Profile cover photo
Profile photo
hilmi kemal
607 followers -
“De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” [İsra Suresi, 81]
“De ki: Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur.” [İsra Suresi, 81]

607 followers
About
Communities and Collections
Posts

Post has attachment
İki şey senin kim olduğunu belirler
Hiç bir şeye sahib olmadığında sabrın
Her şeye sahib olduğunda ahlakın
Photo

Post has attachment
İki şey senin kim olduğunu belirler
Hiç bir şeye sahib olmadığında sabrın
Her şeye sahib olduğunda ahlakın
Photo

Post has attachment
‎Osmanlı‬ dönemi ‪Ramazan-ı Şerif‬

Merhaba Yâ Şehri Ramazan [Merhaba Ey ‪‎Ramazan‬ Ayı]

4 Şubat 1897
[Hicri 2 Ramazan 1314]
Photo

Post has attachment
‎Osmanlı‬ dönemi ‪Ramazan-ı Şerif‬

Merhaba Yâ Şehri Ramazan [Merhaba Ey ‪‎Ramazan‬ Ayı]

4 Şubat 1897
[Hicri 2 Ramazan 1314]
Photo

Post has attachment
Medine-i Münevvere‬ 'de bir sokak

Hicri 20 Zilhicce 1336
Rumi 26 Eylül 1334
Miladi 26 Eylül 1918
Photo

Post has attachment
Medine-i Münevvere‬ 'de bir sokak

Hicri 20 Zilhicce 1336
Rumi 26 Eylül 1334
Miladi 26 Eylül 1918
Photo

Post has attachment
OSMANLI SULTANLARININ YÜKSEK MERTEBELERİ

Beyrut Hukuk Mahkeme reisi ve büyük âlim Yusuf bin İsmail Nebhânî (1849-1937) merhûm diyor ki:

İslâm sultanlarının en büyüklerinden nicesinin içinden çıktığı OsmanlıHânedânı 700 sene boyunca İslâm dinine hizmet etmişler, Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) şerîatini kuvvetlendirmişlerdir. 

Yeryüzünde mü’minler, gökte melekler onların İslâm’ı yaymak için yaptıkları fetihlerle sevinmişlerdir. Onların bu gayret ve cihâdları sebebiyle dünyanın en büyük ve mühim şehirlerinden olan İstanbul İslâm beldesi olmuş, Rumeli, Anadolu ve sâir Avrupa cihetlerindeki memleketlerde milyonlarca insan İslâm dîni ile şereflenmişlerdir. 

Nesiller boyunca onların idâresi altında Müslüman olsun olmasın ferah bir halde yaşayan insanların adedi milyonlara ulaşmıştır.

Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellem hazretlerinin Hazret-i Ali’ye buyurdukları şu #hadîs-i şerîf onların nâil olduğu şu büyük hayrı beyan eder, açıklar:

“Senin elinde Allâhü Teâlâ’nın bir adama hidâyet ihsân etmesi, dünyanın en yüksek ve kıymetli nimetlerinin tamamından senin için daha hayırlıdır.” O zaman bu sultanların kadir ve kıymetini daha iyi takdîr edersiniz. Bu hadîs-i şerifin manasına göre onların kazandıkları sevâb ne kitaplara ne de hesâba sığar. Bu Allâhü Teâlânın bir fazlıdır ki dilediğine verir. Allâh fazl-ı azîm sâhibidir.

İslâm memleket ve hükûmetleri onların yüce devletlerinden önce her biri bir cihette bir hükümdar emri altında dağınık vaziyette idi. 

Hatta Endülüs’deki Mülûk-i Tavâif gibi olmuşlardı ki onların böyle ufak beylikler haline gelmeleri neticesinde bugün o İslâm ülkeleri Dâru’l-harb hâline gelmiştir. 

Hâlbuki Endülüs, zamanında her cihetten İslâm devletlerinin ve memleketlerinin en güzîdelerinden idi.

 Eğer Allâhü Teâlâ İslâm milletine ve ümmet-i Muhammed’e Osmanlı hânedânından gelen İslâm sultanlarının en kıymetlileri olan bu zâtları ihsân etmeseydi âkıbet öyle olurdu. 

(Hulâsatü’l-Beyân)

http://osmanlldevleti.blogspot.com.tr/
Photo

Post has attachment
DARÜLACEZE

İstanbul’daki dilencileri, sokaklarda başıboş gezen kimsesiz çocukları, cami avlusunda yatan kimsesiz muhtaçları bir araya toplayıp ıslah ederek sanat sahibi yapmak, kimsesizlerin son ömürlerini huzur içinde yaşamalarını sağlamak maksadıyla zamanın Padişahı ‪#‎IIAbdülhamidHan‬, bir ‪#Darülaceze‬ kurulmasını ferman ile emir buyurmuştur.

Bu ferman sonrası oluşturulan komisyonun tetkikleri neticesinde, Darülaceze’nin Okmeydanı’nda kurulmasının muvafık olacağı ve inşaatının 72.000 altın liraya çıkabileceğini padişaha arz etmişlerdir.

Bunun üzerine Darülaceze’nin Okmeydanı’nda inşasına başlanması Padişahın 25 Mart 1306 (6 Nisan 1890) tarihli fermanı ile emir buyrulmuş ve bu ferman 30 Mart 1306 (11 Nisan 1890) tarihli Resmî Tebliğ ile yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sultan ‪Abdülhamid‬ Han, Darülaceze’nin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 7.000 altın lira kıymetindeki eşyasını hediye etmiş, 10.000 altın lira da nakit olarak bağışlamıştır.

Ayrıca yardım kampanyası düzenlenmiş, geniş bir katılım sağlanmış ve toplanan teberrularla 50.000 altın lira toplanmıştır.

Böylelikle temin edilen inşaat parası ile 6 Ekim 1892 tarihinde 21 koyun kesilerek Darülaceze’nin temeli atılmış ve ‪#‎SultanAbdülhamidHan‬ ’ın cülusunun sene-i devriyesi olan 19 Ağustos 1895 tarihinde binaların inşaatı tamamlanarak fotoğraflardan oluşan iki albümle birlikte anahtarları Sultan ‪#‎AbdülhamidHan‬ 'a teslim edilmiştir.

Darülaceze’nin resmî açılışı 31 Ocak 1896 tarihinde yapılmıştır.

1895 yılında Sultan II. Abdülhamid Han tarafından kurulan, kurulduğu günden bu yana 29.000’i çocuk olmak üzere toplam 72.000 kişiye Şefkat Yuvası olan Darülaceze; din, dil, ırk, sınıf ve cinsiyet farkı gözetmeksizin bakıma muhtaç, yaşlı, engelli insanlara, sokağa terk edilmiş kimsesiz yavrulara hizmet vermektedir.[1]

Kaynaklar:
[1] Darulaceze gov tr

http://osmanlldevleti.blogspot.com.tr/

Post has attachment
OSMANLI’DA DÂRÜŞŞİFÂLAR-HASTAHÂNELER

İnsan sağlığı mevzu olunca cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beyti hatıra gelir. Bu söz sağlığın ne kadar ehemmiyetli olduğunu çok güzel anlatır.

Osmanlı Devleti’nde ilk zamanlar sarayda hanedan mensupları ve devlet adamları için bir hekim bulundurulmaktaydı. 

İlk hastahane 1389’da Yıldırım Bayezid tarafından Bursa’da şehrin doğusunda inşa ettirilmişti. 

Daha sonra Sivas, Amasya, Tokat, Çankırı, Kastamonu ve Konya gibi şehirlerde ve fethedilen her yerde hastahaneler açıldı.

Mesela Edirne’nin fethinden sonra burada cüzzamlılar (lepra) için bir hastahane yaptırıldı. 

Avrupa’da akıl hastalarının ateşte yakıldığı bir devirde İkinci Bayezid Han Tunca Nehri kenarında hastaların su, musiki ve kuş sesiyle tedavi edildiği bir hastahane yaptırdı (1485).

Yıllar içinde Osmanlı ülkesinin neredeyse en ücra köşelerinde bile hastahaneler açıldı.

 Yabancı seyyahların hatıralarına göre 16. asrın sonlarına doğru İstanbul’da her biri 150 ilâ 300 hasta alabilen 119 hastahane bulunmaktaydı.

 Bu hastahanelerde bir baştabip, bir müderris, göz hekimi, cerrah, kırık-çıkıkçı, eczacı, eczacı kalfası, attar, ilaç vekilharcı, ilaç kilercisi, kâsekeş, şurup hazırlayıcı gibi sağlık memurları bulunuyordu.

Osmanlı hastahaneleri hasta ve sağlık memurlarının ihtiyacına göre düzenlenmişti. Hastaların barındırılması, yedirilip içirilmesi, ibadet etmeleri için mekânlar, doktorların barınacakları ve ders görecekleri mekânlar bulunuyordu.

http://osmanlldevleti.blogspot.com.tr/
Photo

Post has attachment
OSMANLI’DA ZİRAAT VE ORMAN MEKTEPLERİ

19. asırda Avrupa’da buharlı makinelerin icadından sonra ilim ve fendeki yeni icat ve keşifler birbirini takip etti.

Osmanlı Devleti’nde de mektepler, devlet daireleri ve askerî birlikler vesair müesseselerin kıyafeti için gerekli olan kumaş ihtiyacını karşılamak üzere Yedikule’de bez dokuma fabrikası açıldı.

Fakat kumaş için kaliteli pamuğa ihtiyaç vardı. Bunun için 1847’de Yeşilköy’de “Ziraat Talimhanesi” adı altında tohum ıslah etmek ve toprağa uygun pamuk yetiştirmek maksadıyla bir ziraat mektebi açıldı.

Bu mektep pamuk ziraatını geliştirmek için açılmıştı. Fakat her sahada eğitime ihtiyaç vardı. Nitekim buradaki eğitim tarımla sınırlı kalmadı.

Hayvancılık, bağcılık, bitki ve hayvan hastalıkları vesair sahalarda da eğitim verildi.

Okutulan bazı dersler: Hesap, coğrafya, usûl-i hendese, hikmet, teşrîh-i hayvânât, fenn-i baytarî, ilm-i nebâtât, terkîb-i arazî, ilm-i zirâat, hayvancılık, bahçıvanlık, şeker istihsâli, ipek böcekçiliği, merinos koyunu yetiştiriciliği.

Ayrıca Avrupa’dan bazı modern ziraat alet ve makineleri getirtildi. Böylece ülkemizde modern ziraat aletlerinin kullanıldığı ilk eğitim müessesesi oldu.

Bu makineler halka da tanıtılarak çiftçilerin modern ziraat aletlerini kullanmaları teşvik edildi. Ziraat sahasında ikinci teşebbüs Sultan İkinci Abdülhamid devrinde oldu.

Tatbikatlı ziraatın memleket sathında yaygınlaştırılması için başta İstanbul olmak üzere vilayetlerde de dört yıllık ziraat mektepleri açıldı.
İstanbul’da açılan bu mektebe “Halkalı Ziraat Mekteb-i Âlîsi” adı verildi.

Burada yetişen talebeler pek çok muvaffakiyete imza attı. Daha sonra ormancılık dersleri de eklenerek mektebin adı Halkalı Ziraat ve Orman Mekteb-i Âlîsi olarak değiştirildi ve orman memurları da burada yetiştirilmeye başlandı.

Mektepteki ormancılık dersleri kâfi gelmeyince 1910’da Orman Mekteb-i Âlisi kuruldu. Ormancılık eğitimi Ziraat Mektebinden ayrıldı.

[Osmanlı’dan Tarihe Not Düşen Kareler, Çamlıca B. Y.]

http://osmanlldevleti.blogspot.com.tr/
Photo
Wait while more posts are being loaded