Profile cover photo
Profile photo
Nihayet
75 followers -
Nihayet dergi, bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatına dair söz söylemeye gelen bir dergi.
Nihayet dergi, bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatına dair söz söylemeye gelen bir dergi.

75 followers
About
Posts

Post has attachment
Public
Nihayet Dergi Ekim Kapağıdır!
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Nihayet Dergi Ağustos kapağıdır!
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Bu sayımızı, yalnız bıraktığımız ata bir selam olarak kabul edebilirsiniz.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Nihayet Dergi Haziran Kapağıdır!
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Nihayet Dergi Mayıs sayısı kapağıdır!
Animated Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Hepimiz kendimizi hafta sonu denilen bir görevi başarıyla tamamlamak, hafta sonu adlı bu projeyi mutlulukla bitirmek zorunda hissediyoruz. Çocuklarımıza ayıramadığımız vakti ayırmak, onların hak ettikleri kursları organize etmek, gidilecek sergilere gitmek, yeterince satın alarak kendimizi ödüllendirmek istiyoruz.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Public
Nihayet, 39. sayısında şehirleşmenin arttığı bir zamanda ayaklarımız yeniden kullanmaya davet ediyor Yürüyelim Arkadaşlar. İkinci dosya Yalnızlığın Modern Yüzleri ile de her geçen gün yalnızlaşan insana İsveç, Norveç ve dünyanın diğer bölgelerinden bir bakış denemesine girişiyor.
Bu sayımızda, baharı kendi heyecanımızla karşılamak istedik. Yürümek için pek elverişli, tamamen uygun, gayet hevesli iki uzvumuza, yani bacaklarımıza olduğu kadar, zihnimize ve ruhumuza da insanlığın bu yalın ama derin etkinliğini, yürümeyi hatırlatmayı diledik. Belki diyoruz, şu bahar günlerinde kendimize yer yüzeyinde bazı yeni rotalar belirleyebiliriz. Bu rotalar semtimizde ya da bir dağ yamacında olabilir. Yürürken geride bir şeyleri bazı ağırlıkları, kimi yükleri, belki birilerini bırakabiliriz. Bu yeğnileşmeye belki de çok ihtiyacımız vardır, anlamış oluruz. Yürümenin zahmetli bir şey olmak yerine, kafa açan, kendimiz üzerine düşünmeye yol açan bir eylem olmasıyla tanışırız.
Ayrıca ikinci dosyamız Yalnızlığın Modern Yüzleri’nde henüz memleketimizi tam anlamıyla etkilememiş yalnızlığı, bütün enstrümanları ve kendi oyuncaklarıyla keşfetmeye çağırıyoruz.

Yürüyelim Arkadaşlar dosya yazıları:
İslâm Dalp, Edebî Bir Etkinlik Olarak Yürümenin Tarihi
Hüsna Baka, Kırmızı Beyazlı Rotadan Mavi Yeşil Fragmanlar
Kemal Öztürk, Likya Yolunda Keşfettiklerim
Hasan Dinçer Subaşı: “Yürümekten Maksat Sadece Adım Atmak Değildir!”
Cankat Kaplan, Yayıncıların Bir Başka Sınavı
Altay Özcan: “Karia Yolu’nun Patikalarından”
Cankat Kaplan, Aylak Adam Şehir Turunda
Yürüyüşçünün Çantası infografiği

Yalnızlığın Modern Yüzleri dosya yazıları:
Britt Marie Bye: “İskandinav Usulü Terk Ediş”
Merve Yiğit, İsveçliler İnsan mıdır?
Beyza Karakaya, Yalnızlık Bir Ütopya mıdır, Distopya mıdır?

Ayrıca derginin açılış sayfalarında; Mustafa Özel, Niteliğin Egemenliği bölümünde “Garantili İflas Sanatı” yazısıyla, Ömer Lekesiz Ol’an köşesinde fotoğraflar ve hikâyeleriyle; Kayıtlar bölümde M. Fatih Kutan, 100 Türk Büyüğü köşesinde Malik Aksel ve Beyza Karakaya’nın “16 Yaşında Jerseyli Bir ‘Süper Müslüman’ Ms. Marvel” yazısıyla, Ebuzer Caner’in çizgileriyle Şeyh Galip hakkında bir anekdot ile ve Aykut Ertuğrul ile son kitabı üzerine yapılmış kısa bir söyleşiyle son olarak da yeni köşemiz Belli Belirsiz Şeyler’de İsmail Kılıçraslan’la yapılmış söyleşiyle karşılaşacaksınız.

Hayat Memat bölümü yazıları:
Kemal Sayar, Bir Cisim Yaklaşıyor
Ercan Yılmaz, Şark Ekspresi

Kültür Atlası bölümü yazıları:
Ömer Faruk Yeni, Londra’da Bir Bakkal Dükkânından Kültürel Miras Arşivlemeye
Daryuş Şayegan ile son kitabı üzerine, “Proust’un Seyr ü Süluku”
Özkan Gözel, Sanat ve Metafizik
Sema Babuşçu, Maziye Sığınmak
Aybala Hilâl Yüksel, Adalet Endişesi
Sadık Şanlı, Dahiyane Bir Suç Mühendisliği: La Casa de Papel
Abdullah Uğur, Yazmalar Arasında: Divan Şiirinden İngiliz Mistik Şiirine Bir Sıçrama Hüseyin Çelebi
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Nihayet, Kasım sayısında âlim-ulema konusunu ele alıyor. Diğer taraftan mendilin izinden bir kültürü hatırlatma derdinde!

Âlim kimdir? Kim âlimdir?

Bugünkü sorunumuz ve bizim de dosya boyunca müşahede ettiğimiz husus, artık âlim olmanın standart ölçütlerinden mahrum olduğumuz şeklindedir. Şu sorular cevaplanmayı bekliyor: Bir İlahiyat hocası, profesör olunca artık âlim sayılmayı hak eder mi? Bir Diyanet İşleri Başkanı her hâlükârda âlim midir? Ekranların ya da internet ortamlarının popüler vaizleri aynı zamanda âlim midirler? Birimizin âlim dediğine, diğerimiz niçin demiyor?

Bu sayı dolayısıyla günümüz şartlarında bir âlim olarak kabul edilmenin muteber, standart, bağlayıcı şartlarına ulaşmamız ve bunu ikna edici biçimde ortaya koymamız gerektiği kanaatine vardık.


Ulema dosyası yazılar:

Asım Cüneyt Köksal, İslam âlimine dair

Özgür Kavak, Âlim: İlmiyle amil

İsmail Kara, “Gerçek manasıyla bir grup, bir gelenek ve üslup, bir statü ve dil olarak ilmî otorite ve âlim yok artık Türkiye’de.”

Bedri Gencer, Âlimin yedi vasfı

Bilal Aybakan, Fıkhın Aristo’su olmak

Süveyda Aktürk, Arafta kalmış bir gençlik distopyası yahut yabancı vaizler

Kübra Kuruali Yaşar, Soruşturma: “Söyle bakalım sence âlim kim?”

Necdet Subaşı, Değişen dünyada âlimin rolü

Photo
Add a comment...

Post has attachment
Dünya üzerinde, geniş bir coğrafyada temsil edilme imkânı bulunan üç tip evden bahsedilir: Çin-Japon evi, Roma evi, Türk evi.

Türk evi, köklerini Türklerin Orta Asya’daki geçmişinde bulmakla birlikte, batıya doğru yaptıkları yolculuk boyunca geliştirdikleri bir ev tipi. Bu evin yapı malzemesi, yapım tekniği, kat sayısı, hayatlı/avlulu olup olmaması tarih içinde bazı değişiklikler geçirmiş. Bu değişikliklerin bir kısmı topoğrafyanın getirdiği zorunluluklar sebebiyle olurken, önemli bir kısmı da dinî ilkelerin müdahaleleriyle gerçekleşmiş. Ama sonunda sonunda derken 1700’lü yıllarda bugün Türk evi diyerek işaret ettiğimiz olgun formuna ulaşmış. Bu formun imgesi o kadar güçlü ki, dergide kendisiyle yaptığımız bir söyleşisini okuyacağınız Carel Bertram’ın da gösterdiği gibi, âdeta hepimizin ortak muhayyilesinde tektipleşme imkânı bulmuş: Dar, kıvrımlı ve birçok kez yokuşlarla bezeli bir sokağın iki kenarına dizili, az pencereli alt katı taşken pencerelerle bezeli ahşap üst katı sokağa doğru merakla uzanmış, balkonsuz, hayatlı, komşusunun ışığına ve mahremiyetine duyarlı bir ev.

Bu ev artık sadece tarihin ve ortak muhayyilemizin malına dönüşmüş durumda. Son iyi ve en önemlisi de içinde bir hayatın süregittiği örneklerinin önemli bir kısmını Balkanlar’da görebildiğimiz bu ev, modern yaşamın dayatmaları karşısında önce geriledi, sonra bütünüyle gözden çıkartılarak tasfiye edildi. Bu tasfiyenin tarihi, bir yönüyle modern hijyen ve konfor alışkanlıklarının karşısındaki gerilemenin tarihiyse, bir yönüyle de kapitalizmin, rant ekonomisinin, köksüzlüğün ve geleneksel ilkelerle kavganın tarihidir.

Geleneksel dinî ilkeler, bu evlerdeki mahremiyetin, içe kapanıklığın, alçakgönüllülüğün, kanaatkârlığın, dayanışmanın, komşu hakkını gözetmenin dayanağıydı: Evlerin içi, korunaklı aile (harem) alanıydı. Evlerin bu iç bölgesine ulaşmak için izlenen yol hemen hiçbir zaman kestirme değildi. Evler, kalabalık ailelerin birlikte yaşayabileceği biçimde kurgulanmış ve böylece nesiller arası irtibatın zorunlu ve doğal mekânlarıydı. Her bir odası, aynı zamanda yatak odası, yemek odası, oturma odası ve yüklükleri sebebiyle banyo ve dolap olma kabiliyetine sahip ekonomik odalardı. Modern yaşamın getirdiği yeni alışkanlıklar ve duyarlıklar, geleneksel ilkeleri ve alışkanlıkları kovdukça, Türk evi geriledi, önemsizleşti, zaman içinde Yakup Kadri’nin Kiralık Konak’ında ya da Peyami Safa’nın Cumbadan Rumbaya’sında olduğu gibi birer nefret nesnesi hâline geldi. Dolayısıyla bu evden kopuşumuzun bir tarafı, maddi-fiziksel icbarlara dayanıyorsa, bir tarafı da geleneksel ilkelerden ve hayat biçiminden kopuşumuzdan kaynaklanıyor.

Ama yine de şu sorular hâlâ sorulabilir: Yüzlerce yıl boyunca işleye geliştire ulaştığımız bir ev terkibi bugün bize ne söylüyor? Türk evinin bugünün mimarına ve ev müşterisine bir ilham kaynağı olması mümkün mü? Yüzlerce senelik ev ve sokak terkiplerini muhafaza etmeyi başarmış olan Roma, Toledo ya da Fez gibi şehirlerin modern yaşama direnen dokusunun bizde uyandırdığı hasret, biraz da bu benzersiz ev terkibimize duyduğumuz özlemden mi besleniyor? Ne dersiniz?

Ahmet Murat
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Eylül sayımız bayilerde! "Hababam sınıfı çok mu haksızdı?" ‬
Photo
Add a comment...
Wait while more posts are being loaded