Profile cover photo
Profile photo
huseyın arıcı
32 followers
32 followers
About
Communities and Collections
View all
Posts

Post has shared content
fazla derınlere dalmamak lazım.
İki taş, bir mezar örmüş kara yer...
24

Eğitimsiz halk ozanlarının yüreğiyle yazdığı bu anlamlı sözler Hale’yi hep etkilerdi. Yine eskilere gitti...

Güzel bir yaz günüydü. Hale, Nilüfer’in arabasını verandanın önüne getirmişti. Ne düşündüğünü hiç kimsenin hiçbir zaman bilemeyeceği kız etrafındaki küçük dünyayı izlerken, Hale, Perihan Ablasının evine girmişti.
Kahvaltı sonrası Perihan, kocası Nurettin’in Almanya’dan getirdiği pikabın iğnesini dikkatli hareketlerle plağın üzerine koyunca, geniş ve bol pencereli salonu bağlama sesi doldurmuştu. İki kadın yan yana oturmuş, nağmelerin ritmine uygun olarak sağa sola sallanmaya başlamışlardı.

Gözüm yummuş gaflet ile giderken
Dediler ki tebdil görmüş kara yer.
Dünya varlığını hayal ederken
İki taş, bir mezar örmüş kara yer.

Sanma bu dünyanın bir vefası var,
Aldatır, oynatır eder ihtiyar.
Ağayla hizmetkâr yan yana yatar
Ne asil ne nesil sormuş kara yer.

Reyhanî farkı ne “az” ile “çok”un?
İkisi bir olur “var” ile “yok”un…
Mezar bir tarladır, insanlar tohum;
Her gün tane tane sürmüş kara yer.

Eğitimsiz halk ozanlarının yüreğiyle yazdığı bu anlamlı sözler Hale’yi hep etkilerdi. Yine eskilere gitti... Yine içinin yandığını hissetti.
Babasının Kıbrıs haberlerine dikkat kesildiği günlerdi. TRT ara sıra Erzurum Radyosuna bağlanıyordu. Bölgesel radyo da doğulu ozanların türkülerini veriyordu.
Baba İdris’in, belki savaş psikolojisi ve şehitler, belki çocuklarına söylemediği bir acısı sebebiyle, Murat Çobanoğlu’nun türküsünü dinlerken iki gözünden iki damla yaş yuvarlanmış, bunu da sadece Hale fark etmişti. Gaz lambasının şişesini siliyordu o sırada. Anne odada değildi, Halime ise babasına sırtı dönük tabak kuruluyordu.
Hale o günden sonra bu türküyü her duyduğunda, Çobanoğlu’nun mızrabı bağlamanın tellerine değil de kendi yüreğine vuruyormuş gibi hisseder, o sahneyi hatırlardı.

Neyine güvenem yalan dünyanın?
Kerem'i yandırıp kül etmedi mi?
On bir ay bülbülü ettirdi feryat,
Gül için bülbülü lal etmedi mi?
Bülbül âşık idi gonca güllere,
Arzusun söylerdi esen yellere,
Mecnun, Leyla için düştü çöllere
Ferhat'a dağları yol etmedi mi?

Çobanoğlu yaram döndü çıbana
Kurduğum bağlarım döndü virana
Kardeşi, Yusuf'u attı zindana
Kaderi Mısır'da kul etmedi mi?

Komşu Perihan, Hale’nin fazla etkilendiğini görünce:
- Gel hadi bostana gidelim, demişti, biraz çapa yapalım. DEVAMI YARIN
Photo

Post has shared content
evet evet ıyı bır hafta sonu olmalı.

Post has shared content
Bu hikaye Peygamberimiz (sas)’in “Cennet ehlinin kandilidir.” dediği Hazreti Ömer (ra)’nın başından geçmiş bir hadisedir.

Bir gün Hazreti Ömer (ra)’nın huzuruna bir bedevi (deve çobanı) gelir:

-Ey müminlerin emiri, acizleri medet umduğu kişi! Biliyorsun ki ben çöl adamıyım. Benim devem hastalandı. Çoluk çocuğun iaşesi hep devede kaldı.Bana yeni bir deve lazım. Bana bir deve ver de köyüme gideyim!

Bu hikaye Hazreti Ömer’e pek inandırıcı gelmedi:

-Sen galiba bedava deve edinmek için böyle konuşuyorsun. Her isteyene deve verecek olsaydık, devletin hazinesi boşalırdı. Senin durumu önce bir inceleyelim, araştıralım. Çünkü ben herkesten sorumluyum.

Bu söz bedevinin hoşuna gitmedi, arkasını dönüp gitti. Hazreti Ömer’in (ra) içine bir kuşku düştü. Ya adam doğru söylemişse? Adamı gizli gizli takip etmeye başladı.

Hazreti Ömer’den (ra) umduğunu bulamayan bedevi yolda Allah’a yalvardı:

-Ey ulu Rabbim! Ömer’e gittim, vaziyetimi anlattım. Bana inanmadı. Böyle yapmakla günah işledi halbuki o deveye hakikaten ihtiyacım vardı. Sen gene de onu affet!

Bedeviyi takip eden Hz. Ömer (ra) bu sözleri işitince ağlamaya başladı.Nedametle dua etti:

 – Allahım, bedevinin duasını kabul et!..

Daha sonra bedeviye yetişen Hz. Ömer (ra) Onun eteklerinden öptü, sarmaşıkların söğüt dallarını tel tel sıkması gibi onu kucakladı, alnından öptü de dedi ki:

-Merhaba ey iyi huylu, merhametli kul, önce sana inanmamıştım, şimdi sana inandım. İhtiyacın kadar deveyi alabilirsin…

İşte Müslümanın Müslümana merhameti… Merhamet etmeyene merhamet edilir mi?

Ey topraktan yaratılan insan!… Kanadı kırık serçenin yarasını sar ki, senin iman kanadına da merhem koyan olsun… Acizlerin duasına mazhar ol ki, onların inleyişi Arş’ı titretir. Suyu kuruyan ırmağın kuğulara bir faydası yoktur. Sen ırmak gibi akamıyorsan da çeşme gibi gözünün yaşını akıt ki, acizler testilerini doldursunlar… Allah için bir boncuk ver, ona mukabil bir avuç inci al…

Ey iki gözünü dünyaya dikmiş, ona gönül bağlamış adam, Allah tarafına meylet ki, dünyalar ardınca sürüklensin…

Zira:

“Dünya aç gözlülerin paylaşılmaz malıdır, İnsan ondan çok değil, bir miktar almalıdır!..”
Animated Photo

Post has attachment
Meteor yagmuru
Photo

Post has shared content
"Hayat çok garip..
Bazen ulaşamayacağın kadar yüksekte sandığın kişiler,
aslında eğilemeyeceğin kadar alçakta olabiliyor."
Sigmund Freud

Psikanalitik Kuram'ın Kurucusu; Sigmund Freud kimdir? izlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=OfidKKjGkfA
Photo

Post has shared content
MÜSLÜMANLARIN İDARECİSİ MÜSLÜMANLARIN HİZMETÇİSİDİR

Benî Temim kabilesi reisi olan Ahnef bin Kays, Hazret-i Ömer'in (radıyallahü anh) halifeliği zamanında, kabilesinin bazı büyükleriyle yazın sıcak aylarından birinde Medine'ye gelmişti.

Ahnef, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında müslüman olmuş, fakat Efendimizi görmekle şereflenemediği için Eshab'dan olamamıştı.
Medine'ye gelince halifeyi sordular. Hazret-i Ömer'i (radıyallahü anh), beytülmâle ait develeri tımar ederken gördüler. Ahnef'le kucaklaşan Halife-i Müslimin: "Ya Ahnef! Abânı çıkar ve yanıma gel. Şu iki zayıf deveyi tımar ederken bana yardım et. Bunlar huysuzluk ediyorlar. Bakmazsam iyice düşecek, uhdeme emanet edilmiş bu hazine malları heder olacaktır" dedi.
Ahnef'le birlikte gelmiş olanlar, bir Halifenin bu derece mütevazi haline akıl erdiremiyorlardı, içlerinden biri: "Ya Emirel-Müminin; hizmetçilerinden birine emretseydin de bu işleri yapsaydı ya?" dedi. Halife şu cevabı verdi:

"Benimle Ahnef'den daha münasip hizmetçi bulunabilir mi? Müslümanların idare işini üzerine alan kimse, Müslümanların hizmetçisidir.
Hizmetçi de, şu işi yaparım, şunları yapmam diyemez, deve tımar etmek dahi olsa, işleri tereddütsüz yerine getirir" buyurdu.

Huzur Pınarı
Photo

Post has attachment

Post has attachment
PhotoPhotoPhotoPhoto
3.10.2016
4 Photos - View album

Post has shared content
Originally shared by ****
😋
Photo

Post has shared content
Originally shared by ****

Şikayet Masası
Bir cemiyet için, bir millet için adâlet, insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa, cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.

Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan, bazan da Medîne'de Efendimiz  (s.a.v.)'e vekâlet eden Ensâr'dan Muhammed bin Mesleme (r.a.), Hz. ömer (r.a.)'in hilâfeti esnasında onun 'Şikâyet Masası' reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O, gelen bu şikâyetleri inceler, araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan, adam kayıran, rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.

Bir defasında Medîne'de toplanan memurlara, Hz. Ömer  (r.a.) nasîhat ediyor ve onları, insanlara âdil davranmaları, zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından, sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve:

-Beni memurlarınızdan işte şu adam, haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı, diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.

Bunun üzerine mes'ele araştırıldı... Adamın haklılığı anlaşıldı, memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı.

Hz. Ömer (r.a.)'in kararı kesindi:

-Seni döven memura sen de, onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:

-Yâ Ömer, bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız, bu tatbikat, memurlarınızın itibarını düşürür, onları iş yapamaz hâle getirir.

Hz. Ömer'in cevabı aynen şöyle oldu:

-Ben zâlimi, şu veya bu bahânelerle koruyup da, mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki, tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam, kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura...
Bu defa Amr bin Âs (r.a.), kimsesiz  olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:
-Sana, onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al, dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur, memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir, dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı, dâvâsından vaz geçti. Ve böylece, idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.

Ne âdil bir hüküm, ne güzel bir hâl çaresi... Tabii ki ne mes'ut bir cemiyet! Bütün insanlığa örnek olması dileğiyle...
Kaynak: Fazilet Takvimi, 2001
Photo
Wait while more posts are being loaded