Profile cover photo
Profile photo
basin gencturk
4 followers
4 followers
About
Posts

Post has attachment
Türk Solu 13 Yaşında.

8 Nisan 2002 Tarihinde ilk sayısı yayınlanan Türk Solu, tam 13 yıldır Türk milletinin sesi oldu.

Atatürk çizgisinden sapmadan, bölücülüğe ve gericiliğe karşı mücadeleye devam edeceğiz.

Türkiye'nin tek yasaklı gazetesi olarak, iktidarın yasaklarının da, davalarının da, zindanlarının da bizi yıldıramayacağını bir kez daha haykırıyoruz!

Gazetemizin tüm okurlarına, abonelerimize, destekçilerimize, çalışanlarımıza, gönüllülerimize, Türk Solu'nu var eden herkese teşekkürlerimizle.

Herkes Susar Türk Solu Susmaz!

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem #siyaset #politika #haber #yeni #akp #tayyip #tayyiperdogan
Photo
Add a comment...

Post has attachment
İNTERNET SANSÜRÜNÜN AMACI: 7 HAZİRAN DARBESİNE HAZIRLIK
Bugün yaygın olarak kullanılan sosyal medya ağları ve youtube yeniden yasaklandı.
Bilindiği gibi internette sansürü aşmanın pek çok yolu var ve bu yüzden insanlar bu yasakları artık ciddiye almamaya başladı.
Bu büyük bir hata. Faşizmin duracağı nokta yoktur ve sansürü aşmaya yönelik bireysel ve geçici çabalar devletin elindeki olanaklarla yarışamaz.
30 Mart 2014 Yerel Seçimleri bu açıdan ibret almamız gereken bir olaydır.
O gece 40 ilde elektrikler farklı saatlerde kesildi. Hepsinden önemlisi Cihan Haber Ajansının sitesi çökertildi ve günlerce çalışmadı. Böylelikle istedikleri gibi oy çaldılar ve Anadolu Ajansının yalanlarıyla seçimi manipüle ettiler.
Muhalefet uyandığında iş işten geçmiş ve YSK çoktan kesin sonuçları açıklamıştı.
7 HAZİRAN yaklaştı ve elektrik, internet kesintileri yine başladı. Bu rastlantı değil.
Türkiye'yi bölmeye kararlı Hırsız Diktatör 400 vekil için bir darbeye hazırlanıyor.
Türkiye Suudi Arabistan, İran ve Kuzey Kore yapılmak isteniyor. Sonra da Türkiye'yi Irak gibi bölmek amaçları.
Kesintiler ve sansürü kanıksamayın. Bu tuzağa düşmeyin.
Ve mutlaka faşist AKPKK İttifakının sandıklara saldırı olasılığı için sandık görevlisi olun.
Bugün interneti savunmak demokrasi ve sandığı savunmak; demokrasi ve sandığı savunmak ise vatanı savunmak demektir.
GENÇ TÜRKLER VATAN SAVUNMASINA!
Genç Türk Genel Başkanı Ali Özsoy


https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem #siyaset #politika #haber #yeni #akp #tayyip #tayyiperdogan
Photo
Add a comment...

Post has attachment
AKP'NİN 1 MAYIS'TA SIKIYÖNETİM PLANI

1- Tayyip, polis devleti için provokasyon dönemini Çağlayan’daki Savcı rehine olayı ile başlattı. Planlı bir eylemdi bu.

2- Eylemi yapan militan hapisten çıkarıldı ve eylemi yapması için ortam hazırlandı. Bu eylemle adliyelere tam kontrol hedefleniyordu.

3- Şimdi hukuk sistemi üzerinde gidilecek, avukatların, savcıların, hakimlerin hakları kısıtlanacak.

4- İkinci aşamada DHKP-C’nin eyleminden sonra diğer sol fraksiyonlar da rekabet ve eylem ortamına sokulacak.

5- Ülkede komünizm, anarşizm tehlikesi varmış gibi bir ortam yaratılacak ve CHP bu eylemlerle ilişkilendirilecek.

6- 1 Mayıs’ta ayaklanma algısı yaratılacak büyük bir çatışma ortamı oluşacak ve sıkıyönetim ilan edilecek.

https://twitter.com/gokcefirat

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem #siyaset #politika #haber #yeni #akp #tayyip #tayyiperdogan
Photo
Add a comment...

Post has attachment
ÇAĞLAYAN'DA PROVOKASYON
Berkin'in savcısına yönelik eylem, terörist bir eylem olmanın da ötesinde açık bir provokasyondur! Hiçbir gerekçe ile meşru görülemez!
Berkin'i öldüren polisler kadar Berkin'in savcısını öldürenler de katildir! Hiçbir cinayet devrimcilik adına meşru gösterilemez!
Rehine savcıyı kurtarmak yerine savcının ölümüne yol açacak operasyonu yapan polis, katiller kadar suçludur!
Tayyip Erdoğan'ın bu rehine krizini, hukuku susturma, avukatları düşmanlaştırmak için kullanması, apayrı bir cinayettir.
https://twitter.com/gokcefirat

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #siyaset   #politika   #haber   #yeni   #çağlayan   #provokasyon   #tayyip   #tayyiperdogan  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
31 MART 1918 BAKÜ SOYKIRIMININ KURBANLARINI ANIYORUZ
Bugün 31 Mart. Azerbaycan Türklerinin Resmi Soykırım Günü.
Bundan 97 gün önce bugün Rus Bolşevik Partisi'yle anlaşan Ermeni Taşnak Birlikleri Kızıl Ordu üniformasıyla Bakü'ye girdi. Sadece iki gün iki gece içinde şehirde en az 10 bin Azerbaycan Türk'ünü katletti.
Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti'nin ilk başkanı Neriman Nerimanov'un ifadesiyle yaşananlar tam bir soykırımdı: "Bolşevik olan bir Müslümana bile aman verilmedi. Müslümanlara karşı her türlü cinayet işlemdi.. Yaşlılar hatta hamile kadınlar bile Taşnaklardan canlarını kurtaramadı"
Bakü ve tüm Azerbaycan'da on binlerce Türk'ün soykırıma uğratılması aylarca devam etti. Azerbaycan gönüllüleri ve Türkiyeli erlerden oluşan Nuri (Killigil) Paşa komutasındaki Osmanlı Türk Ordusunun kuvvetleri 15 Eylül 1918'de Ermeni Taşnak-Bolşevik birliklerini yenip Bakü'ye girince soykırım ancak sona erdi. Bakü için şehit olan Türk askerleri ve Nuri Paşa bu yüzden hâlâ Azerbaycan'da rahmetle yad edilir Milli Kahramanlar olarak anılır.
Azerbaycan Türk'ünün Milli Soykırım Günü bizim de soykırım günümüzdür. Tarihteki Ermeni hainliğini ve vahşetini unutmayın çünkü unutan sadece ecdadına değil pusuda bekleyen düşmanın önünde korunmasız ve cahil bıraktığı torunlarına da ihanet etmiş olur.

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #siyaset   #politika   #yeni   #azerbaycan   #rus   #turk   #soykırım  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
1150 ODALI SARAY'IN ALTERNATİF MALİYETİ
Ekonomi eğitimi almış olanlar veya böyle bir eğitim almasa da merak ederek genel ekonomi kitaplarını okumuş olanlar bilirler ki ekonomi literatüründe Alternatif Maliyet diye bir kavram vardır. Bu kavramı en basit ifadesiyle şöyle tanımlayabiliriz.
Alternatif maliyet, bir projenin gerçekleştirilmesi için kullanılan kaynaklar başka bir alanda kullanıldığı takdirde o alandan elde edilecek faydadan vazgeçilmesi sebebiyle katlanılan maliyettir. Başka bir deyişle iktisadi bir seçim yapılırken vazgeçilmek zorunda kalınan diğer en iyi alternatif ve bu alternatiften vaz geçilmiş olmak sebebiyle kaybedilen faydadır.
Bu kavram insanoğlunun ihtiyaçları ile kaynakları arasındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır. Yani insanın pek çok şeye ihtiyacı vardır ve bu ihtiyaçların tümüyle karşılanabilmesi için sınırsız kaynağa sahip olması gerekir. Ama maalesef hayatın gerçeği bu değildir ve genellikle insanın elindeki kaynaklar, ihtiyaçlarına oranla daha sınırlıdır. Bu durumda insanoğlu elindeki kaynağı kendince belli önceliklere göre bazı yatırımlara sevk eder ama bunu yaparken de kaçınılmaz olarak belli bir alternatif maliyet yüklenir.
Dolayısıyla her yatırımın bir alternatif maliyeti vardır ve bu maliyet belirli bir şeyi yapmaktan dolayı, diğer bazı şeyleri yapmamakla elden kaçırılan fırsatlar veya feda edilen faydaların değerine eşittir. Bazen söz konusu yatırım gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklanmaz ve bu durumda o yatırım sebebiyle vaz geçilen alternatif faydalar elden kaçırılmaktan başka o yatırıma tahsis edilen kaynakların da israf edilmiş olması sebebiyle alternatif maliyet hesabı tam ikiye katlanır. Aynen örneğimizdeki 1150 odalı sarayda olduğu gibi.
Yaşayan herkesin gözleri önünde cereyan ettiği ve dolayısıyla herkesin gayet iyi bildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin Şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan iken “Ankara’daki Başbakanlığa ve diğer bakanlıklara ait binalar çok dağınık ve birbiriyle irtibatsız olduğu için, tüm bakanlıkları başbakanlıkla aynı binada bir araya toplamak amacıyla büyük bir Başbakanlık binası yapılması gerektiğine” karar verdi.
Ankara’da başka hiçbir yer kalmamış gibi de bu dev sarayın yapılması için gidip Atatürk Orman Çiftliği arazisini seçti. Sarayın yapılması için AOÇ’de onbinlerce sağlıklı ağaç ve yeşil alan katledildi. Kafaya konulan saray halkın vergilerinden birikerek oluşan Başbakanlık ödenekleri kullanılarak inşa edildi.
Sonuçta ortaya gerçekten bir dev saray çıktı ama, bırakınız bu sarayın alternatif maliyetini, daha gerçek maliyetini bile doğru dürüst bilen yok. Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir modern ve çağdaş devlet ise devletin hesaplarından bu sarayın maliyetini görmek mümkün olmuyor.
Önceleri sarayın maliyetinin 1 milyar liraya yakın olduğu söylendi. Ama daha sonra TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2015 yılı bütçesinin geneli üzerindeki görüşmeler sırasında milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın 1 milyar 370 milyon liraya mal olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın toplam maliyeti ve maliyetin hangi bütçeden karşılanacağı sorusunu da yanıtlayan Şimşek, yeni hizmet binasının proje bedelinin toplam 1 milyar 370 milyon lira olduğunu, bu zamana kadar tümü Başbakanlık bütçesinden olmak üzere 963,4 milyon lirasının harcandığını, 2015 yılında tamamlanmasının planlanması sebebiyle söz konusu yıla ilişkin bütçeye 300 milyon lira ödenek ayrıldığını bildirdi.
Maliye Bakanı’nın bu açıklamasından tatmin olmayan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, resmi yazıyla Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'na “AOÇ arazisine inşa edilen sarayın maliyetlerini” sordu. TOKİ ise bu soruya cevaben yine resmi yazıyla “bu konudaki bilgi ve belgeleri açıklamanın, ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar vereceğini” iletti.
TOKİ’nin bu cevabını yorumlayan Mimarlar Odası Ankara Şubesi ise, sarayın tamamen bitmesi halinde maliyetinin beklenenin çok üzerinde olacağını iddia etti. Mimarlar Odası Ankara Şubesi , saray maliyetinin 5 milyar liranın üzerine çıkabileceğini savunarak, “Kaçak Saray’ın maliyetlerinin 5 milyarın üzerinde olabileceğini ve bu maliyetin buzdağının görünen kısmı olduğunu açıklamıştık. TOKİ’nin maliyeti açıklamama nedeni, ülkenin ekonomisine zarar verecek olması ise bu demektir ki kaçak sarayın maliyeti açıklandığında, borsada spekülatif bir durum yaşanacak, dudaklarımızı uçuklatacak bir maliyeti olduğu anlamına geliyor. Bu nedenle tarafımıza bilgi verilmemesi Kaçak Saray’ın maliyeti ekonomik kriz nedeni olacak boyutta olduğunu düşündürüyor. Maliyetin açıklanandan çok daha yüksek olduğunu söylemiştik, zira açıklanana eş bir maliyet olsaydı Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı rakamı TOKİ de açıklamaktan çekinmezdi. Kesin olarak söyleyebiliriz ki Kaçak Saray’da maliyet açıklanan rakamdan yani 1,5 milyardan yüksektir” ifadelerini kullandı.
“Milletin sarayı” ifadeleriyle harcanan paranın gizlenmeye çalışıldığını kaydeden Mimarlar Odası Ankara Şubesi , “Kılıf bulmaya çalışsalar da yaptıkları aşırı lüks harcama hiçbir şekliyle kabul görecek durumda değil. Halkın yoksulluğuna çözüm aramak yerine lüks içerisinde, jakuzili, havuzlu, buhar odalı, hamamlı cumhurbaşkanlığı konutu yaptıranlar, ekonomik krize neden olacak bir maliyetle, halkın kullanımında olan Atatürk Orman Çiftliğini gasp ederek kaçak saray yaptıranlar iktidarlarını sürdüremezler” şeklinde açıklamalarına devam etti.
Dikkat ettiyseniz Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin bu açıklamalarında “Cumhurbaşkanlığı Sarayı” yaptırmaktan bahsediliyor. Ama hani bu sarayın yapılma sebebi daha kısa bir süre önce Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Ankara’daki Başbakanlığa ve diğer bakanlıklara ait binalar çok dağınık ve birbiriyle irtibatsız olduğu için, tüm bakanlıkları başbakanlıkla aynı binada bir araya toplamak amacıyla” izah edilmişti.
Peki bu arada değişen ne oldu? Bu arada değişen şu oldu ki kendisi Başbakan iken bu sarayı kendisi için yaptıran Recep Tayyip Erdoğan daha sonra Cumhurbaşkanı seçilince bu sarayı Cumhurbaşkanlığı Sarayı olarak bizzat kendisi kullanmaya karar verdi.
Şimdi Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin öne sürdüğü 5 milyar TL’lik maliyeti bir kenara koyarak Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından bütçe görüşmeleri sırasında ifade edilen 1 milyar 370 milyon TL’lik maliyeti esas alsak bile bu harcamanın alternatif maliyetleri şu şekilde ortaya konuluyor;
Bu saray = 1 milyon 600 bin asgari ücretlinin aylığı
Bu saray = 1 asgari ücretlinin 133 yıllık maaşı
Bu saray = 274 tane tam donanımlı okul
Bu saray = 200 tane tam donanımlı hastane
Bu saray = 92 tane Üniversite
Bu saray = Yer altı maden ocaklarında 2000 tane yaşam odası…
Ama tüm bunlar sadece matematik hesabıyla ifade edilebilen basit gerçeklikler. Meseleye bir başka insani ve vicdani açıdan bakılınca ise bu sarayın alternatif maliyeti;
- Dünyanın en modern savaş uçaklarıyla uçmaya layık olmalarına rağmen kaynak yetersizliği sebebiyle ecnebi artığı savaş uçaklarıyla uçarken düşen ve şehit olan askerlerimiz demektir. 9 günde düşen 3 uçak ve bu kazalarda kaybedilen 6 can demektir.
- Yer altı maden ocaklarına yaşam odaları yapılamadığı için Soma’da kaybedilen 301 can, Ermenek’te kaybedilen 18 can demektir.
- Kaynak yetersizliği sebebiyle insanca yaşamaya yetecek asgari ücret verilemediği için karın tokluğuna çalışmaya devam eden milyonlarca emekçi demektir.
- Bu ülkeye ilave 200 tane daha tam donanımlı hastane yapmak mümkünken, bunun yapılmaması sebebiyle çaresizlik yaşayan binlerce hasta demektir.
- Bu ülkeye 274 tane tam donanımlı ilave okul ve 92 tane ilave üniversite yapmak mümkünden, bunun yapılmaması sebebiyle ilkel şartlarda orta öğretim gören veya üniversite kapılarında sürünen onbinlerce genç demektir.
- Bu ülkede 2 yeni yerli otomobil markası yaratmak ve bunları üretecek en az 4 dev otomobil fabrikası kurmak demektir.
- Her bir işsize iş oluşturmanın ortalama yatırım maliyeti 100 bin lirayı bulan bu ülkede 14 bin işsiz için iş kapısı açmak demektir.
- Kişi başına 40 bin TL kaynak tahsisi suretiyle bu ülkeye tam 40 bin yeni girişimci kazandırmak demektir.
- Her biri 90 bin liraya mal olan 15 bin sosyal konut ve devlet desteği ile konut sahibi olabilecek 15 bin yoksul aile demektir.
- Memur ve emeklilere yapılan her 1 puanlık zammın devlet bütçesine 1 milyar lira ek maliyet getirdiği bu ülkede dar gelirli memur ve emeklilerin aylıklarına %1,5 ilave zam demektir.
- Çiftçiye verilen yıllık 650 milyon TL’lik mazot desteğinin 3 katına çıkarılması demektir.
İşte Atatürk Orman Çiftliği’nde onbinlerce ağaç ve yeşil alanın katledilmesi suretiyle dikilen sarayın Türk milletine ALTERNATİF MALİYETİ bu! Yeterince açık mı?
Feyzullah Budak'ın yazısı: http://www.turksolu.com.tr/484/fbudak484.html


https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #yeni   #siyaset   #politika   #haber   #yeni  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
SELAM TEVHİD:
CUMHURİYET TARİHİNİN EN ÖNEMLİ SORUŞTURMASI

Sakıncalı gazeteci Emre Erciş

Gazeteci Emre Erciş’in Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturmasını incelediği “Kara Kutu” isimli kitabı nihayet çıktı. Böylesine önemli bir soruşturma hakkında yazılan tek kaynak. Buna rağmen basılması bile zor oldu çünkü Erciş’in kendi ifadesiyle “Türkiye tarihinin en önemli soruşturmasını” ele alan bir kitap.

Kitabı okuduğunuzda Erciş’in bu ifadesinin hiç de abartılı olmadığını belgeleriyle birlikte görüyorsunuz. Belgelere dayalı bu tür bir kitabın basım ve dağıtımının da bu kadar sıkıntılı olması Türkiye’deki sansür mekanizmasını ortaya koyuyor.

“Basın özgürlüğü” varmış gibi görünüyor; düşünüyor ve yazıyorsunuz ama bunu okurlara ulaştırma olanağınız elinizden alınmış. Basamıyorsunuz, bassanız bile dağıtamıyorsunuz.

Emre Erciş bir biçimde zinciri kırıp kitabını bastırabilmiş. Peki kimdir Emre Erciş? Şu anda gazetecilik mesleğini serbest olarak devam ettiren “sakıncalı bir gazeteci”. Karadeniz TV, Halk TV ve son olarak da Karşı Gazetesi’nde önemli haberlere imza atmış yetenekli bir muhabir. Şimdilerde ise özellikle sosyal medya üzerinden doğruyu okurlarına ulaştırmaya çalışan bir “basın özgürlüğü savaşçısı”..

Yazının diğer başlıkları:
-Emre Erciş, “Kara Kutu”yu açıyor
-Selam Tevhid nedir?
-2. Selam Tevhid Soruşturması
-Örgütün merkezi: Çukurambar
-Türkiye’de “İran Paralel Devleti”

Erkan Karaarslan'ın yazısı için tıklayın:http://www.turksolu.com.tr/484/ekaraarslan484.html

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #yeni   #siyaset   #politika  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
EZİLEN VE ÇİZİLEN BAŞBAKAN UYANIYOR MU?

Ezilen ve çizilen Başbakanımız ile Kaçak Saray’da mukim Cumhurbaşkanı arasında pek de hoş olmayan bir ilişki gözlemleniyor.

Yani araları giderek açılıyor gibi.

Böyle olacağı zaten bekleniyordu, ama biraz erken başladı!..

Bu müthiş ikili Türk büyüğü arasındaki tatsızlık ilk kez, geçtiğimiz ay içinde 4 bakan olayı ile baş gösterdi.

Ezilen ve çizilen başbakanımızın, Cumhurun başına danışmadan bu dört bakana “Kendiniz yargılama isteyin” diye tavsiyede bulunması, hatta bastırması üzerine Cumhurbaşkanı’nın böyle bir durumda oğlunun da işin içine dahil edileceğini bilerek sinirlenmesi ile başlamış, AKP İstanbul İl Başkanlığı seçiminde Erdoğan’ın değil de başbakanın adayının kazanmasıyla hız kazanmış, MİT Başkanının milletvekili adaylığı ile iyice su yüzüne çıkmıştır.

Görünen odur ki; Ezilen ve çizilen başbakan artık yavaş yavaş silkelenmek ihtiyacını duyarak Cumhurbaşkanı’nın kendisni kullanımından kurtulmaya çalışmakta, Cumhurbaşkanı’nın da, Başbakan’ı kafasının içindeki biçimle yönlendiremediği için keyfi kaçmaktadır.

Bu nedenle, her ikisi de “aramızda görüş ayrılığı yok” şeklinde beyanlarda bulunsalar da araları giderek açılmaktadır. Ne diyecekler ki, “aramızda görüş ayrılığı var” mı diyecekler?.. Görünen köy kılavuz istemez.

Asıl tatsızlığın önümüzdeki seçimler için tanzim edilecek aday listeleri sırasında su yüzüne çıkacağı kaçınılmazdır. Daha şimdiden başbakana 50-60 kişilik bir aday belirleme hakkı tanınacağı, kalanın bağımsız(!)cumhurbaşkanı tarafından tesbit edileceği dillendirilmektedir.

Cumhurbaşkanının müdahaleleri, baskıları ve yaptığı toplantılarla hükümeti ve başbakanı zor durumda bırakmakta, haliyle parti içi dayanışmayı da zedelemektedir.

Öyle anlaşılıyor ki; seçim sonrası şayet AKP, hükümeti kurabilme aşamasına gelirse, Cumhurbaşkanı’nın Davutoğlu’nu kolayca harcama fırsatı doğacak ve kendi düdüğünü üfleyecek başka bir yoldaşı ile yola devam edecektir.

Ünal Yaltırık'ın yazısı: http://www.turksolu.com.tr/484/uyaltirik484.html


https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #yeni   #siyaset   #politika  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
SEÇİM ANKETLERİ, MEDYA VE PSİKOLOJİK HARP
Seçim anketleri neden yapılır?
Bu yazımızda seçimler yaklaşırken gündeme gelmeye başlayan anketleri değerlendireceğiz. Fakat bu değerlendirme, anketlerin önümüze koyduğu rakamların analizi olmayacak. İşin bu kısmı zaten çokça yapılıyor. İşin biraz daha toplumsal-psikolojik boyutuna bakmaya çalışacağız.
Seçim anketi neden yapılır? Normalde anketler, toplumdaki eğilimleri tespit etmek adına yapılan çalışmalardır. Ciddi bir iştir, sosyoloji, psikoloji ve istatistik bilimlerinin imkânlarından faydalanılarak gerçekleştirilir. Yöntem, nesnel ve bilimseldir. Tabiî sonuçlar da öyle. Sonuçlar, bilim adamlarının topluma faydalı adımlar için kullanacağı veriler olacaktır.
Tabiî bu; işin ideal ve teorik tarafı. Pratiğe ve Türkiye’deki seçim anketleri özeline inersek, gariptir ama yukarıdakinin tam tersi bir tanımlama yapılmalı.
Seçim anketleri, hangi parti tarafından yaptırılırsa sonuçları onun tarafına yontarak işe başlar. Araştırma şirketine işi veren müşteri, genellikle siyasî partilerden biridir. Eh, müşteri de velinimet olduğu için, kırmak olmaz. Her partinin yaptırdığı anket, kural olarak kendisini olduğundan güçlü gösterir. Fakat iş bunla bitmiyor.
Türkiye’de önemli bir etken seçim barajı. Diğer etken de AKP’nin bu seçimlerden Anayasa’yı tek başına değiştirecek güçte bir Meclis dağılımıyla çıkma planları. HDP’nin barajı geçip geçememesinin kilit hale getirildiği böyle bir ortamda tabiî ki “anket işleri” de oldukça karmaşıklaşıyor.
Birkaç farklı araştırma şirketinin aynı hafta açıkladığı sonuçlara baktığımız zaman, bu sonuçlar arasındaki uçurum derecesindeki oynamalar, işin çivisinin çoktan çıktığını gösteriyor. Ama bir de şu var: Normalde her partinin az da olsa yapması beklenilen manipülasyon konusunda da Türkiye’de bir tekel var. AKP, bu konuda da öyle bir sistem kurmuş ki herhalde dünyada eşine benzerine rastlanamaz. Neden mi? Açıklayalım…
Yazının diğer başlıkları:
-Yandaş araştırma şirketleri hazır sonuçların kabul ettirilmesiyle görevli
-HDP ve baraj oyunları
-Gerçekten anlamlı ve nesnel rakamlar…
Kaya Ataberk'in yazısı için tıklayın: http://www.turksolu.com.tr/484/kataberk484.html

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #yeni   #siyaset   #politika  
Photo
Add a comment...

Post has attachment
YENİ TÜRKİYE'YE AİT BİR BAKAN PROFİLİ VE YAYDIĞI DERİN MESAJ
2007 Genel Seçimleri’nde AKP Gaziantep Milletvekili seçilerek parlamentoya giren (2007-2009) dönemleri arasında Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı (2009’dan günümüze kadar) ise Maliye Bakanı olarak kabinede görev yapan Batman doğumlu “etnik köken olarak Kürt, ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ile gurur duyan bir vatandaş”.
Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü mezuniyetinden sonra, İngiltere’de University of Exeter’de yüksek lisansını tamamladı.
O Amerika’yı keşfetmeden önce Amerika onu keşfetti. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nde 4 yıl kıdemli ekonomist olarak çalıştı.
Ardından 1997 yılında New York’a yerleşti ve uluslararası bir yatırım bankası olan UBS’nin hisse senedi analiz kısmında araştırmacı olarak görev yaptı.
1998 yılında tekrar İstanbul’a dönerek Deutsche-Bank Menkul Değerler’de 2 yıl süreyle çalıştıktan sonra, dünyanın önemli yatırım bankalarından biri olan Merrill Linch’e geçti ve İngiltere’ye yerleşti.
Mehmet Şimşek’in 2000 yılında başlayan Merrill Linch macerasındaki kariyeri 2005 yılı sonunda, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesi Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı’na kadar uzandı.
Aynı zamanda İngiltere vatandaşı olan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Twitter hesabından paylaştığı ve Türkiye’nin Kürdistan bayrağıyla gösterildiği harita gündeme bir bomba gibi düştü.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “Ülkelerde yaşayan 2. Büyük Etnik Grup’a göre Avrupa Haritası’nı çizmişler. İşte ortaya çıkan tablo” başlığıyla paylaştığı görüntüde Türkiye Haritası’nın tamamı Kürdistan bayrağıyla kaplanmış olarak görülüyor..
Tamer Abuşoğlu'nun yazısı için tıklayın: http://www.turksolu.com.tr/484/tabusoglu484.html

https://www.facebook.com/turksolugazetesi

#gundem   #haber   #yeni   #siyaset   #politika  
Photo
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded