Profile cover photo
Profile photo
özcan can
84 followers
84 followers
About
özcan's posts

Post is pinned.Post has attachment
HUKUK OKUMAK
Hukuk okumaya küçük yaşlarda karar verirsiniz. Ya cübbenin ihtişamı sarmıştır sizi, ya Amerikan filmlerindeki avukatlar ve jüri.
Lisede sadece kendi hakkınızı değil, başkalarının hakkını da savunuyorsanız, hocanın “Sen, onun avukatı mısın?” dediğinde “Evet.” cevabını da yapıştırıyorsanız, hukukçu yaftasını çıkaramazsınız artık.
Üniversite tercihlerinizi yaparken puanınız yüksekse de hukuk yazmaya yönlendirileceksiniz, düşükse de. Yüksekse “Bu kadar yüksek puanı harcama.” mantığı ön plana çıkacak, düşükse “O kadar para veriyoruz, hukuk oku.” mantığı.
Hukuk Fakültesi’ne başladığınızda söyleyeceğiniz ilk cümle, tartışmasız “Nereye geldim ben yaaa?” olacak. Sınırlı ehliyetsizle sınırlı ehliyetliyi hiçbir zaman ayırt edemeyeceksiniz. Soybağını tespit etmekte zorluk çekecek, edinilmiş mallarla kazanılmış malların içinden çıkamayacaksınız. Özlem duyduğunuz Türkçe’yi Anayasa Hukuku ile giderecek, 100 alırım dediğiniz kâğıttan 30 alınca ona da küseceksiniz.
Sorunsuz bir şekilde 2. sınıfa geçtiniz. Tek sorununuz Anayasa ve Medeni. Zaten adamakıllı iki dersiniz onlar değil miydi? Bir de üstüne dilinden anlamadığınız Borçlar, karmakarışık Ceza, bir acayip Uluslar arası ve geçilmesi imkânsız İdare eklendi. Müteselsil sorumluluk, kast, taksir, teamül, yerinden yönetim havada uçuşacak. Bu sene fakülteden ayrılmayı düşünmeye başlayacaksınız. “Yol yakınken dönsem de bizimkiler de fazla umutlanmasa mı ki?”
3. sınıfa geçtiniz ve okulunuz net bir yıl uzadı. Alttan üstten toplam 11-12 dersiniz de oldu. Aileniz de “Sen daha şimdiden böyleysen…” diye söylenmeye başladı. Bölüm değiştirmeyi düşünüyorum da diyemezsiniz, olmuş 3. sınıf. Şimdi bir de elalem yapamadı diyecek, anne-babanızın boynu bükülecek… Karnedeki F’leri görünce başınızdan aşağı dökülen kaynar sular ve babanızdan yediğiniz zılgıt sonrası bu yıl çok çalışacağınıza, her gün tekrar yapacağınıza söz verdiniz. Derslerin Genel’ini anlamadan Özel’ini vermeye çabalayacaksınız. Sizin için en yakın arkadaşlık ihtiyari dava arkadaşlığı, en baba mülkiyet kat mülkiyeti, en iyi ortaklık aslan payı ortaklığı olacak…
Merhaba yaz okulu. Alttan kalan derslerle, kavurucu güneşinle, herkes denize girerken, sıcak kumlarda güneşlenirken ben yine buradayım, seninleyim…
Geldiniz 4. sınıfa. Arkadaşlarınız soruyor. Kaçıncı sınıftasın? 4, 3, 3.5. Eş dost soruyor. Bu sene bitiyor mu? Yok uzadı. Bir dönem mi? Bir sene. Bizim oğlan 3.5 senede bitirdi, bizim kız uzatmayacak. Anne-babanızla bir anda göz göze geliyorsunuz. Kafanız önde ve söylenecek sözleri tüketmiş bir halde odanıza ışınlanıyorsunuz. Annenizle babanızın surat ifadesi gözünüzün önünden gitmiyor, kendinize kızıyorsunuz: “Keşke en baştan itibaren sıkı tutsaydım.”
Menfi tespit davası, kısmi dava, istihkak davasının içinden çıkamazken dolandırıcılık suçuyla eser sözleşmesi de eklenince tam bir zehirli ağacın meyveleri oluyor. Hayatınızda mehil verdiğiniz tek şey konkordato mehlinden başkası olmuyor.
Alman vatandaşı Bayan A ile Türk vatandaşı Bay T’nin Fransa’da evlenmesinden tutun da, 20 yaşındaki elin Amerikalı’sının Kapalıçarşı’dan alışveriş yapması başınıza ne işler açıyor…
Anne-babayla başlayıp arkadaş ve hocalarla devam eden çevrenin “Hala mezun olmuyor musun?” nidalarıyla fakülteyi bir şekilde bitiriyorsunuz. Sonrasında ise “Ne yapacağım ben yaaa?” diye dımdızlak kaldığınız an, görülmeye değer. Çevredeki sesler yükseliyor, avukatlık yapmayacak mısın, o zaman niye okudun? Aileniz büro açma telaşına giriyor. Acaba hakim mi olsam diyorsunuz, şehir şehir gezmeyi gözünüz yemiyor. Akademisyen olsanız ömür boyu memur maaşı…
Evlenmeye karar veriyorsanız, o kişi en azından hukukçu olmalı. Doktor da olabilir. Daha iyi olur hatta. Keza ritüele uymazsanız, “Koskoca hukukçu olmuş, bulamamış mı?” dedikodularına maruz kalırsınız. Yok evlenmeyeceğim diyorsanız, “Hukukçu oldu; ama yuvası yok. Neye yarar?” söylemlerine razı olacaksınız.
Siz, ailenizin gurur kaynağı, akraba ve komşularınızın ücretsiz danışmanı, arkadaşlarınızın idolüsünüz. Her şeyi bilmekle ve çizdikleri yoldan gitmekle mükellefsiniz. Çünkü hukuk okumak, kamu görevidir.https://www.facebook.com/hukukpratikleri?fref=nf 

Post has attachment
Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"

İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."

Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."

"Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."

İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.

Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."

"Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."

İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"

"Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."

Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."

"Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
Photo
Photo
19.09.2016
2 Photos - View album

Post has attachment
Anneler günü diye bir şey anneye yazık etmektir . Annelerin her günü sevilir . 
Photo

Post has shared content
Ressam hem resmi çizmiş. .Hem beğenmemiş 
G Ü N A Y D I N
MutLu, HuzurLu, Barış √є Sє√gi DoLu Bir GÜN
Gєçirмєηiz DiLєğiעLє .. Sє√giler....

Animated Photo

Post has attachment
Hukukçunun kıdemlisi


“Hukukçunun kıdemlisi avukat, avukatın kıdemlisi icracı olur!” 

Bu sözü yabana atarak, avukatlarla ilişkilerini düzgün ve düzeyli olarak oluşturamayan nice hakim ve savcı arkadaşımız, emekli olup da, bir Baro’da avukatlık yapmak istediklerinde, nedense geçmişin ızdırabını yaşıyorlar. 
Barolara başvuru yaptıkları zaman, aralarına katılmak istedikleri avukatların, topluca itirazına muhatap olan nice hakim ve savcı olmuştur. Onların Baro kayıtları çoğu yerde neredeyse Adalet Bakanlığı’nın emriyle gerçekleşmiştir.
İtirazla karşılaşmayan veya itirazları aşarak Barolara üye olup da avukatlık mesleğine adım atanlar ise, çeşitli ekonomik, sosyal ve psikolojik zorluklarla karşılaşmışlardır. Bu zorluğu, duruşma aralarında Baro dinlenme odaları yerine, eskiden görev yaptıkları, önceki makam ve mevkilerinden dolayı saygınlık gördükleri mahkeme kalemlerini tercih etmelerinden ve özel ilişkilerinde avukatların arasında yer bulmakta zorlanmalarından anlıyoruz. 
Bu konuda hiç de sıkıntı çekmeyen, avukatların arasına katılır katılmaz, içeriden birisi gibi hissedilerek kabul gören, avukat olur olmaz Baro yönetimlerine seçilmekle ödüllendirilen hakim ve savcılar vardır. Çünkü onlar mesleklerini yaparken, hukukçu kimliklerini unutmadan ve avukatlarla eşit ilişkiler kurarak, Baro merdivenlerini çıkmışlardır.
Emekli olduktan sonra avukat olan, eski yargıç ve savcılar bürolarını açtıklarında, aldıkları emekli maaşını ofis gideri olarak harcamalarına rağmen içine düştükleri sıkıntıları aşmaya uğraşıp, mesleklerini yapmaya çalışırlarken, bu kez geride kalan yargıç ve savcı arkadaşlarının engelleriyle karşılaşıyorlar. Daha dün oysa kendileri o makamlardaydı ve muhatap oldukları avukatlara da onlar aynı şekilde davranmışlardı. Geçmişte ne kadar güçlü idiler, şimdi ise ne kadar zayıf bir durumda olduklarını düşünüyorlar. 
Diğer yandan avukatlık meslek hayatı boyunca, “Bir avukatın en büyük düşmanının yine en yakınında gibi görünen müvekkil olduğu gerçeği”ni kısa zamanda anlıyorlar. Çünkü, kırk ayrı avukata danışarak gelip, bir de danışma ücretini ödememekle işe başlayan müvekkillerden çekmeye başlıyorlar. 
Oysa daha dün, bu avukatların kolay para kazandığını, kendilerinin onca yıl uğraşıp karar verdikleri dosyalardan dolayı avukatların kolay ve fazla para kazandıklarını düşünüp, açıkça kıskançlık duyuyorlardı. Şimdi ise, vaad edilen paraların ödenmediği, herkesin işi bitince, bir daha avukatın bürosuna uğramadığını çok sonra da olsa öğreniyorlardı. 
Bir avukat bürosunun açılması, yürütülmesi, elektrik, su, telefon, sekreter, kırtasiye, kira, ulaşım giderleri başlı başına görünmeyen giderler olarak karşımıza çıkıyor ve kimse, hatta müvekkiller dahi bunun nasıl döndüğüne dair duyarlılık göstermiyor. Hakimlik ya da savcılık mesleğinden gelerek avukat olmaya, bu kıdeme erişmeye çalışan meslektaşlarımız, aldıkları emekli maaşının gücüne güvenip, hayata maaş gözüyle bakıyorlar ve fakat ofis giderlerinin altından kalkılamaz boyutta olduğunu görünce, apar topar bürolarını kapatıp evlerine çekiliyorlar. Yani işin göründüğü gibi olmadığını anlıyorlar.
Anlıyorlar ki, avukatlar çok çileli bir uğraşı meslek edinmişler ve kolay yoldan para kazanamıyorlar. Avukatların hem hukuki hizmetleri karşılığı beklentileri gerçekleşmiyor, hem de müvekkillerinin kolayca ortaya atıp, kendilerinin de inandıkları, “beni sattı” dedikodusu altında eziliyor, bir de azilleniyorlar. İş bununla kalmıyor, avukatlar potansiyel olarak, müvekkillerinden her an için “haksız kazanç temin etme” suçunun faili olarak yine savcı ve yargıçların huzuruna çıkıyorlar.
Son dönemlerde maliyenin, avukatların “tatlı kazançları”nın peşine düşmesi de gösteriyor ki, avukatlar ciddi bir kıskacın altında eziliyor. 
Avukatların hangi koşullarda mesleklerini yürüttüklerini iş işten geçtikten sonra anlayanlar, eski “güç”lerini kaybetmişler ve “zavallı” konumlarda sürünürken idrak etmiş oluyorlar. 
Tolstoy’un “İvan İlyiç’in Ölümü”nde savcılık ve yargıçlık yapan İvan İlyiç’in sağlıklıyken güçlü, sanıkların ise ne kadar güçsüz olduğunu görüyoruz. Mahkeme salonunda, yargıç “otur” demediği zaman, kimsenin oturamadığı, sorulanlara ayakta yanıt verilmesinin zorunlu olduğu –yasal- saygınlık ortamında, egemenliğin sahte doruğuna ulaşılabiliyor. Defalarca karşılaşmışımdır; özellikle ceza davalarında duruşma sırası geldiğinde, gerekli saygı sınırını aşmadan, müdafii ya da müdahil sırasına oturan avukata, bir çok yargıcın, “otur demeden oturulur mu?” tartışması yaşattığını, duruşma salonundaki egemenlikleri karşısında, alttan alıp, suskun davranıldığını biliyorum.
Duruşma tutanağını dahi avukatlara vermemeyi, mahkeme kalemlerinde avukatlara karşı güvensiz durmayı ayrı bir egemenlik alanı olarak algılayan, avukatların mesleki konumları gereği, birden fazla mahkemede duruşmalara girdiklerini, bu nedenle öncelikle onların dosyalarını alarak, zaman kazandırma nezaketi göstermeyen yargıçlarımız olduğunu biliyoruz. Hele bir de savcı olarak huzuruna ifade almak üzere davet ettikleri avukatlara karşı, burunlarından kıl aldırmayan savcılarımız… Aramıza geldiklerinde, göz göze olduğumuzda, bu tarihsel sürecin ne anlama geldiğini hepimiz daha iyi anlayabiliyoruz.
İvan İlyiç’in karısı Praskovya Fiodorovna’nın, isteklerini yaptırıncaya kadar kendisine karşı çok kaba davranması, aşağılaması; görevi nedeniyle gerçekleşen tayin ve atamalarda uğradığını düşündüğü haksızlıklar; bulunduğu mesleki kariyere göre devlet tarafından ödenen maaşın azlığının getirdiği zorluklar, günümüzde de bir yargıcın ya da savcının meslek yaşamına önemli bir etki yapar. Bugün avukatlar da bu zorlukların altında ezilmekte, toplumsal anlamda beklentilerini gerçekleştirmekten çoğu zaman yoksun kalmaktadırlar. 
Hastalandığında gittiği doktoru, tıpkı eskiden İvan İlyiç’in karşısına gelen sanıklara kendisinin davranmış olduğu gibi davranır. Doktorunun, bütün diğer meslek sahiplerinin profesyonel havasıyla soru yöneltmesini, her defasında kendisinin de mahkemede iken sanık, şikayetçi, tanık ya da avukatlara, “bunu bize bırakın biz ne yapacağımızı biliriz!” edasıyla yönelttiği soru sorma tarzına benzetiyor ve eziliyor. Sanıkların kendisine soru sorduğunda içine düştüğü ezikliği o da doktoru karşısında hissederek, “Biz hasta insanlar kuşkusuz sık sık yersiz sorular sorarız.” diye söze başlayıp, doktora yönelttiği sorular karşısında İvan İlyiç, doktorun kendisine süzerek bakmasını, kendisinin, “Parmaklıklar arkasındaki tutuklu! Eğer yalnızca sorulanlara yanıt vermekle yetinmezsen, seni duruşma salonundan çıkarmak zorunda kalacağım.” demesine benzetiyor. Öyle ya, o da sanık ya da tanıklara aynı şekilde yaklaşıyordu. Bu çarpıcı gerçeği hiç unutmamak gerekir!
Peki hiç bir yan geliri olmadan, stajerliğinden bu yana avukatlık mesleğini yürüten, “çekirdekten” gelme avukatların hali ne? 
Yargıç İvan İlyiç’in durumu iyi iken mahkemede yaşadıklarını ve fakat hasta olduktan sonra içine düştüğü zavallılaşmayı avukatlar kendi bürolarından doğru yaşıyorlar. Bir müvekkil gelir, sizi en büyük avukat yapar, sonra havası alınmış balon gibi yere çakar. Bir avukatın meslek hayatında, kendisini koruyarak mesleğini sürdürmesinin önünde oldukça fazla engel vardır. Verdiği hizmetin karşılığı olarak ödenmesi gereken ücreti almak, bunun serbest meslek makbuzunu düzenlemek ve vergisini ödemek gibi hakkı yoktur avukatın. Çünkü ödenilmesi gereken ücret sürekli “ati”ye bırakılır ve o “ati” bir türlü gelmek bilmez. İşi biten müvekkili de avukatın bürosuna getirmek mümkün olmaz. Doktorların deyimiyle, artık hasta iyileşmiş, ayağa kalkmış ve yapılan işlerin bir mucize olmadığını görmüştü. Geriye dönüp emek sarfeden avukatın parasını ödemek açıkça, “kerizliktir!” Bütün avukatlar bu gerçekle yüzyüzedir. 
Yasal yollara başvurup ücret hakkını talep eden avukata karşı, ilk dilekçeyi yine bir başka avukat meslektaşı yazıverir. Hem Baro’lara ve hem de Savcılıklara arkası arkasına yazılan dilekçelerden başını kaldıramayan avukat, mesleğini “demoklesin kılıcının tehditi” ile yapar.
Geçirilen zorlu süreçler, aşılan engeller o kadar çok ki. İşte bu süreci geçiren avukatları anlamadan, anlamaya çalışmadan, onlara insani ve mesleki yönden hoşgörü ile yaklaşmadan emekli olup da avukatların arasına katılmaya kalkışan hakim ve savcı arkadaşlarımız, esas kıdemin çekirdekten gelerek avukatlık mesleğini yürüten arkadaşları olduğu gerçeğini geç de olsa anlıyorlar. Çünkü meslek hayatlarında Devlet’in yargı erkinin verdiği makam ve mevkiyi sadece kendilerine ait ve hiç ellerinden alınmayacakmış gibi düşünüp öyle hareket edenler, emekli olduklarında neye uğradıklarını şaşırıveriyor, hatta zavallılaşıyorlar. “Emekli bir general hali” tanımlaması tam da uygun düşüyor. İşte İvan İlyiç’in hastalandığı zamanlarda içine düştüğü durum bunun karşılığı oluyor.
Avukatların arasına katıldıklarında, “eski hakim”, “eski savcı” ibaresini avukatlık ibarelerinin önüne eklediklerinde, halk arasında oldukça prim yapıyorlar. Potansiyel müvekkil çevresinde de ücret yönünden lehlerine bir durum oluşuyor. Ancak son zamanlarda Avrupa Birliği’ne uyum süreci ile değişen Türkiye hukuk sistemi ve yasal mevzuat karşısında, hızla emekli olmayı tercih ediyorlar. Çünkü “bildik” yöntemler değişiyor, yeniden ders çalışmak gerekiyor.
“Eski hakim” ya da “eski savcı” olmanın esasen, Yargıtay’ın kararlarının incelenmesi ile neye kadir olduğunu anlamak çok da zor olmuyor. Çünkü Yargıtay, yerel mahkemelerden gelen kararların, yaklaşık yüzde 47’sini bozarak geri gönderiyor. Yani “eski hakim” ve “eski savcı”larımızın, ne kadar isabetli kararlar verdikleri de, yine sistemin kendi içindeki öz denetiminden anlaşılıyor. 
Bu nedenle avukatlık mesleğine ilk adım atıldığından itibaren, sürekli olarak araştırma, sürekli olarak okuma ve hukuk fakültesinde kazandığı muhakeme yapma gücünü diri tutma gibi bir görevi vardır avukatın. Karşımızdaki engeller insani engellerdir ve mutlaka açık bir kapısı vardır. En çok çalışan, kazanacaktır!
Avukatın kıdemlisi
Pisagor’un dediği gibi, “Adalete dayanmayan kuvvet zalim, kuvvete dayanmayan adalet acizdir.” Bir avukatın da her zaman düşünmesi ve gözetmesi gereken husus, aldığı bir kararın icra kabiliyetinin olup olmamasıdır. 
Müthiş bir hukuk mücadelesi vererek sonuca ulaşan avukatın, elindeki karar icra edilemez bir karar ise, bütün zamanı, emeği, dehalığı çöpe gider. Bir hukuk dehası olarak verilen mücadelenin arkasından gelen başarılı ve lehe sonuçlanmış olan bir mahkeme kararı, icraya konularak infaz edilemiyor ise, gidilen yolun mesafesi sıfır kilometredir. 
Bir çok arkadaşın, icra işleri ile meşgul olmayıp, kendilerini “ceza avukatı”, “ağır ceza avukatı”, “arazi davası avukatı”, “uluslararası avukat” diye tanıttığını ve bu ünden de oldukça fazla yararlandıklarını biliyoruz. Ama hukukçu kimlikleri ile değil, yarattıkları haksız rekabetleriyle... 
Oysa ellerindeki bir ilamın, icra ve iflas hukukuna uygun olarak infaz işlemini yapmayı dahi beceremeyecek kadar meslekteki yetersizlik düzeyi tartışılmaz bir çok meslektaşımızın, potansiyel müvekkil ortamında, gerçek hukukçu kimliklerinin dışında, iki ayaklı panoların oluşturduğu imaj ile “ün” sağladıklarını, bu acıklı durumun öteden beri sürgit devam ettiğini biliyoruz.
İşte avukatın da, meslek olarak esasen kıdeminin, elindeki mahkeme kararına infaz kabiliyeti kazandırabilmekten geçtiğinin altını çizelim. 
Avukatlık mesleğinde, belgeye dayalı herhangi bir uzmanlık söz konusu olmamasına karşın, mesleğin başından sonuna sürekli olarak avukatın kendisini yenilemesi, eğitmesi gerekiyor. Değişen yasal düzenlemeleri takip edebilmek, gelişen hukuk bakışını algılayarak buna uygun olarak mesleği sürdürmek, sürekli öğrenmeyi gerektiriyor. 
Kendi gerçeklerimiz üzerinden mesleği sorgulamak, evine çoğu kez ekmek dahi götüremeyen, büro giderlerini karşılayamayan meslektaşlarımızın durumunu gözetmek, bütün hukukçuların kıdem noktasının avukatlıktan, avukatlığın kıdem noktasının ise geniş anlamda icracılıktan geçtiği gerçeğini görmek gerekiyor.
İşte bu nedenle, serbest muhasebeci ve mali müşavirlerin oda örgütlenmelerinin üzerinden bir on yıl geçmemiş olmasına karşın, meslek örgütü olarak avukatların meslek örgütlerinden daha ileri düzeyde mücadele ettiklerini, mesleki yönden daha gerçekçi kazanımlar edindiklerini biliyoruz. Örneğin herhangi bir vergisel iş yapan bir kimsenin mutlaka bir muhasebeci ile birlikte çalışma zorunluluğu ve bir muhasebecinin aylık ücretini ödemeyen mükellefin defterlerini bir başka muhasebecinin tutmasının yasak olduğu gerçeğini dahi göz önüne getirdiğimizde, avukatların ne kadar geri bir düzeyde durduklarını görebiliriz. 
Aynı zamanda, meslekte uzun yıllarını vermiş olanlar ile daha henüz yeni başlamış olanlar arasında, herhangi bir kıdem ayrımı olmaksızın çalışılmaktadır. Artık hiç değilse noterler tarafından yapılan işlerin, belirli bir kıdeme gelmiş avukatlar tarafından yapılabilmesine imkan sağlayan yasal d

üzenlemelerin yapılmasının zamanı gelmedi mi?
Bugün avukatların genel olarak içinde bulunduğu durum, “Çallı’da iş bekleyen amelelerin” durumundan daha iyi değildir. Beden işçisi ameleler azalırken, beyin işçisi serbest meslek sahiplerinin arttığı günümüzde, hizmet ve düşün emeği ile geçinenlerin hayatı yeniden sorgulaması gerekiyor. İşte –bir tercih olmanın ötesinde ise- boşananlar, yine bir tercih olmanın ötesinde ise evlenmeden hayatlarını geçirenler ve hatta evi ile bürosunu ortak kullanan arkadaşlarımızın durumu ortadadır.
Aynı ortamda meslek hayatımızı sürdürdüğümüz yargıçlar, savcılar ve avukatlar biraz daha cesaretle birbirlerine karşı güven duymalı ve birbirlerini daha iyi anlamalıdırlar. İşe önce buradan başlamakta yarar görüyorum.

Av. İsmail DUYGULU
Photo

Post has shared content
Mehmet Gün

AVUKAT KİMİN YALANCISI!

"Avukat olmak istiyorum ama 'Avukat yalancı olur, olma!' diyorlar. Doğru mu!" diye soran hukuk öğrencisine "Doğrudur, avukat mesleği gereği doğruları söylemez. Ancak doğrusunu bulmak için 'Avukat kimin yalancısıdır?' diye sormak gerekir." diye cevap verdim.

Yalan, olmayan bir şeyi olmuş gibi, olan bir şeyi de olmamış gibi ya da olduğundan farklı olmuş gibi göstermektir. Doğruların bir kısmını söyleyip, bir kısmını gizleyerek gerçeği olduğundan farklı göstermek ise usturuplu yalandır. Basit yalan kolay anlaşılır. Usturuplu yalanda ise söylenenler doğru olur ama gerçeği yansıtmaz; gizlenenler ortaya çıkarılmazsa gerçek hiç bir zaman anlaşılamaz. Gerçeği yansıtmayan ama doğru olan beyanlar insanı inandırarak kandırır.

Yargılamalarımızda her türlü yalan söylemek serbesttir, hatta yalan, savunma hakkı olarak da görülür. Kanaatimce mahkemelere söylenenlerin çoğu usturuplu yalandır; yani söylenenler doğrudur ama gerçek durum çok farklıdır. "Kendi iddiasını ispat" ilkesi, "kimse aleyhine olan delili çıkartmaya zorlanamaz" düşüncesi vatandaşa usturuplu yalan söyleme ve kanıtlama, mahkemeyi kötü emeline alet etme imkanı verir.

Hakime yalan söylenmesine izin veren yasalarımız, avukata, gerçeği ortaya çıkarmak görevi ve yetkisini vermez. Avukatın görevi vatandaşı yargılama sürecindeki hakları hususunda bilgilendirmek; yetkisi ise talimatı dahilinde mahkemede temsil etmektir.

Vatandaş'ın avukata karşı da doğruyu söyleme ve gerçeği tam ve doğru olarak açıklama yükümü yoktur. Avukatın da müşterisinden gerçeğin açıklanmasını isteme yetkisi yoktur. Bu şartlarda avukat müşterisinin yalan söyleyip söylemediğini tespit edemez. Avukatın açacağı davanın delillerini müşterisinden veya karşı taraftan elde etme, tanıkları dinleme, resmen geçerli bilirkişi raporu alma yetkisi de ve dosyasını karar vermeye hazır hale getirmek imkanı imkanı da yoktur.

Buna karşın avukat, leyhine ve aleyhine olan hususları müşterisine bildirmek; "bu böyle ise dava aleyhine sonuçlanabilir" diye uyarmak zorundadır. Vatandaşın "ücretini vererek tuttuğu avukat" dilekçesine müşterisinin izin ve onay verdikleri ile hukuki tartışmalardan başka bir şey de yazamaz. Öyle olunca müşterisi avukatı doğru ve kanıtlanabilir beyanlardan oluşan usturuplu yalanlar oluşturması için kullanır. Yani avukat'ın dilekçesi müşterisi ne kadar söylerse o kadar gerçek veya yalan olur.

Oysa gelişmiş yargı sistemlerinde öncelikle davalı ve davacı sorgulanır, mahkemeye karşı beyanlarındaki eksikler, muğlak, müphem ve çelişkili noktalar giderilerek usturuplu yalanlar engellenir.

Şimdi sormak gerekir: Avukat kimin yalancısıdır? Gerçek yalancı kimdir?
Photo

Post has attachment


                                                                               KARAPARA AKLAMA


                                                                                                                                                           Gökhan Sayın
                                                                                                                                               Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

GİRİŞ

Küreselleşme ve finansal piyasaların liberalizasyonu, dünya ekonomisi üzerinde birçok olumlu etki yaratmasına rağmen, bu süreç bazı maliyetleri de beraberinde getirmiştir. Sermaye hareketleri üzerindeki sınırlamaların ve kontrollerin kaldırılması ve piyasaların deregülasyonu, uluslararası bir nitelik taşıyan karapara aklamayı da kolaylaştırmıştır.[1]

En geniş anlamıyla "yasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelir ve menfaatlerin, yasalmış gibi gösterilerek ekonomik sisteme sokulması" olarak tanımlanabilecek olan karapara aklama olgusunun tam olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etmek olanaksızdır. Ancak, birçok suçun kaynağında yatan temel saikin para ve menfaat elde etme arzusu olduğu göz önüne alınırsa karapara aklamanın tarih boyunca var olageldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklanmasının, karaparaya kaynaklık eden suçtan (öncül suçtan) ayrı olarak suç sayılmasındaki amaç; suç gelirlerinden yararlanan kişileri bu gelirlerden mahrum etmek suretiyle, kazanç elde etmek amacıyla işlenen suçların işlenmesini engellemektir. Özellikle organize suç örgütleriyle mücadelede, bu örgütlerin gelir kaynaklarının kurutulması olmazsa olmaz şarttır.[2]

Yapılan araştırmalar, karapara aklamada çok sayıda yöntemin kullanılabileceğini göstermekle birlikte, bu yöntemlerin bazı ortak noktalarının olduğunu göstermiştir. Yani hemen hemen bütün yöntemlerde karapara belirli benzer aşamalardan geçirilmek suretiyle ekonomiye aklanmış olarak sokulmaktadır. Kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilen bu süreç; yerleştirme (placement), ayrıştırma (layering) ve bütünleştirme (integration) olmak üzere üç aşamada ele alınmaktadır. 

Karaparanın aklanması sadece bir ülke sınırları içinde yapılmamaktadır. İletişim teknolojisindeki ve bankacılık alanındaki baş döndürücü ilerleme, ülkeler arasındaki para akışının önündeki engellerin kaldırılması, karaparanın ülkeler arasında transferi yoluyla aklanmasını oldukça kolaylaştırmıştır. Bu durum aynı zamanda bu suçla mücadelede ortak hareket etmenin gerekliliğini de ortaya koymuştur. Ülkeler arasında yapılar ikili, bölgesel ve küresel çapta anlaşmalarla suçlular engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemiz de gerek üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar gerekse taraf olduğu anlaşmalar yoluyla, karapara aklama ile uluslararası mücadeledeki yerini almıştır. 

Kısaca, "Yasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi ve kimliğinin değiştirilmesi suretiyle yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi" olarak tanımlayabileceğimiz karapara aklamanın  geçmişinin 1920 `lere kadar uzandığı ileri sürülmektedir. L'expresse gazetesinde yayımlanan bir habere göre 1920 `li yıllarda Şikago'da mafya üyesi bir şahıs o yıllarda popüler olan ve ödemelerin ancak nakit olarak yapılabildiği bir çamaşırhaneler zinciri satın almıştı. Mafyanın suçlardan elde ettiği gelirleri, çamaşırhanelerden elde edilen yasal gelirle  karıştırarak muhasebe kayıtlarına geçirmek sureti ile yasal bir gelir haline getiriyordu. İngilizce'de karapara aklama anlamında kullanılan "laundering" (çamaşır yıkama) tabirinin buradan geldiği söylenmektedir. Karapara aklama deyimi dünya basınında ilk defa 1973-1974 Watergate skandalı sırasında kullanılmaya başlanmıştır. 19 Nisan 1973 tarihli The Guardian gazetesi, Meksika'da aklanan ve Cumhuriyetçi Parti kampanyasında kullanılan  200.000 $'dan bahsetmektedir. Fransızca'da aklama teriminin karşılığı olarak "blanchiment" veya "blanchissage" terimleri kullanılmaktadır. 

Sosyal anlamda karapara, dolaylı olarak da olsa toplumsal hayata zarar veren her türlü faaliyetten elde edilen her türlü kazançtır. Ahlaki anlamda karapara ise, yasalarla yasaklanmış olsun veya olmasın toplum nazarında suç sayılan hareketler sonucunda elde edilen tüm kazançlar olarak tanımlanabilir. Bu itibarla karaparanın en geniş tanımının ahlaki anlamda karapara olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü yasalar tarafından karapara olarak adlandırılsın veya adlandırılmasın, cezalandırılsın veya cezalandırılmasın, ispat edilsin veya edilmesin toplum tarafından erdemsiz bir yolla kazanıldığına inanılan her para ahlaki açıdan karapara kapsamına girecektir. Toplum nazarında karapara olarak değerlendirilen her kazancın hukuken de karapara olarak nitelendirilmesi ve kovuşturulması düşünülemez. Ahlaki anlamda karapara ile mücadele ise toplumsal mekanizmalarla sağlanacaktır. Ancak, toplumun karapara konusundaki tavrının  ve bilincinin bir ülkenin karapara ile mücadelesinde sonuç üzerinde birebir etkili olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir. 

Ekonomik anlamda karapara ise kanunlar tarafından suç sayılan fiillerin yanı sıra, ekonomik hayatı düzenleyen kural ve usuller ihlal edilerek  elde edilen kazanç olarak nitelendirilebilir. Bu çerçevede ekonomi açısından,  vergi kaçakçılığı amacıyla bazı ekonomik faaliyetlerin usulsüz, gizli yapılması yoluyla elde edilen kazançları karapara kapsamında değerlendirmek mümkündür. Nitekim Amerika Birleşik Devletlerinde vergi kaçakçılığı da karapara aklamanın öncül suçları arasında yer almaktadır. Ülkemizde yalnızca belli vergi kaçakçılığı suçları sonucunda elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmiştir, geniş anlamda vergi kaçakçılığından elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmemiştir. [2]

KARAPARA AKLAMA

Karapara aklama kavramının ne zaman ortaya çıktığı ve kullanılmaya başlandığı tam olarak bilinememekle birlikte bu kavramın dünya gündemi ile birlikte ülkemiz gündemine girmesi ve yaygın olarak kullanılması son yirmi yıl içinde olmuştur. Bu nedenle hem dünyada, hem de ülkemizde önde gelen birçok sözlükte ve kaynakta bile karapara ve karapara aklama tanımlarını bulmak mümkün olmamaktadır. 

Karapara aklamayı kısaca; yasalarca tespit edilmiş belli suçlar sonucunda elde edilen para, mal, kıymetli evrak veya diğer ekonomik değerlerin, yasadışı nitelikten çıkarılarak yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olan tüm işlemler olarak tanımlayabiliriz. Karapara aklama olgusunun varlığı için gerekli unsurları şu şekilde sıralayabiliriz: 

- Bir suç işlenmiş olmalıdır. 

- Bu suç sonucunda herhangi bir ekonomik değer elde edilmiş olmalıdır.

- Bu ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak bir fiil işlenmiş olmalıdır.

Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi karapara aklama suçunun ön şartlarıdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde ortada karapara olmayacağından dolayı karapara aklama da sözkonusu olmayacaktır. Ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak ortaya çıkan hareket karaparanın, iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi, kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi şekillerde ortaya çıkabilir. Bu fiiller icra suretinde işlenebileceği gibi, ihmal suretiyle icra biçiminde de işlenebilir. 

VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR 

Karapara aklama üzerinde duran ilk uluslararası belge Viyana Konvansiyonu'dur. Karapara aklama deyimi kullanılmamakla birlikte bu sözleşme, sözleşmenin 3. Maddesinin (a) bendinde sayılan uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin aklanmasının taraf ülkelerin iç mevzuatlarında gerekli düzenlemeler yapılarak suç haline getirilmesini öngörmektedir. Viyana Konvansiyonu ile suç sayılması öngörülen fiiller (uyuşturucu gelirlerinin aklanması ile ilgili fiiller) sözleşmenin 3. Maddesinin (b) bendinde düzenlenmiştir: 
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi; 
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin, yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi;
Türkiye'nin  henüz imzalamadığı  Strasbourg  Konvansiyonu'nun (Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme) vurgusu ise suç gelirleri üzerindedir. Strasbourg Sözleşmesi karapara aklamanın çerçevesini daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde çizmiştir. Karapara'nın aklanması kapsamına giren fiiller sözleşmenin 6. Maddesinde belirtilmiştir: 
I. Her bir Taraf, kasıtlı olarak işlenen aşağıdaki füllerin kendi iç mevzuatına göre suç sayılması için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alacaktır : 
a. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun yasadışı kaynağını gizlemek veya tebdil etmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eylemlerinin hukuki sonuçlarından kurtulmasına yardım etmek maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir "malvarlığı"nın, suçtan kaynaklandığını bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya tebdil etmek; 
ve her Taraf Devletin kendi anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla: 
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması; 
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak, 

Bu sözleşmelerin yanında OECD bünyesinde kurulmuş olan Mali Eylem Görev Gurubu (FATF) de OECD ülkelerinde karapara aklamanın suç haline getirilmesi ve karapara aklama ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi yönünde etkinlik göstermektedir. FATF, bu etkinliklerini 1990`da yayınladığı ve 1996'da revize ettiği kırk tavsiye kararları temeline dayalı olarak yürütmektedir.
Gerek FATF üyesi ülkeler gerekse Viyana ve Strasbourg Sözleşmelerine taraf olan ülkeler mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yaparak karapara aklamayı suç olarak kabul etmişlerdir. Bazı ülkelerde ise bu yöndeki çalışmalar halen devam etmektedir.

4208 SAYILI YASADA KARAPARA AKLAMA TANIMI 

Hangi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasının karapara aklama olduğu "karapara" kavramının incelendiği bölümde de değinildiği üzere ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmişlerdir. 

KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN MANEVİ UNSURU 

Gerek Viyana Konvansiyonunda gerekse Strasbourg Konvansiyonunda karapara aklamadan bahsedilirken "Her bir taraf , aşağıda sayılan fiilleri, kasti olarak işlendiği zaman , kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır...." denerek bu fiillerin kasten işlendiği zaman suç teşkil edeceğini vurgulamıştır. Karapara aklama suçunun oluşumu için "genel kasıt" şart ve yeterlidir. Karapara aklama suçu öncül suçu işleyenler tarafından veya başkaları tarafından işlenebilir. Öncül suçu işleyen tarafından karapara aklanması nitelik itibariyle ancak kasıtla işlenebilecek bir fiildir. Bir kişinin işlediği suç sonucunda elde ettiği kazancın başka bir kimse tarafından aklanması da mümkündür. Bu kazancı aklayan üçüncü kişi, bilerek (kasten aklamışsa suçtur, ancak bilmeyerek aklamışsa suç teşkil etmez. Hatta bilmesi gerektiği halde bilmeyerek (taksirle) aklamışsa yine suç teşkil etmez. Zira T.C.K. cürümlerin ancak kasıtla işlenebilmesini öngörmüştür.

Şüpheli işlem bildirimi, kimlik tespiti gibi yükümlülüklerin ihmal edilmesinin karaparanın aklanmasına imkan sağlaması mümkündür. Ancak kasıt olmadan bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi karapara aklama suçuna dahil olmayacaktır. Bu yükümlülüklerin ihmali ile ilgili cezai düzenleme 4208 sayılı kanunun 12. Maddesinde yapılmıştır. Ancak bu yükümlülüklerin karapara aklanmasına imkan sağlamak amacıyla bilerek ve kasten ihmal edilmesi karapara aklama suçuna dahil olacaktır. Çünkü bu son halde ihmali bir durum değil, ihmal suretiyle icra suçu söz konusudur. 

Viyana Konvansiyonuna paralel olarak ülkemizde Karapara aklanması ancak kasten işlendiği zaman suç teşkil etmektedir. 1994'de, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısında '...kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği karaparayı....." denerek karapara aklama suçunun taksirli olarak işlenebileceği öngörülmüştü. Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarında "bilmesi gerektiği" tabiri tasarıdan çıkarılarak, karapara aklama suçunun yalnız bilerek (kasıtla) işlenebilmesi öngörülmüştür. 

Karapara aklama suçunun oluşma veya ortaya çıkış zamanının tespiti son derece güç ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Karapara genelde bir hareket sonucunda değil, birçok hareketten oluşan bir süreç sonucunda aklanır. Bundan dolayı karaparanın hangi noktada aklanmış paraya dönüştüğünün tespiti son derece zor ve ihtilafa açıktır. Ama bir genelleme yapacak olursak, karaparanın aklanması, resmi kayıtlara ya da hukuken değer ifade eden kayıtlara girmesi ile mümkün olacaktır. Ancak bu yeterli değildir. Karaparanın kaynağının resmi makamlara açıklanabildiği, resmi makamların gösterilen kaynağın doğruluğu konusunda ikna olduğu (karaparayı yasal yollardan kazanılmış para olarak kabul ettiği) an karapara aklanmış sayılır.

KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA 

Karapara aklama suçu fiillerini işleyenler; 

- iki seneden beş seneye kadar hapis, 

- aklanan karaparanın bir katı ağır para cezasıyla cezalandırılır, 

- nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki mal ve değerler ile bunların ele geçirilememesi halinde bunlara tekabül eden mal varlığının müsaderesine de hükmolunur. 
(Görüldüğü gibi 4208 Sayılı Yasada müsadere ayrıca düzenlenmiştir. Müsadere konusundaki genel hükümler T.C.K. 36. Maddesinde yer almaktadır. Ancak 4208 Sayılı Yasada yer alan müsadere T.C.K. 36.maddedeki müsadereden farklıdır. Bu fark, 4208 Sayılı Yasanın, sadece karapara kapsamındaki mal varlığının değil, bunların ele geçirilememesi halinde yasal yollardan elde edilmiş olsa dahi aklanan karapara tutarına tekabül eden mal varlığının müsaderesini de öngörmüş olmasıdır.) 
Karapara, 
- terör suçlarından veya 
- Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı kanunla yasaklanmış herhangi bir madde ve eşya kaçakçılığından elde edilmiş veya 
- suç yukarıda belirtilen terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmiş ise birinci fıkra hükmüne göre faile verilecek hapis cezası dört seneden az olamaz. 
Suçun; 
a) Karaparanın aklanması maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından, 
b) Görevi sebebiyle memur ve kamu görevlileri ile,

· 3182 sayılı Bankalar Kanununa, 

· 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununa, 

· 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa, 

· 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanununa,

· 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa,

· Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve  Tasfiyelerine İlişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından, 
c) Şiddet veya tehditle veya silah kullanarak, 
İşlenmesi halinde hükmolunacak cezalar, ayrıca bir misli artırıtır. 
Bu suçların tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır. 
Karapara aklama suçunun, usul veya füruu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.

Karapara Aklamanın Aşamaları 

Kara paranın aklanması genelde 3 aşamadan oluşan bir süreç içinde gerçekleştirilmektedir. Bu aşamalar kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilerek açıklanmaya çalışılmıştır. 
Birinci aşamada çamaşır makineye atılmakta- (Yerleştirme - Placement - aşaması) 
İkinci aşamada çamaşır makinede yıkanmakta- (Ayrıştırma - Layering - aşaması)
Üçüncü ve son aşamada çamaşır temizlenmiş halde makineden çıkarılmaktadır. (Bütünleştirme - Integration - aşaması)
Her kara para aklama olayında bu aşamaların üçünün de ayrı ayrı gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bazen bu aşamaların ikisi veya üçü tek işlemde gerçekleştirilebilir veya bazı aşamalar gerçekleştirilmeden karaparanın aklanması tamamlanabilir. Bu durum para aklanacak ülkeye, finansal olanaklara, aklayıcıların diğer faaliyetlerine kadar pek çok şeye bağlı olabilir. 

1) Yerleştirme Aşaması

Bu aşama suçtan elde edilen gelirin nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulması aşamasıdır. Uyuşturucu ticareti gibi karaparayı doğuran suçlarda para, genellikle nakit olarak el değiştirmektedir.
Günümüzde kredi kartı, çek uygulaması ve nakit olmayan araçların sık kullanılması nedeniyle bu aşama kayıtdışı ekonominin ve nakit kullanımının yaygın olduğu ve denetimsiz ülkelerde tamamlanabilir.

- Nakit paranın aktarılması, taşınması, kullanılması veya benzer işlemlere tabi tutulması zordur. Örneğin 100 dolar karşılığında satın alınabilecek kokainin ağırlığı, 100 dolarlık banknotun ağırlığından daha azdır. Yani 100 kilo kokain satan bir uyuşturucu kaçakçısının bunun karşılığında alacağı 100 dolarlık banknotlar 100 kilodan fazla olacaktır. Nakit formundan kurtulduğunda, özellikle bankacılık sistemine sokulduğunda, paranın hareketliliği kolaylaşacak ve artacaktır. 
Nakit paranın güvenlik güçleri tarafından bulunması, yakalanması ve el konulması riski fazladır.

Aklayıcılar için en zor, yetkililer için en kolay aşama 

Yerleştirme aşaması aklayıcılar için en zor aşamadır. Karapara aklama ile mücadele eden birimler açısından ise karaparanın tespit edilmesinin, yakalanmasının ve el konulmasının en kolay olduğu aşamadır. Çünkü bu aşamada karapara ile illegal kaynağı arasındaki bağ henüz kesilmemiştir. Başka bir ifade ile karapara aklayıcının henüz paranın kaynağına ilişkin yasal bir gerekçesi yoktur. Dolayısıyla paranın kaynağı yasadışı olduğunu ispat etmek diğer aşamalara oranla daha kolaydır. 

Aklayıcılar için neden en zor aşama?

Gelir genellikle finansal sisteme nakit halinde girdiği ilk durumda nakit bildirimi veya şüpheli işlem bildirimine konu olmaktadır. Bir kez finansal sisteme girince de her gün sayısız fon transferinin, finansal işlemin yapıldığı piyasalarda bir finansal kuruluştan gelen fon; ilk finansal kuruluş tarafından sorgulandığı varsayımıyla, ikinci finansal kuruluşça çok özel emareler olmadıkça sorgulanmaz. 
Ülkemizde de 4208 sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler tabi oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan, maddede yazılı her türlü işlemi MASAK'a bildirmek zorunda idi. Aynı yönetmeliğin l0.maddesine göre ise bankalar ve özel finans kurumları yine bankalar ve özel finans kurumları ile yapacakları işlemler deva bilgi verme yükümlülüğü kapsamından istisna tutulmuştur.  Ancak madde 31.12.1997 tarih ve 97/10419 sayılı BKK ile değiştirilerek 5 milyar liralık sınır kaldırılmış ve bu konuda düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir. 

Yerleştirme aşamasında ne tür yöntemler kullanılır? 

Dolayısıyla ülkemizde de yönetmelik değişmeden önce nakit fon bir bankaya yatırıldıktan sonra buradan bir başka banka veya finansal kuruma transfer edildiğinde transfer edilen kurumun devamlı bilgi verme yükümliilüğü bulunmamakta idi. Örneğin A, B, C bankalarına 4 er milyar para yatıran bir kişi bunları daha sonra D bankasında bir hesaba transfer ettiğinde D bankasında biriken 12 milyar TL için bu bankanın devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamında bir zorunluluğu bulunmamakta idi. Ancak bu durumun şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı tabiidir. 

Yerleştirme aşamasında nakit para; 
- Fiziki olarak yurtdışına çıkarılarak denetimin az olduğu ülkelerde bankaya yatırılabilir, 

- Küçük tutarlara bölünerek (bildirim tutarlarının altındaki tutarlara) ülke içindeki çeşitli bankalara, farklı kişiler adına açılmış hesaplara yatırılabilir 

- Gayrimenkul, lüks araba, mücevher, antika veya sanat eserleri alımında kullanılabilir, hisse senedi, tahvil, bono, çek, poliçe gibi mali araçlara dönüştürülebilir, 

- Banka hesaplarına yatırılmadan önce kumarhane geliri, turizm geliri veya ihracat geliri gibi gösterilebilecek ve bir açıklama yapılmasına olanak sağlayabilecek işlemlere konu yapılabilir,

- Finansal kuruluşlar veya bunların çalışanları ile işbirliği yapılarak sisteme sokulabilir veya iş biraz daha abartılarak suç örgütleri tarafından finansal kuruluşlara sahip olmak suretiyle bu vasıtayla nakit formundan kurtarılabilir. 

Yerleştirme, aklama işleminde mutlaka yer alması gereken bir aşama mıdır? 

Yukarıda da belirtildiği gibi yerleştirme aşamasının amacı paranın nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulmasıdır. Ancak kaynağındaki suç nedeniyle gelir nakit halinde değilse bu aşamaya gerek yoktur. Ayrıca bazı aklama yöntemlerinde de yerleştirme aşamasına gerek duyulmaksızın aklama işlemi gerçekleştirilebilmektedir. 

Sonuç Olarak; 

Bu aşamadan sonra para nakit halinde olmayacaktır. Gerek mücadele eden birimlerce araştırma ve inceleme sırasında paranın fiziken tespitinin, ele geçirilmesinin ve el konulmasının, gerekse naktin finansal sisteme girişi sırasında finansal kuruluşlar tarafından nakit işlem bildirimleri ve şüpheli işlem bildirimleri yoluyla tespitinin en kolay olduğu bu aşamada, sözü edilen kişi  ve  kuruluşlar  dikkatlerini  yoğunlaştırmalıdırlar. Çünkü bu aşamadan sonra suçun ortaya çıkarılması çok daha zorlaşacaktır. 

2) Ayrıştırma (Layerıng) Aşaması

Bu aşamada amaç, nakit formundan  kurtarılan  paranın  yasadışı  kaynağından mümkün olduğunca uzaklaştırmak, böylece paranın izinin sürülmesini, bulunmasını ve yakalanmasını imkansız hale getirmektir. Yerleştirme aşamasında karapara özellikle bankacılık sistemine sokulmuşsa sistemin olanaklarından yararlanmak suretiyle transfer etmek ve kaynağından uzaklaştırmak son derece hızlı ve kolay olacaktır. Bu aşamada para yasadışı kaynağından uzaklaştırılması için sıklık, karmaşıklık ve hacim açısından yasal işlemlere benzeyen bir dizi mali işlem yapılmaktadır. Böylece denetim mekanizması aşılmaya çalışılmaktadır. 

Bu aşama karmaşık bir bankacılık bürokrasisi gerektirmektedir. Para küçük tutarlara bölündükten sonra ülkeden ülkeye bankalara aktarılmaya başlanır. Bu nedenle bu suçun araştırılması hemen hemen imkansız hale gelmektedir. 

3) Bütünleştirme (Integratıon) Aşaması

Bu aşamada karapara yuvaya dönmekte, aklanmış bir şekilde ülkenin mali sistemine sokulmaktadır. Paranın kaynağının dahi sorulmayacağı normal bir işlem görüntüsünü almaktadır. Aklayıcı bu parayla menkul, gayrimenkul, hisse senedi, tahvil, bono satın alabileceği gibi, kredi almak, borç vermek gibi yasal işlemleri de yapabilir. Para sistemle bütünleşmektedir.

KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ

Tabii ki sınırsız sayıda aklama yöntemi vardır. Aklayıcıların çoğu sabıkasız, sağlam mesleki geçmişleri olan kişilerdir ve genellikle komisyon ya da prim adı altında gelir elde ederler. 
Burada sadece öğretici olabilecek nitelikte bazı yöntemleri sayabiliriz:

- Paravan (Kağıt üstündeki) ya da hayali şirketler

- Oto-finans borç yöntemi (Loan-back)

- Vergi cennetleri (Off-shore) 

- Parçalama (Structering) yöntemi 

- Şirinler (Smurfing) yöntemi 

- Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması

- Döviz büroları 

- Kumarhane ve gazinolar

- İnternet Bankacılığı 

- Alternatif Havale Sistemleri (Hawala-Hundi Sistemi, Uzak Asya Chit Sistemi) 

- Sahte fatura (Hayali ihracat) 

- Nakit para kullanılan işyerlerinin işletilmesi (Göstermelik)[2]


4422 SAYILI ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU

4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile aklama suçuna konu menfaatlere kaynaklık teşkil eden öncül suçların kapsamı, başta bankacılık ve sermaye piyasası suçları olmak üzere zimmet, ihtilas, irtikap gibi kamu vicdanını rahatsız eden suçları da kavrayacak şekilde genişletilmiş, daha önceki Kanundaki karapara suçu olarak sayılan suçlara, Bankalar ve Sermaye Piyasası Kanunları yanı sıra, Terörle Mücadele ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunları ile Ödünç Para Verme İşlemleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de sayılan suçlar da ilave ediliyor ve bunların tümü “Suç geliri” olarak nitelenmiştir. Teröre maddi destek ve kaynak sağlanması da suç fiili olarak tanımlanmıştır. 

Aklama suçu da daha açık ve anlaşılır şekilde tanımlanmış ve bu şekilde mevcut düzenlemeden kaynaklanan karışıklıkların giderilmesi amaçlanmıştır.

Aklama suçunun yanı sıra öncül suçların işlenmesinden dolayı mahkumiyet kararı verilmesi halinde de suç gelirleri müsadere edilmesine olanak tanıyan yasayla aklanıp aklanmadığına bakılmaksızın suç gelirlerine nemalarıyla birlikte el konulması öngörülmüştür. Önceki Yasada, sadece aklanan gelire el konulabiliyor, bu şekilde suçların çoğunda, bu suçtan elde edilen gelirler müsadere edilemiyorken burada kapsam oldukça genişletilmiştir.

Uyuşturucu madde ticareti, silah kaçakçılığı ve terör gibi insanlık suçlarının işlenmesiyle elde edilen gelirlerin de müsaderesine dönük ilave tedbirler getirilmiştir. Bu kapsamda, kamu görevlilerinin elinde ciddi bulgular varsa, söz konusu suçlardan kaynaklanan malvarlığının devlete intikalinde ispat külfeti sanıklara ait olacak olması da ciddi bir yeniliktir.

MASAK’a şüpheli işlem bildiriminde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, bu bildirimlerinden dolayı hukuki ya da cezai yaptırımla karşılaşmaları engellenmektedir. Bu düzenleme ile, şüpheli işlem bildiriminde bulunanlara yasal koruma getirilerek, başta bankalar olmak üzere aklamayla mücadeleye daha fazla destek sağlanması amaçlanmıştır.

Savcıların yetkileri arttırılmış, suç gelirlerinin aklanmasına yönelik olarak yürüttükleri soruşturmalarda ihtiyaç duydukları ihtisasa sahip inceleme elemanı desteği alabilmelerine imkanı tanınmış, böylece mücadelenin daha etkin şekilde yürütülmesi mümkün kılınmaya çalışılmıştır. Yine telefon dinleme ve gizli izleme gibi yetkiler getirilmiştir. [3]

İNGİLTERE’DE KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE

İngiltere'nin ve Türkiye'nin mevzuatları birbirlerini yansıtmaktadır. İngiltere'de koordinasyon esas olarak İçişleri Bakanlığı’ndadır. Karapara konusunda bir İhtisas mahkemesi yoktur.

Bildirim sistemleri, AB ülkelerindeki bildirim sistemleri ile birbirinden farklıdır. Üç ayrı bildirim şekli vardır; şüpheli işlem bildirimi, olağanüstü işlem bildirimi ve mevduat sınırı bildirimi. İngiltere'de sadece şüphe uyandırdığı için bildirimde bulunulur. 
Bazı ülkelerde hem şüpheli işlem bildirme yükümlülüğü hem de olağanüstü işlem bildirme yükümlülüğü vardır. Olağanüstü işlem, sadece o ülkenin kararlaştırdığı para miktarından fazla olan bir işlem olabilir. Çok büyük tutarda bir işlem, örneğin 10,000 veya 12,000 Euro tutarını aşan bir işlem söz konusu olduğu zaman, bildirilmesi gerekmektedir. Bu durum mali kurumlar için yapılacak idari işlemleri ve Hollanda gibi ülkelerde bildirimleri alan kurumların yükünü artırır. Diğer bir deyişle, verilen ve alınan bildirimler düşünülürse kırtasiyecilik artar.

Eğer bildirilmesi gereken miktarın alt sınırı 12.000 Euro olursa ve her gün bu tutarda birçok işlemin yapıldığı düşünülürse, bu durum yapılacak işlem miktarını artıracaktır. Hollanda'da hem bankanın, hem de alıcı kurumun form doldurması gerekir ve bu onlar için idari açıdan büyük bir yük teşkil etmektedir. Bu durumun yol açabileceği sorunların bir örneği Amerika'daki durumdur. Bildirme yükümlülüğü nispeten düşük düzeyde tutulduğu için, her yıl 12 milyon bildirim almaktadırlar ve bu durum pek çok kağıt demektir.

Cezalar; bütün AB ülkelerinde olduğu gibi çok ağırdır. İngiltere'deki hapis cezası 2 yıldan 14 yıla kadar olabilir.

Yükümlüler : AB genelinde bildirme yükümlüğüne tabi olanlar hemen hemen aynıdır; bankalar, sigorta şirketleri, kumarhaneler, döviz büroları... İstisnai olarak bir de İspanya'da pul veya madeni para koleksiyonculuğu yapan kişiler de bildirimde bulunmak zorundadır.

Eğitim : Karapara ile mücadeleyi sürdürmek için eğitimin yeri gerçekten çok önemlidir ve AB ülkeleri arasında bu eğitimin nasıl yapılacağı konusunda farklı düşünceler vardır. AB'nin bütün ülkelerinde bankalara eğitim vermekle yükümlü bir merkezi bankacılık kurumu vardır.

Egmont Grubu : İstihbarat alışverişi sağlayan bir grup, bir mali birimdir. Karapara aklama, uluslararası düzeyde gerçekleştirilen bir suçtur ve ülkeler karşılıklı birbirlerinden bilgi almak durumundadırlar. İşte bu grubun amacıda bilgilerini kullanıma açarak uluslararası karapara ile mücadele programlarına katkıda bulunmaktır.

Egmont Grubu içerisinde dört ayrı çalışma grubu bulunur: 
Mevzuat Çalışma Grubu; mali istihbarat birimlerinin yasal olarak nasıl bilgi alışverişinde bulanabilecekleri konusuyla ilgilenir. Teknoloji Çalışma Grubu; gerekli bilgisayar sistemlerini tespit eder. Eğitim Çalışma Grubu; bu imkanları nasıl kullanacağımızı öğretir. Geliştirme (Outreach) Çalışma Grubu ise Egmont Grubu'na üye olabilecek yeni ülkeleri araştırır.  

Egmont Grubu'nun sağladığı yararlar 
Toplanan istihbarat, bütün üyelere verilebilir; üyeler bu istihbaratın hepsinden yararlanabilir. Toplanan istihbarat güvenli web ortamında gönderilir, ayrıca diğer mali istihbarat birimlerine eğitim temin edilir. Örneğin belirli bir sorunu çözmekte güçlük çekildiği zaman, dört-beş farklı mali istihbarat birimi mensupları toplanır ve sorun birlikte çözülmeye çalışılır. 
Mali istihbarat birimlerinin bağlı olduğu birim, ülkelere göre farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde bu birimler Maliye Bakanlığı'na, bazı ülkelerde Adalet Bakanlığı'na veya Savcılığa bağlı olabilir. İngiltere'de eskiden olduğu gibi İçişleri Bakanlığı bünyesi içinde veya İtalya ve İspanya'da olduğu gibi Merkez Bankası bünyesi içinde olabilir. Bir mali istihbarat birimindeki personel ya yasa uygulama birimlerinden ya da idari görevlilerden oluşur. Ama bu bir sorun teşkil etmez, istihbarat alışverişi yine aynı şekilde gerçekleştirilir. 

Egmont Grubu'nun büyüklüğüne gelince; 1995 yılında üye sayısı 14'tü, şimdi ise 48'dir. Ayrıca 17 ülke daha üye olmak üzere değerlendirilmektedir.

AB ÜLKELERİNDE VE İNGİLTERE'DE MÜSADERE VE EL KOYMA 

Malvarlığına el konulması ve sonra müsadere edilmesi, karapara aklamayla mücadelede son derece önemli bir husustur. FATF Tavsiye Kararlarının 7'ncisine göre; "Ülkeler gerektiğinde, Viyana Anlaşması ile getirilen önlemlerin benzerlerini, mevzuat düzenlemeleri de dahil olmak üzere; kendi yetkili makamlarının, aklanan malvarlığını, karapara aklama yoluyla elde edilen gelirleri, para aklamada kullanılan ya da kullanılması tasarlanan araçları ya da eşdeğerdeki malvarlığını, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına halel getirmeksizin, müsadere etmesini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmalıdırlar". 
Genel olarak AB'ye üye ülkeler, bir şekilde bu tavsiyeyi benimsemiş durumdadır. Uygulamada bazı farklılıklar olsa da sonuç olarak aynı olduğu söylenebilir. 

Özet olarak, değişik ülkelerin müsadere sistemlerini karşılaştırmak gerekirse; 

AB'de Müsadere 

Almanya : 29 Kasım 1993 tarihinde Ciddi Suç Gelirine EI Konulması Yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa, yasadışı faaliyetlerden elde edilen gelirlerin tespiti ve müsaderesini amaçlıyordu. Bu yasa özellikle kimlik tespiti ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi konularında yükümlülükler getirdi. 

Almanya'da suç gelirine el konulması için bir hakim kararı gerekir, ancak bu işlem mahkumiyet kararı verildikten sonra yapılabilir. Bu hususta devlet, suçluları suç gelirinden mahrum bırakabilir. Müsadere işleminden önce tedbirler uygulanabilir yani malvarlığı dondurulabilir. 

Hollanda : 1993 yılındaki düzenlemelerle hem cezai hem de mali soruşturmanın bir arada yürütülmesi sağlanmıştır. Bu soruşturmalar polis, gümrük ve diğer yasa uygulama birimleri tarafından gerçekleştirilir, ama bu sadece hakimin karar vermesinden sonra ve savcı takibatında yapılmaktadır. Uygun hallerde malvarlığına el konulur ve dondurulur. 

İtalya : Şüpheye bağlı olarak insanın yaşam tarzıyla ilgili soruşturma yapılabilmektedir. Eğer sanıklar organize suç örgütüne mensupsa veya mensup olduğu düşünülüyorsa soruşturma yapılabilir. Müsadere edilen mallar paraya çevrildikten sonra İçişleri Bakanlığı'na verilir ve bu bakanlık tarafından kullanılabilir. 

Bu üç ülkede mevzuatlar, işlemler birbirine çok benzemektedir. Bu durum, bütün AB ülkelerine de yansımaktadır. 

İngiltere'de Müsadere

İngiltere'de durum, genel olarak diğer ülkelerle aynıdır; ancak suçlunun malvarlığının elinden alınması için çok daha güçlü yetkiler verilmektedir. 

İngiltere'de müsaderenin başlangıcı 1980 yılındaki "Julie" adlı bir polis operasyonuna dayanır. 1980 yılında yasadışı bir laboratuarda büyük miktarlarda LSD üretiliyordu. Olaydaki kişiler mahkeme huzuruna çıktıklarında savcı, suçluların bütün malvarlığını ellerinden almaya çalıştı, ama mevcut kanunlar sebebiyle bunu yapamadı. İngiltere'de bu olaya çok olumsuz tepkiler oldu. Kanunun değiştirilmesi için ve suçluların böyle durumlardan faydalanamaması için hükümet bir komisyon kurdu. Bu komisyon pek çok tavsiyede bulundu ve sonuç olarak yeni bir yasa yapıldı. 1986 yılında yapılan bu yasanın adı "Uyuşturucu Kaçakçılığı Suçları Yasası" idi. İngiltere'nin karapara aklama mevzuatı açısından bu yasa, çok önemli bir dönüm noktası oluşturdu. 

1986 yılından bu yana yapılan değişikliklerle mevzuat gittikçe daha etkili olmuş ve aynı şekilde malvarlığının müsaderesi gittikçe daha da kolaylaşmıştır. 

1988 yılında bu mevzuat, sadece uyuşturucu değil, para elde edilen bütün suçları kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

Mahkeme kararı verilmeden önce malvarlığının dondurulması 

Burada amaç, suçlunun mahkeme huzuruna çıkmadan önce parasını kaçırmasını önlemek ve sonradan verilebilecek müsadere kararına karşılık bulmaktır. İngiltere'de dondurma kararı Üst Mahkeme'den (High Court) alınır. Üst Mahkeme, ülkenin en yüksek düzeydeki mahkemelerinden biridir. Bu mahkemede çok kıdemli hakimler bulunur. Bir dondurma kararı almak cezai değil, sivil (medeni) hukukun bir işlemidir. Dondurma kararı davalının bulunmadığı zaman yapılır; çünkü davalının bulunması uygun olmuyor. Ve bu, polis veya gümrük yetkilileri tarafından sağlanır. Gümrük veya polis görevlileri, avukatların kendi adlarına başvuruda bulunmalarını isterler. Genelde karapara aklama alanıyla ilgili bütün dondurma kararları, yine polis yetkilileri veya gümrük görevlileri, Yurtiçi Gelirler İdaresi, Sosyal Yardım İdaresi tarafından alınmaktadır. 

Bunun usulüne gelince; görevli kişi bir yeminli ifade verir; suçları, eldeki kanıtları, suçlunun tahmini menfaatini ve suçlunun bilinen malvarlığını belirtir ki dondurulabilsin. Böyle bir karar verildikten sonra sanık bütün malvarlığını kullanamaz.

Varsayımlar 

Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili suçlarda ve 1995 yılından bu yana bütün diğer suçlarda, geçen altı yıl zarfında bütün malların, transferlerin ve harcamaların karapara kaynaklı olduğu varsayılmaktadır. Diğer bir deyişle burada ispat külfetinin terse çevrilmesi söz konusudur, zira aksini ispat sanığa aittir. Bu durumda davalı, o malvarlığının meşru bir kaynaktan geldiğini ispatlamak zorundadır. Uyuşturucu ile ilgili bir dava söz konusu olduğu zaman, hakim bu varsayımlara gitmek zorundadır. Uyuşturucu ile ilgili olmayan diğer bütün suçlarda ise, bu varsayımlara gitmek hakimin takdir yetkisine bağlıdır. 
Bu durumda sanık, varsayımların doğru olmadığını kanıtlamak zorundadır. Bu varsayım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından denetlenmiş ve yasal bulunmuştur. 

Tecrübeli bir hakim, bütün bu delilleri dinledikten sonra kararını vermek için Medeni İspat Ölçütünü kullanacaktır. Cezai yargılamada cezai ölçüt kullanılacaktır, ama hakimin hangi malvarlığını müsadere edeceği konusunda karar vereceği müsadere davasına geldiğiniz zaman, hakim Medeni İspat Ölçütüne bağlı kalır. Bu ölçüt, olasılıklara bağlı olduğundan daha düşük bir ölçüttür; hangi taraf daha yüksek bir olasılık sunarsa o taraf kazanır. 

Her zaman olmasa da genellikle cezai yargılamayı yapan hakim müsadere davasını da gören hakimdir. Dolayısıyla hakimlerin bu konuda eğitilmesi gerekir. Bu yasaların ilk yıllarında hakimlerin bilgisi çok fazla değildi, özellikle müsadere ile ilgili konularda bilgileri azdı. Dolayısıyla hakimleri müsadere mevzuatı konusunda eğitmek çok önemli bir iştir. 

Verilen kararların uygulanması 

Sulh mahkemesinde genelde özel eğitim almış hakimler bulunmaz; bu alt mahkemeler halktan ve kamu hizmeti sunmak isteyen vatandaşlardan oluşur. Bunlar sivil uygulama yetkilerinden yararlanırlar. Hakim kararını verdiği zaman ki bu para cezasıdır, önce suçlu parayı ödemezse, hapis cezasının ne kadar olacağını belirtmek durumundadır. 1 milyon Sterlinden fazla para söz konusu ise, bu paranın ödenmemesi halinde en fazla 10 yıl hapis cezası verilebilir. 

Paranın ödenmemesi halinde verilecek ek hapis cezası konusunda erken çıkmak söz konusu olmaz, af verilmez; iyi halden tahliye edilmez. Ayrıca suçlu bu parayı ödemez, bu nedenle 10 yıl hapis cezası çekerse, hapishaneden çıktıktan sonra yine o parayı ödemek zorundadır. Dolayısıyla her açıdan suçlu kaybeder.

İrlanda yaklaşımı

İrlanda'nın yaklaşımından da kısaca bahsetmek gerekirse; yakın geçmişte, İrlanda'nın "Yasadışı Malvarlığı Bürosu" (Criminal Assets Bureau - CAB) tarafından başlatılan bir girişime göre, cezayı gerektiren bir suç söz konusu olmaksızın yine de müsadere emri alınabilmektedir. En ciddi suçlular asıl suçtan çok uzak kaldıkları için, bu suçlular için mahkumiyet kararı alınamamaktadır. Ancak bu suçluların çok fazla malvarlığı olduğu ispatlanabilir. İşte bu malvarlığını göstererek, nereden bulduğu sorulabilmektedir.
Bu sistem aynı zamanda Amerika'da ve Avustralya'da kullanılmaktadır. Büyük ihtimalle, önümüzdeki bir iki yıl içinde İngiltere'de de bu sistem uygulanmaya başlanacaktır. Dolayısıyla 15 yıl önce yapılan yasalardan başlayarak belirli bir evrim söz konusu olmaktadır. 

Düzenleyici Kurumlar

İngiltere'deki düzenleyici kurumun adı FSA, yani Mali Hizmetler İdaresidir. Düzenleyicilerin esas görevi, mali bir kurumun kanuni yükümlülüklerine uyup uymadığını değerlendirmektir. Burada söz konusu olan, ülkenin bütün mali kurumlar ve mali işlemlerle ilgili mevzuatıdır. Bunun kapsamı içinde tabii ki karapara aklamak da vardır.

Mali Hizmetler İdaresi 

1997 yılında Mali kurumlar birleştirilerek tek bir Mali Hizmetler İdaresi (FSA) kuruldu. Mali kurumlar, yasal olarak olumsuz olaylara karışıyorlardı. Tek bir düzenleyici kurumun bir avantajı, daha az personelin bulunmasıdır. Bu birleşik düzenleyici kurum da artık Londra'nın ortasında tek bir binada 2000 personelle çalışıyor. Aynı banka ayrı ayrı düzenleyici kurumlara başvurmadan artık tek bir kuruma başvurabilmektedir. Eskiden farklı düzenleyici kurumlar farklı yöntemler uyguluyordu, ama şimdi düzenli, tutarlı bir denetim sistemi mevcuttur. 

FSA'nın amacı; eski kötü tecrübelerin ışığında, halkın güvenini sağlamak, itibar kazanmak ve mali sistemi halkın rahatça anlayacağı hale getirmektir. 

FSA'nın amaçları 

Şu anda sigortacılık sektöründe büyük bir problem yaşanmaktadır. İngiltere'de bir ev satın aldığınız zaman, aynı zamanda evin değeri karşılığındaki bir sigorta poliçesi alınır, bunun adı "ödeme (endowment) poliçesi"dir. Bu poliçe için her ay büyük miktarda para yatırılır ve sigorta şirketi bu parayı sizin adınıza işletir. 25 yıl sonra evin borcu ödenmiş olduğu zaman, bu poliçeye yatırılan para, yapılan yatırımlar sayesinde hem evin değerini, yani borcunu karşılar ve hem de sizin için fazladan para kalır. Fakat bu emlak poliçelerini satan kurumlar genelde bağımsız mali müşavirlerdir ve bu müşavirler kendilerine bazı avantajlar sağlarlar: 50,000 Sterlinlik bir poliçe için ilk olarak hemen 2000 Sterlin tutarında bir komisyon alıyorlar ve ayrıca  sözleşme metninin en altında, küçük harflerle söz konusu yatırımın kazanabileceği gibi kaybedebileceği, dolayısıyla garanti verilemeyeceği de yazmaktadır.

FSA, temelde kamu yararını gözetmek ile görevlendirilmiş, tabii ki en temel görevlerinden biri mali suçları tespit etmek ve önlemek olan düzenleyici bir kurumdur.

Aynı zamanda mali kurumların yüksek düzeydeki personeli de bu kurum tarafından değerlendirilir ve onaylanır. Başvuran mali kurumun başkanı, suç işleyip işlemediği, iflas edip etmediği konusunda, bilinen bütün bilgiler çerçevesinde değerlendirilir ve ondan sonra izin verilir. Bu kurum, yapılan başvuruyu kabul etmez, ilgili kişinin başkan olarak atanmasına izin vermezse, bunun gerekçesini vermek zorunda değildir. 

FSA, bünyesindeki 2000 personel ile mali kurumlara giderek hesapları kontrol eder ve mali kurumların mevzuata uyumlu olmasını sağlar. Ayrıca devlet ve mali kurumlar için finansal analiz de yapar. Bu kuruma karşı duyulan büyük itibar sebebiyle devlet, politika hazırladığı zaman onların fikrini de sorar.

Feedback - Geri Besleme

Geri besleme, mali kurumun bildirimde bulunmasını müteakip polis teşkilatı veya yasa uygulama birimleri tarafından cevap verme durumunu ifade eder. 

Çoğu Avrupa ülkesinde, mevzuat açısından yasa uygulama birimlerinin mali kurumlara cevap vermesine ilişkin bir yükümlülük mevcut değildir. Soruşturma ile ilgili bilgi verme konusunda yükümlülük getiren tek ülke Norveç'tir.

Mali kurum şüpheli işlem bildirimlerini NCIS’e yollar. Bildirimler alındıktan sonra 20 çalışma günü içinde işlenir, yani ilgili bütün bilgisayar veri tabanları taranır. 20 günlük bu süre, mali kurumlarla birlikte konuşarak kararlaştırılmıştır. Bu yazılı bir anlaşmadır, ancak hukuken bağlayıcı değildir. 20 gün içinde iş bittikten sonra bu bildirimler yasa uygulama birimlerine sevk edilir. Aynı zamanda, bildirimi gönderen mali kuruma, bildirimin alındığına dair bir belge gönderilir ve normal iş anlayışlarına göre faaliyetlerine devam etmeleri istenir. Bu ilk geri beslemedir.

NCIS, şüpheli işlem bildirimlerini mali soruşturmacılara gönderir. Bu kişiler NCIS’ten habersiz olarak soruşturmayı yürütür, tabii isterse yardım alabilir.[4]

HOLLANDA’DA KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE

Hollanda'da Karaparaya İlişkin Yasa Hükümleri 

5 Ekim 1999 tarihinde Hollanda hükümeti tarafından, karapara aklanmasının ayrı bir suç olarak kabul edilmesini öngören bir yasa onaylandı. Getirilen hükme yani, Hollanda Ceza Yasasının mükerrer 420. maddesine göre “Doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir cürümden elde edildiği açıkça belli olan bir nesneyi saklayan veya kaynağını ya da aslen bulunduğu yeri veya malikini gizleyen, ya da bulunduran bir kişi, karapara aklama suçu fiilini işlemekten 4 yıla kadar hapis veya beşinci kategoriden (100.000 Florin) para cezasıyla cezalandırılır.”

Mali Tahkikatın Ana Hedefleri 

· Cezayı gerektirir fiili ispatlamak 
· Başarılı bir şekilde tahsil ve müsadere yapmak
· Malvarlığı hesaplamak 
· Engeller oluşturmak 

Bugüne kadar karapara ile mücadelede özellikle Hollanda Ceza Yasasının 416. maddesi kullanılmaktaydı. Maddede özetle "söz konusu menfaat ve değer iktisap ettiği veya bulundurduğu anda, bunun yasa dışı yoldan elde edildiğini bilerek iktisap eden, bulunduran veya devreden kişi" sorumlu tutulmakta ve cezalandırılmaktadır. 
Karaparanın aklanmasına karşı kullanılan ikinci bir yasa maddesi de Genel Vergi Yasasının 68/a maddesi. Bu maddeye göre "Vergi kanunu gereğince, bir kişi tarafından yapılması gereken beyanın yapılmaması, belirlenen süre içerisinde yapılmaması, yanlış veya eksik yapılması, verginin eksik olarak ödenmesi sonucuna yol açmaktaysa" bu kişi suçlu durumuna düşmektedir. Vergi dairesine bağlı tahkikat görevlileri bu maddeye dayanarak işlem yapmaktadırlar.

Mali-iktisadi suçlar ile ilgili genel hususlar 

· Genel olarak para akımı, zengin bölgelerden yoksul bölgelere doğru (Ancak LOAN-BACK denilen uygulama ile de geri akım sağlanır) ve kontrolün yeterli olmadığı ülkelere doğru gerçekleşmektedir. 
· Suçlular gün geçtikçe daha da güçlü hale gelmektedir; bu durum demokrasi için bir tehlike arz etmektedir. 
· Bu suçlular vergi alınabilecek fonları piyasadan çekerek ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemektedirler. 

Karapara Aklamanın Tanımı

Suç yoluyla elde edilen para veya başka türlü değerlerin yasa dışı kaynağını gizlemek ve meşru ekonomiye katılmasını sağlamak amacıyla meşru değerlere dönüştürülmesidir. 

Rabobank

1998 yılında 100. kuruluş yılını kutlayan banka Hollanda'nın en büyük bankası konumundadır. 450 özerk Bankalar Birliğinden oluşan banka toplam olarak 1800 şube ile hizmet vermektedir. Bankanın "Rabobank International" bölümünün ülke dışında bir tanesi de Türkiye'de olan 130 şubesi bulunmaktadır.

Rabobank adı altında ayrıca bankacılık yapan bir şirket, yatırım, sigorta ve risk işleri ile uğraşan birçok şirket bulunmaktadır. Yani banka topyekün bir finans hizmeti sunmaktadır. Kuruluşta toplam olarak 52 bin eleman çalışmaktadır. Bankanın emniyet bölümü ise 30 kişiden oluşmaktadır.

Bildirim Süreci

1.Bankanın dikkat çekici işlemi fark etmesi
2.Banka Emniyet Bölümüne bildirim
3.Bildirimin Emniyet Bölümünün kendi siciline işlem olarak kaydedilmesi 
4.ikiye ayrılır;
1. Yapılan bildirimin dikkat çekici işlem göstergelerine dayanan bir bildirim olması durumunda; kontrol edilerek Bildirim Merkezine (MOT) disket üzerinde iletilmesi 
2. Yapılan bildirimin karaparanın aklanmasına dair ciddi şüpheye dayanan bir bildirim olması durumunda; 
a) Kontrol edilerek MOT'a disket üzerinde iletilmesi ve 
b) İnceleme ve olası tepki (Emniyet Bölümünce yapılan araştırma sonucu, bildirimin ilgili olduğu müşterinin banka ile teması kesilebiliyor, ilgili hizmetin devamı durdurulabiliyor.) 
      5. MOT tarafından daha sonra istenebilecek bilgilerin sağlanması 
      6. Bildirimin emniyet makamına iletildiğine dair haber, tekrar ınceıe ıe ve olası tepki 
      7. Bankaları uyarma amacıyla, yeni gelişmelerin fark edilebilmesinin analizi

Emniyet Bölümüne gönderilen dahili bildirimlerin buradaki kayıtlarda bekletilme süresi 5 yıldır. 

Yükümlülüğün başlangıcında oldukça yüksek sayıda bildirim yapılmaktaydı, son birkaç yıldır bu sayı gittikçe azalan bir seyir izlemektedir. 1995 yılında yaklaşık 11 bin olan dikkat çekici işlem bildirimi sayısı 1998 yılında 7 binler seviyesine inmiştir. Bu azalma, karapara aklamada bankalar dışında başka yöntemlerin kullanıldığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Yani karapara aklayıcılar, şüpheli işlemleri bildirmekle yükümlü olduklarını bildikleri için, belirli işlemleri artık bankalar aracılığı ile yaptırmıyor olabilirler. Asıl amaç bu yasa ile, bankaların karapara aklamada kullanılmasını önlemektir ve yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen 5 yıl içinde bu amaca ulaşılmıştır.

Uluslararası Çerçeve 

ABD'nin öncülük ettiği ve G-7 olarak bilinen ülkelerin (şimdiki adıyla G-8) girişimiyle oluşturulan FATF 1990 yılında 40 tavsiyesini yayımladı. Avrupa Birliği, birliğe bağlı ülkelere önerilerde bulundu ve 1991 yılında da ilk direktifini yayımladı. Bu gelişmelere dayanarak Hollanda'da Şubat 1994 ayında MOT Yasası yürürlüğe konuldu. O tarihten bu yana da MOT kurumu faaliyetini sürdürmektedir. 

Uluslararası İşbirliği 

Bunun dışında uluslararası bir sorun olan karapara aklamanın önüne geçilmesinde, ülkeler arasında işbirliğinin yapılmasına gerek duyulmuştur. Bu amaçla Belçika'da "Egmont" isimli bir sarayda bir toplantı yapıldı ve aynı ismi taşıyan Egmont Grubu kuruldu. MOT ve diğer ülkelerde bulunan benzeri bildirme merkezleri; idari (sivil), polisiye ve adli bildirim merkezleri olmak üzere üç grupta bulunmaktadır. MOT idari grup içinde yer almaktadır. 

Bazı ülkeler, bilgi alışverişinde bulunmak için ikili bir anlaşma yapılmış olmasını gerekli görmektedirler. Hollanda'da böyle bir şart olmamakla birlikte, Belçika ile yapılan böyle bir ikili anlaşma vardır. 

MOT, mümkün olduğunca diğer ülkelerdeki benzer kurumlarla işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Ancak Almanya ile iki sebeple bu tür bir işbirliği henüz yapılamamaktadır. Birincisi Almanya'da merkezi bir bildirme birimi bulunmamakta, bunun yerine her eyaletin kendine ait bir bildirme birimi bulunmaktadır. İkinci olarak Alman ceza hukuku legalite ilkesine dayanmaktadır. Bunun anlamı, polisin herhangi bir suçun farkında olması durumunda tahkikat yapması zorunluluğu bulunmaktadır. Yani bilgi sahibi olduğu bütün suçların tahkikatını yapmak zorundadır. Hollanda'da ise polis açısından böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Bir suç söz konusu olduğunda bu suçun kovuşturulup kovuşturulmamasına savcılık karar vermektedir.

Müsadere uygulamaları 

Yeni müsadere kanunun yürürlüğe girdiği 1 Mart 1993 tarihinden önce suçtan elde edilen gelirlerin müsaderesinde oldukça zorluk çekilmekteydi. Karşılaşılan zorluklardan bir tanesi müsadere edilmesi gereken tutarın gerçekten bir suçtan kaynaklandığını ispat etmek, diğeri ise tam kapsamlı bir mali araştırma yapmak için yeterli zamana sahip olamamaktı. Tedbir olarak el koyma olanağı da bulunmamakta idi. Başlatılan prosedürler, mahkeme davaları genelde suç fiilini ispatlamaya yönelikti. Suç gelirinin hesaplaması yapılmamaktaydı. Yine bu tarihten önce yasaya göre suçlu, mahkeme kararından sonra müsaderesine karar verilen miktarı ödemediği takdirde sadece 6 ay hapis ile cezalandırılmakta idi. 

Sözkonusu tarihte suç gelirlerinin müsadere olanağını artıran yasanın yürürlüğe girmesiyle, istenilen seviyede olmamakla birlikte önemli bir aşama kaydedildi. Artık değer karşılığı müsadere uygulanabilmekte yani suçtan doğrudan elde edilen gelir yerine buna tekabül eden ve meşru şekilde edinilen mala ya da değere de el konulabilmektedir. Müsadere davası ceza davasından ayrı bir şekilde yürütülmekte ve verilen müsadere kararına uyulmadığı durumda da 6 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. 

Yeni Yasanın getirdikleri 

Yeni yasa ile getirilen en önemli değişiklik, yasada belirtilen üç çeşit fiile yönelik olarak yapılan müsadere uygulamasıdır. 
1 . İsnat edilen ve sübuta ermiş olan bir suç fiilinden elde edilen değerin hemen müsadere edilmesi mümkündür. Örneğin bir kişinin satmış olduğu esrardan elde ettiği gelirin müsaderesi hemen yapılabilmektedir.
- Mahkeme dışı uzlaşma yetkisi (m.511) 
Tedbiren el koyma yetkisini ise savcı kullanmaktadır. Sanığın mal varlığını ortadan kaldırmaması için bu tür bir tedbir önem kazanmaktadır. 
Mahkeme dışında uzlaşma konusunda verilen yetkiyle savcı, geri ödenmesi gereken değer hakkında sanık ile bir sözleşme yapabilmektedir 
2. Benzeri suç fiillerinin (Ceza Yasası m.36/e, 2.bend) işlenmesinden elde edilen gelirler müsadere edilebilmektedir. İsnat edilememekle birlikte bir uyuşturucu satışı söz konusuysa ve bu işlemin sanık tarafından yapıldığına dair ciddi ipuçları varsa buradan elde edilen gelire de el konulabilmektedir. 
3. Müsadereye konu diğer fiillerin (Ceza Yasası m.36/e 3.bend) işlenmesi. Karşılığında 5. kategoriden para cezası uygulanan suç fiillerinden elde edilen gelirin de müsaderesi mümkün bulunmaktadır. 
Yeni müsadere yasasının yürürlüğe girmesinden önce Hollanda'da ki hukuk sistemi, elde edilen bilgilerin yasallığı ve inandırıcılığı esasın bağlıydı. Verilen kararlar da bu doğrultuda olmaktaydı. Şu anki uygulamada müsadere konusunda mantıken inandırıcılık yeterli olmaktadır. Kanunun bu yönde değişmesiyle artık, hazırlanan rapor ve tutanaklarda olayın mantıksal olarak inandırıcı olması ve karşı tarafın ikna edilmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır. 
Yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Ceza Usul Yasasında da bazı değişiklikler yapıldı.
Bunlar; 
- Cezai mali araştırma yetkisi (m.126)
- Tedbiren el koyma yetkisi (m.94)
- Mahkeme dışı uzlaşma yetkisi (m. 511/c)
- “Actio Pauliana” 
Cezai mali araştırma yetkisi, cezai fiile ilişkin kararın verilmesinde iki yıl sonrasına kadar soruşturmayı yürütme yetkisi vermektedir. Özellikle uluslararası bir olay söz konusuysa ve bazı bilgi ve belgelerin temini gerekiyorsa, bu durum oldukça uzun zaman alabilmektedir.
Bu durumda savcı, başsavcıyla ya da ulusal savcılar kurulu ile görüştükten sonra yapılan bu sözleşmeyle geri ödeme halinde sanığa müsadere davası başlatmayacağını beyan etmektedir. Gittikçe artan bir şekilde yayılan bu uygulama ülkede tepkilere de yol açmaktadır. Suç işleyen bir kişinin az bir ceza ile cezalandırıldığı intibaını yaratan bu uygulama ile, birde sanık daha sonra lüks bir yaşam sürdürmeye başlarsa tepkilerin nedenini anlamak kolay olacaktır. Burada şu husus vurgulanmalıdır ki; uzlaşma ile sanık müsnet suçun cezasından kurtulmamaktadır ve uygulama daha çok küçük mali suçlar için geçerlidir. Karapara aklamanın da dahil olduğu daha kapsamlı ve büyük suçlarda uzlaşma müessesesinin uygulanması mümkün değildir. 
"Actio Pauliana" kavramı da; sanığın malvarlığının müsadere edilmesini önlemek amacıyla, yaptığı hukuksal bir işlemle sözkonusu malvarlığını bir başkasına devretmesi durumunda, savcının haksız olarak yapılan bu hukuksal işlemi iptal ettirebileceğini açıklamaktadır.

Yasanın uygulanmasında rol alan kurumlar 

Emniyet birimleri 
Hollanda'da bilindiği üzere 25 adet bölgesel emniyet müdürlüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 14 adet de bölgesel suçla mücadele timi (7 adeti organize suçla, 7 adeti de mali yolsuzlukla mücadele eden) yer almaktadır. Ancak bu timler yine sözkonusu 25 bölgesel emniyet müdürlüklerinde görev yapan kişilerden oluşmaktadır. Bunların dışında bir de ulusal seviyede organize ve mali suçlarla mücadele eden bir emniyet birimi bulunmaktadır. 

Savcılıklar 
Hollanda'da 19 adet bölge savcılığı ve 1 adet ulusal savcılık bulunmaktadır. Ulusal savcılık birinci aşamada dava savcısı tarafından bölgesel mahkemelere intikal ettirilen davaların temyiz işlemlerini ele almaktadır. Bunların dışında 5 adet temyiz mahkemesi savcılığı ve 1 adet de yüksek mahkeme savcılığı görev yapmaktadır.

BOOM (Savcılık Müsadere Dairesi) 

Toplam olarak 17 kişiden oluşan BOOM, emniyet birimlerine ve savcılıklara danışmanlık yapmakta ve yapılan tahkikatlarda destek sağlamaktadır. 

Savcılık ya da emniyet birimleri tarafından doğrudan müsadereye veya bu konuyla ilgili diğer hususlara ilişkin danışmanlık taleplerine, sorulacak sorulara cevap vermeye çalışmanın yanı sıra savcılığın talebi üzerine mali tahkikatlarda ulusal başsavcılar kurumuna destek sunmak BOOM'un görevleri arasındadır. Kurum içinde bu görevleri yerine getirmek için belirli komisyonlar ve görevliler bulunmaktadır. Biri müdür, diğerleri ulusal infaz savcısı olarak görev yapan üç adet ceza hukuku uzmanı özellikle mülkiyet ve mülkiyete dayalı ilişkiler konusunda uzman olan iki adet medeni hukuk uzmanı; malvarlığının hesaplanmasında görev yapan, buna ilişkin bilgileri değerlendiren üç adet hesap uzmanı yer almaktadır. Ancak kurumun halen bir hesap uzmanı ve bir de uluslararası hukuk alanında uzman personele ihtiyacı bulunmaktadır. 

Asıl uzmanlıkları mali araştırma yapmak olmayan savcıların uygulamada, resmi olarak kullanabilecekleri, suçtan elde edilen gelirlere ilişkin bir hesaba ihtiyaçları olmaktadır. Yapılan hesaplamalar ne denli iyi olursa, savcılar da duruşmalara o denli iyi hazırlanabilmektedir. Ayrıca BOOM, raporları ve tutanakları hazırlayan kişilerin desteğiyle savcıyı duruşmaya hazırlamaktadır. Hatta bir sınav niteliğinde yapılan bu hazırlıklarla savcının konu hakkında kendine olan güveni sağlanmaya çalışılmaktadır.

Uygulamada karşılaşılan sorunlar 

Yeni müsadere yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana geçen altı yıl içinde bu alanda önemli bir aşama kaydedilmekle birlikte halen uygulamadan kaynaklanan birtakım sorunlar, iyileştirilmesi gereken durumlar bulunmaktadır. Bunlar genelde toplumsal kültür ve çevre ile bağlantılı hususlardır. 

Uygulamada karşılaşılan ikinci sorun bilgi eksikliğidir.  Yukarıda açıklanan kurumlara müsadere konusunda sürekli bilgi verilmesi gerekmektedir. Müsadere henüz alışılmış bir olay olmadığından buna yönelik birikim henüz bu kurumlarda oluşmamıştır. Bu hususta baş gösteren bir diğer güçlük, bu konuda uzmanlaşan kişilerin kurumda tutulması zorluğudur. Gerek ücret yetersizliği gerekse iş yoğunluğu, ayrılmaların başlıca gerekçeleridir. Suçluların elde ettiği suç gelirlerinin müsaderesi arttıkça, artık suçlular da yasal boşlukları aramakta hatta bunun için açıkça uzmanların yardımına başvurmaktadırlar. 

Kurumlar arasında olması gereken organizasyonun eksikliği bir diğer sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de Hollanda'da kurumlar görünürde iyi çalışıyor görünse de hala çıkar çatışmaları da bulunmaktadır. Hatta kişiler kendi çıkarlarını kurumsal, toplumsal çıkarlardan üstün tutabilmektedirler. 

Son olarak, kendi alanında birçok yenilik getiren, yürürlükte bulunduğu altı yıl içinde yapılan mali tahkikatlarda suç fiilinin boyutu açısından delillendirmede önemli kolaylıklar sağlayan bu yasanın halen eksikliklerinin bulunduğunu ve yenilenmesi gerektiğini de belirtmek gerekir. Nitekim bu konuda bir taslak hazırlanmıştır ve halen beklemektedir. 

Sonuç Olarak;

Hollanda'da karapara aklama ile mücadelede amaç, mümkün olduğu kadar fazla sayıda suçlu yakalamak değildir. Amaç; mali kurumları, mali altyapıyı ve dolayısıyla toplumu temiz ve güvenilir tutmaktır. Yapılan tahkikatlar tabii ki bunun için bir araçtır. Ama asıl yapılması gereken iyi bir yasama, güvenilir kurumlar ve sistemler oluşturmaktır. Bu amaçla değişik ülkelerde görülen örneklerin en iyilerini seçmeyi bilmek, deneyimleri paylaşmak gerekmektedir. Bunun için sık sık işbirliği yapılması gereklidir. 
Gelecekte bütün ülkelerin karşılaşacağı önemli gelişmeler yaşanacaktır. Öncelikle Avrupa Birliği içinde suç ve suçla mücadele hızla şekil değiştirmektedir. Avrupa'ya "euro" ile başlayan yeni bir mali sistem getirilmektedir. Teknolojideki, özellikle dijital teknolojideki hızlı değişimin artık izlenmesi bile artık gittikçe zorlaşmaktadır. Dolayısıyla ülkelerin birbirlerinin deneyimlerinden kendi yasaları ve sorumlulukları kapsamında bir şeyler öğrenmesi gerekmektedir.[5] 


SONUÇ

Yasadışı faaliyetler ve bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin aklanması, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyo-politik etkiler de doğurmaktadır. Bu çerçevede bahsedilecek ilk etki, toplumsal dokuda ve sosyal ve ticari ahlak yapısında zayıflamanın ortaya çıkabilmesidir. 

Suç ve suçluların yayılması ile birlikte, yasal ve kayıtlı sektörde faaliyet gösterenlerin, suç örgütlerinin idare ile bağlantılı olması konusundaki kanıları yaygınlaşabilecek, bu durum ise idareye olan güveni sarsacak ve toplumsal huzursuzluklara yol açacaktır. Almanya’da yaşanan son gelişme bunun tipik bir örneğini teşkil etmektedir. 

Kamu yönetiminde yer alan bazı görevlilerinin bu şekildeki bağlantıları ise, suçla mücadelede etkinliği azaltan bir unsur olarak ortaya çıkabilmekte, böyle bir durumda ise yozlaşmaya yüz tutan bu sistem kendi kendini besler hale gelmektedir. 
Ayrıca yasadışı faaliyetlerin yaygınlaşması ve idareye olan güvenin sarsılmasının bir yansıması olarak hukuk sistemine olan güven de azalabilecek ve hukuk sistemi sorgulanır hale gelebilecektir.[1]

Kısa vadede karaparanın, ülkenin sermaye bilançosunu olumlu etkilemesi mümkün olmakla beraber, orta ve uzun vadede piyasalarda ortaya çıkan istikrarsızlıklar ve bu istikrarsızlıkların ülke riskini arttırması dolayısıyla yasal paranın kaçışı ve buna bağlı olarak büyüme oranındaki düşüşler, gelir dağılımında bozukluklar ve vergi hasılatının düşmesi gibi ekonomik etkilerin yanı sıra, bir süre sonra sağlıksız sistemin kendi kendini beslemeye başlaması ile neredeyse eşanlı olarak ortaya çıkan sosyo-politik etkiler, bazı çevrelerin “paranın karası olmaz” şeklinde özetlenebilecek iddialarına yeterli cevabı vermektedir :
“Paranın karası olur.”  



KAYNAKLAR:

1- Alper, İnönü Akgün: PARANIN KARASI Karaparanın Makro Ekonomik Etkileri <http://www.masak.gov.tr/yayin/makale.htm>
2-  Çelik K., Koçağra SL., Güler K: Karapara Aklama. Masak yayın, Ankara, 2000
3- “4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu Ve Uygulaması” Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Rehberi- 3. EGM- KOMDB Yayınları. Ankara. 2001/1
4- “İngiltere’de Karapara Aklamayla Mücadele Semineri”. T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu. Masak Yayın. Ankara. 2000
5- “Hollanda’da Karapara Aklamayla Mücadele Semineri”. T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu. Masak Yayın. 
Photo



                                                                               KARAPARA AKLAMA


                                                                                                                                                           Gökhan Sayın
                                                                                                                                               Yargıtay Cumhuriyet Savcısı

GİRİŞ

Küreselleşme ve finansal piyasaların liberalizasyonu, dünya ekonomisi üzerinde birçok olumlu etki yaratmasına rağmen, bu süreç bazı maliyetleri de beraberinde getirmiştir. Sermaye hareketleri üzerindeki sınırlamaların ve kontrollerin kaldırılması ve piyasaların deregülasyonu, uluslararası bir nitelik taşıyan karapara aklamayı da kolaylaştırmıştır.[1]

En geniş anlamıyla "yasa dışı faaliyetlerden elde edilen gelir ve menfaatlerin, yasalmış gibi gösterilerek ekonomik sisteme sokulması" olarak tanımlanabilecek olan karapara aklama olgusunun tam olarak ne zaman ortaya çıktığını tespit etmek olanaksızdır. Ancak, birçok suçun kaynağında yatan temel saikin para ve menfaat elde etme arzusu olduğu göz önüne alınırsa karapara aklamanın tarih boyunca var olageldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Karapara aklanmasının, karaparaya kaynaklık eden suçtan (öncül suçtan) ayrı olarak suç sayılmasındaki amaç; suç gelirlerinden yararlanan kişileri bu gelirlerden mahrum etmek suretiyle, kazanç elde etmek amacıyla işlenen suçların işlenmesini engellemektir. Özellikle organize suç örgütleriyle mücadelede, bu örgütlerin gelir kaynaklarının kurutulması olmazsa olmaz şarttır.[2]

Yapılan araştırmalar, karapara aklamada çok sayıda yöntemin kullanılabileceğini göstermekle birlikte, bu yöntemlerin bazı ortak noktalarının olduğunu göstermiştir. Yani hemen hemen bütün yöntemlerde karapara belirli benzer aşamalardan geçirilmek suretiyle ekonomiye aklanmış olarak sokulmaktadır. Kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilen bu süreç; yerleştirme (placement), ayrıştırma (layering) ve bütünleştirme (integration) olmak üzere üç aşamada ele alınmaktadır. 

Karaparanın aklanması sadece bir ülke sınırları içinde yapılmamaktadır. İletişim teknolojisindeki ve bankacılık alanındaki baş döndürücü ilerleme, ülkeler arasındaki para akışının önündeki engellerin kaldırılması, karaparanın ülkeler arasında transferi yoluyla aklanmasını oldukça kolaylaştırmıştır. Bu durum aynı zamanda bu suçla mücadelede ortak hareket etmenin gerekliliğini de ortaya koymuştur. Ülkeler arasında yapılar ikili, bölgesel ve küresel çapta anlaşmalarla suçlular engellenmeye çalışılmaktadır. Ülkemiz de gerek üyesi bulunduğu uluslararası kuruluşlar gerekse taraf olduğu anlaşmalar yoluyla, karapara aklama ile uluslararası mücadeledeki yerini almıştır. 

Kısaca, "Yasadışı yollardan elde edilen kazançların kaynağının gizlenmesi ve kimliğinin değiştirilmesi suretiyle yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi" olarak tanımlayabileceğimiz karapara aklamanın  geçmişinin 1920 `lere kadar uzandığı ileri sürülmektedir. L'expresse gazetesinde yayımlanan bir habere göre 1920 `li yıllarda Şikago'da mafya üyesi bir şahıs o yıllarda popüler olan ve ödemelerin ancak nakit olarak yapılabildiği bir çamaşırhaneler zinciri satın almıştı. Mafyanın suçlardan elde ettiği gelirleri, çamaşırhanelerden elde edilen yasal gelirle  karıştırarak muhasebe kayıtlarına geçirmek sureti ile yasal bir gelir haline getiriyordu. İngilizce'de karapara aklama anlamında kullanılan "laundering" (çamaşır yıkama) tabirinin buradan geldiği söylenmektedir. Karapara aklama deyimi dünya basınında ilk defa 1973-1974 Watergate skandalı sırasında kullanılmaya başlanmıştır. 19 Nisan 1973 tarihli The Guardian gazetesi, Meksika'da aklanan ve Cumhuriyetçi Parti kampanyasında kullanılan  200.000 $'dan bahsetmektedir. Fransızca'da aklama teriminin karşılığı olarak "blanchiment" veya "blanchissage" terimleri kullanılmaktadır. 

Sosyal anlamda karapara, dolaylı olarak da olsa toplumsal hayata zarar veren her türlü faaliyetten elde edilen her türlü kazançtır. Ahlaki anlamda karapara ise, yasalarla yasaklanmış olsun veya olmasın toplum nazarında suç sayılan hareketler sonucunda elde edilen tüm kazançlar olarak tanımlanabilir. Bu itibarla karaparanın en geniş tanımının ahlaki anlamda karapara olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Çünkü yasalar tarafından karapara olarak adlandırılsın veya adlandırılmasın, cezalandırılsın veya cezalandırılmasın, ispat edilsin veya edilmesin toplum tarafından erdemsiz bir yolla kazanıldığına inanılan her para ahlaki açıdan karapara kapsamına girecektir. Toplum nazarında karapara olarak değerlendirilen her kazancın hukuken de karapara olarak nitelendirilmesi ve kovuşturulması düşünülemez. Ahlaki anlamda karapara ile mücadele ise toplumsal mekanizmalarla sağlanacaktır. Ancak, toplumun karapara konusundaki tavrının  ve bilincinin bir ülkenin karapara ile mücadelesinde sonuç üzerinde birebir etkili olduğu gözden kaçırılmaması gereken bir gerçektir. 

Ekonomik anlamda karapara ise kanunlar tarafından suç sayılan fiillerin yanı sıra, ekonomik hayatı düzenleyen kural ve usuller ihlal edilerek  elde edilen kazanç olarak nitelendirilebilir. Bu çerçevede ekonomi açısından,  vergi kaçakçılığı amacıyla bazı ekonomik faaliyetlerin usulsüz, gizli yapılması yoluyla elde edilen kazançları karapara kapsamında değerlendirmek mümkündür. Nitekim Amerika Birleşik Devletlerinde vergi kaçakçılığı da karapara aklamanın öncül suçları arasında yer almaktadır. Ülkemizde yalnızca belli vergi kaçakçılığı suçları sonucunda elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmiştir, geniş anlamda vergi kaçakçılığından elde edilen kazançlar karapara olarak kabul edilmemiştir. [2]

KARAPARA AKLAMA

Karapara aklama kavramının ne zaman ortaya çıktığı ve kullanılmaya başlandığı tam olarak bilinememekle birlikte bu kavramın dünya gündemi ile birlikte ülkemiz gündemine girmesi ve yaygın olarak kullanılması son yirmi yıl içinde olmuştur. Bu nedenle hem dünyada, hem de ülkemizde önde gelen birçok sözlükte ve kaynakta bile karapara ve karapara aklama tanımlarını bulmak mümkün olmamaktadır. 

Karapara aklamayı kısaca; yasalarca tespit edilmiş belli suçlar sonucunda elde edilen para, mal, kıymetli evrak veya diğer ekonomik değerlerin, yasadışı nitelikten çıkarılarak yasal ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olan tüm işlemler olarak tanımlayabiliriz. Karapara aklama olgusunun varlığı için gerekli unsurları şu şekilde sıralayabiliriz: 

- Bir suç işlenmiş olmalıdır. 

- Bu suç sonucunda herhangi bir ekonomik değer elde edilmiş olmalıdır.

- Bu ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak bir fiil işlenmiş olmalıdır.

Yukarıda sayılan unsurlardan ilk ikisi karapara aklama suçunun ön şartlarıdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde ortada karapara olmayacağından dolayı karapara aklama da sözkonusu olmayacaktır. Ekonomik değerlerin yasadışı nitelikten kurtarılıp yasal görünüme sahip ekonomik değerlere dönüştürülmesi amacına yönelik olarak ortaya çıkan hareket karaparanın, iktisap edilmesi, bulundurulması, transfer edilmesi, nakledilmesi, gizlenmesi, sınır ötesi işleme tabi tutulması, kullanılması, işletilmesi, yatırılması (yatırım yapılması), bir ekonomik değerden diğerine çevrilmesi, kaynağının, niteliğinin, sahibinin, zilyedinin farklı gösterilmesi gibi şekillerde ortaya çıkabilir. Bu fiiller icra suretinde işlenebileceği gibi, ihmal suretiyle icra biçiminde de işlenebilir. 

VİYANA VE STRASBOURG SÖZLEŞMELERİNDE YER ALAN TANIMLAR 

Karapara aklama üzerinde duran ilk uluslararası belge Viyana Konvansiyonu'dur. Karapara aklama deyimi kullanılmamakla birlikte bu sözleşme, sözleşmenin 3. Maddesinin (a) bendinde sayılan uyuşturucu suçları sonucunda elde edilen gelirlerin aklanmasının taraf ülkelerin iç mevzuatlarında gerekli düzenlemeler yapılarak suç haline getirilmesini öngörmektedir. Viyana Konvansiyonu ile suç sayılması öngörülen fiiller (uyuşturucu gelirlerinin aklanması ile ilgili fiiller) sözleşmenin 3. Maddesinin (b) bendinde düzenlenmiştir: 
(b) (i) bir mamelekin bu fıkranın (a) bendindeki suç veya suçlardan birinden veya suç veya suçlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek, mamelekin gayri meşru kaynağını gizlemek veya olduğundan değişik göstermek veya böyle bir suçun işlenmesine karışmış bir kişinin eylemlerinin yasal sonuçlarından kaçmasına yardımcı olmak amacıyla, bu mamelekin bir başka mameleke dönüştürülmesi veya devredilmesi; 
(ii) 1. Fıkranın (a) bendinde belirtilen suçlardan birinden veya bunlardan birine iştirakten kaynaklandığını bilerek mal varlığının gerçek niteliğinin, kaynağının, bulunduğu yerin, yaralanma hakkının ,hareketlerinin , üzerindeki yararlanma hakkının hareketlerinin, üzerindeki hakların ve kime ait olduğunun gizlenmesi veya olduğundan değişik gösterilmesi;
Türkiye'nin  henüz imzalamadığı  Strasbourg  Konvansiyonu'nun (Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Sözleşme) vurgusu ise suç gelirleri üzerindedir. Strasbourg Sözleşmesi karapara aklamanın çerçevesini daha kapsamlı ve ayrıntılı biçimde çizmiştir. Karapara'nın aklanması kapsamına giren fiiller sözleşmenin 6. Maddesinde belirtilmiştir: 
I. Her bir Taraf, kasıtlı olarak işlenen aşağıdaki füllerin kendi iç mevzuatına göre suç sayılması için gerekli olabilecek yasal ve diğer tedbirleri alacaktır : 
a. Bir malvarlığının suçtan doğan gelir olduğunu bilerek, bunun yasadışı kaynağını gizlemek veya tebdil etmek veya müsnet suçun işlenmesine karışan herhangi bir şahsın eylemlerinin hukuki sonuçlarından kurtulmasına yardım etmek maksadıyla malvarlığının değiştirilmesi veya nakledilmesi;
b. Herhangi bir "malvarlığı"nın, suçtan kaynaklandığını bilerek, gerçek niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini, bu malvarlığıyla ilgili hakları veya sahipliğini gizlemek veya tebdil etmek; 
ve her Taraf Devletin kendi anayasal prensiplerine ve hukuk sisteminin temel esaslarına bağlı olmak kaydıyla: 
c. Alındığı tarihte, bir malvarlığının suçtan hasıl olduğunu bilerek, böyle bir malvarlığının iktisabı, bulundurulması veya kullanılması; 
d. Bu maddeye göre tespit olunan suçlardan herhangi birinin işlenmesine iştirak, katılma veya işlenmesi için teşekkül kurma, teşebbüs ve yardım etmek, teşvik etmek, kolaylaştırmak ve tavsiyede bulunmak, 

Bu sözleşmelerin yanında OECD bünyesinde kurulmuş olan Mali Eylem Görev Gurubu (FATF) de OECD ülkelerinde karapara aklamanın suç haline getirilmesi ve karapara aklama ile etkin bir şekilde mücadele edilmesi yönünde etkinlik göstermektedir. FATF, bu etkinliklerini 1990`da yayınladığı ve 1996'da revize ettiği kırk tavsiye kararları temeline dayalı olarak yürütmektedir.
Gerek FATF üyesi ülkeler gerekse Viyana ve Strasbourg Sözleşmelerine taraf olan ülkeler mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yaparak karapara aklamayı suç olarak kabul etmişlerdir. Bazı ülkelerde ise bu yöndeki çalışmalar halen devam etmektedir.

4208 SAYILI YASADA KARAPARA AKLAMA TANIMI 

Hangi suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasının karapara aklama olduğu "karapara" kavramının incelendiği bölümde de değinildiği üzere ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı ülkeler, mevzuatlarında belli suçları teker teker saymış ve sayılan suçlardan elde edilen kazançları karapara kabul etmişlerdir. 

KARAPARA AKLAMA SUÇUNUN MANEVİ UNSURU 

Gerek Viyana Konvansiyonunda gerekse Strasbourg Konvansiyonunda karapara aklamadan bahsedilirken "Her bir taraf , aşağıda sayılan fiilleri, kasti olarak işlendiği zaman , kendi hukukunda suç olarak ihdas etmek için gerekli önlemleri alacaktır...." denerek bu fiillerin kasten işlendiği zaman suç teşkil edeceğini vurgulamıştır. Karapara aklama suçunun oluşumu için "genel kasıt" şart ve yeterlidir. Karapara aklama suçu öncül suçu işleyenler tarafından veya başkaları tarafından işlenebilir. Öncül suçu işleyen tarafından karapara aklanması nitelik itibariyle ancak kasıtla işlenebilecek bir fiildir. Bir kişinin işlediği suç sonucunda elde ettiği kazancın başka bir kimse tarafından aklanması da mümkündür. Bu kazancı aklayan üçüncü kişi, bilerek (kasten aklamışsa suçtur, ancak bilmeyerek aklamışsa suç teşkil etmez. Hatta bilmesi gerektiği halde bilmeyerek (taksirle) aklamışsa yine suç teşkil etmez. Zira T.C.K. cürümlerin ancak kasıtla işlenebilmesini öngörmüştür.

Şüpheli işlem bildirimi, kimlik tespiti gibi yükümlülüklerin ihmal edilmesinin karaparanın aklanmasına imkan sağlaması mümkündür. Ancak kasıt olmadan bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi karapara aklama suçuna dahil olmayacaktır. Bu yükümlülüklerin ihmali ile ilgili cezai düzenleme 4208 sayılı kanunun 12. Maddesinde yapılmıştır. Ancak bu yükümlülüklerin karapara aklanmasına imkan sağlamak amacıyla bilerek ve kasten ihmal edilmesi karapara aklama suçuna dahil olacaktır. Çünkü bu son halde ihmali bir durum değil, ihmal suretiyle icra suçu söz konusudur. 

Viyana Konvansiyonuna paralel olarak ülkemizde Karapara aklanması ancak kasten işlendiği zaman suç teşkil etmektedir. 1994'de, zamanın hükümeti tarafından hazırlanan ilk kanun tasarısında '...kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesi suretiyle elde edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği karaparayı....." denerek karapara aklama suçunun taksirli olarak işlenebileceği öngörülmüştü. Ancak Plan ve Bütçe Komisyonu çalışmalarında "bilmesi gerektiği" tabiri tasarıdan çıkarılarak, karapara aklama suçunun yalnız bilerek (kasıtla) işlenebilmesi öngörülmüştür. 

Karapara aklama suçunun oluşma veya ortaya çıkış zamanının tespiti son derece güç ve uzmanlık gerektiren bir konudur. Karapara genelde bir hareket sonucunda değil, birçok hareketten oluşan bir süreç sonucunda aklanır. Bundan dolayı karaparanın hangi noktada aklanmış paraya dönüştüğünün tespiti son derece zor ve ihtilafa açıktır. Ama bir genelleme yapacak olursak, karaparanın aklanması, resmi kayıtlara ya da hukuken değer ifade eden kayıtlara girmesi ile mümkün olacaktır. Ancak bu yeterli değildir. Karaparanın kaynağının resmi makamlara açıklanabildiği, resmi makamların gösterilen kaynağın doğruluğu konusunda ikna olduğu (karaparayı yasal yollardan kazanılmış para olarak kabul ettiği) an karapara aklanmış sayılır.

KARAPARA AKLAMA SUÇU İÇİN GETİRİLEN CEZA 

Karapara aklama suçu fiillerini işleyenler; 

- iki seneden beş seneye kadar hapis, 

- aklanan karaparanın bir katı ağır para cezasıyla cezalandırılır, 

- nemaları da dahil olmak üzere karapara kapsamındaki mal ve değerler ile bunların ele geçirilememesi halinde bunlara tekabül eden mal varlığının müsaderesine de hükmolunur. 
(Görüldüğü gibi 4208 Sayılı Yasada müsadere ayrıca düzenlenmiştir. Müsadere konusundaki genel hükümler T.C.K. 36. Maddesinde yer almaktadır. Ancak 4208 Sayılı Yasada yer alan müsadere T.C.K. 36.maddedeki müsadereden farklıdır. Bu fark, 4208 Sayılı Yasanın, sadece karapara kapsamındaki mal varlığının değil, bunların ele geçirilememesi halinde yasal yollardan elde edilmiş olsa dahi aklanan karapara tutarına tekabül eden mal varlığının müsaderesini de öngörmüş olmasıdır.) 
Karapara, 
- terör suçlarından veya 
- Türkiye'ye ithali veya Türkiye'den ihracı kanunla yasaklanmış herhangi bir madde ve eşya kaçakçılığından elde edilmiş veya 
- suç yukarıda belirtilen terör suçlarına kaynak sağlamak amacıyla işlenmiş ise birinci fıkra hükmüne göre faile verilecek hapis cezası dört seneden az olamaz. 
Suçun; 
a) Karaparanın aklanması maksadıyla teşekkül vücuda getirenler ile idare edenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından, 
b) Görevi sebebiyle memur ve kamu görevlileri ile,

· 3182 sayılı Bankalar Kanununa, 

· 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununa, 

· 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanununa, 

· 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanununa,

· 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa,

· Ödünç Para Verme İşleri ile Özel Finans Kurumlarının Kurulması, Faaliyetleri ve  Tasfiyelerine İlişkin Esas ve Usulleri düzenleyen mevzuata göre faaliyet gösteren kurumlarda çalışanlar tarafından, 
c) Şiddet veya tehditle veya silah kullanarak, 
İşlenmesi halinde hükmolunacak cezalar, ayrıca bir misli artırıtır. 
Bu suçların tüzel kişilik bünyesinde işlenmesi halinde, üçüncü fıkranın (a) bendi hükmünün uygulanamadığı durumlarda, fiili gerçekleştiren yöneticiler hakkında da aynı cezalara hükmolunmakla birlikte, tüzel kişiler de beş yüz milyon liradan beş milyar liraya kadar para cezası ile cezalandırılır. 
Karapara aklama suçunun, usul veya füruu veya karı-koca veya kardeşlerden biri tarafından karaparanın kaynaklandığı suçları gizlemek amacıyla işlenmesi halinde bu ceza, yarısından üçte ikisine kadar indirilir.

Karapara Aklamanın Aşamaları 

Kara paranın aklanması genelde 3 aşamadan oluşan bir süreç içinde gerçekleştirilmektedir. Bu aşamalar kirli bir çamaşırın makinede yıkanmasına benzetilerek açıklanmaya çalışılmıştır. 
Birinci aşamada çamaşır makineye atılmakta- (Yerleştirme - Placement - aşaması) 
İkinci aşamada çamaşır makinede yıkanmakta- (Ayrıştırma - Layering - aşaması)
Üçüncü ve son aşamada çamaşır temizlenmiş halde makineden çıkarılmaktadır. (Bütünleştirme - Integration - aşaması)
Her kara para aklama olayında bu aşamaların üçünün de ayrı ayrı gerçekleşmesi zorunlu değildir. Bazen bu aşamaların ikisi veya üçü tek işlemde gerçekleştirilebilir veya bazı aşamalar gerçekleştirilmeden karaparanın aklanması tamamlanabilir. Bu durum para aklanacak ülkeye, finansal olanaklara, aklayıcıların diğer faaliyetlerine kadar pek çok şeye bağlı olabilir. 

1) Yerleştirme Aşaması

Bu aşama suçtan elde edilen gelirin nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulması aşamasıdır. Uyuşturucu ticareti gibi karaparayı doğuran suçlarda para, genellikle nakit olarak el değiştirmektedir.
Günümüzde kredi kartı, çek uygulaması ve nakit olmayan araçların sık kullanılması nedeniyle bu aşama kayıtdışı ekonominin ve nakit kullanımının yaygın olduğu ve denetimsiz ülkelerde tamamlanabilir.

- Nakit paranın aktarılması, taşınması, kullanılması veya benzer işlemlere tabi tutulması zordur. Örneğin 100 dolar karşılığında satın alınabilecek kokainin ağırlığı, 100 dolarlık banknotun ağırlığından daha azdır. Yani 100 kilo kokain satan bir uyuşturucu kaçakçısının bunun karşılığında alacağı 100 dolarlık banknotlar 100 kilodan fazla olacaktır. Nakit formundan kurtulduğunda, özellikle bankacılık sistemine sokulduğunda, paranın hareketliliği kolaylaşacak ve artacaktır. 
Nakit paranın güvenlik güçleri tarafından bulunması, yakalanması ve el konulması riski fazladır.

Aklayıcılar için en zor, yetkililer için en kolay aşama 

Yerleştirme aşaması aklayıcılar için en zor aşamadır. Karapara aklama ile mücadele eden birimler açısından ise karaparanın tespit edilmesinin, yakalanmasının ve el konulmasının en kolay olduğu aşamadır. Çünkü bu aşamada karapara ile illegal kaynağı arasındaki bağ henüz kesilmemiştir. Başka bir ifade ile karapara aklayıcının henüz paranın kaynağına ilişkin yasal bir gerekçesi yoktur. Dolayısıyla paranın kaynağı yasadışı olduğunu ispat etmek diğer aşamalara oranla daha kolaydır. 

Aklayıcılar için neden en zor aşama?

Gelir genellikle finansal sisteme nakit halinde girdiği ilk durumda nakit bildirimi veya şüpheli işlem bildirimine konu olmaktadır. Bir kez finansal sisteme girince de her gün sayısız fon transferinin, finansal işlemin yapıldığı piyasalarda bir finansal kuruluştan gelen fon; ilk finansal kuruluş tarafından sorgulandığı varsayımıyla, ikinci finansal kuruluşça çok özel emareler olmadıkça sorgulanmaz. 
Ülkemizde de 4208 sayılı Yasanın Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 8.maddesinin değişmeden önceki esaslarına göre; yükümlüler tabi oldukları ve aracılık ettikleri tutarı 5 milyar lira veya muadili dövizi aşan, maddede yazılı her türlü işlemi MASAK'a bildirmek zorunda idi. Aynı yönetmeliğin l0.maddesine göre ise bankalar ve özel finans kurumları yine bankalar ve özel finans kurumları ile yapacakları işlemler deva bilgi verme yükümlülüğü kapsamından istisna tutulmuştur.  Ancak madde 31.12.1997 tarih ve 97/10419 sayılı BKK ile değiştirilerek 5 milyar liralık sınır kaldırılmış ve bu konuda düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığına verilmiştir. 

Yerleştirme aşamasında ne tür yöntemler kullanılır? 

Dolayısıyla ülkemizde de yönetmelik değişmeden önce nakit fon bir bankaya yatırıldıktan sonra buradan bir başka banka veya finansal kuruma transfer edildiğinde transfer edilen kurumun devamlı bilgi verme yükümliilüğü bulunmamakta idi. Örneğin A, B, C bankalarına 4 er milyar para yatıran bir kişi bunları daha sonra D bankasında bir hesaba transfer ettiğinde D bankasında biriken 12 milyar TL için bu bankanın devamlı bilgi verme yükümlülüğü kapsamında bir zorunluluğu bulunmamakta idi. Ancak bu durumun şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı tabiidir. 

Yerleştirme aşamasında nakit para; 
- Fiziki olarak yurtdışına çıkarılarak denetimin az olduğu ülkelerde bankaya yatırılabilir, 

- Küçük tutarlara bölünerek (bildirim tutarlarının altındaki tutarlara) ülke içindeki çeşitli bankalara, farklı kişiler adına açılmış hesaplara yatırılabilir 

- Gayrimenkul, lüks araba, mücevher, antika veya sanat eserleri alımında kullanılabilir, hisse senedi, tahvil, bono, çek, poliçe gibi mali araçlara dönüştürülebilir, 

- Banka hesaplarına yatırılmadan önce kumarhane geliri, turizm geliri veya ihracat geliri gibi gösterilebilecek ve bir açıklama yapılmasına olanak sağlayabilecek işlemlere konu yapılabilir,

- Finansal kuruluşlar veya bunların çalışanları ile işbirliği yapılarak sisteme sokulabilir veya iş biraz daha abartılarak suç örgütleri tarafından finansal kuruluşlara sahip olmak suretiyle bu vasıtayla nakit formundan kurtarılabilir. 

Yerleştirme, aklama işleminde mutlaka yer alması gereken bir aşama mıdır? 

Yukarıda da belirtildiği gibi yerleştirme aşamasının amacı paranın nakit formundan kurtarılarak finansal sisteme sokulmasıdır. Ancak kaynağındaki suç nedeniyle gelir nakit halinde değilse bu aşamaya gerek yoktur. Ayrıca bazı aklama yöntemlerinde de yerleştirme aşamasına gerek duyulmaksızın aklama işlemi gerçekleştirilebilmektedir. 

Sonuç Olarak; 

Bu aşamadan sonra para nakit halinde olmayacaktır. Gerek mücadele eden birimlerce araştırma ve inceleme sırasında paranın fiziken tespitinin, ele geçirilmesinin ve el konulmasının, gerekse naktin finansal sisteme girişi sırasında finansal kuruluşlar tarafından nakit işlem bildirimleri ve şüpheli işlem bildirimleri yoluyla tespitinin en kolay olduğu bu aşamada, sözü edilen kişi  ve  kuruluşlar  dikkatlerini  yoğunlaştırmalıdırlar. Çünkü bu aşamadan sonra suçun ortaya çıkarılması çok daha zorlaşacaktır. 

2) Ayrıştırma (Layerıng) Aşaması

Bu aşamada amaç, nakit formundan  kurtarılan  paranın  yasadışı  kaynağından mümkün olduğunca uzaklaştırmak, böylece paranın izinin sürülmesini, bulunmasını ve yakalanmasını imkansız hale getirmektir. Yerleştirme aşamasında karapara özellikle bankacılık sistemine sokulmuşsa sistemin olanaklarından yararlanmak suretiyle transfer etmek ve kaynağından uzaklaştırmak son derece hızlı ve kolay olacaktır. Bu aşamada para yasadışı kaynağından uzaklaştırılması için sıklık, karmaşıklık ve hacim açısından yasal işlemlere benzeyen bir dizi mali işlem yapılmaktadır. Böylece denetim mekanizması aşılmaya çalışılmaktadır. 

Bu aşama karmaşık bir bankacılık bürokrasisi gerektirmektedir. Para küçük tutarlara bölündükten sonra ülkeden ülkeye bankalara aktarılmaya başlanır. Bu nedenle bu suçun araştırılması hemen hemen imkansız hale gelmektedir. 

3) Bütünleştirme (Integratıon) Aşaması

Bu aşamada karapara yuvaya dönmekte, aklanmış bir şekilde ülkenin mali sistemine sokulmaktadır. Paranın kaynağının dahi sorulmayacağı normal bir işlem görüntüsünü almaktadır. Aklayıcı bu parayla menkul, gayrimenkul, hisse senedi, tahvil, bono satın alabileceği gibi, kredi almak, borç vermek gibi yasal işlemleri de yapabilir. Para sistemle bütünleşmektedir.

KARAPARA AKLAMA YÖNTEMLERİ

Tabii ki sınırsız sayıda aklama yöntemi vardır. Aklayıcıların çoğu sabıkasız, sağlam mesleki geçmişleri olan kişilerdir ve genellikle komisyon ya da prim adı altında gelir elde ederler. 
Burada sadece öğretici olabilecek nitelikte bazı yöntemleri sayabiliriz:

- Paravan (Kağıt üstündeki) ya da hayali şirketler

- Oto-finans borç yöntemi (Loan-back)

- Vergi cennetleri (Off-shore) 

- Parçalama (Structering) yöntemi 

- Şirinler (Smurfing) yöntemi 

- Fonların fiziken ülke dışına kaçırılması

- Döviz büroları 

- Kumarhane ve gazinolar

- İnternet Bankacılığı 

- Alternatif Havale Sistemleri (Hawala-Hundi Sistemi, Uzak Asya Chit Sistemi) 

- Sahte fatura (Hayali ihracat) 

- Nakit para kullanılan işyerlerinin işletilmesi (Göstermelik)[2]


4422 SAYILI ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE KANUNU

4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu ile aklama suçuna konu menfaatlere kaynaklık teşkil eden öncül suçların kapsamı, başta bankacılık ve sermaye piyasası suçları olmak üzere zimmet, ihtilas, irtikap gibi kamu vicdanını rahatsız eden suçları da kavrayacak şekilde genişletilmiş, daha önceki Kanundaki karapara suçu olarak sayılan suçlara, Bankalar ve Sermaye Piyasası Kanunları yanı sıra, Terörle Mücadele ve Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunları ile Ödünç Para Verme İşlemleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’de sayılan suçlar da ilave ediliyor ve bunların tümü “Suç geliri” olarak nitelenmiştir. Teröre maddi destek ve kaynak sağlanması da suç fiili olarak tanımlanmıştır. 

Aklama suçu da daha açık ve anlaşılır şekilde tanımlanmış ve bu şekilde mevcut düzenlemeden kaynaklanan karışıklıkların giderilmesi amaçlanmıştır.

Aklama suçunun yanı sıra öncül suçların işlenmesinden dolayı mahkumiyet kararı verilmesi halinde de suç gelirleri müsadere edilmesine olanak tanıyan yasayla aklanıp aklanmadığına bakılmaksızın suç gelirlerine nemalarıyla birlikte el konulması öngörülmüştür. Önceki Yasada, sadece aklanan gelire el konulabiliyor, bu şekilde suçların çoğunda, bu suçtan elde edilen gelirler müsadere edilemiyorken burada kapsam oldukça genişletilmiştir.

Uyuşturucu madde ticareti, silah kaçakçılığı ve terör gibi insanlık suçlarının işlenmesiyle elde edilen gelirlerin de müsaderesine dönük ilave tedbirler getirilmiştir. Bu kapsamda, kamu görevlilerinin elinde ciddi bulgular varsa, söz konusu suçlardan kaynaklanan malvarlığının devlete intikalinde ispat külfeti sanıklara ait olacak olması da ciddi bir yeniliktir.

MASAK’a şüpheli işlem bildiriminde bulunan gerçek ve tüzel kişilerin, bu bildirimlerinden dolayı hukuki ya da cezai yaptırımla karşılaşmaları engellenmektedir. Bu düzenleme ile, şüpheli işlem bildiriminde bulunanlara yasal koruma getirilerek, başta bankalar olmak üzere aklamayla mücadeleye daha fazla destek sağlanması amaçlanmıştır.

Savcıların yetkileri arttırılmış, suç gelirlerinin aklanmasına yönelik olarak yürüttükleri soruşturmalarda ihtiyaç duydukları ihtisasa sahip inceleme elemanı desteği alabilmelerine imkanı tanınmış, böylece mücadelenin daha etkin şekilde yürütülmesi mümkün kılınmaya çalışılmıştır. Yine telefon dinleme ve gizli izleme gibi yetkiler getirilmiştir. [3]

İNGİLTERE’DE KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE

İngiltere'nin ve Türkiye'nin mevzuatları birbirlerini yansıtmaktadır. İngiltere'de koordinasyon esas olarak İçişleri Bakanlığı’ndadır. Karapara konusunda bir İhtisas mahkemesi yoktur.

Bildirim sistemleri, AB ülkelerindeki bildirim sistemleri ile birbirinden farklıdır. Üç ayrı bildirim şekli vardır; şüpheli işlem bildirimi, olağanüstü işlem bildirimi ve mevduat sınırı bildirimi. İngiltere'de sadece şüphe uyandırdığı için bildirimde bulunulur. 
Bazı ülkelerde hem şüpheli işlem bildirme yükümlülüğü hem de olağanüstü işlem bildirme yükümlülüğü vardır. Olağanüstü işlem, sadece o ülkenin kararlaştırdığı para miktarından fazla olan bir işlem olabilir. Çok büyük tutarda bir işlem, örneğin 10,000 veya 12,000 Euro tutarını aşan bir işlem söz konusu olduğu zaman, bildirilmesi gerekmektedir. Bu durum mali kurumlar için yapılacak idari işlemleri ve Hollanda gibi ülkelerde bildirimleri alan kurumların yükünü artırır. Diğer bir deyişle, verilen ve alınan bildirimler düşünülürse kırtasiyecilik artar.

Eğer bildirilmesi gereken miktarın alt sınırı 12.000 Euro olursa ve her gün bu tutarda birçok işlemin yapıldığı düşünülürse, bu durum yapılacak işlem miktarını artıracaktır. Hollanda'da hem bankanın, hem de alıcı kurumun form doldurması gerekir ve bu onlar için idari açıdan büyük bir yük teşkil etmektedir. Bu durumun yol açabileceği sorunların bir örneği Amerika'daki durumdur. Bildirme yükümlülüğü nispeten düşük düzeyde tutulduğu için, her yıl 12 milyon bildirim almaktadırlar ve bu durum pek çok kağıt demektir.

Cezalar; bütün AB ülkelerinde olduğu gibi çok ağırdır. İngiltere'deki hapis cezası 2 yıldan 14 yıla kadar olabilir.

Yükümlüler : AB genelinde bildirme yükümlüğüne tabi olanlar hemen hemen aynıdır; bankalar, sigorta şirketleri, kumarhaneler, döviz büroları... İstisnai olarak bir de İspanya'da pul veya madeni para koleksiyonculuğu yapan kişiler de bildirimde bulunmak zorundadır.

Eğitim : Karapara ile mücadeleyi sürdürmek için eğitimin yeri gerçekten çok önemlidir ve AB ülkeleri arasında bu eğitimin nasıl yapılacağı konusunda farklı düşünceler vardır. AB'nin bütün ülkelerinde bankalara eğitim vermekle yükümlü bir merkezi bankacılık kurumu vardır.

Egmont Grubu : İstihbarat alışverişi sağlayan bir grup, bir mali birimdir. Karapara aklama, uluslararası düzeyde gerçekleştirilen bir suçtur ve ülkeler karşılıklı birbirlerinden bilgi almak durumundadırlar. İşte bu grubun amacıda bilgilerini kullanıma açarak uluslararası karapara ile mücadele programlarına katkıda bulunmaktır.

Egmont Grubu içerisinde dört ayrı çalışma grubu bulunur: 
Mevzuat Çalışma Grubu; mali istihbarat birimlerinin yasal olarak nasıl bilgi alışverişinde bulanabilecekleri konusuyla ilgilenir. Teknoloji Çalışma Grubu; gerekli bilgisayar sistemlerini tespit eder. Eğitim Çalışma Grubu; bu imkanları nasıl kullanacağımızı öğretir. Geliştirme (Outreach) Çalışma Grubu ise Egmont Grubu'na üye olabilecek yeni ülkeleri araştırır.  

Egmont Grubu'nun sağladığı yararlar 
Toplanan istihbarat, bütün üyelere verilebilir; üyeler bu istihbaratın hepsinden yararlanabilir. Toplanan istihbarat güvenli web ortamında gönderilir, ayrıca diğer mali istihbarat birimlerine eğitim temin edilir. Örneğin belirli bir sorunu çözmekte güçlük çekildiği zaman, dört-beş farklı mali istihbarat birimi mensupları toplanır ve sorun birlikte çözülmeye çalışılır. 
Mali istihbarat birimlerinin bağlı olduğu birim, ülkelere göre farklılık göstermektedir. Bazı ülkelerde bu birimler Maliye Bakanlığı'na, bazı ülkelerde Adalet Bakanlığı'na veya Savcılığa bağlı olabilir. İngiltere'de eskiden olduğu gibi İçişleri Bakanlığı bünyesi içinde veya İtalya ve İspanya'da olduğu gibi Merkez Bankası bünyesi içinde olabilir. Bir mali istihbarat birimindeki personel ya yasa uygulama birimlerinden ya da idari görevlilerden oluşur. Ama bu bir sorun teşkil etmez, istihbarat alışverişi yine aynı şekilde gerçekleştirilir. 

Egmont Grubu'nun büyüklüğüne gelince; 1995 yılında üye sayısı 14'tü, şimdi ise 48'dir. Ayrıca 17 ülke daha üye olmak üzere değerlendirilmektedir.

AB ÜLKELERİNDE VE İNGİLTERE'DE MÜSADERE VE EL KOYMA 

Malvarlığına el konulması ve sonra müsadere edilmesi, karapara aklamayla mücadelede son derece önemli bir husustur. FATF Tavsiye Kararlarının 7'ncisine göre; "Ülkeler gerektiğinde, Viyana Anlaşması ile getirilen önlemlerin benzerlerini, mevzuat düzenlemeleri de dahil olmak üzere; kendi yetkili makamlarının, aklanan malvarlığını, karapara aklama yoluyla elde edilen gelirleri, para aklamada kullanılan ya da kullanılması tasarlanan araçları ya da eşdeğerdeki malvarlığını, iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarına halel getirmeksizin, müsadere etmesini sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmalıdırlar". 
Genel olarak AB'ye üye ülkeler, bir şekilde bu tavsiyeyi benimsemiş durumdadır. Uygulamada bazı farklılıklar olsa da sonuç olarak aynı olduğu söylenebilir. 

Özet olarak, değişik ülkelerin müsadere sistemlerini karşılaştırmak gerekirse; 

AB'de Müsadere 

Almanya : 29 Kasım 1993 tarihinde Ciddi Suç Gelirine EI Konulması Yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa, yasadışı faaliyetlerden elde edilen gelirlerin tespiti ve müsaderesini amaçlıyordu. Bu yasa özellikle kimlik tespiti ve şüpheli işlemlerin bildirilmesi konularında yükümlülükler getirdi. 

Almanya'da suç gelirine el konulması için bir hakim kararı gerekir, ancak bu işlem mahkumiyet kararı verildikten sonra yapılabilir. Bu hususta devlet, suçluları suç gelirinden mahrum bırakabilir. Müsadere işleminden önce tedbirler uygulanabilir yani malvarlığı dondurulabilir. 

Hollanda : 1993 yılındaki düzenlemelerle hem cezai hem de mali soruşturmanın bir arada yürütülmesi sağlanmıştır. Bu soruşturmalar polis, gümrük ve diğer yasa uygulama birimleri tarafından gerçekleştirilir, ama bu sadece hakimin karar vermesinden sonra ve savcı takibatında yapılmaktadır. Uygun hallerde malvarlığına el konulur ve dondurulur. 

İtalya : Şüpheye bağlı olarak insanın yaşam tarzıyla ilgili soruşturma yapılabilmektedir. Eğer sanıklar organize suç örgütüne mensupsa veya mensup olduğu düşünülüyorsa soruşturma yapılabilir. Müsadere edilen mallar paraya çevrildikten sonra İçişleri Bakanlığı'na verilir ve bu bakanlık tarafından kullanılabilir. 

Bu üç ülkede mevzuatlar, işlemler birbirine çok benzemektedir. Bu durum, bütün AB ülkelerine de yansımaktadır. 

İngiltere'de Müsadere

İngiltere'de durum, genel olarak diğer ülkelerle aynıdır; ancak suçlunun malvarlığının elinden alınması için çok daha güçlü yetkiler verilmektedir. 

İngiltere'de müsaderenin başlangıcı 1980 yılındaki "Julie" adlı bir polis operasyonuna dayanır. 1980 yılında yasadışı bir laboratuarda büyük miktarlarda LSD üretiliyordu. Olaydaki kişiler mahkeme huzuruna çıktıklarında savcı, suçluların bütün malvarlığını ellerinden almaya çalıştı, ama mevcut kanunlar sebebiyle bunu yapamadı. İngiltere'de bu olaya çok olumsuz tepkiler oldu. Kanunun değiştirilmesi için ve suçluların böyle durumlardan faydalanamaması için hükümet bir komisyon kurdu. Bu komisyon pek çok tavsiyede bulundu ve sonuç olarak yeni bir yasa yapıldı. 1986 yılında yapılan bu yasanın adı "Uyuşturucu Kaçakçılığı Suçları Yasası" idi. İngiltere'nin karapara aklama mevzuatı açısından bu yasa, çok önemli bir dönüm noktası oluşturdu. 

1986 yılından bu yana yapılan değişikliklerle mevzuat gittikçe daha etkili olmuş ve aynı şekilde malvarlığının müsaderesi gittikçe daha da kolaylaşmıştır. 

1988 yılında bu mevzuat, sadece uyuşturucu değil, para elde edilen bütün suçları kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

Mahkeme kararı verilmeden önce malvarlığının dondurulması 

Burada amaç, suçlunun mahkeme huzuruna çıkmadan önce parasını kaçırmasını önlemek ve sonradan verilebilecek müsadere kararına karşılık bulmaktır. İngiltere'de dondurma kararı Üst Mahkeme'den (High Court) alınır. Üst Mahkeme, ülkenin en yüksek düzeydeki mahkemelerinden biridir. Bu mahkemede çok kıdemli hakimler bulunur. Bir dondurma kararı almak cezai değil, sivil (medeni) hukukun bir işlemidir. Dondurma kararı davalının bulunmadığı zaman yapılır; çünkü davalının bulunması uygun olmuyor. Ve bu, polis veya gümrük yetkilileri tarafından sağlanır. Gümrük veya polis görevlileri, avukatların kendi adlarına başvuruda bulunmalarını isterler. Genelde karapara aklama alanıyla ilgili bütün dondurma kararları, yine polis yetkilileri veya gümrük görevlileri, Yurtiçi Gelirler İdaresi, Sosyal Yardım İdaresi tarafından alınmaktadır. 

Bunun usulüne gelince; görevli kişi bir yeminli ifade verir; suçları, eldeki kanıtları, suçlunun tahmini menfaatini ve suçlunun bilinen malvarlığını belirtir ki dondurulabilsin. Böyle bir karar verildikten sonra sanık bütün malvarlığını kullanamaz.

Varsayımlar 

Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili suçlarda ve 1995 yılından bu yana bütün diğer suçlarda, geçen altı yıl zarfında bütün malların, transferlerin ve harcamaların karapara kaynaklı olduğu varsayılmaktadır. Diğer bir deyişle burada ispat külfetinin terse çevrilmesi söz konusudur, zira aksini ispat sanığa aittir. Bu durumda davalı, o malvarlığının meşru bir kaynaktan geldiğini ispatlamak zorundadır. Uyuşturucu ile ilgili bir dava söz konusu olduğu zaman, hakim bu varsayımlara gitmek zorundadır. Uyuşturucu ile ilgili olmayan diğer bütün suçlarda ise, bu varsayımlara gitmek hakimin takdir yetkisine bağlıdır. 
Bu durumda sanık, varsayımların doğru olmadığını kanıtlamak zorundadır. Bu varsayım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından denetlenmiş ve yasal bulunmuştur. 

Tecrübeli bir hakim, bütün bu delilleri dinledikten sonra kararını vermek için Medeni İspat Ölçütünü kullanacaktır. Cezai yargılamada cezai ölçüt kullanılacaktır, ama hakimin hangi malvarlığını müsadere edeceği konusunda karar vereceği müsadere davasına geldiğiniz zaman, hakim Medeni İspat Ölçütüne bağlı kalır. Bu ölçüt, olasılıklara bağlı olduğundan daha düşük bir ölçüttür; hangi taraf daha yüksek bir olasılık sunarsa o taraf kazanır. 

Her zaman olmasa da genellikle cezai yargılamayı yapan hakim müsadere davasını da gören hakimdir. Dolayısıyla hakimlerin bu konuda eğitilmesi gerekir. Bu yasaların ilk yıllarında hakimlerin bilgisi çok fazla değildi, özellikle müsadere ile ilgili konularda bilgileri azdı. Dolayısıyla hakimleri müsadere mevzuatı konusunda eğitmek çok önemli bir iştir. 

Verilen kararların uygulanması 

Sulh mahkemesinde genelde özel eğitim almış hakimler bulunmaz; bu alt mahkemeler halktan ve kamu hizmeti sunmak isteyen vatandaşlardan oluşur. Bunlar sivil uygulama yetkilerinden yararlanırlar. Hakim kararını verdiği zaman ki bu para cezasıdır, önce suçlu parayı ödemezse, hapis cezasının ne kadar olacağını belirtmek durumundadır. 1 milyon Sterlinden fazla para söz konusu ise, bu paranın ödenmemesi halinde en fazla 10 yıl hapis cezası verilebilir. 

Paranın ödenmemesi halinde verilecek ek hapis cezası konusunda erken çıkmak söz konusu olmaz, af verilmez; iyi halden tahliye edilmez. Ayrıca suçlu bu parayı ödemez, bu nedenle 10 yıl hapis cezası çekerse, hapishaneden çıktıktan sonra yine o parayı ödemek zorundadır. Dolayısıyla her açıdan suçlu kaybeder.

İrlanda yaklaşımı

İrlanda'nın yaklaşımından da kısaca bahsetmek gerekirse; yakın geçmişte, İrlanda'nın "Yasadışı Malvarlığı Bürosu" (Criminal Assets Bureau - CAB) tarafından başlatılan bir girişime göre, cezayı gerektiren bir suç söz konusu olmaksızın yine de müsadere emri alınabilmektedir. En ciddi suçlular asıl suçtan çok uzak kaldıkları için, bu suçlular için mahkumiyet kararı alınamamaktadır. Ancak bu suçluların çok fazla malvarlığı olduğu ispatlanabilir. İşte bu malvarlığını göstererek, nereden bulduğu sorulabilmektedir.
Bu sistem aynı zamanda Amerika'da ve Avustralya'da kullanılmaktadır. Büyük ihtimalle, önümüzdeki bir iki yıl içinde İngiltere'de de bu sistem uygulanmaya başlanacaktır. Dolayısıyla 15 yıl önce yapılan yasalardan başlayarak belirli bir evrim söz konusu olmaktadır. 

Düzenleyici Kurumlar

İngiltere'deki düzenleyici kurumun adı FSA, yani Mali Hizmetler İdaresidir. Düzenleyicilerin esas görevi, mali bir kurumun kanuni yükümlülüklerine uyup uymadığını değerlendirmektir. Burada söz konusu olan, ülkenin bütün mali kurumlar ve mali işlemlerle ilgili mevzuatıdır. Bunun kapsamı içinde tabii ki karapara aklamak da vardır.

Mali Hizmetler İdaresi 

1997 yılında Mali kurumlar birleştirilerek tek bir Mali Hizmetler İdaresi (FSA) kuruldu. Mali kurumlar, yasal olarak olumsuz olaylara karışıyorlardı. Tek bir düzenleyici kurumun bir avantajı, daha az personelin bulunmasıdır. Bu birleşik düzenleyici kurum da artık Londra'nın ortasında tek bir binada 2000 personelle çalışıyor. Aynı banka ayrı ayrı düzenleyici kurumlara başvurmadan artık tek bir kuruma başvurabilmektedir. Eskiden farklı düzenleyici kurumlar farklı yöntemler uyguluyordu, ama şimdi düzenli, tutarlı bir denetim sistemi mevcuttur. 

FSA'nın amacı; eski kötü tecrübelerin ışığında, halkın güvenini sağlamak, itibar kazanmak ve mali sistemi halkın rahatça anlayacağı hale getirmektir. 

FSA'nın amaçları 

Şu anda sigortacılık sektöründe büyük bir problem yaşanmaktadır. İngiltere'de bir ev satın aldığınız zaman, aynı zamanda evin değeri karşılığındaki bir sigorta poliçesi alınır, bunun adı "ödeme (endowment) poliçesi"dir. Bu poliçe için her ay büyük miktarda para yatırılır ve sigorta şirketi bu parayı sizin adınıza işletir. 25 yıl sonra evin borcu ödenmiş olduğu zaman, bu poliçeye yatırılan para, yapılan yatırımlar sayesinde hem evin değerini, yani borcunu karşılar ve hem de sizin için fazladan para kalır. Fakat bu emlak poliçelerini satan kurumlar genelde bağımsız mali müşavirlerdir ve bu müşavirler kendilerine bazı avantajlar sağlarlar: 50,000 Sterlinlik bir poliçe için ilk olarak hemen 2000 Sterlin tutarında bir komisyon alıyorlar ve ayrıca  sözleşme metninin en altında, küçük harflerle söz konusu yatırımın kazanabileceği gibi kaybedebileceği, dolayısıyla garanti verilemeyeceği de yazmaktadır.

FSA, temelde kamu yararını gözetmek ile görevlendirilmiş, tabii ki en temel görevlerinden biri mali suçları tespit etmek ve önlemek olan düzenleyici bir kurumdur.

Aynı zamanda mali kurumların yüksek düzeydeki personeli de bu kurum tarafından değerlendirilir ve onaylanır. Başvuran mali kurumun başkanı, suç işleyip işlemediği, iflas edip etmediği konusunda, bilinen bütün bilgiler çerçevesinde değerlendirilir ve ondan sonra izin verilir. Bu kurum, yapılan başvuruyu kabul etmez, ilgili kişinin başkan olarak atanmasına izin vermezse, bunun gerekçesini vermek zorunda değildir. 

FSA, bünyesindeki 2000 personel ile mali kurumlara giderek hesapları kontrol eder ve mali kurumların mevzuata uyumlu olmasını sağlar. Ayrıca devlet ve mali kurumlar için finansal analiz de yapar. Bu kuruma karşı duyulan büyük itibar sebebiyle devlet, politika hazırladığı zaman onların fikrini de sorar.

Feedback - Geri Besleme

Geri besleme, mali kurumun bildirimde bulunmasını müteakip polis teşkilatı veya yasa uygulama birimleri tarafından cevap verme durumunu ifade eder. 

Çoğu Avrupa ülkesinde, mevzuat açısından yasa uygulama birimlerinin mali kurumlara cevap vermesine ilişkin bir yükümlülük mevcut değildir. Soruşturma ile ilgili bilgi verme konusunda yükümlülük getiren tek ülke Norveç'tir.

Mali kurum şüpheli işlem bildirimlerini NCIS’e yollar. Bildirimler alındıktan sonra 20 çalışma günü içinde işlenir, yani ilgili bütün bilgisayar veri tabanları taranır. 20 günlük bu süre, mali kurumlarla birlikte konuşarak kararlaştırılmıştır. Bu yazılı bir anlaşmadır, ancak hukuken bağlayıcı değildir. 20 gün içinde iş bittikten sonra bu bildirimler yasa uygulama birimlerine sevk edilir. Aynı zamanda, bildirimi gönderen mali kuruma, bildirimin alındığına dair bir belge gönderilir ve normal iş anlayışlarına göre faaliyetlerine devam etmeleri istenir. Bu ilk geri beslemedir.

NCIS, şüpheli işlem bildirimlerini mali soruşturmacılara gönderir. Bu kişiler NCIS’ten habersiz olarak soruşturmayı yürütür, tabii isterse yardım alabilir.[4]

HOLLANDA’DA KARAPARA AKLAMAYLA MÜCADELE

Hollanda'da Karaparaya İlişkin Yasa Hükümleri 

5 Ekim 1999 tarihinde Hollanda hükümeti tarafından, karapara aklanmasının ayrı bir suç olarak kabul edilmesini öngören bir yasa onaylandı. Getirilen hükme yani, Hollanda Ceza Yasasının mükerrer 420. maddesine göre “Doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir cürümden elde edildiği açıkça belli olan bir nesneyi saklayan veya kaynağını ya da aslen bulunduğu yeri veya malikini gizleyen, ya da bulunduran bir kişi, karapara aklama suçu fiilini işlemekten 4 yıla kadar hapis veya beşinci kategoriden (100.000 Florin) para cezasıyla cezalandırılır.”

Mali Tahkikatın Ana Hedefleri 

· Cezayı gerektirir fiili ispatlamak 
· Başarılı bir şekilde tahsil ve müsadere yapmak
· Malvarlığı hesaplamak 
· Engeller oluşturmak 

Bugüne kadar karapara ile mücadelede özellikle Hollanda Ceza Yasasının 416. maddesi kullanılmaktaydı. Maddede özetle "söz konusu menfaat ve değer iktisap ettiği veya bulundurduğu anda, bunun yasa dışı yoldan elde edildiğini bilerek iktisap eden, bulunduran veya devreden kişi" sorumlu tutulmakta ve cezalandırılmaktadır. 
Karaparanın aklanmasına karşı kullanılan ikinci bir yasa maddesi de Genel Vergi Yasasının 68/a maddesi. Bu maddeye göre "Vergi kanunu gereğince, bir kişi tarafından yapılması gereken beyanın yapılmaması, belirlenen süre içerisinde yapılmaması, yanlış veya eksik yapılması, verginin eksik olarak ödenmesi sonucuna yol açmaktaysa" bu kişi suçlu durumuna düşmektedir. Vergi dairesine bağlı tahkikat görevlileri bu maddeye dayanarak işlem yapmaktadırlar.

Mali-iktisadi suçlar ile ilgili genel hususlar 

· Genel olarak para akımı, zengin bölgelerden yoksul bölgelere doğru (Ancak LOAN-BACK denilen uygulama ile de geri akım sağlanır) ve kontrolün yeterli olmadığı ülkelere doğru gerçekleşmektedir. 
· Suçlular gün geçtikçe daha da güçlü hale gelmektedir; bu durum demokrasi için bir tehlike arz etmektedir. 
· Bu suçlular vergi alınabilecek fonları piyasadan çekerek ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemektedirler. 

Karapara Aklamanın Tanımı

Suç yoluyla elde edilen para veya başka türlü değerlerin yasa dışı kaynağını gizlemek ve meşru ekonomiye katılmasını sağlamak amacıyla meşru değerlere dönüştürülmesidir. 

Rabobank

1998 yılında 100. kuruluş yılını kutlayan banka Hollanda'nın en büyük bankası konumundadır. 450 özerk Bankalar Birliğinden oluşan banka toplam olarak 1800 şube ile hizmet vermektedir. Bankanın "Rabobank International" bölümünün ülke dışında bir tanesi de Türkiye'de olan 130 şubesi bulunmaktadır.

Rabobank adı altında ayrıca bankacılık yapan bir şirket, yatırım, sigorta ve risk işleri ile uğraşan birçok şirket bulunmaktadır. Yani banka topyekün bir finans hizmeti sunmaktadır. Kuruluşta toplam olarak 52 bin eleman çalışmaktadır. Bankanın emniyet bölümü ise 30 kişiden oluşmaktadır.

Bildirim Süreci

1.Bankanın dikkat çekici işlemi fark etmesi
2.Banka Emniyet Bölümüne bildirim
3.Bildirimin Emniyet Bölümünün kendi siciline işlem olarak kaydedilmesi 
4.ikiye ayrılır;
1. Yapılan bildirimin dikkat çekici işlem göstergelerine dayanan bir bildirim olması durumunda; kontrol edilerek Bildirim Merkezine (MOT) disket üzerinde iletilmesi 
2. Yapılan bildirimin karaparanın aklanmasına dair ciddi şüpheye dayanan bir bildirim olması durumunda; 
a) Kontrol edilerek MOT'a disket üzerinde iletilmesi ve 
b) İnceleme ve olası tepki (Emniyet Bölümünce yapılan araştırma sonucu, bildirimin ilgili olduğu müşterinin banka ile teması kesilebiliyor, ilgili hizmetin devamı durdurulabiliyor.) 
      5. MOT tarafından daha sonra istenebilecek bilgilerin sağlanması 
      6. Bildirimin emniyet makamına iletildiğine dair haber, tekrar ınceıe ıe ve olası tepki 
      7. Bankaları uyarma amacıyla, yeni gelişmelerin fark edilebilmesinin analizi

Emniyet Bölümüne gönderilen dahili bildirimlerin buradaki kayıtlarda bekletilme süresi 5 yıldır. 

Yükümlülüğün başlangıcında oldukça yüksek sayıda bildirim yapılmaktaydı, son birkaç yıldır bu sayı gittikçe azalan bir seyir izlemektedir. 1995 yılında yaklaşık 11 bin olan dikkat çekici işlem bildirimi sayısı 1998 yılında 7 binler seviyesine inmiştir. Bu azalma, karapara aklamada bankalar dışında başka yöntemlerin kullanıldığının bir işareti olarak değerlendirilebilir. Yani karapara aklayıcılar, şüpheli işlemleri bildirmekle yükümlü olduklarını bildikleri için, belirli işlemleri artık bankalar aracılığı ile yaptırmıyor olabilirler. Asıl amaç bu yasa ile, bankaların karapara aklamada kullanılmasını önlemektir ve yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana geçen 5 yıl içinde bu amaca ulaşılmıştır.

Uluslararası Çerçeve 

ABD'nin öncülük ettiği ve G-7 olarak bilinen ülkelerin (şimdiki adıyla G-8) girişimiyle oluşturulan FATF 1990 yılında 40 tavsiyesini yayımladı. Avrupa Birliği, birliğe bağlı ülkelere önerilerde bulundu ve 1991 yılında da ilk direktifini yayımladı. Bu gelişmelere dayanarak Hollanda'da Şubat 1994 ayında MOT Yasası yürürlüğe konuldu. O tarihten bu yana da MOT kurumu faaliyetini sürdürmektedir. 

Uluslararası İşbirliği 

Bunun dışında uluslararası bir sorun olan karapara aklamanın önüne geçilmesinde, ülkeler arasında işbirliğinin yapılmasına gerek duyulmuştur. Bu amaçla Belçika'da "Egmont" isimli bir sarayda bir toplantı yapıldı ve aynı ismi taşıyan Egmont Grubu kuruldu. MOT ve diğer ülkelerde bulunan benzeri bildirme merkezleri; idari (sivil), polisiye ve adli bildirim merkezleri olmak üzere üç grupta bulunmaktadır. MOT idari grup içinde yer almaktadır. 

Bazı ülkeler, bilgi alışverişinde bulunmak için ikili bir anlaşma yapılmış olmasını gerekli görmektedirler. Hollanda'da böyle bir şart olmamakla birlikte, Belçika ile yapılan böyle bir ikili anlaşma vardır. 

MOT, mümkün olduğunca diğer ülkelerdeki benzer kurumlarla işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Ancak Almanya ile iki sebeple bu tür bir işbirliği henüz yapılamamaktadır. Birincisi Almanya'da merkezi bir bildirme birimi bulunmamakta, bunun yerine her eyaletin kendine ait bir bildirme birimi bulunmaktadır. İkinci olarak Alman ceza hukuku legalite ilkesine dayanmaktadır. Bunun anlamı, polisin herhangi bir suçun farkında olması durumunda tahkikat yapması zorunluluğu bulunmaktadır. Yani bilgi sahibi olduğu bütün suçların tahkikatını yapmak zorundadır. Hollanda'da ise polis açısından böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Bir suç söz konusu olduğunda bu suçun kovuşturulup kovuşturulmamasına savcılık karar vermektedir.

Müsadere uygulamaları 

Yeni müsadere kanunun yürürlüğe girdiği 1 Mart 1993 tarihinden önce suçtan elde edilen gelirlerin müsaderesinde oldukça zorluk çekilmekteydi. Karşılaşılan zorluklardan bir tanesi müsadere edilmesi gereken tutarın gerçekten bir suçtan kaynaklandığını ispat etmek, diğeri ise tam kapsamlı bir mali araştırma yapmak için yeterli zamana sahip olamamaktı. Tedbir olarak el koyma olanağı da bulunmamakta idi. Başlatılan prosedürler, mahkeme davaları genelde suç fiilini ispatlamaya yönelikti. Suç gelirinin hesaplaması yapılmamaktaydı. Yine bu tarihten önce yasaya göre suçlu, mahkeme kararından sonra müsaderesine karar verilen miktarı ödemediği takdirde sadece 6 ay hapis ile cezalandırılmakta idi. 

Sözkonusu tarihte suç gelirlerinin müsadere olanağını artıran yasanın yürürlüğe girmesiyle, istenilen seviyede olmamakla birlikte önemli bir aşama kaydedildi. Artık değer karşılığı müsadere uygulanabilmekte yani suçtan doğrudan elde edilen gelir yerine buna tekabül eden ve meşru şekilde edinilen mala ya da değere de el konulabilmektedir. Müsadere davası ceza davasından ayrı bir şekilde yürütülmekte ve verilen müsadere kararına uyulmadığı durumda da 6 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. 

Yeni Yasanın getirdikleri 

Yeni yasa ile getirilen en önemli değişiklik, yasada belirtilen üç çeşit fiile yönelik olarak yapılan müsadere uygulamasıdır. 
1 . İsnat edilen ve sübuta ermiş olan bir suç fiilinden elde edilen değerin hemen müsadere edilmesi mümkündür. Örneğin bir kişinin satmış olduğu esrardan elde ettiği gelirin müsaderesi hemen yapılabilmektedir.
- Mahkeme dışı uzlaşma yetkisi (m.511) 
Tedbiren el koyma yetkisini ise savcı kullanmaktadır. Sanığın mal varlığını ortadan kaldırmaması için bu tür bir tedbir önem kazanmaktadır. 
Mahkeme dışında uzlaşma konusunda verilen yetkiyle savcı, geri ödenmesi gereken değer hakkında sanık ile bir sözleşme yapabilmektedir 
2. Benzeri suç fiillerinin (Ceza Yasası m.36/e, 2.bend) işlenmesinden elde edilen gelirler müsadere edilebilmektedir. İsnat edilememekle birlikte bir uyuşturucu satışı söz konusuysa ve bu işlemin sanık tarafından yapıldığına dair ciddi ipuçları varsa buradan elde edilen gelire de el konulabilmektedir. 
3. Müsadereye konu diğer fiillerin (Ceza Yasası m.36/e 3.bend) işlenmesi. Karşılığında 5. kategoriden para cezası uygulanan suç fiillerinden elde edilen gelirin de müsaderesi mümkün bulunmaktadır. 
Yeni müsadere yasasının yürürlüğe girmesinden önce Hollanda'da ki hukuk sistemi, elde edilen bilgilerin yasallığı ve inandırıcılığı esasın bağlıydı. Verilen kararlar da bu doğrultuda olmaktaydı. Şu anki uygulamada müsadere konusunda mantıken inandırıcılık yeterli olmaktadır. Kanunun bu yönde değişmesiyle artık, hazırlanan rapor ve tutanaklarda olayın mantıksal olarak inandırıcı olması ve karşı tarafın ikna edilmesi yönünde çalışmalar yapılmaktadır. 
Yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Ceza Usul Yasasında da bazı değişiklikler yapıldı.
Bunlar; 
- Cezai mali araştırma yetkisi (m.126)
- Tedbiren el koyma yetkisi (m.94)
- Mahkeme dışı uzlaşma yetkisi (m. 511/c)
- “Actio Pauliana” 
Cezai mali araştırma yetkisi, cezai fiile ilişkin kararın verilmesinde iki yıl sonrasına kadar soruşturmayı yürütme yetkisi vermektedir. Özellikle uluslararası bir olay söz konusuysa ve bazı bilgi ve belgelerin temini gerekiyorsa, bu durum oldukça uzun zaman alabilmektedir.
Bu durumda savcı, başsavcıyla ya da ulusal savcılar kurulu ile görüştükten sonra yapılan bu sözleşmeyle geri ödeme halinde sanığa müsadere davası başlatmayacağını beyan etmektedir. Gittikçe artan bir şekilde yayılan bu uygulama ülkede tepkilere de yol açmaktadır. Suç işleyen bir kişinin az bir ceza ile cezalandırıldığı intibaını yaratan bu uygulama ile, birde sanık daha sonra lüks bir yaşam sürdürmeye başlarsa tepkilerin nedenini anlamak kolay olacaktır. Burada şu husus vurgulanmalıdır ki; uzlaşma ile sanık müsnet suçun cezasından kurtulmamaktadır ve uygulama daha çok küçük mali suçlar için geçerlidir. Karapara aklamanın da dahil olduğu daha kapsamlı ve büyük suçlarda uzlaşma müessesesinin uygulanması mümkün değildir. 
"Actio Pauliana" kavramı da; sanığın malvarlığının müsadere edilmesini önlemek amacıyla, yaptığı hukuksal bir işlemle sözkonusu malvarlığını bir başkasına devretmesi durumunda, savcının haksız olarak yapılan bu hukuksal işlemi iptal ettirebileceğini açıklamaktadır.

Yasanın uygulanmasında rol alan kurumlar 

Emniyet birimleri 
Hollanda'da bilindiği üzere 25 adet bölgesel emniyet müdürlüğü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 14 adet de bölgesel suçla mücadele timi (7 adeti organize suçla, 7 adeti de mali yolsuzlukla mücadele eden) yer almaktadır. Ancak bu timler yine sözkonusu 25 bölgesel emniyet müdürlüklerinde görev yapan kişilerden oluşmaktadır. Bunların dışında bir de ulusal seviyede organize ve mali suçlarla mücadele eden bir emniyet birimi bulunmaktadır. 

Savcılıklar 
Hollanda'da 19 adet bölge savcılığı ve 1 adet ulusal savcılık bulunmaktadır. Ulusal savcılık birinci aşamada dava savcısı tarafından bölgesel mahkemelere intikal ettirilen davaların temyiz işlemlerini ele almaktadır. Bunların dışında 5 adet temyiz mahkemesi savcılığı ve 1 adet de yüksek mahkeme savcılığı görev yapmaktadır.

BOOM (Savcılık Müsadere Dairesi) 

Toplam olarak 17 kişiden oluşan BOOM, emniyet birimlerine ve savcılıklara danışmanlık yapmakta ve yapılan tahkikatlarda destek sağlamaktadır. 

Savcılık ya da emniyet birimleri tarafından doğrudan müsadereye veya bu konuyla ilgili diğer hususlara ilişkin danışmanlık taleplerine, sorulacak sorulara cevap vermeye çalışmanın yanı sıra savcılığın talebi üzerine mali tahkikatlarda ulusal başsavcılar kurumuna destek sunmak BOOM'un görevleri arasındadır. Kurum içinde bu görevleri yerine getirmek için belirli komisyonlar ve görevliler bulunmaktadır. Biri müdür, diğerleri ulusal infaz savcısı olarak görev yapan üç adet ceza hukuku uzmanı özellikle mülkiyet ve mülkiyete dayalı ilişkiler konusunda uzman olan iki adet medeni hukuk uzmanı; malvarlığının hesaplanmasında görev yapan, buna ilişkin bilgileri değerlendiren üç adet hesap uzmanı yer almaktadır. Ancak kurumun halen bir hesap uzmanı ve bir de uluslararası hukuk alanında uzman personele ihtiyacı bulunmaktadır. 

Asıl uzmanlıkları mali araştırma yapmak olmayan savcıların uygulamada, resmi olarak kullanabilecekleri, suçtan elde edilen gelirlere ilişkin bir hesaba ihtiyaçları olmaktadır. Yapılan hesaplamalar ne denli iyi olursa, savcılar da duruşmalara o denli iyi hazırlanabilmektedir. Ayrıca BOOM, raporları ve tutanakları hazırlayan kişilerin desteğiyle savcıyı duruşmaya hazırlamaktadır. Hatta bir sınav niteliğinde yapılan bu hazırlıklarla savcının konu hakkında kendine olan güveni sağlanmaya çalışılmaktadır.

Uygulamada karşılaşılan sorunlar 

Yeni müsadere yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana geçen altı yıl içinde bu alanda önemli bir aşama kaydedilmekle birlikte halen uygulamadan kaynaklanan birtakım sorunlar, iyileştirilmesi gereken durumlar bulunmaktadır. Bunlar genelde toplumsal kültür ve çevre ile bağlantılı hususlardır. 

Uygulamada karşılaşılan ikinci sorun bilgi eksikliğidir.  Yukarıda açıklanan kurumlara müsadere konusunda sürekli bilgi verilmesi gerekmektedir. Müsadere henüz alışılmış bir olay olmadığından buna yönelik birikim henüz bu kurumlarda oluşmamıştır. Bu hususta baş gösteren bir diğer güçlük, bu konuda uzmanlaşan kişilerin kurumda tutulması zorluğudur. Gerek ücret yetersizliği gerekse iş yoğunluğu, ayrılmaların başlıca gerekçeleridir. Suçluların elde ettiği suç gelirlerinin müsaderesi arttıkça, artık suçlular da yasal boşlukları aramakta hatta bunun için açıkça uzmanların yardımına başvurmaktadırlar. 

Kurumlar arasında olması gereken organizasyonun eksikliği bir diğer sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten de Hollanda'da kurumlar görünürde iyi çalışıyor görünse de hala çıkar çatışmaları da bulunmaktadır. Hatta kişiler kendi çıkarlarını kurumsal, toplumsal çıkarlardan üstün tutabilmektedirler. 

Son olarak, kendi alanında birçok yenilik getiren, yürürlükte bulunduğu altı yıl içinde yapılan mali tahkikatlarda suç fiilinin boyutu açısından delillendirmede önemli kolaylıklar sağlayan bu yasanın halen eksikliklerinin bulunduğunu ve yenilenmesi gerektiğini de belirtmek gerekir. Nitekim bu konuda bir taslak hazırlanmıştır ve halen beklemektedir. 

Sonuç Olarak;

Hollanda'da karapara aklama ile mücadelede amaç, mümkün olduğu kadar fazla sayıda suçlu yakalamak değildir. Amaç; mali kurumları, mali altyapıyı ve dolayısıyla toplumu temiz ve güvenilir tutmaktır. Yapılan tahkikatlar tabii ki bunun için bir araçtır. Ama asıl yapılması gereken iyi bir yasama, güvenilir kurumlar ve sistemler oluşturmaktır. Bu amaçla değişik ülkelerde görülen örneklerin en iyilerini seçmeyi bilmek, deneyimleri paylaşmak gerekmektedir. Bunun için sık sık işbirliği yapılması gereklidir. 
Gelecekte bütün ülkelerin karşılaşacağı önemli gelişmeler yaşanacaktır. Öncelikle Avrupa Birliği içinde suç ve suçla mücadele hızla şekil değiştirmektedir. Avrupa'ya "euro" ile başlayan yeni bir mali sistem getirilmektedir. Teknolojideki, özellikle dijital teknolojideki hızlı değişimin artık izlenmesi bile artık gittikçe zorlaşmaktadır. Dolayısıyla ülkelerin birbirlerinin deneyimlerinden kendi yasaları ve sorumlulukları kapsamında bir şeyler öğrenmesi gerekmektedir.[5] 


SONUÇ

Yasadışı faaliyetler ve bu faaliyetlerden elde edilen gelirlerin aklanması, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyo-politik etkiler de doğurmaktadır. Bu çerçevede bahsedilecek ilk etki, toplumsal dokuda ve sosyal ve ticari ahlak yapısında zayıflamanın ortaya çıkabilmesidir. 

Suç ve suçluların yayılması ile birlikte, yasal ve kayıtlı sektörde faaliyet gösterenlerin, suç örgütlerinin idare ile bağlantılı olması konusundaki kanıları yaygınlaşabilecek, bu durum ise idareye olan güveni sarsacak ve toplumsal huzursuzluklara yol açacaktır. Almanya’da yaşanan son gelişme bunun tipik bir örneğini teşkil etmektedir. 

Kamu yönetiminde yer alan bazı görevlilerinin bu şekildeki bağlantıları ise, suçla mücadelede etkinliği azaltan bir unsur olarak ortaya çıkabilmekte, böyle bir durumda ise yozlaşmaya yüz tutan bu sistem kendi kendini besler hale gelmektedir. 
Ayrıca yasadışı faaliyetlerin yaygınlaşması ve idareye olan güvenin sarsılmasının bir yansıması olarak hukuk sistemine olan güven de azalabilecek ve hukuk sistemi sorgulanır hale gelebilecektir.[1]

Kısa vadede karaparanın, ülkenin sermaye bilançosunu olumlu etkilemesi mümkün olmakla beraber, orta ve uzun vadede piyasalarda ortaya çıkan istikrarsızlıklar ve bu istikrarsızlıkların ülke riskini arttırması dolayısıyla yasal paranın kaçışı ve buna bağlı olarak büyüme oranındaki düşüşler, gelir dağılımında bozukluklar ve vergi hasılatının düşmesi gibi ekonomik etkilerin yanı sıra, bir süre sonra sağlıksız sistemin kendi kendini beslemeye başlaması ile neredeyse eşanlı olarak ortaya çıkan sosyo-politik etkiler, bazı çevrelerin “paranın karası olmaz” şeklinde özetlenebilecek iddialarına yeterli cevabı vermektedir :
“Paranın karası olur.”  



KAYNAKLAR:

1- Alper, İnönü Akgün: PARANIN KARASI Karaparanın Makro Ekonomik Etkileri <http://www.masak.gov.tr/yayin/makale.htm>
2-  Çelik K., Koçağra SL., Güler K: Karapara Aklama. Masak yayın, Ankara, 2000
3- “4422 Sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu Ve Uygulaması” Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Rehberi- 3. EGM- KOMDB Yayınları. Ankara. 2001/1
4- “İngiltere’de Karapara Aklamayla Mücadele Semineri”. T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu. Masak Yayın. Ankara. 2000
5- “Hollanda’da Karapara Aklamayla Mücadele Semineri”. T.C. Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu. Masak Yayın.

Post has attachment
huzur 
Wait while more posts are being loaded