hatırlayın. Halkım kendini savunmalı, ama feda etmemeli. Vatanın emekçileri, ben Şili’ye ve geleceğine inanıyorum. Başka adamlar, başka insanlar ihanetin bastırdığı bu acı karanlığı aydınlatacaklar. Er geç özgür insanın geçeceği kapıları açacak ve daha adil bir toplum kuracaklar. Yaşasın Şili! Yaşasın halk! Yaşasın emekçiler!”

Bu son sözlerinin ardından Allende’nin başkanlık sarayı bombalanmaya başlandı. Allende vuruşarak öldü. Yıllar sonra Allende’nin ölmeyip intihar ettiği açıklandı.

Yıllar sonra ona itibarı iade edilerek muhteşem temsili bir cenaze töreni düzenlendi. Pinochet’e gelince. 1990 yılına kadar Şili’yi demir yumrukla yönetti. Kendisine direnen 3 bin 200 insanı kaybetti. Yüzlercesini işkenceden geçirdi. Pinochet, 1990’da halk oyuyla Başkanlıktan düşürülse de yönetimi döneminde ölümünden sorumlu 3 bin kişinin hesabını vermeden ölüp gitti.



Şili ’nin halkoyuyla iktidara gelen ve faşist bir darbe ile devrilen başkanı Allende’nin adı devrimci-demokrat kamuoyunda bilinse de geniş halk yığınları arasında popülerliği Süleyman Demirel sayesinde oldu.

1979 yılında CHP’nin 11’lerle kurduğu koalisyon sırasında bir yandan CİA, diğer yandan esnaf ve sanatkârlar konfedarasyonunun direniş açıklamaları, sağ ve sol terör olaylarının azgınlaşarak artması, kuyruklar, karaborsacılık, TÜSİAD, MESS ve Sanayi Odalarının gazete ilanları ve açıklamalarıyla hükümeti kuşatması tam da Allende’nin son aylarını hatırlatıyordu. Tam da o günlerde, 19 Mart 1979 günü AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, düzenlendiği basın toplantısında Ecevit hükümeti için, “Bunların gidişi Allende gidişidir. Allende de Şili’yi aynen böyle idare etti. Ho Şi Minh’in, Mao’nun ve Castro’nun durduğu kapı önünde biz de duruyoruz. Acaba kapıyı kırmadan tokmağı çevirmek suretiyle içeri girilebilir mi, bunu bekliyoruz” açıklamaları Türkiye’de büyük bir tartışmaya yol açtı.


Allende-Büllende tartışması

Demirel’in bu tarihi sözleri söylediği basın toplantısında bir gazetecinin “Türkiye’de de Amerikan güdümünde silahlı bir darbe söz konusu mudur?” sorusuna ise şu yanıtı vermişti:
“Amerikan güdümünde silahlı darbenin olup olmayacağını ben nerden bileyim. Gidiş, Allende gidişidir. Çünkü Allende de bunlar gibi yaptı. Sonu nasıl gelir bilemem.”

bu açıklamadan sonra gazeteciler bu kez Ecevit’e mikrofon uzattılar. Ecevit, Demirel tarafından kendisinin Allende’ye benzetilmesi karşısında “Allende’ye benzetilmekten onur duyarım” demişti.

Demirel, bu açıklamaları ile Ecevit’e müthiş bir gol pası vermiş o da bu ortayı doksandan içeri gönderivermişti. Sokak eylemlerine hazırlanan AP’li TESK (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) Başkanı Hüsamettin Tiyenşan, Demirel’in bu talihsiz açıklamaları sonucunda ofsayta düşmüş ve “Sırası mıydı bu açıklamanın” diye tepki vermişti.

En çok tartışılan söz ise sağcı Tercüman gazetesinin yazarı Ergun Göze’nin “Allende Büllende” benzetmesi olmuştu. Göze’nin bu ironik benzetmesi mizah dergilerine de konu olmuştu.
Selam sana Allende!
Selam sana Allende!
cumhuriyet.com.tr
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded