Profile cover photo
Profile photo
Hacire Büküm Yılmaz
2 followers -
her şey olması gerektiği gibi...
her şey olması gerektiği gibi...

2 followers
About
Hacire Büküm's posts

Post has attachment
**
Mutluluk, küçük bir çocuğun tebessümünden içre akar. Kayra mutluysa ben de mutluyum, değilse içimde deveran eder durur acı, hüzün ve gözyaşı... Dünya çocuklar adına ayakta durmakta, zira günahsız bir varlığın bereketini yaşayamaz yetişkinler asla...

Post has attachment
**
Yüzler vardır, görür görmez size
çok şey anlatır. Yüzler vardır hiç eskimez. Yüzler vardır simsiyahtır,
beyazın yanında durmaya utanır. Yüzler vardır, yarım ay gibidir,
bir iyiye bir kötüye devrilir. Yüzler vardır, çizgiler dans eder
her durakta; dudakta, a...

Post has attachment
**
2008 yılında arşivimden bir yazı... BEN HANGİ YÜZLE VAZGEÇTİM DİYEYİM? Ben vazgeçtiğimi söylemiştim ama içten içe, nereye vazgeçiyorsun, ip bir
kere koptu mu kim/ne seni bağlayacak göğün tellerine, diye söyleniyor içimdeki
ses. Yine hastanenin koridorunda s...

Post has attachment
**
TANRI’NIN SICAK ELİ İÇİN Hiç kimse harikalar diyarında yaşamıyor. Bir acı var durmadan sızan ve besleyen insanı. Bir çırpıda yok olmasını beklediğim anların toplamından kaleler inşa ediyorum farkında olmadan. Sonra bir yerlerim acıyor, içimin en aydınlık no...

Post has attachment
**
DÜNYANIN İLK HALİ GİBİ Duraklar kapalı, otobüsler uğramaz bu semte. insanlar çılgınlar gibi koşturdukça zaman daha da yavaş akmada. saçlar dağılmış dört bir yana ve gözlerin en koyusu bulaşmış toprağa... kim cenneti olur bir diğerinin? ne önemi var, giden g...

Post has attachment
**
olacaktı, bir gün mutlaka olacaktı. elinden tutan bir bastonu, sırtını yaslayacağı bir ağacı olacaktı... aslında o kadar da emin değildi, çünkü hayat herkesin yüzüne bir gülümseme bırakacak kadar cömert değildi. yoksa o cömertti de göremeyen biz miydik? seb...

Post has attachment
**
duraklar kapalı, otobüsler uğramaz bu semte. insanlar çılgınlar gibi koşturdukça zaman daha da yavaş akmada. saçlar dağılmış dört bir yana ve gözlerin en koyusu bulaşmış toprağa... kim cenneti olur bir diğerinin? ne önemi var, giden gitmiştir, sazlar sözler...

Post has attachment
**
YAĞMUR Bugün yorgunum biraz. Hava kapalı, insanların yüzüne düşüyor
yağmur damlaları. Ben yorgunum ya herkes yorgun sanki. Kolumu kaldırsam bir
ötekine değecek ve öteki yıkılacak berikinin üstüne. Bulutlar benim yorgunluğumdan habersiz hiç durmadan
akıtıyor...

TANRI’NIN SICAK ELİ İÇİN
Hiç kimse harikalar diyarında yaşamıyor. Bir acı var durmadan sızan ve besleyen insanı. Bir çırpıda yok olmasını beklediğim anların toplamından kaleler inşa ediyorum farkında olmadan. Sonra bir yerlerim acıyor, içimin en aydınlık noktasına karanlığı biriktiriyorum. Bir gün biri çıkagelse ‘bırak bu çorak insanları’ dese mesela. Tutardım belki nasır tutmuş ellerini, kucaklardım kelimelerini...

Her gün kuşların bir avuç suda yıkanışlarını seyrederdim ve kedilerin sudan kaçışını. İç içe geçen doğruların sonradan oluşan eğriliklerine verdiğim zaman kadar ‘olan’a odaklansaydım, kim bana ne diyecekti. Ya da birilerinin benim için tasarladığı yaşantıyı yüreğimin tersiyle ittirseydim ne olurdu. O zaman bir türlü inşa edilemeyen kentlerimin ıssız sokaklarına hayallerimi damıtırdım.

Ne kuşlar kadar cesur ne de kediler kadar korkak olurdu düşüncelerim. İkisinin ortasında, tam da burada dururken ne önemi var yılların götürdüklerinin. Ve ne önemi var yine de yılların getirdiklerinin.

Kediler ve kuşlar demişken… Bir kedi ansızın evinize girdi mi hiç, yani hayallerinize dokundu mu karlı bir günde? Geldi ve gitti, süründü ama iz bırakmadı hiçbir yerde. Üzerinde sokaktan bir elbise…
Bazen ansızın birileri girer hayatınıza, insanlar, kuşlar ve kediler gibi… En ürkek olanı kuşlardır, en sessiz ve hızlısı kediler ve en çok gürültü koparanlardır insanlar. Geldikleri gibi gitmeyi bilmezler mesela. Önce çok sevecen bakarlar içinize sonra savaşların en çetin olanına çekerler sizi. İşte o an ne olmak istediğinize karar vermek zorunda bırakılırsınız. Bazen kendinizin çok dışında bir yerlerde balık tutarken buluverirsiniz kendinizi. Şaşırmak için çok geçtir artık.

İşte birileri bu kadar değersizken var ederler kendilerini sizin değerlerinizle. Size kendi silahlarınızla saldırırlar ama kendi taktiklerini uygularlar. Kafanız karışır, mideniz bulanır. Varoluşun en çirkin hallerine tanıklık edersiniz. Kendinize sığınacak hiçbir yer bırakmamışsınızdır. Ve ‘o’ saldırır yorulmadan, yenilgiyi kabul etmeniz yetmez onun zaferini de taçlandırmanız beklenir sizden. Siz ki artık ondan başkası değilsinizdir…

Keşkelerinizin artışına üzülmeyin ve kabullenin içinizde büyüyen acıyı, kucaklayın… Belki Tanrı’nın sıcak elini kavrarsınız.

yağmur ve ben 

Bugün yorgunum biraz. Hava kapalı, insanların yüzüne düşüyor yağmur damlaları. Ben yorgunum ya herkes yorgun sanki. Kolumu kaldırsam bir ötekine değecek ve öteki yıkılacak berikinin üstüne.
 
Bulutlar benim yorgunluğumdan habersiz hiç durmadan akıtıyorlar günlerdir içlerinde biriktirdikleri ne varsa. Oysa ben sadece yağmurun ıslaklığını hissetmek istiyorum yüzümde. Damlaların içinde barındırdığı her ne varsa zihnimin ötesine atmak istiyorum.

İnsanların yüzüne bakıyorum sadece, gözlerini yağmurdan kaçıranlar en çok çekiyor dikkatimi. Neden bir insan kaçırsındı gözlerini gökten dökülenden? Bu bir varoluş sürecinin insana aksi miydi?

 İnsanın aynasıdır bugün yağmur, dökülür dökülür dökülür bir anda siyah zemin üstüne bırakır, parlatarak içindekilerini. İnsan bakar bakar bakar, yağmur olur göğün yüzünde.

Ben yorgunum ya, nedenleriyle ilgilenmiyorum hiçbir şeyin. Ya çok derine saplanıyor ruhum ya da en kıyılarda seyrediyor kendini. Hangisi yağmur hangisi ben gibi düşüyor insanların yüzüne ve kim kaçırıyor en çok gözlerini yağmur kadar benden?
Wait while more posts are being loaded