Profile cover photo
Profile photo
Cahit Karaç
1,209 followers -
Ben, cahit karaç; şair, düşünür ve yazarım.
Ben, cahit karaç; şair, düşünür ve yazarım.

1,209 followers
About
Cahit's posts


UMRE ZİYARETİ
Kutsallığna inandığımız, yerleri ziyaret edip, gezip dolaşmaktır. Bunun için önce niyet edip, pasaport çıkarmak gerekir. Sonra gidip kalacağın otele göre para temin etmek gerekir. Bundan sonrası Müftülüğe müracaat edip, hangi şartlarda gidip gelmek istiyorsan onu bildirip bekliyorsun.
Sonra sana müftülükten telefon geliyor. Sende gidip onların belirleyip, bildirdiği miktardaki parayı, ilgili banka şubesine yatırıp makbuzunu alıyorsun. Daha sonra bir daha telefon geldiğinde pasaportla para makbuzunu, seni oraya götürüp getirecek olan rehber hocaya verip, bizim adımıza, bizim işlemlerin yapılıp, bitmesini müteakip son bir çağrı daha yapılıyor.
O çağrıda da sana orada lazım olacak çanta, ihram, bir kaç kitap vs. şeyler veriyorlar. Orada başka nelerin lazım olacağını vs. işleri anlatıp seni umre'ye gitmeye maddi ve manevi olarak hazırlıyorlar. Gidiş gününden bir kaç gün öce de nereden ve nasıl gidip geleceğimizi söylüyorlar.
Söylenen gün gelince de ucağın kalkış saatinde üç, üç bucuk saat önce havaalanında, rehber hocanın etrafında toplanıp işlemlerin yapılmasını bekliyoruz. İşlemler bitip uçuş saati geldiğinde de piste gidip uçağa binip gidiyorsun.
Hava alanında hiç bir eşya, bavul peşinde koşmuyorsun. Onlar senin kalacağın otele, senden önce görevli biri tarafından getilip resepsiyonda bekletiliyor. Bizler otele varınca da odalarımız belirleniyor. Bizimle birlikte eşyalarımız da önceden hazırlanmış olan odalarımıza çıkarılıyor.
Bu konuda ne giderken, nede gelirken hiç bir olumsuzluk yaşamadık. Onun için bu görevleri üstlenip yapanları tebrik ediyorum.
Çünkü böyle bir ziyarette, yaşanabilecek en küçük bir olumsuzluk hacı adayını üzer. Moralini bozup, oluşturduğu tüm pozitif enerjisini dağıtıp kaybeder. Aklı eşyasında kalan hacı adayının bozulan moralini toplanıp eski konuma gelmesi zordur.
Konaklama ve yemekler de her şeyiyle güzeldi. Elbette güzelin güzeli vardır. Ama biz oraya yemek yiyip yatmak için gitmedik. Yoğun bir ibadetle kirlenen benliğimizi arıtıp, temizlemeye gittik.
Buraya kadar anlattıklarımın hepsi hizmete yöneliktir.
Ben şahsım ve ailem adına, tüm emeği geçenlere teşekkür ederim.
Evet, şimdi de maneviyata yönelik aldığım hazla birlikte duygu, his ve düşüncelerimi anlatmak istiyorum.
Bunun için önce size, gördüğüm rüyayı anlatmak istiyorum.
Geçmişte bir gün, bir gece; Yani yıllar önce gördüğüm bir rüyada, yaşadıklarımı size bire bir anlatıp yazacağım. Çünkü gördüğüm o rüyayı adeta ben orada bir daha yaşadım. O bana çok büyük haz ve moral verdi. Elde ettiğim o, haz ve moral beni yükseltip uçurarak, maneviyat dünyamı da o atmosferde yeniden güzelleştirip, zenginleştirdim.
Adeta her yaptığım tavafta oluşan o pozitif enerji, beni, benden alıp, benliğimden beni sıyırarak adeta rüyamda görüp yaşadığım her şeyi bana tekrar yaşatması, onun bana ululuğunu gösteren en önemli işaretlerden biriydi.
O işaretleri idrrak edip yaşamam, beni manevi aleme çekip, yükseltip, gezdirmesi benim için çok büyük bir olguydu. Bu olguya ulaşmam benim için bir erdem, bir olgunlaşmaydı. Yani artık kendimi tanıyıp bilme zamanı gelmiş geçiyor, gibiydi. Çünkü ben orada mekanda akıp giden zaman merhumunu ya kaybetmiştim. Ya da onu çoktan aşmış, gibiydim.
Ya da artık o yola girip, zamansız bir hayatı yaşamam gerektiğini düşünmüştüm.
Allah, hiç kimsenin emeğinin boşa çıkmayacağını söyleyip, vaat ettiğinden olacak ki, kulun gösterdiği gayret, çaba ve çalışmasının sonucunda oluşan emeğinin karşılığını, hardal tanesi kadar bile olsa, onu zayi etmeyip, sahibine vereceğini, söyleyip, vaat etmiştir. Dollayısıyla Allah, vaadinde durandır.
Ama ben o rüyayı gördüğüm yıllarda akılda, duyguda, düşüncede, bilgide, irade de oluşan duygu ve düşüncelerrimi taat ve ibadette çok sıkı ve hassasdım. O hassasiyetle de yaptığım her ibadetin hakkını vererek yapıp yerine getiriyordum. Yapıp yerine getirmem, bana çok şeyler kazandırıyordu. Sonuçta da O'nunla aramdaki bütün mesafeler sanki, kısalıp, yok olup, kalkıyor gibiydi. Sanki aramızda bir perde vardı da o,perde açılıp kalkınca sanki onu görecek gibi, oluyordum.
Gördüğüm rüyaların rahmani mi? şeytani mi? olduğunu artık ayırt edip biliyordum. Onun için rüyamda görüp çıkar dediğim her rüya artık çıkıyordu. Çünkü biliyordum ki, o rüya Allah'tan ya da melekut aleminden gelen rahmani rüyaydı.
Hakikati anlatan bu bilgi dolu rüyalar bana, hiç ummadığım yer ve zamanda gösterilerek bana, ne dereceler, ne payeler verilip, gösteriliyordu.
Nasıl derseniz, önce gördüğüm rüyayı anlatmam gerekir.
Geçmişte bir gün, bir gece; gördüğüm o rüya, benim aklımı başıma getirdiği gibi, aklımı başımdan da alabilirdi.
Gördüğüm o, rüyada ben ölüyorum. Beni sorguya tabii tutan melekler, bana dünyada ki, hayatımla ilgili sorular sorup, cevaplamamı istiyorlardı. Ben de onlara usulünce cevap veriyordum.
Bir ara bana, bunları yapıp ettiğine dair, şahidin var mı? Diye sorduklarında, ben de var dedim. Peki o kim dediler. Ben de onlara dedim ki, ummeti olduğum, Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. Dedikten sonra, sesleri duyulup, kendileri görünmeyen meleekler, kendi aralarında benimle ilgili konuşurlarken, (Bura da riyadan Allah'a sığınırım. ) benim günahsız olduğumu söylüyorlardı. Ancak hala benim akibetim belirsizdi. Çünkü hükmü verecek olan Allah'tı.
İşte tam da o anda bir ses, bir nida duyuldu. Kendisi görünmüyordu. Ama meleklere seslenip, meleklere söylüyordu. Şimdi siz, ona şu soruyu sorun. Sonra kulumu rahat bırakın dedikten sonra, şimdi hatırlayamadığım, ahirete kadar da hatırlayamacağım, o soruyu bana soran melekler, Allahh'u taalaya evet, söylemiş dediklerinde, benim sorgu ve sualim o anda bitmiş oldu.
Biten sorgu ve sualimim ardından, melekler önce bana, dördüncü kat semadaki yerimi gösterip, yetkilerimi söyleyip anlattıktan sonra beni, sayısını bilip, tahmin bile edemeyeceğim kadar çok sayıda insanların olduğu koca bir alana götürüp, herkesin içinde bana, bu Allah'ın sana tevdi edip, teveccüh göstererek vermiş olduğu o yüce makama geçip oturmamı söylediler.
Bunun üzerine o, koca meydan da benim adıma, Allah için söyledikleri şu sözleri; "BİSMİLLAHİ ALLAHU EKBER" diye üç kere tekrarlayıp söylediğimiz bu sözleri ben kabede taaf ederken de yeşil ışığa gelip söylediğim de şunu fark ettim. Sanki ben oraya geldiğimde herkes susuyorda bir tek ben söylüyormuşum gibi, o sözlerin aynısını orada da söylemiş olduğumu fark ettim. Ancak orada söylenen ile burada söylenen sözler bir birinin aynı olsa da tat ve lezzet olarak elbetteki birinden çok farklıdır.
Ancak bu hali, bir tek yaşayıp, gören anlar. Onun için bana bu eşsiz tat ve lezzeti, ölmeden önce bir daha farkına varıp tekrar yaşamamı saylayan, bu "UMRE" ziyaretinden fazlasıyla memnunum.
Hakkı geçenlere benden selam olsun.

20.02.2017
Cahit KARAÇ


Post has attachment

Post has attachment

Post has attachment

Post has attachment

Post has attachment

Adalet hak, hukuk karşısında deveyle - pireyi,
kralla - köleyi bir eden sistemin adıdır.



Adalet hak, hukuk karşısında deveyle - pireyi,
kralla - köleyi bir eden sistemin adıdır.



Bu şiir, 09.05.2015 tarihinde dünden inciler listesinde yer almıştır.

Ana

Sen benim için dünyada bir tanesin.
Alıp kollarına sarılmak için bana.
Kağnıda giderken hastaneye,
Canını vermeye, hazırdın sen ana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Ne zaman acı çeksem, üzülüp ağlasam.
Sen hep yanımdaydın ana.
Hiç bir şeyim yokken, aldın kucağına.
Ya teselli ettin, ya da çare oldun bana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Her altımı ıslattığımda, koştun yanıma.
Pis altımı tiksinmeden, değiştirdin ana.
Sevip öptün yanaklarımdan doyasıya.
Hiç yüksünmeden, hizmet ettin bana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Sokakta oynarken düşüp yaralansam,
Koşarken ayağıma, taş deyip diken batsa.
Gözlerimden bir damla yaş, akacak olsa.
Senin ciğerlerin pare pare parçalandı ana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Sokakta biri bana, yan gözle bakacak olsa.
Ağlatıp gözyaşımı, akıtacak olsa.
Cesaretle koştun yanıma, aldın kucağına.
Sen benim için kartallardan çok daha cesurdun ana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Uykumda kâbus görüp, sıçrayıp kalkacak olsam.
Sıcak yatağından kalkıp koştun yanıma.
Sofrada boğazıma bir lokma tıkanıp, bir yudum su kaçsa,
Kendin boğulur gibi, can havliyle koştun yanıma.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Canım sıkılıp mızmızlanıp ağlayıp dursam.
Eşini dostunu bırakıp, koştun yanıma.
Şefkatini dileyip, sevgine muhtaç olsam,
Babamı bırakıp bana geldin sen ana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Anacığım, benden önce ne yedin, ne içtin.
Ne de rahat etmek için yatıp uyudun.
Gece gündüz hep can yoldaşım oldun.
Hayatını adadın, adam olmam için bana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Sevdiğin şeyleri benden önce tatmadın.
Yaşadığın hayatın hiç farkına varmadın.
Şımarıp sevgine muhtaç olduğumda,
Beni bırakıp, gidip babamla yatmadın.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Allah nankörleri sevmez, yavrum derdin.
Her gün bana, güzel güzel nasihat ederdin.
Her evladın bir anası olur, o da canı derdin.
Can vermeyen, canın kıymetini bilmez derdin.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Sen benim için en büyük sevdasın ana.
Dünyada yar bir yana, sen bir yana,
Değişmem seni, verseler dünyayı bana.
Sende esirgeme hayır dualarını benden yana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Şimdi gökten melekler inip, yalvarsalar bana.
Demem ben, senden başkasına asla ana.
Olur ya! Bir gün asilik edecek olursam sana.
Senden emdiğim süt, haram olsun bana
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Kanından kan verip, can oldun sen bana.
Başımı okşayıp umut oldun, hep sen bana.
Unutur muyum bunları, hiç ben ana.
Her hata, her kusurda affını dilerim ana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Sen hem can, hem nefes olmuşken bana.

Anacığım, benimde Allah'tan bir tek dileğim var.
Bırakma oğlunu dünyada yalnız başına.
Dünya durdukça, sen benimle birlikte yaşa.
Her yaşta ihtiyacım var, benim sana.
Çünkü bir tek sen olursun, can bana.
Sakın! Seni kaybetmeden, bunu anlamam sanma.
Sen her yaşta, hem can, hem nefes olursun bana.
Şimdi nasıl nankörlük ederim, ben sana.
Anacığım, ellerinden öperim, sen çok yaşa...






Cahit Karaç

Wait while more posts are being loaded