Profile cover photo
Profile photo
Tamer Can
About
Posts

Post has attachment
Photo

Post has attachment

Post has shared content
Originally shared by ****

Sevgili evlâtlarım,

Size hakkıyla baba olamadım. Affınızı diliyorum. Bu mektubu yazma sebebim de budur. Mektubum elinize geçecek mi? Birbirinize sarılıp okuyacak mısınız? Yoksa bana ve annenize söverek yırtacak mısınız bu kâğıdı?

Siz ikinizden sonra doğan kardeşlerinize gerektiği gibi sevgi ve merhamet gösterdiğimi umuyorum. Ama ne yazık ki size karşı görevlerimi yerine getiremedim. İnanın çok ama çok pişmanım. 20 yıl gecikmeyle olsa da sizin yaralarınızı sarabilmek isterim. “Babamız bizi unutmamış” diyerek sevinmenizi isterim. Size karşı işlediğim bu suçtan dolayı ALLAH beni cezalandırması, Cehennem’e atması bile şu an hissettiklerim karşısında hafif kalıyor. Eğer zamanı geri alma imkânım olsaydı bir an bile düşünmezdim. Size karşı yaptığım büyük haksızlığı tamir ederdim. Ama artık çok geç.

“Neden şimdi? Neden 20 yıl bekledin?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Anlatayım. Köyümüzdeki kilisenin tamiri için Katolik duvar ustası bulamadığımızdan yakındaki bir yerden Cezayirli işçileri getirttik. Müslüman olan bu işçilerden bazısı ile arkadaş olduk. Kiliselerden, camilerden konuşurken bir ara Muhammed Peygamber zamanında yeni Müslüman olan birinin şu sözlerini aktardılar:

“Babacığım, neden toprak atıyorsun üzerime?”

Çünkü Araplar o zamanlar kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlermiş. Bunu yapmış olan bir Arap sonradan Müslüman olunca çok pişman olmuş ve ağlayarak anlatmış bunu. Cezayirli işçi bu olayı aktarınca bütün kilise derneği üyeleri “Ah! Ne vahşilik!” diye haykırdılar. Fakat ben bu olayı duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Çünkü o vahşi adam hiç olmazsa kızının doğmasını beklemişti. Konuşabilecek kadar yaşamıştı kızı. Oysa ben sizin cinsiyetinizi bile bilmiyorum. Anneniz bana “Eyvah! hamileyim!” dediği zaman ilk yaptığımız şey kürtaj yapacak bir doktor aramak oldu. Sizin gün ışığı görmenize bile fırsat vermedim. Şimdi bırakın o vahşi Arabı, yoldan geçenleri öldürüp parasını alan bir soyguncu bile benim yanımda daha masum değil midir? Kendi evlâtlarını göz kırpmadan öldüren bir babadan daha adi, daha vahşi, daha canî kim olabilir bu dünyada? Hz İsa’yı işkence ederek öldürenlerden bile daha fazla Cehennem’i hak ettiğimi düşünüyorum. Bu sebeple öldüğümde Cennet’e gelip sizi görmem herhalde mümkün olmayacak. Sizin orada olduğunuzdan eminim çünkü günah işleyecek vaktiniz olmadı. Belki melekler sizi teselli etmiştir. Belki anne ve baba şefkatinden daha güzel bir şefkatle sizi kollarına almış, sevmiş ve öpmüşlerdir.

Sizlerin kadife tenlerini okşamayı hak etmedik biz. İlk gülüşlerinizi, ilk kelimelerinizi duymak mutluluğu bizim gibi evlât katili bir anne-baba için fazla idi. Ama gelin görün ki Tanrı bize yeniden iki evlât verdi. Kız kardeşleriniz sağlıklı ve mutlu bir biçimde büyüyorlar. Onlara sizden hiç bahsetmedik. Çünkü ne kadar cani olduğumuzu da itiraf etmemiz gerekirdi. Bunu yapacak cesareti bulamadık kendimizde. Belki ileride. Ne olur beni affedin. Annenizi affedin. İlk defa hamile kaldığı zaman evli değildik. İkimiz de öğrenciydik. Köy halkının bizi dışlamasından korktuk. Büyük şehirlere gidip üniversite okumak istiyorduk. Kolumuzda bir bebekle bunu yapmak imkânsızdı. İkinci defa hamile kaldığında da aynı durumdaydık. O anki cahilliğimiz öyle bir noktadaydı ki kürtaj ile hamileliğe son verdiğimizi düşündük ama hiç bir zaman bir insan öldürdüğümüzü idrak etmemiştik.

Şimdi diyeceksiniz ki “değermiydi yine de? Dışlanmak, üniversiteye gitmemek… Bütün bunlar evlât katili olmak kadar önemli mi?”. Değil tabi ama biz bunları tartıp ölçecek durumda değildik.

Cezayirli işçinin o gün söylediği o lâf bir çivi gibi çakıldı beynime: “Babacığım, neden toprak atıyorsun üzerime?” Bu söz uyandırdı beni. Gözümün önüne bir çukur geldi. İçinde iki çocuk haykırıyor, “babacığım, yapma, öldürme bizi!”. Kötü, aşağılık, insanlıktan nasibini almamış bir herif kürekle toprak atıyor. Diri diri gömüyor zavallı çocuklarını. İşte o hayvanım ben. Cehennem’in en derin, en sıcak yerinde yakılmayı hak ettim. Kız kardeşleriniz olmasaydı zannediyorum öldürürdüm kendimi. Siz ölmüşken benim yaşamam çok anlamsız. Ama hayat böyle.

İkinizin ölümünde de aynı doktora gittik. Kürtaj kanunen yasak olduğu için gizli bir operasyon bu. Doktorlar çok para istiyor. Borç aldım. Hayat kurtarmak için tahsil görmüş bir doktor insan öldürmek için para alıyor. Ve bir baba kendi çocuklarını öldürmesi için bu doktora gidiyor. Hem de iki kez.

İkinci kürtajdan sonra anneniz “içimden bir şey koptu” dedi. Açıklamadı. Ben bir daha çocuk sahibi olamayız diye yorumlamıştım. Öyle olmadı. Korkarım Tanrı ile bağımız koptu ikinci kürtajdan sonra. Tanrı birinci hatamızı affetmek için bir vesile arıyordu. Ama ikinciden sonra o da bizden umudunu kesti. Sanırım kopan buydu içinden.

Her çocuk babasıyla gurur duymak ister. Ne yazık siz benimle övünemeyeceksiniz Cennet’te. Büyük ihtimal oradakiler sizin durumunuzu biliyorlardır. İstenmeyen çocuklar olarak ölmüş olmanın size ızdırap verdiğini düşündüğüm için ayrıca kederleniyorum. Beni affetmeseniz bile en azından bu durumdan kendinizi sorumlu tutmanızı istemem. Sıkıntınızı, acınızı biraz olsun azaltabilir mi yazdıklarım? Eğer beni affederseniz, bir gece rüyama girip bana sarılmak isterseniz çok mutlu olurum. Ama gelmezseniz anlarım. Öfkelenmekte de haklısınız. Sadece bilin ki gözyaşlarımdan sırılsıklam olan bu kâğıt samimi pişmanlığımın şahididir. Bu göz yaşlarım Cehennem’in ateşini söndürmese bile sizinkilere karışır belki. Biz bir araya gelemesek de göz yaşlarımız birlikte akar.

Tanrım, bu mektubu evlâtlarıma ulaştır. Onları merhametinle kucakla. Baba ve anne sevgisini unutturacak kadar çok sev onları.

Tanrım, kürtaj yaptırmayı düşünen anne ve babaların ellerine de ulaştır bu mektubu. Belki bir bebeğin ölümüne ve bir babanın katil olmasına engel olabilirim bu şekilde.

Ricardo
Photo
Wait while more posts are being loaded