Profile cover photo
Profile photo
Okul Öncesi Öğretmenleri Net
2 followers
2 followers
About
Posts

Post has attachment
Add a comment...

Post has attachment
Eğitici Masal - Davranış Bozukluğu http://dlvr.it/QMKJ6J
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Dünya Klasikleri Masalları - Çizmeli Kedi http://dlvr.it/QMK9wf
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Atatürk'ün Okul Anıları: MUSTAFA OKULA BAŞLIYOR      Mustafa okula başlayacaktı. Babası Ali Rıza Bey oğlunun laik eğitim veren Şemsi Efendi İlkokulu’na gitmesini istiyordu. Annesi Zübeyde Hanım ise, mahalle mektebine gitmesini arzu ediyordu. Bu konu etrafında fikir çatışmaları sürüp gidiyordu: Zübeyde Hanım: “ Ne var yani Şemsi Efendi İlkokulu’nda? Ne öğrenecek orada? Hem orası uzak. Mahalle mektebi şuracıkta. Oraya gitsin istiyorum. “ Ali Rıza Bey: “ Hanım, okulun yakınlığı, uzaklığı önemli değil. Önemli olan, eğitimin iyi olması. Öğretmenlerin iyi eğitim vermesi. “ Zübeyde Hanım: “ Tamam işte. Mahalle mektebindeki hoca çok iyi eğitimciymiş. Mahalle mektebinde okuyanlar hep iyi eğitim almışlardır. Ben de mahalle mektebinden mezun oldum, orada okudum. Bilgide kimden aşağı kaldım, söyler misin bey? “ Ali Rıza Bey: “ Kimseden aşağı kalmadın, Zübeyde. Ben her zaman senin bilgili olmanla övünmüşümdür ama Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’na gidecek. “ Ali Rıza Bey yine de, Zübeyde Hanım’ın hatırını kırmamak için, oğlu Mustafa’yı birkaç günlüğüne mahalle mektebine gönderdi. Daha sonra bir bahaneyle Mustafa’yı mahalle mektebinden alarak Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Bu durum Mustafa’nın da hoşuna gitmişti, çünkü mahalle mektebinin dersleri O’na ağır gelmişti. Ağır gelmesi derslerin zorluğundan değil, konuların ağır yani yavaş işlemesindendi. Mustafa, hocanın birinci derste anlattığı konuyu hemen kavrıyor, ikinci derste yeni bir konuya geçmesini bekliyordu ama hoca sadece birinci derste değil, bütün bir gün aynı konuyu anlatıyordu. Bu durum Mustafa gibi yaşı küçük aklı büyük, yaşına göre, dünyada eşine ender rastlanacak üstün zekâlı bir çocuk için, sıkıcı bir durumdu. Kimse benden koşmam gereken bir durumda yürümemi beklemesin, diyordu. Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’nda kısa zamanda tanındı ve sevildi. Hele sınıf öğretmeni Mustafa diyordu da başka bir şey demiyordu. Öğretmenler odasında devamlı olarak bu başarılı öğrencisini anlatıyor, O’nu övüyordu: “ Arkadaşlar, az önceki matematik dersinde sınıfa çok zor bir problem sordum. Kimse duymasın, soruyu üçüncü sınıfların ders kitabından almıştım. Sınıfta kimsenin problemi çözemeyeceğinden emindim. Problemi önce yüksek sesle okudum, daha sonra tahtaya yazdım. Öğrencilerin çoğu soruyu okumakla meşguldü. Oysa çalışkan öğrenciler defterlerine çözüm işine girişmişlerdi. Problemi doğru çözdüğünü söyleyen altı öğrenciden beşinin bulduğu sonuç yanlıştı. Sadece Mustafa doğru sonuca ulaşmıştı. Siz olsanız böyle bir öğrencinizi alnından öpmez misiniz? Gelecekte Türk Milleti bu çocuktan çok şey bekleyecektir.  ALTIN SAÇLI, DENİZ GÖZLÜ ÇOCUK Mustafa, Şemsi Efendi Okulu son sınıfa giderken, birgün sınıf öğretmeni bugün okula bir müfettişin geleceğini, ona karşı saygılı olmalarını, soracağı sorulara doğru cevap vermelerini söyledi. Eğer bilmiyorlarsa kesinlikle parmak kaldırmamalarını ihtar etti. İlk dersten sonraki teneffüste öğrenciler arasında konuşulan tek konu müfettişin sınıfta ne gibi bir soru sorabileceğiydi. Müfettişin sorduğu bir sorunun bile bilinememesi, kötü bir intiba bırakırdı. Bu durumda Mustafa, çalışkan öğrenciler arasında ön plana çıkıyor ve arkadaşlarına müfettişin sorduğu en zor soruyu bile doğru cevaplandıracağı sözünü veriyordu. İkinci ders, ikinci teneffüs derken, üçüncü dersin ortalarına doğru kapı çalındı ve müfettiş sınıfa girdi. Müfettiş, öğretmenle bir süre konuştuktan sonra sınıfa dönerek ilk soruyu sordu: Osmanlı Devleti, Avrupa'yı fethetmek istedi ama neden başarılı olamadı? Belki bu soru öğrenciler için, biraz ağır bir soruydu ama ağırlıkların kaldırılıp kaldırılamayacağı yani sorunun cevaplandırılıp cevaplandırılamayacağı da böyle bir soru sorulmadan bilinemezdi. Bu soru için, sınıfın en çalışkan dört öğrencisi parmak kaldırdı. Bunların arasında Mustafa da vardı. Aslında müfettiş sınıfa girip öğretmenle konuşurken, orta sıralarda oturan sarı saçlı, mavi gözlü ve o mavi gözlerinden zeka fışkıran öğrenciyi hemen farketmişti. Müfettiş, nedense bu sarışın öğrenciye parmak kaldırmasına rağmen, söz hakkı vermemiş, parmak kaldıran başka bir öğrenciden sorduğu sorunun cevabını istemişti. O öğrenci de, müfettişin beklediği bir şablon içinde soruyu cevaplamıştı. İkinci soru, ilk sorudan çok daha zor olmalıydı. Bir devlet çıksa, diyelim ki, bu Osmanlı Devleti olsun, dünyaya hakim olsa, bu durum ebediyete kadar devam eder mi? Mustafa olaya bu paralelde dik bir çizgi çekmek ihtiyacını hissetmişti. Birbirine paralel giden iki doğru bu dik çizgiyle kesişmeliydi. Mustafa'nın parmak kaldırıp söz isteyerek soruya verdiği cevap şu oldu: " Hayır, etmez. Bırak ebediyeti elli yıl bile devam etmez. Her ne için olursa olsun, başka milletleri boyunduruk altına almak, onları köle durumuna düşürmenin adı emperyalizmdir. Her millet kendi sınırları içinde özgür ve bağımsız yaşamalıdır. Yaşasın özgürlük, yaşasın bağımsızlık!.." Mustafa'nın büyük bir coşku içinde söylediği bu sözler üzerine müfettiş, bir süre öğretmenle konuştuktan sonra, Mustafa'nın yanına giderek, O'nu alnından öptü. " Yaşa Mustafa! Türk Milleti, senin gibi son derece bilgili, kültürlü ve düşüncesini korkmadan söyleyebilen, çağdaş yeni nesil gençlere emanet edilecektir. Sen Türk Milli Eğitimi'nin gururusun. "    PİYADECİLİK OYUNU Günlerden bir gün komşumuz Binbaşı Kadri Bey’in oğlu Ahmet izinli gelmişti. Temiz üniforması, anlamlı bakışlarıyla hayranlık duyulacak bir askeri ortaokul öğrencisiydi. Bir an kendimi o üniformanın içinde hissettim. O birkaç gün içinde komşular Ahmet’i görmeye gitti. Biz de annem Zübeyde Hanım ve kız kardeşlerim Makbule ve Naciye ile birlikte Ahmetlerin evine gittik. Ahmet askeri üniformasıyla evin salonunda, misafirlerin yanında sol eli cebinde biçimlice yürüyordu. Asalet ve saadetin ulaştığı en yüksek nokta buydu. Daha sonra bir gün Ahmet, beni ve komşu çocuklarını bir araya topladı ve şöyle dedi: “ Gelin bakalım arkadaşlar, şimdi sizlerle piyadecilik oyunu oynayacağız. Şu gördüğünüz tepeyi, Türk çocukları savunacak. Rum çocukları ise, ben başla dediğimde tepeye çıkarak onları aşağı çekmeye çalışacak. Oyunun sonunda, hangi grup tepeyi ele geçirirse o grup kazanmış sayılacak. “ Komşumuzun oğlu Ahmet’in başla demesiyle Rum çocukları ileri atıldılar ve tepeye tırmanmaya başladılar. Takımlar beşer kişiydiler ve ilk tepeye tırmanan Rum çocuğu bir arkadaşımı kolundan tutup aşağı çekti. Rum çocukları çok hırslıydı ve paçasından yakalanan bir arkadaşım daha aşağı çekildi. Aşağı çekilen iki arkadaşımın yukarı çıkma şansı yüzde bir bile değildi. Şimdi tepeyi savunan üç Türk çocuğu kalmıştık. Beş Rum çocuğu tepenin üstüne çıktı ve etrafımızı sardı. Yeniliyorduk. Bir Türk çocuğu, beş Rum çocuğuna bedeldir, dedim. Onlar bana değil, ben onlara saldırdım. Tepeyi Rum çocuklarına bırakmamaya kararlıydım. Benim kazanma isteğimi gören arkadaşlar da ileri atıldılar. Sonunda tepenin üstünde iki Türk çocuğuyla yalnız kalmıştım. Rum çocuklar, yenilgiyi kabul etmişler ve üstleri toz toprak içinde aşağıdan bakıyorlardı. Biz kazanmıştık. Mustafa daha sonra gizlice sınava girdi ve Selanik Askeri Rüşdiye’sine kaydını yaptırdı. Mustafa özellikle sınavın yetenek bölümündeki piyadecilik oyununda demir gibi bileği, çelik gibi yüreğiyle komutanların dikkatini çekti. Kuvvet, kudret, hareket, kabiliyet hepsi Mustafa’da vardı. Gelmedi, dedi komutanlar, bu askeri rüşdiyeye böyle bir öğrenci daha gelmedi. Gelemez, dedi bir başka komutan, dünya durdukça hiçbir askeri rüşdiyeye böylesine bir öğrenci gelemez.
Atatürk'ün Okul Anıları
Atatürk'ün Okul Anıları
okuloncesi.ogretmenleri.net
Add a comment...

Post has attachment
Çöp Tenekesi: Ben bir çöp tenekesiyim Çöpü bana at sevineyim Yerde bir tek çöp göreyim İster misiniz üzüleyim? Benim adım çöp tenekesi Kulağını aç duy bu sesi Yerleri temiz tutmaya Davet ederim herkesi. İşte yeni bir gün başlıyor. Bugün yine güzel bir gün olacağa benzer. Her taraf pırıl pırıl, her taraf yemyeşil. Ben parkın ortasında bulunan büyük bir havuzun yanında bulunuyorum. Yan tarafımda oturacak yerler var. Daha ilerde ağaçlar var, çiçekler var, çocuklar için salıncaklar var. Tanıtım için bu kadarı yeterli herhalde. Ben bir çöp tenekesiyim. Şu an sabahın erken saatleri olduğu için parkta kimse yok. Birkaç saat sonra çocuklar bu parka gelmeye başlarlar. Bir ay oluyor, okullar kapanalı, yaz tatili başlayalı. O günden bu yana park gündüzleri hiç boş kalmadı. Bu böyle iki ay devam eder, eylül ayında okullar açılınca park yine tenhalaşır. Bu parka oyun oynamak için, salıncaklarda sallanmak için gelen çocuklar kavga etmezler, iyi geçinirler. Zaten kavga etmek için bir neden yok ki canım. Park çocuklar neşeli vakit geçirsinler, eğlensinler diye yapılır. Ben çocukların kavga etmeleri için park yapıldığını hiç duymadım. Kardeş kardeş, güzel güzel geçinin çocuklar. Birbirinize kötü söz söylemeyin. Daima iyi ilişkiler kurun. Davranışlarınızda samimi olun. Bakın o zaman her şey ne kadar güzel olacak. Hayatınız bir tat, bir anlam kazanacak. Eğer şimdiden iyi bir çocuk olmak için çaba sarf ederseniz, büyüdüğünüz zaman iyi bir insan olacaksınız demektir. İyi insan, terbiyeli, faziletli, güzel ahlaklı insandır. Bu parka gelen çocukların evde, okulda, sokakta aynen buradaki gibi iyi birer çocuk olduklarına yürekten inanıyorum. Ben düşünceye daldım mıydı zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamam. Şu şöyleydi, bu böyleydi diye düşünürken bir de bakarım aradan saatler geçmiş. İşte canlarım, ciğerlerim gelmeye başladılar. Aman, hem de üç tane. Üç tane tombik. Gelin çocuklar gelin, gelin de sallanın salıncaklarda, özgürce sallanın, kimse size karışamaz burada, çünkü bu park sizin, buranın sahibi sizlersiniz. Çöp tenekesi böyle düşünürken aniden düşüncesi yarıda kaldı. Bunun nedeni neydi? Çocuklar ellerinde bisküvi olduğu halde çöp tenekesinin yanından geçerken en küçük çocuk bisküvi ambalajını yere atıverdi. Bu durum çöp tenekesinin şaşırmasına neden olmuştu. Şaşkınlığı geçmeden düşüncesinde bir soru işareti beliriverdi. Tahminen on yaşlarındaki diğer iki çocuk nasıl bir davranış biçimi göstereceklerdi? Büyük çocuklardan biri çöp tenekesini fazla merakta bırakmadı ve ambalajı yerden alıp küçük çocuğu incitmemeye, gururunu kırmamaya özen göstererek: “ Canım kardeşim, eğer biz yerleri temiz tutmak için çaba sarf etmezsek sonra her taraf çöpten geçilmez olur. Bunun zararı yine bizedir. Çevremizin temiz olmasını istiyorsak çöpleri yere değil, çöp tenekesine atmalıyız. İşte, bak böyle “ dedikten sonra ambalajı çöp tenekesine attı. Büyük çocuğun olası davranış biçimlerinden en iyisini göstererek ambalajı yerden alıp çöp tenekesine atması takdir edilmesi gereken bir hareketti. Hele hele kardeşini son derece nazik bir şekilde uyarması, kelimelerle anlatılamayacak güzellikteydi. Çocuklar, salıncakların bulunduğu tarafa doğru giderlerken, çöp tenekesi olanlar hakkında ne düşünüyordu? Dilerseniz bunu öğrenelim. “ Kızmadım canım, hiç kızmadım. Ben küçük çocuğa sahiden de hiç kızmadım. Bilemedi, bisküvilerini yemek isterken, ambalajı ne yapacağını bilemedi. Ambalajı yere atıverdi işte. O daha çok küçük, aklı ermiyor onun daha. Öğrenecek, çöpleri yere değil de çöp tenekesine atması gerektiğini öğrenecek. Yoksa beni üzmek isteyeceğini hiç sanmıyorum. “ SON Serdar Yıldırım
Çöp Tenekesi
Çöp Tenekesi
okuloncesi.ogretmenleri.net
Add a comment...

Post has attachment
Sesli çocuk Masalları - Bulut un Yanlızlığı http://dlvr.it/QK0CLc
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Eğitici Masal - Annemin Çantası http://dlvr.it/QK0CKk
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Dünya Klasikleri - Kırmızı Başlıklı Kız http://dlvr.it/QK0C5S
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Atatürk Şiirleri: ATATÜRK ŞİİRLERİ  EŞSİZ ASKER ATATÜRK O, bir millete baştı. Yel oldu dağlar aştı. Sel oldu düşman kaçtı Tüm dünya buna şaştı Eşsiz asker Atatürk. ATATÜRK VE CUMHURİYET O'nsuz tarih olmazdı. O, doğmasaydı. Tarih kitaplarını yırtardım, Cumhuriyet kurulmasaydı. CUMHURİYET Haykır durma, Cumhuriyet 94 yaşında. Dört mevsim yaşanıyor, toprağında, taşında. Birbiriyle kaynaşmış Türk Halkı'nın sesi var. Asrımızın ileri, güçlü Türkiye'si var. O güçlü Türkiye'nin önderi, lideri var. Elinde meşalesi Yüce Atatürk'ü var. Sarsılmaz irademiz, bükülmez bileğimiz. Işığıyla aydınlanır uygarlık yolumuz. Cumhuriyet sonsuza, sonsuza ulaşacak. Bütün diğer devletler ondan geri kalacak. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ - Dumlupınar Meydan Muharebesi - Kütahya'ya bağlı Dumlupınar yakınındaydı. Tarih 30-Ağustos-1922 Beşinci günüydü Büyük Taarruz'un. Yunan işgal kuvvetlerine karşı Kesin bir Türk zaferiyle sonuçlandı. Şahsen yönetilmişti, Mustafa Kemal Paşa tarafından. DEVRİMCİ MUSTAFA KEMAL Ağaçlara, taşlara, yapraklara, kuşlara Denizlere, göllere, ırmaklara, çaylara Gelip geçen yıllara, mevsimlere, aylara Duygularım coşar, sel olur, seni sorarım. Selanikim, Samsunum, Ankaram, İstanbulum Karadenizim, Marmaram, Egem, Akdenizim Başka izmleri boşver yeterli Kemalizm Hedef zirve çünkü ben gerçek bir Türk genciyim. Bir volkan gibi kabardım, kabıma sığamam. İlkelerinden başkasına gidip sığınmam. Sen varken uzakta yol gösterici aramam. Ben bu yurdu emanet ettiğin Türk genciyim. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK CUMHURİYET DEMEKTİR Bu topraklarda Cumhuriyet özgürlük demektir. Özgürlük Anadolu'da Cumhuriyet demektir. Özgür olmak isteyen yeni nesillere, Altın tepsi içinde Cumhuriyeti sunduk biz. Çilesini biz çektik, acısını biz yaşadık. Yıllarca Kurtuluş Savaşı için ömür törpüledik. Pek çoğumuz evine geri dönemedi. Bebeklerimiz bize bir kez baba diyemedi. Vatanımızı savunduk düşmana karşı. Gündüz ve gece bekledik siperlerde. Bağrımıza hançer saplandı istemesek de. Hançeri bağrımızdan çıkarıp düşmana sapladık. BİR GÜNEŞ GİBİ DOĞDUN Şan, şeref ve onurla taşıdın Türk Bayrağı'nı. Olmaz, dediler, bu vatan kurtulmaz, dediler. Bitti, dediler, herşey bitti, dediler. Anadolu yandı, yıkıldı, tükendi, dediler. Sonra sen bir güneş gibi doğdun, Anadolu'nun bağrında karanlığı boğdun. Yenilmeyiz biz, yeneriz diyenleri tükettin. Topun, tüfeğin az olsa bile onları alt ettin. Şanlısın sen, Türklük sana şükran borçlu. Türklüğü zirveye taşıdın, sürünsün onlar yer altında. VATANI KURTARMAK YETMEZDİ Devrim gerekliydi. Devrim; değişim, çağdaşlaşma demekti. Fikirde, düşüncede devrim Kılık, kıyafet devrimi Şapka devrimi Kadınlara özgürlük Harf devrimi Gelin, tamamlayalım devrimi, dedim. Geldiler, tamamladık. Çağdaşlaştık, medenileştik. İlkellikten kurtulduk, modernize olduk. Modern olduk. Çağın gereklerine uyduk. Serdar Yıldırım
Atatürk Şiirleri
Atatürk Şiirleri
okuloncesi.ogretmenleri.net
Add a comment...

Post has attachment
Serdar Yıldırım'ın Hayat Hikayesi: 1959 yılında İnegölde doğdum. İlk, orta ve lise 2’yi İnegölde okudum. Lise 1 e giderken okulda düzenlenen şiir yarışmasında ilk 10 a giremedim, ama edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum. Şiir yazmaya devam ettim. Yazarların şiirlerini inceledim. Kelime dağarcığım gelişsin diye sözlük ve imla kılavuzu kitaplarını okudum. 1975 yılında Bursa’ya taşındık. Lise 3 ü Bursa Atatürk Lisesi’nde okudum.  Liseden sonra, İstanbul Mühendislik Mimarlık Fakültesi’ni kazandım. 1978 yılı çok olaylar oluyordu. Evden gidersen, para göndermeyiz, dediler. 1980 yılı eylül ayında ben askerdeydim.  Askerden geldikten sonra Bursa'ya bağlı Demirtaş Kasabası yolunda Yeyma Çiftliği vardı. Ben orada tek tekerlekli el arabasıyla kütük taşırdım. Daha sonra bir yılı aşkın bir süre iş aradım ve 1982 yılı mart ayında kırtasiye dükkanı açtım. Aradan bir yıl geçmişti. Bir gün dükkanıma mal almak için, Dünya Dağıtım'a gitmiştim. Dünya Dağıtım'ın üst katı çeşitli kırtasiye malzemeleriyle doluydu. Buradan kutuyla silgiler, kalemler, boyalar aldım. Daha sonra alt kattaki kitap bölümüne indim. Sağa bakındım, sola bakındım, her yer kitap doluydu. Yeni taşındığım dükkanda hangi kitapların satışı daha uygun olur diye düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordum. Dünya Dağıtım'ın dört ortağı vardı. Bu ortaklardan birisi, üstü kitaplarla dolu bir masanın yanındaki sandalyede oturuyordu. Ben yanından geçerken: Serdar, biraz gelir misin? dedi. Ben yanına gidince ayağa kalktı ve masanın üstünden bir takım kitaplar seçmeye başladı. Daha sonra bana verdiği dört kitap şunlardı:  Linç ( Roman ) Kerim Korcan Başlayan Kavga ( Roman ) Hasan Kıyafet Radar ( Hikaye ) Hasan Kıyafet  Köydeki Keklikler ( Hikaye ) Nusret Ertürk  O adam, şu unutulmaz sözleri de söyledi:  " Bak Serdar, bu kitapları sana parasız veriyorum. Bunlarda yazılanları iyice oku, öğren. Hem sana hem de başkalarına çok faydası olacaktır. "  Ben Linç romanını yıllar içinde tam dokuz kere okudum. Diğerlerini dörder kere okudum. Çocukluğumda bizim evin oldukça büyük bahçesinde tek katlı bir evimiz daha vardı. Bu evin bir odası ve yanında odunluk vardı. O odadaki dolabın içinde tahtadan bir sandık vardı. Bu sandıkta çocuklar için, eskiden kalmış hikaye ve masal kitapları bulunuyordu. Bazılarının isimlerini şimdi bile hatırlıyorum. Para Buldum Yaşasın, Sinema Dağıldı, Akkavak Kızı. Ayrıca Pedagoji kitabı vardı.  Ben o pedagoji kitabını sekiz yaşımdan on altı yaşıma, biz Bursa'ya taşınana kadar, pek çok defa okudum.  Çocuğun zihinsel etkinliklerinin; beceri ve yetenekleriyle, ruhsal ve bedensel gelişiminin; sosyalleşme sürecinde, giderek karmaşık hale gelen kişilik kazanma çabasının aşamaları ve nitelikleri üzerine yapılan gözlem, tanı ve saptamalarla, bunlara uygun eğitim metotları geliştiren; bunların bilimsel doğruluğunu tartışıp değerlendiren çocuk psikolojisi alanına pedagoji denir. - Eğitimi konu alan disiplindir. - Pedagoji, öğretmen merkezli bir eğitimdir. Yani neyin, nasıl ve ne zaman öğretileceğine öğretmen karar verir. - Çocukları yetiştirme bilimi ve sanatıdır. - Pedagoji, eğitimi gerçekleştirmek ve özellikle de, öğretilen vasıtaların tümüdür. - Başkalarının kanıları, fikirleri ve alışkanlıkları üzerinde etkili olmayı amaçlayan her türlü aksiyondur. 1984 yılında kendimi anlattığım Simitçi Çocuk isimli ilk hikayemi yazdım. Daha sonraki 4 yıl sadece şiir yazdım. Aslında hikaye yazmak istiyordum ama pek çok defa denememe karşın, bu mümkün olmadı. Önünde kağıt, elinde kalem 1 saat, 2 saat öylece beklemek ve hiç birşey yazamamak korkunç zordur. 1988 yılında gerçek anlamda hikayeler ve masallar yazmaya başladım. O yıl ağustos ayında Korkak Tavşan' ı yazdım. Sonra Ot Yiyen Kaplan, Zavallı Çoban, Keloğlan İle Nasreddin Hoca. 1994-95-96 yıllarında İstanbul'a gittim. Yayınevleriyle konuştum. Hikayelerimi okudular. Çok beğenenler çıktı. Yayınevleri hikayeleri kaderine terk ettiler. İstanbul Cağaloğlu'ndaki bir yayınevi sahibi, hikayelerimi okuyup, çok beğendi ve bunları sen mi yazdın, diye sordu. Evet, ben yazdım, deyince, senin adın ne, diye sordu. Ben de, benim adım Serdar Yıldırım, dedim. Yayınevi sahibi, Türksün değil mi? deyince, ben de, evet Türküm, dedim. Adın George veya Mark olsaydı, İngiliz veya Fransız olsaydın, ben bu hikayeleri basardım. Adın Serdar Yıldırım ve ne yazık ki Türksün. Ben bu hikayeleri basmam, arkadaş, dedi ve hikayelerimi bana geri verdi. 1997 yılında Ayla ile evlendim. İki yıl sonra oğlum Serkan dünyaya geldi. Radyo Presste 1.5 yıl ve Radyo Sözde 4 ay Mini Mini Büyüklere isimli çocuk programını hazırlayıp sundum. Söz Gazetesinde çocuk sayfası hazırladım.  14 Haziran 2006 tarihinde İnternette hikaye, masal ve şiirlerim okunmaya başladı.  Spor, olmazsa olmazlarımdandır. Uzun yıllardır sürdürdüğüm sporu hiç aksatmadım. Haftada 1-2 defa 6 km. lik koşulara çıkarım. Arada bir ağırlık çalışırım. Her gün muntazam jimnastik yaparım. Sporun insan vücudunu ve beynini zinde tuttuğuna inanırım. Kilo sorunum hiçbir zaman olmadı. Bu yazıyı okuyan herkese spora başlamalarını tavsiye ederim. Geçen yılların sizi yaşlandırmak için, zorlanacağını fark edeceksiniz. Sağlıklı ve mutlu kalın.  25 yıl kırtasiyecilik yaptım. Hep çocuklarla beraberdim. Onları her zaman kendine özel, değerli birer varlık olarak kabul ettim. Ben çocukları başıma taç yaptıkça, onlar beni baştacı yaptılar. Ekmek paramı çocuklardan kazandım. Her biri birer cevher olan sevgili çocuklar için, bir şeyler yapmak, faydalı olmak istedim. Bunun bir yolu olmalıydı. O yolu aradım ve sonunda buldum. Onlar için, iyilikleri anlatan, maceralı hikaye ve masallar yazmak istedim ve yazdım da. Yazdıklarımı, çocuklar kadar büyükler de çok beğendiler.  200 kadar site ve forumda İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca... gibi 10 dilde eserlerim okunmaktadır.
Serdar Yıldırım'ın Hayat Hikayesi
Serdar Yıldırım'ın Hayat Hikayesi
okuloncesi.ogretmenleri.net
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded