Profile

Cover photo
Hüseyin ÇAKMAKÇI
Attended Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Lived in Massachusetts
125 followers|3,296 views
AboutPostsPhotosVideos

Stream

Have him in circles
125 people
TravelZone Greece's profile photo
Visit Greece .'s profile photo
Yves Faucon's profile photo
Bergue Lira's profile photo
Washington Post .'s profile photo
Rosanna jt's profile photo
Juan Camilo Meneses H's profile photo
Discovering Kos and the Surrounding Islands .'s profile photo
Milana Wu's profile photo

Hüseyin ÇAKMAKÇI

Shared publicly  - 
1

Hüseyin ÇAKMAKÇI

Shared publicly  - 
 
Majid Dawood originally shared:
 
WOW................



♥♥ RESHARE & CIRCLE ME FOR MORE ♥ ♥
1

Hüseyin ÇAKMAKÇI

Shared publicly  - 
 
SSENCER originally shared:
 
Zaytung PC,,
1
People
Have him in circles
125 people
TravelZone Greece's profile photo
Visit Greece .'s profile photo
Yves Faucon's profile photo
Bergue Lira's profile photo
Washington Post .'s profile photo
Rosanna jt's profile photo
Juan Camilo Meneses H's profile photo
Discovering Kos and the Surrounding Islands .'s profile photo
Milana Wu's profile photo
Education
  • Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
    2011
  • Bilge Adam Bilgi teknolojileri Akademisi
Basic Information
Gender
Male
Story
Tagline
"Change is the law of life. And those who look only to the past or present are certain to miss the future", JF Kennedy
Introduction
HUKUK, ADALET ve HUKUKÇU OLMAK

Amerika’nın Meksika’ya karşı açtığı emperyalist savaş sırasında konan vergiyi, “ödediği her dolar, bir adam öldürmek üzere başka bir adam veya tüfek satın almaya yarayacak” gerekçesiyle vermeyi reddeden Henry David Thoreau, bu sebeple hapse atılır.

Onun gibi önemli bir düşünür olan arkadaşı Ralph Waldo Emerson,
bu haberi duyunca telaşlanır ve hemen hapse koşar.
Rivayete göre aralarında şu konuşma geçer:
“- Henry, neden buradasın?”
- Waldo, sen neden burada değilsin?”

“Hukuk nedir?” sorusu, yüzlerce yıldan beri zihinleri meşgul etti ve etmeye de devam etmekte. Bundan da eski olan “adalet nedir?” sorusudur. Şüphesiz, bu sorulara verilen onlarca farklı cevap oldu ve bu sorular hâlâ hukukun işleyişi üstüne kafa yoran insanların gündeminde. Ama hukukçu sıfatını taşıyanlar, yalnızca, adalet ve hukuk nedir sorusu üstüne kafa yoranlar değil. Hatta bu soru üstüne kafa yormuş olanlar, çoğu kez hukukçu değil! Demek ki hukuka ilişkin bir bilgi sahibi olmakla, hukukçu olmak arasında bir fark var.

Hukukçu denilince birkaç farklı grup insan akla gelebilir; avukat, hâkim gibi hukuk pratiği ve somut uyuşmazlıklarla ilgili olanlar, akademisyenler gibi hukuk bilgi ve tekniğini aktaran ve oluşturanlar ve bir de belki, sıradan insanın hukuk diye bildiği, kanunları vaz’ edenler. Bunların her biri, bir bütün olarak hukuk sistemin olmazsa olmaz birer parçasıdır. Hukuk eğitimi veren okullar da saydığımız gruplara, insan malzemesi temin ederler. Fakültede eğitim alan her öğrenci, bu karmaşık ve büyük ama canlı ve hareket halindeki oluşun içinde yer almak ve onu mümkün kılmak üzere eğitim alır.
Şöyle bir durup baktığınızda basitçe şunu görürsünüz; hukukun iki temel işlevi vardır: Bir toplum olarak biraradalığımızı muhafaza ederek yaşamak için ortak iyiyi tespit ve temin etmek; vatandaşlar arasındaki uyuşmazlıkları çözmek. Bunun için de yukarda saydığımız gruplar yine çok basitçe şöyle çalışırlar. Devlet (kanun koyucu), toplumun bir arada ve huzur içinde yaşaması için gerekli ortak amaç ve iyiyi tespit ve vatandaşlar arasında çıkan ve çıkabilecek uyuşmazlıkların ne şekilde çözüleceğini ilan eder. Hâkim, savcı, avukat yahut kolluk gibi uygulayıcılar, uyuşmazlıklara, bu konmuş olan kanunları (normları) uygulayarak toplumsal düzenin korunmasını yahut düzeltilmesini sağlarlar. Akademisyenler de hem hukuk sisteminin işleyişini anlamaya ve çözümlemeye, hem aksayan yönlerine işaret etmeye, hem de hâlihazırda mevcut hukuk sistemini öğretmeye çalışırlar. Uyuşmazlıklar ortaya çıkar, suç işlenir, hâkim kendisine verilen normlarla (adı üstünde, norm kelimesinin aslı gönye demektir; gönye ile bir şeyin doğru olup olmadığına bakarız yahut eğri bir şeyi hizaya çekeriz) meseleyi temize çeker. Akademisyen, normu sistemin içindeki yerine yerleştirir, aktarır, eleştirir, anlamlandırır. Yasa koyucu normu inşa eder. Bütün bir sistem böyle işler ve toplum var olur.
Görünen basitçe böyledir; ama hayat hareket halindeki muazzam bir akıştır. Bir kenarda durmak, bakmak ve düşünmekle elde edilen bu basitçe bakışın, aslında gerçek olmadığını fark etmekle, hukuka ilişkin bilgi sahibi kimse bir parça dehşete düşebilir. Kanunlar, mekanizmalar, işleyişler, hâkimler, evrak ve defterler... Mesele, bir tamirci ile cerrah arasındaki farka benzemektedir. Tamirci hiçbir zaman çalışmakta olan bir motoru tamirle uğraşmaz; cerrahın elinde halen atmakta olan bir kalp vardır. Bu örnekte cerrah, hukukçuya karşılık gelir. Ve tastamam bu haliyle hukukçu, kitapta yazanla karşısında duranın farklı şeyler olduğunu ve de elinin altında kımıldananın kan, et ve sinirden fazla bir şey olduğunu fark eder. Bu nokta belki de, hukukla ilgili bir kimse olmaktan hukukçu olmaya geçilen ilk basamaktır. İnsan, insanlık, vicdan, adalet, hakkaniyet, iyilik, doğruluk gibi kavramlar, birer kelime olmaktan çıkıp hayatının içine yerleşmeye başlayınca hukuk bilgisine sahip kimseler, bu bilgiyi ete kemiğe büründürürler ve hukukçu olmanın içini adaletle doldurmaya başlarlar. Yine bu nokta, bir vatandaş olarak Henry David Thoreau’nun, kendisine vergi vermeyi emreden kanuna, insan hayatını gerekçe göstererek karşı durduğu noktadır.
Hukukçu, toplumun kalbini elinde tutmaktadır. Bir hâkim, bir avukat, bir akademisyen yahut bir hukuk öğrencisi olarak elindeki bilgi, bir toplumun hayatını sürdürmesi için gerekli bilgidir. Çünkü adalet, mülkün temelidir.
Eski Hint ve Türk geleneklerinde cihanın adaletle duracağı, bunu devletin sağlayacağı, devletin ise bir hükümdara (melik) ihtiyaç göstereceği, hükümdarın ordu olmadan iş göremeyeceği, orduyu ise ancak servetin (mal) toplayabileceği, serveti reayanın sağlayacağı, reayanın da ancak adil hükümdar yani adalet sayesinde refaha ereceği inancı vardır. Mülk kelimesinin, iktidar, hâkimiyet veya hâkimiyet altında bulunan ülke olduğu düşünüldüğünde, bu sözün anlamı mülkün yani devletin ancak adaletle varlığını devam ettirebileceği olarak belirir. Meseleyi şöyle de anlatabiliriz. Pek çok insan adalet deyince ilk evvel haksızlık duygusunu hatırlar ve zaten biz adaleti tanımlayamıyorsak da adaletsizliği bilebiliriz. Bu da büyük ölçüde haksızlığa uğramışlık duygusudur. Bu duygu, hukukî alanda gayet büyük önem taşır çünkü sosyolojik meşruiyet yahut toplumsal rıza hukukun haksız muamele etmediği, haksızlık içermediği inancı ile sağlanabilir. Toplumdaki haksızlık duygusunun artması, hukuk düzeni ile toplum arasında bir gerilim doğurur. Çünkü insan itaat edeceği normun âdil ve meşru olduğu inancına sahip değilse, normu ihlâl etme konusunda kendini haklı görecektir. Hatta ihlâl etmenin gerekli, yani âdil olduğunu düşünecektir. İhlâl ise, yaptırımı gerekli kılacaktır. Bireydeki haksızlık duygusu, yaptırım uygulayan otoritenin adaletsiz olduğu inancına yol açacaktır. Bu da otoritenin meşruiyetini zedeleyecek ve devletin varlığını tehlikeye düşürecektir.
Demekki hukukçu devletin var oluşundaki meşruiyeti yani adaleti gözetmek durumunda olan kimsedir. Adaleti gözetmek ancak bilgi ile mümkündür. Bilgi edinmek için, bilgiye açık olmak gerekir. Bilgiye açık olmak için kendine güven duymak gerekir. Güven için içinden çıktığımız, mensup olduğumuz kültürden beslenmek gerekir. Kültür, tarih ve dil bilmekle bize kendini açar. Bilmek, anlama ve empati olmadığı sürece kimliksizlik ve kişiliksizlik demektir. Kimlik ve kişilik, toplumsal hafıza ve geçmiş bilinci ile kazanılır. Hafızasını kaybeden bir kimse, kim olduğunu da bilemez. Hukukçu, toplumsal tarih ve kültürünü bilen, bilmekle yetinmeyip anlayabilen, böylece kendi kimlik ve bilincini inşa eden, bununla da kendine ve toplumuna güven besleyen kimsedir. Kendine güvenen, kimlik sahibi bir hukukçu, başka toplumlardan korkmaz ve kendini onlardan daha küçük görmez. Toplumunu dirlik içinde tutacak ve insanlarına adaletle muamele edecek bir hukuk sisteminin ancak bunlarla kurulabileceğini bilir. Bütün bu sayılanlar, onu meslek erbabı bir kanun uygulayıcı, anlatıcı, dinleyici olmaktan çıkarır ve bir hukukçu kılar. Bir hâkim, bir akademisyen yahut bir milletvekili ve hepsinden önemlisi bir hukuk öğrencisi hukukun oluşumunda ve işleyişinde rol alan bir kimse olarak, elinde canlı bir kalp attığını fark edemezse, bir teknisyen olarak kalır. Hukukun içi böylece kurur ve boşalır.
Hukuk eğitimi bu sebeplerle yalnızca fakültedeki bilgi birikimiyle gerçekleşmez. Ama bu bilgi birikimi olmadan da gerçekleşmez. Bu eğitime talip olan kimse, toplumun varlığını ve bireylerin içlerine sinen bir hayatı inşa edecek kimse olduğunu bilmelidir. Üstlenilen sorumluluğun ne kadar hayatî olduğunu fark etmemek, vahim sonuçlar doğurur. Hukuk öğrencisi, toplumun capcanlı atıp duran kalbini elinde tutacağını da bilmelidir. Orda yapacağı her hareketin hayatî olduğunu da. Kanunların ruhunu bilmek için tarih bilmesi gerektiğini, dili iyi kullanması gerektiğini, zihninin ve algısının açık olması gerektiğini. Kendi toplumunun inşa ettiği kültürü ve değerleri bilmek ve hatırlamak zorunda olduğunu. Bunlar olmadığı sürece, bırakın iyi ve faydalı olmayı, toplumsal açıdan ne kadar tehlikeli olabileceğini...
“Hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlâl etmediği sürece hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir.” (Pierre Calamanderi). Ancak, zaman zaman adalet ve hukukun toplumda birbirine yabancı unsurlar haline gelmesi, bilgili ama “adalet nedir?” sorusunu sormayı çoktan unutmuş kimselerin varlığı, hukukun kanunla ve kanun yapmakla aynı şey olduğu yönündeki yanılgı, hukukla ilgili herkese önemli toplumsal sorumluluklar yüklemekte. Hukuk bulandıkça ve itibar kaybettikçe mülk sarsılmakta. Çünkü hukuk, toplum nezdinde adaleti temsil etmektedir. Bunun içindir ki hukuk fakültesi, farklı bir sorumluluğu taşımaktadır. Toplumun kırılgan adalet duygusu, bu fakültelerden eğitim almış insanlara emanet edilmektedir. Hukuk nedir sorusu, felsefe kitaplarının arasından böylelikle çıkar ve devletin damarlarında yol alır. Hukuk bu damarlardan kalbe yani adalet ulaşır ve böylelikle toplum can bulur.
Bizler de bu temelde birer tuğla olarak öğrencilerimizin yanındayız. Görev edindiğimiz hukuk mesleğinin, bir meslek olmaktan öte bir şey olduğunun farkındayız. Bu inançla gayret göstermekteyiz. Çünkü bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir asker, bir asker bir ordu ve bir ordu bir devlet kurtarır.
Ve çünkü bu örnekteki mıh, hukuk fakültesindeki öğrencidir... Başka şekilde dersek, hukukun çivisi, insandır. O düşerse, geriye yalnızca kâğıt yığınları kalır...

"Dünyanın en tehlikeli yaratığı sadece hukuk bilen hukukçudur"


Her Hakkım Saklıdır®™

█║▌│█│║▌║││█║▌║▌║

█║▌│█│║▌║││█║▌│║▌║

© ORIGINAL PROFILE ®

HUKUK BAZEN, İKİ HAKKIN ARASINDA SIKIŞIP KALMAKTIR.AVUKATLIK BAZEN,NEFES ALMANIZI GÜÇLEŞTİREN BİR CENDERENİN İÇİNDE HAK ARAMAKTIR.İŞTE BU YÜZDEN YARGI İĞNE DELİĞİNDEN SÜZÜLÜP GEÇEBİLECEK,SÜZGECİN ÜZERİNDE TORTU BIRAKMAYACAK DENLİ VİCDANI AK,BERRAK, UFKU GENİŞ VE KESKİN GÖRÜŞLÜ OLMALIDIR.!!!
Bragging rights
"Change is the law of life. And those who look only to the past or present are certain to miss the future", JF Kennedy
Places
Map of the places this user has livedMap of the places this user has livedMap of the places this user has lived
Previously
Massachusetts - Boston - Liverpool - İstanbul - Θεσσαλονίκη - Detroit, MI - Brooklyn, Brighton Beach - San Francisco, CA - New York, NY - Stanford, CA - Brookline, Massachusetts