Profile cover photo
Profile photo
Politika Gazetesi
24 followers
24 followers
About
Posts

Post has attachment
ÇHD'Lİ AVUKAT: POLİS BELİMİ KIRMAK İÇİN TEKMELEDİ, 8-10 KEZ AYNI YERE VURDULAR!

"Defalarca polis şiddetine maruz kaldık. Biri bile yargılanmadı"

T24 / İSTANBUL Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde polisin tekmeleyerek kaburgasını kırdığı Çağdaş Hukukçular Derneği’nden avukat Zeycan Balcı Şimşek, “8,1 0 kez aynı yere tekme geldi. Belimi kırmak için tekmelediler. Korkunç bir acıyla kıpırdayamaz hale geldim. Başsavcının bilgisi dışında böyle bir saldırının yapılacağını sanmıyorum. Bel kırmaya başladılar artık” dedi. Şimşek, "Hastaneye kaldırılırken sedyede zafer işareti yapınca bir polis 'o parmaklarını kıracağız' dedi" sözleriyle yaşadıklarını anlattı.

Zeycan Balcı Şimşek, 11 yıllık avukat. İstanbul Barosu ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi. Biri iki, biri yedi yaşında iki kız çocuğu annesi. Kadıköy’deki Ekim Hukuk Bürosu’nda, eşi Bülent Şimşek ve iki avukat arkadaşıyla birlikte çalışıyor. Reno, Eczacıbaşı, Ford, Maltepe Belediyesi işçilerinin, üniversite öğrencilerinin, Gezi’de polis şiddetine maruz kalanların avukatlığını yapıyor. 1 Mayıs, Newroz kutlamaları dâhil, toplumsal muhalefete ilişkin birçok davayı takip ediyor. Şimşek, ÇHD avukatlar davasında da meslektaşlarını savunuyor. ÇHD davasına ilişkin yapılmak istenen açıklama sırasında polis şiddetine maruz kaldı. Omuriliğine giden iki kemikte kırıklar oluştu. En az bir ay boyunca sırtüstü yatacak. Kalkamıyor, oturamıyor, yere basamıyor.

En temel ihtiyaçlarını karşılaması için iki kişinin yardımına muhtaç. En kötüsü de iki yaşındaki Roza ile oyun oynayamaması. Şimşek, “Büyük kızım, beni yok saydı. Bakıcımıza, ‘Annem yürüyebilecek mi’ diye sormuş. O maalesef polis şiddetine alıştı. Memleketin halinden haberdar. Ama Roza yerimden kalkamadığım için çok üzülüyor. Sürekli beni kaldırmaya çalışıyor” dedi.

Şimşek ve saldırıya uğrayan avukatlar pazartesi günü suç duyurusunda bulunacaklar. “5 dakikalık bir açıklama olacaktı” diyen Şimşek, yaşadığı şiddeti Cumhuriyet'ten Hilal Köse'ye anlattı:

“Etrafımızı çevirdiler. Önce kalkanlarla itmeye başladılar. Biz dağılmayınca saldırının dozu arttı. 8-10 kez belime aynı noktaya tekme atıldı. Bunu yapan bir kişi mi bilmiyorum. Belim hedef alındı. ‘Ölüyorum’ diye ağlamaya başlayınca geri çekildiler. Öyle bir acı daha önce hiç yaşamadım, korkunçtu... Felç olmuşmuyum diye ellerimi oynattım. Kıpırdayamıyordum. Sonra ambulans geldi. Sedyede zafer işareti yaptım. Bir polis ‘o parmaklarını kıracağız’ dedi. Onun yüzünü hatırlıyorum.”

Polisler, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne girmek üzere olan ambulansı da ‘güvenlik’ bahanesiyle Şişli Etfal’a yönlendirmek istemiş. Şimşek, itiraz edince, ambulans geri dönmemiş.

“Savcılık talimatı var”

Şimşek’e göre, bir polis, onlarca kameranın önünde, kendi kafasına göre, bir avukatı böyle rahatça tekmeleyemez. “Adliyenin önünü, avukatlara yasaklamak adına bilinçli bir şiddetin sergilenmesi söz konusu. Olayın arkasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı var. Başsavcılığın talimatı olmadan böyle bir işlem yapılamaz” diyen Şimşek, şöyle devam etti.

“En son, gözaltına alınan ÖHD’li avukat arkadaşlarımız için açıklama yapmak isterken saldırıya uğradık. O zaman da ayaklarıma ve yüzüme darbe aldım. Çağlayan’daki adliyenin içinde ilk 2013 yılında polis şiddetiyle karşılaştık. Bizzat benim mağduru olduğum 4 dosya var. Müvekkillerim adına yaptığım şikâyetleri saymadım. Şu ana dek yargılanan tek bir polis yok. Polis şiddetine çok alışkınız. Ama hiç korkmadık, yılmadık.”
Photo
Add a comment...

Post has attachment
TÜRKİYE NOTA VERDİ, BU KEZ BÜTÜN ALMAN MEDYASI YAYINLADI
Cumhuriyet / İstanbul: Türkiye'den Almanya’ya nota verdirmesi hem şaşkınlıkla hem de tepkiyle karşılandı. NDR Kanalı'nın hazırladığı 'Erdoğan klibi' nota verilmesinin ardından Almanya devlet televizyonu dahil birçok televizyon kanalı tarafından yayınlandı.
Video: https://goo.gl/alHFVQ
Photo
Add a comment...

Post has attachment
SAĞLIK HAKKINI SAVUNMAK KABAHAT OLDU: SUR PROTESTOSUNA KATILAN DOKTORA UZAKLAŞTIRMA

DİKEN / İSTANBUL İzmir’de görevli doktor Fatih Sürenkök Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki sokağa çıkma yasağını protesto gösterisine katıldığı için görevinden uzaklaştırıldı.

İzmir Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde çalışan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey üyesi Dr. Fatih Sürenkök’e karar İzmir valiliğince önceki gün tebliğ edildi.

Görevi başında kalmasında sakınca görüldü

Valilik kararında Dr. Sürenkök için ‘görevi başında kalmasında sakınca görülerek’ ifadesi yer verdi.

Karara gerekçe olarak, Sürenkök’ün geçen yıl 15 Aralık’ta saat 19:00’da Sur’daki sokağa çıkma yasağına ilişkin İzmir’de yapılan basın açıklamasındaki sözleri ve toplantı sırasında atılan sloganlar gösterildi. Söz konusu konuşmasında Sürenkök, sokağa çıkma yasakları nedeniyle halkın sağlık hizmetlerine erişimde güçlük çektiğini, hastaların hastanelere ulaşamadığını, orada çalışan hekimlerin ve sağlıkçıların zorluklar yaşadığını aktarmış ve bunların düzeltilmesini talep etmişti.

Bu açıklamadan sonra İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuş, Sürenkök hakkında çalıştığı hastanede disiplin soruşturması başlatılmıştı.

Soruşturma kapsamında doktorun ifadesine dahi başvurulmadı.

TTB: Seçimlerimize müdahale

TTB Merkez Konseyi ise yaklaşan seçimleri işaret ederek iktidarın TTB’yi ele geçirmeye çalıştığını belirtti.

TTB açıklamasında üç noktaya dikkat çekildi:

1- Türkiye’de demokratik teamüllerden, akademik meslek birliklerinin alanlarına dair tespitlerini kamuoyuyla paylaşabilmesinden, hukuk düzeninden söz edebilmenin olanağı kalmamıştır.

2- Dr. Sürenkök İzmir Tabip Odası yönetim kurulu adayıdır. Oda seçimlerine yaklaşılırken oda yönetim kurulu üyeliği için aday olan bir hekimin hukuksuz bir biçimde görevden uzaklaştırılması iktidarın seçimlere müdahalesi anlamına gelmektedir. Bu süreçte bazı tabip odası yönetimleri ‘iktidarla işbirliği içinde oldukları’ görüntüsü vermektedir.

3- Türkiye’de demokratik mesleki kitle örgütlerinin bağımsızlığı ağır bir saldırı altındadır. İktidarın her yere ve her şeye sahip olma tutkusuyla meslek kuruluşlarını da ele geçirme arzusunun bu tutumu izah edeceği muhakkaktır.

Dr. Sürenkök kimdir?

1959 Malatya doğumlu. 1982 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. Ortopedi ve travmatoloji uzmanı. S.B. Tepecik EAH Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği’nde çalışıyor.

İzmir Tabip Odası 2000-2004 yönetim kurulu başkanı, 2004-2006 onur kurulu üyesi, 2006-2012 ve 2012-2014 yönetim kurulu üyesi. Türk Tabipleri Birliği 2010-2012 yüksek onur kurulu üyesi, 2012-2014, 2014-2016 merkez konseyi üyesi.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
İNŞAAT - İŞ BAŞKANI MUSTAFA ADNAN AKYOL GÖZALTINA ALINDI

Politika / İstanbul İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat İş) Başkanı Mustafa Adnan Akyol, Kadıköy İskele Meydanı'nda yapılan GBT sorgusundan sonra gözaltına alındı.

İnşaat-İş’in verdiği bilgiye göre Akyol, geçen yıl Esenyurt Belediyesi önünde yapılan eylemle ilgili açılan dava nedeniyle gözaltına alındı.

Mustafa Adnan Akyol'un, dün Bostancı Karakolu'na götürüldüğü gece boyunca karakolda tutulduğu, bugün Büyükçekmece Adliyesi'ne götürüleceği bildirildi.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
SAVAŞ KONSEPTİ UÇURUMA SÜRÜKLÜYOR...

Özgür Gündem / Diyarbakır: Erdoğan’ın Kürt sorununda izlediği savaş politikaları, ülkeyi uçuruma sürüklüyor. Devletin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta yaşamını yitirenlerin sayılarını kıyaslayarak mutluluğunu ifade eden Erdoğan, bir yandan da ‘Ağır kayıpların nedeni paralel’ diyor. Dün PÖH ve JÖH yine ağır kayıp verirken, Newroz’daki çözüm çağrısı yanıtsız kaldı

Saray’ın Dolmabahçe masasını yıkarak 24 Temmuz’da başlattığı başkanlık savaşı, tüm ülkeyi cenaze evine dönüştürdü. Erdoğan, dün Saray savaşının bilançosunu açıkladı. 355 asker ve polisin öldüğünü iddia eden Erdoğan, mutlulukla “5 bin 359 terörist etkisiz hale getirildi” dedi

“Ağır kayıpların nedeni paralel” diyerek verdiği bilançoyu kendisi yalanlayan Erdoğan’ı apar topar Nisêbîn’e giden Akar’ın ziyareti de yalanlıyor. Dün Nisêbîn, Gever, Şirnex, Qilaban ve Adana’da PÖH ve JÖH yine ağır kayıp verirken; Saray, kayıpları gizleyerek tepkilerin önünü almaya çalışıyor.

Gerçek bilanço

En ağır kayıpların verildiği Nisêbîn’de dün bir zırhlı kepçe imha edilirken, önceki gün çöken binada JÖH ve PÖH’ün ağır kayıp verdiği, ölenler arasında binbaşı ve yüzbaşının da olduğu belirtiliyor. HPG’nin Qilaban’da karakola yönelik eyleminde 8 asker yaşamını yitirdi.

Adana’da zırhlı araç imha olurken, Amed’de gençlerle polis çatıştı. Sêwreg’de askeri araçların geçişi sırasında patlama oldu, 3 asker yaralandı. Gever’de 1 JÖH ölürken, YPS, Şirnex’te 10 PÖH’ün öldüğünü açıkladı. Şirnex’te ölen bir korucunun askerlerce öldürüldüğü iddia edilirken, Mêrdîn’de 20 korucu daha istifa dilekçesi verdi. Önceki gün 42 korucu istifa etmişti.

Amed Newroz’unda yüzbinlerin barış mesajına, AKP hükümeti ve ABD’ye uçmaya hazırlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan kulak tıkarken, savaşta ısrarın insani, kültürel ve tarihi tahribatı ağırlaşıyor.

Kürdistan’da yüzlerce sivili öldüren, tarihi yerleri bombalayarak yok eden, evleri koruculara yağmalatan kirli savaşta, devlet ağır kayıp verince, savaşa desteğin sürmesi için algı yönetimi çerçevesinde bahaneler üretiliyor. PÖH ve JÖH’ün ağır kayıplarını daha önce paralele bağlayan Cumhurbakanı Tayip Erdoğan dün sonuçları gizlemeye çalıştı. Erdoğan Temmuz’dan bu yana devlet güçlerinin kaybının 355 olduğunu ileri sürdü. Erdoğan, Harp Akademileri Atatürk Harp Oyunu ve Kültür Merkezi’nde, Temmuz ayından bu yana 215’i asker, 133’ü polis, 7’si korucu 335 devlet gücünün çatışmalarda yaşamını yitirdiğini savundu.

Ancak sadece son birkaç gün içinde basına yansıyanlar dahi bilançonun devletin gizlediklerinden çok farklı olduğunu ortaya koyuyor.

Devlet kayıplarının olduğu yerlerden biri 16 gündür sokağa çıkma yasağının sürdüğü Mêrdîn’in (Mardin) Nisêbîn (Nusaybin) ilçesi. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın da ziyaret ettiği Nisêbîn’de JÖH ve PÖH’ün kayıpları artıyor. Şirnex, Gever ve Nisêbîn’in yanısıra Adana ve Riha’nın Sêwreg ilçesinde askere yönelik eylemlerde kayıplar oldu.

Nisêbîn’de JÖH kayıp veriyor

Genelkurmay Başkanlığı’nın Nisêbîn’de 7 askerin bulunduğu binadaki patlama sonucu 2 askerin hayatını kaybettiğini, 5 askerin ise hafif yaralı olarak kurtarıldığını açıkladığı olayla ilgili olarak yerel kaynaklar ise, yaşamını yitirenlerden birinin yüzbaşı, birinin de binbaşı olduğunu ve 23 özel harekat timinin de yaralandığını kaydetmişti. YPS Genel Koordinasyonu, Nisêbîn’de 25 ve 26 Mart tarihlerinde yaşanan iki günlük çatışmalarda 21 JÖH ve PÖH mensubunun öldürüldüğü ve 7’sinin de yaralandığını açıklamıştı. Nisêbîn’de kuşatma altına alınan mahallelere sokulmak istenen zırhlı bir kepçe aracı daha YPS ve YPS-Jin güçleri tarafından imha edildiği belirtilmişti. Devlet, 90’larda da kirli savaşa destek verilsin diye kayıpları gizliyordu. Askerlik yapıp dönenler sivilde basına bulundukları yerlerde bilançonun nasıl gizlendiğini anlatıyordu.

Qamişlo sınırına duvar örülüyor

Devlet güçleri Nisêbîn’in Qamişlo sınırına duvar örmeye devam ediyor. Kente dönük kuşatmanın başladığı günden beri trafiğe kapalı olan İpek Yolu’ndan sadece örülen bu duvar için beton bloklar taşıyan TIR’ların geçişine izin veriliyor. Bugün de onlarca TIR, zırhlı araç eşliğinde taşıdıkları beton duvarları sınar hattına getirdi.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
FIDEL CASTRO'DAN 'KARDEŞ' OBAMA'YA: 60 YIL ACIMASIZ ABLUKA UYGULAYAN ABD'NİN HEDİYELERİNE İHTİYACIMIZ YOK

T24 / İSTANBUL "Siyahların toplama kamplarına göndermesine Küba Devrimi ile son verildi"

Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro, 88 yıl sonra Küba’yı ziyaret eden ilk ABD Başkanı olan Barack Obama’nın geçen haftaki ziyaretiyle ilgili yazısında, "ülkesinin yaklaşık 60 yıldır süren acımasız abluka" ABD’nin hediyelerine ihtiyacı olmadığını belirtti.

Sputnik'in haberine göre, Fidel Castro, ‘Kardeş Obama’ başlıklı yazısında, “Buraya Amerika’da Soğuk Savaş’ın son kalıntılarını gömmeye ve Küba halkına dost eli uzatmaya geldim” diyen ABD Başkanı’nı eleştirerek şunları yazdı:
“Obama konuşmasında Küba’nın ABD gibi Afrika’dan getirilen köleler tarafından kurulduğunu söylüyor. Obama’ya göre buranın yerli halkı yok. Ayrıca ırk ayrımcılığının devrim tarafından nasıl yok edildiğini ve kendisi daha 10 yaşına gelmeden tüm Kübalıların nasıl eşit haklara sahip olduğunu da söylemiyor. Irkçı burjuvazinin siyahları toplama kamplarına göndermesine Küba Devrimi ile son verildi.”

“Kimse Kübalıların teslim olacağı
hayaline kapılmasın”


ABD’nin yıllarca Güney Afrika’daki ırkçı apartheid rejimine destek verdiğini söyleyen Fidel Castro, Obama’nın Havana’daki konuşmalarının Küba halkını çok etkilediği düşüncesinin yanılgı olacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Yaklaşık 60 yıldır süren acımasız abluka, paralı askerlerin saldırıları ve çok sayıda şiddet eyleminden sonra; eğitim, bilim ve kültür alanındaki gelişmelere imza atan bu asil halkın teslim olacağı hayaline kimse kapılmasın. İmparatorluğun bize hediye vermesine ihtiyacımız yok. Çabalarımız yasal ve barışçıl olmaya devam edecek çünkü bu gezegende yaşayan tüm insanlığın barışına ve kardeşliğine bağlıyız.”
Photo
Add a comment...

Post has attachment
"LAİK EĞİTİMİ YOK ETMENİN SONUCU: KARAMAN VAKASI"

İMC TV / İSTANBUL: Vakıf evlerinde çocuklara yönelik cinsel istismarlarla ilgili haberi ortaya çıkaran BirGün gazetesi muhabiri Serbay Mansuroğlu ile Karaman’da incelemelerde bulunan CHP heyetinden Hüsnü Bozkurt, dosyaya ilişkin ayrıntıları Banu Güven’le Artı Haber’de anlattı.
Video: https://goo.gl/YGlnpR
Photo
Add a comment...

Post has attachment
ANTİK KENT PALMİRA'NIN TAMAMI IŞİD'İN ELİNDEN ALINDI

UNESCO Kültür Mirası listesindeki Palmira, 1 yıl önce IŞİD'in eline geçmişti

POLİTİKA / İSTANBUL Suriye ordusu, 1 yıl önce IŞİD'in eline geçen antik kent Palmira'nın tamamında kontrolü geri aldı. Suriye televizyonu, askeri bir kaynağın "Ordu ve bağlı milisler, Palmira şehrinin kontrolünü tamamen ele geçirdi" ifadesini aktardı.

Suriye ordusunun bu hamlesi, geçen yıl Mayıs ayından bu yana şehrin kontrolünü elinde bulunduran IŞİD'e büyük bir darbe niteliği taşıyor.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise bu sabah kentin doğu yakasında çatışmaların sürdüğünü, ancak IŞİD üyelerinin büyük oranda çekilmek zorunda kaldığını belirtti.

Reuters'ın haberine göre; Gözlemevi Direktörü Rami Abdülrahman, Palmira savaşında 400 IŞİD üyesinin öldüğünü söyleyerek, antik kentin kaybının, 2014 yılında Suriye ve Irak'ta kontrolü altındaki bölgelerde halifelik ilan etmesinden bu yana terör örgütü için en büyük yenilgi olduğunu belirtti.

IŞİD, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Palmira'da birçok tarihi eseri talan ederken, antik kentin amfitiyatrosunda da kan donduran toplu infazlarını gerçekleştirdi.

(Kaynak: T24)
Photo
Add a comment...

Post has attachment
ERKAN AYDOĞANOĞLU BAŞBAKANIN TAŞERON AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ: TAŞERON İŞÇİYE KADRO YALANI

EVRENSEL / İSTANBUL: Kamuda çalışan 720 bin taşeron işçisinin durumu ile ilgili olarak yapılan çalışmalarda sona gelindiği açıklandı. Başbakan, “Asıl iş-yardımcı iş ayrımı yapmaksızın kamuda çalışan bütün taşeron işçilerin kadroya alınmasına karar verdiklerini” belirterek “kamuda taşeronda çalışan işçi kalmayacağını” iddia etti. Başbakanın açıklamasının ardından kamuda çalışan bütün taşeron işçilerin kadroya alındığı iddia edilerek, daha önce olduğu gibi “Kamuda çalışan taşerona müjde” şeklinde haberler yapıldı, hükümete övgüler dizildi.

Konu ile ilgili yasa düzenleme henüz kamuoyu ile paylaşılmamış olmasına rağmen, taşeron işçilerin kadroya alınması konusunda paylaşılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını, taşeron işçiler açısından bilinen anlamda bir “kadroya alınma” durumunun olmadığını belirtmek gerekir. Nitekim Maliye Bakanı, taşeron firmalarda çalışan işçilerin kamuda “özel sözleşmeli personel” statüsünde istihdam edileceklerini ve 3 yılda bir sözleşmelerinin yenileneceğini açıkladı. Başka bir ifade ile taşeron işçilikte sadece işverenin adı değişirken, mevcut çalışma düzeni taşeron şirketler yerine, devlet eliyle sürdürülecek gibi görünüyor.

Kamuya “sözleşmeli” olarak alınacak olan taşeron işçilerinin 12 ay boyunca ve tam zamanlı olarak çalışan işçileri kapsaması, mevcut aylıklar üzerinden ücret almaya devam etmeleri hedefleniyor. Belediyelerde çalışan taşeron işçilerin belediye bünyesinde kurulan şirketlerde istihdamına devam edilmesi ise taşeron işçilerin beklentileri doğrultusunda kadroya alınması iddialarının “koca bir yalan” olduğunu, sadece statülerinin taşeronluk yerine “özel sözleşmeli personel” olarak değiştirildiğini işaret ediyor.

Maliye Bakanının açıklamaları içinde en önemli nokta ise “Taşeron işçilerin atanmaları halinde geçmişe dönük hak talebinde bulunamayacak” olması. Sadece bu şart bile yüz binlerce taşeron işçisine, kamuda “özel sözleşmeli personel” statüsünde çalışabilmek için geçmiş birikimlerinden, özellikle kıdem tazminatından vazgeçmenin dayatıldığını gösteriyor.

Mevcut uygulamada asıl işi yaptığı iddiasıyla dava açıp kazanan bir taşeron işçisi, ilk işe başladığı tarihten itibaren asıl işçi gibi değerlendirilerek, başta kıdem hakkı olmak üzere geçmişe dönük bütün haklarını asıl işverenden alabiliyor. Bu durum hükümetin taşeron çalışmayla ilgili düzenleme yapmasındaki asıl amacın taşeron işçileri kadroya almak değil, açılan davalar sonucunda idarenin karşı karşıya kaldığı mali yükten kurtulmanın hesabını yaptıklarını gösteriyor.

Son 14 yılda kamuda çalışan kadrolu işçi sayısını bitme noktasına getiren bir iktidarın, kamuda çalışan 720 bin taşeron işçisini kadroya alacağı iddialarına inanmak için aşırı saf olmak gerekir. Hükümetin yapmak istediği, yıllardır kamuda çalışan ve açtıkları davalarla haklılıkları mahkeme kararlarıyla tescil edilen taşeron işçileri “kamu işçisi” olarak kadroya almak yerine “özel sözleşmeli personel” gibi yeni bir ara formül oluşturmak ve “Taşeron işçileri kadroya alıyoruz” yalanını pazarlamaktan başka bir şey değil. Bu düzenleme ayrıca, uzun bir süredir tartışılan kamu istihdamının dönüşümünde “sözleşmeli istihdam” modelinin benimsendiğini de gösteriyor.

Maliye Bakanı, kamu idareleriyle belediyeler ve il özel idarelerinde yaklaşık 720 bin asıl ve yardımcı iş yapan taşeron personelin düzenlemenin kapsamına girdiğini belirterek, yapılacak yasal düzenleme ile işçilerin istihdam edilecekleri pozisyonun kapsamını, çalışma koşulları, mali ve sosyal hakları ve yükümlülüklerin düzenleneceğini açıkladı. Yasal düzenleme açıkladığında kimin taşeron işçilerini kandırdığı, kimin gerçekleri savunduğu daha net olarak görülecektir.

“Taşeron işçilere kadro müjdesi” gibi kuyruklu yalanın peşine takılanlar, yarın kamuda çalışan taşeron işçilerin “özel sözleşmeli personel” haline geldiğini, çalışma ve yaşam koşullarında belirgin bir değişiklik olmadığını daha net görecekler.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
DTK: KÜRDİSTAN'DAKİ DESTANSI DİRENİŞİ SELAMLIYOR; DEVLETİ VE İLGİLİ KESİMLERİ MÜZAKEREYE ÇAĞIRIYORUZ

POLİTİKA / DİYARBAKIR Olağanüstü Kongre’nin sonuç bildirgesinin açıklayan DTK, “Kongremiz, Halkımızın yürüttüğü bu destansı ve kahramanca direnişi, 8 Mart ve Newroz'da ortaya koyduğu iradeyi ve sahiplenme refleksini geleceğimiz açısından bir güvence olarak görmekte ve selamlamaktadır. Devleti ve ilgili bütün kesimleri bu gerçekliği görerek savaş politikalarındaki ısrarı bir kez daha gözden geçirmeye, müzakere sürecini başlatmaya çağırıyoruz.” dedi
HABER MERKEZİ - DTK gerçekleştirdiği Olağanüstü Kongresi'nin sonuç bildirgesini açıkladı. Bildirgede Kürt halkına yönelik topyekün imha savaşına karşı halkın haklı direnişinin yanında olmaya çağrı yapılırken, Ortadoğu'da sorunların çözümünün demokrasiden geçtiği vurgulandı. Ayrıca, ulusal birlik çağırısı yapılan bildirgede, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın özgürlük koşullarının sağlanması gerektiği, diyalog ve müzakere sürecinin yeniden başlatılarak, Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümünün sağlanmasına vurgu yapıldı.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 1. Olağanüstü Kongresi'nin sonuç bildirgesini açıkladı. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Konferans Salonu'nda yapılan kongrenin sonuç bildirgesinin Kürtçesini HDP Diyarbakır Milletvekili Feleknas Uca, Türkçesini ise DTK Başkanlık Divan Üyesi Hilmi Aydoğdu okudu. Aydoğdu, Ortadoğu'da yaşanan siyasal ve toplumsal gelişmelerin ortaya çıkardığı demokrasi ve özgürlük taleplerinin birçok Ortadoğu ve Afrika ülkesinde halk ayaklanmalarına zemin hazırladığını ve tüm bölgeyi etkilediğini belirtilerek, "Ortadoğu'nun mevcut diktatöryal sistemi ile varlığını sürdürmesi artık mümkün değildir" dedi.

Tüm halkların özgür bir yaşam talep ettiği belirtilen bildirgede, şu tespit ve kararlara yer verildi:

*Gelecek perspektifinden yoksun, ideolojik önderlik, örgütlenme, strateji ve ittifak sorunlarını çözmemiş halk hareketlerinin başarılı olma şansı yoktur. Kürt Özgürlük hareketinin bütün saldırı, baskı, inkar ve imha politikalarına rağmen büyüyerek, çoğalarak ve halklaşarak ve ulusallaşarak tüm Ortadoğu'yu içine alan bir demokratikleşme ve özgürleşme hamlesini başarıyla sürdürmesinin temel nedeninin 40 yıllık mücadele birikimi ve tecrübesi ile bu sorunlarına bilimsel çözüm bulmasında ve bunu Demokratik Özerklik sistemi biçiminde yaşama geçirmesindedir.

*Kürt Özgürlük Hareketi'nin başta Türkiye devleti ve bölge gericiliği olmak üzere emperyal güçler tarafından öncelikle bertaraf edilmesi gereken asıl tehdit olarak görülmesinin nedeni de budur. Çünkü, Kürt Özgürlük Hareketi sadece diktatörlerin değişmesi üzerine değil, demokratik, özgür ve toplumcu alternatif bir sistem stratejisi ile mücadelesini yürütmektedir" denildi.

*Bugün dünyada geliştirilmesi ve uygulanması gereken yönetim modeli demokrasidir. Yerel demokrasi ve farklılıkların özgünlüklerini tanımak, demokratikleşme sürecinin başarıyla tamamlanması için atılması gereken ilk adımdır.

*Türkiye'nin çok kültürlü, çok kimlikli ve çok inançlı bir toplum mozaiği olması gerçekliği, Yerel Demokrasi modelinin uygulanmasını toplumsal bir ihtiyaç ve talep olarak gündemleştirmiştir.

*Halkımızın bu toplumsal gerçeklikten yola çıkarak gündeme getirdiği ve gerçekleştirmeye çalıştığı yerel demokrasiyi inşa iradesi ve çalışmaları devletin inkar ve imha politikalarıyla bastırılmaya, yok edilmeye çalışılmıştır. Katliam ve halkı sindirme amaçlı gerçekleştirilen bu saldırılar sonucu Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Dargeçit, Silvan, Şırnak, İdil vb. Kürdistan şehirlerinde toplu ölümler, ağır yaralanmalar, göç ettirmeler, tarihi ve kültürel mirasımızın yok edilmesi, şehirlerimizin yakılıp yıkılması sonucunda telafisi mümkün olmayan büyük toplumsal tahribatlar yapılmıştır. Aylardır devletin elinden bulunan fakat ailelerine teslim edilmeyen cenazelerin derhal ailelerine teslim edilmesi, cenazeler üzerinden halkımıza işkence yapılmasından vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz.

*Kürt halkı da bu saldırılara karşı hem özyönetimlerin ilan edildiği yerlerde, hem de bulunduğu her platformda direnişini yükseltmiştir. Haklı ve meşru direnişin mutlaka kazanacağına olan inancımızı buradan bir kez daha deklere ediyoruz. Bütün baskılara, sindirme girişimlerine ve psikolojik savaş kampanyalarına rağmen halklarımızın Newroz'da ortaya koyduğu tutum, irade ve sahiplenme bu inancımızın somutlaşmış halidir.

Kongremiz Şırnak, Cizre, Silopi Nusaybin, Yüksekova, Silvan, Dargeçit ve diğer Kürdistan şehirlerinde katledilen bütün şehitlerimizin Mehmet Tunç ve Seve Demir şahsında saygıyla anar, onların direnişini ve anılarını yüksek bir direniş ruhu ile sürdürme kararlılığını ve iradesini ortaya koyar.

*Kongremiz, Halkımızın yürüttüğü bu destansı ve kahramanca direnişi, 8 Mart ve Newroz'da ortaya koyduğu iradeyi ve sahiplenme refleksini geleceğimiz açısından bir güvence olarak görmekte ve selamlamaktadır. Devleti ve ilgili bütün kesimleri bu gerçekliği görerek savaş politikalarındaki ısrarı bir kez daha gözden geçirmeye, müzakere sürecini başlatmaya çağırıyoruz.

*Kongremiz, Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan'a karşı uygulanan tecrit politikasını bir kez daha mahkum ederek, Sayın Öcalan'ın sağlık ve özgürlük koşullarının sağlanması konusundaki ısrarlı talebini ve çağrısını bir kez daha yineler. Bunun sağlanması, diyalog ve müzakere sürecinin yeniden başlatılması ve Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümünün önünü açacağına inanmaktadır.

*Kongremiz özelde Kürdistan, genelde Türkiye'de yürürlüğe konulan kirli savaş politikalarının hedefi haline getirilen kadın ve çocukların teşhir ve istismarına dayalı cinsiyetçi politikaları şiddetle kınar ve kadınların buna karşı yürüttüğü mücadelenin yanında olduğunu belirtir.

*Kongremiz, Sur ve Silopi'de başlayan halkımızın hayat alanlarına ve kültürüne dönük "kamulaştırma" adı altında gasp edilmesini şiddetle kınar, bunu halkımızı" cezalandırma" ve intikam alma politikasının bir parçası olarak görür. Bu konuda bütün kurumlarımız ve sivil toplum örgütleri ve halkımızla birlikte bunun karşısında duracağımızı ve mücadelemizi kararlıkla sürdüreceğimizi belirtiyoruz.

*Kongremiz, Devletin ve AKP hükümetinin Türkiye'deki demokrasi güçleri, basın çalışanları, bilim insanları başta olmak üzere, topyekûn demokratik muhalefete karşı geliştirdiği baskı, sindirme, gözaltı ve tutuklama politikalarını ve uygulamalarını Türkiye Demokrasisi ve ortak geleceğimiz adına bir tehdit olarak görür ve şiddetle kınar. Bu bilinçle tüm demokrasi güçlerinin yanında olduğunu açıklar.

*Kongremiz halklarımızın öz iradesi ile seçilmiş Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılmasını, DBP belediye eşbaşkanlarının görevden alınarak tutuklanmalarını siyasi soykırım olarak görüyor ve buna dönük geliştirilen politikaları kabul etmiyor, bu konuda sonuna kadar HDP Milletvekillerimizin ve DBP belediye Eş başkanlarımızın mücadelesinin yanında olacağımızı belirtiyoruz.

*Kongremiz, Rojava halkları ve demokrasi güçlerinin Demokratik Suriye'nin inşası ve birliği açısından son derece önemli 'Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu' kararını tarihi bir karar olarak değerlendirir ve destekler. Bunu Self Determinasyon hakkının tezahürü olarak görür.

*KDP'nin Sêmelka Sınır Kapısı'nı kapatması ulusal birliği zedeleyen bir yaklaşım olarak görüyor ve bu sınır kapısının derhal açılması çağrısında bulunuyoruz.

*Kongremiz, tüm Kürdistan parçalarında halkımızın özgürlüğe en yakın olduğu tarihi bir dönemden geçtiğimizi vurgulayarak, bütün Kürdistani güçleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhu ve bilinci ile mücadele etmeye; birliğimize, halkımızın çıkarlarına zarar verecek tutum ve açıklamalardan kaçınmaya; ulusal birliğimiz ve geleceğimiz açısından son derece önemsediğimiz ve stratejik gördüğümüz Ulusal Kongre çalışmalarını başlatarak gerçekleştirmeye çağırır.

(Kaynak: DİHA)
Photo
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded