Profile cover photo
Profile photo
Ayhan KÜFLÜOĞLU
112 followers -
Ne bildiğimiz değil, bildiğimizden ne anladığımız önemli.
Ne bildiğimiz değil, bildiğimizden ne anladığımız önemli.

112 followers
About
Communities and Collections
Posts

Post has attachment
Add a comment...

Cevabı bulunamayan veya cevabı ontolojik olarak bulunamayacak sorular, kurulan felsefî sistemin ürettiği ve gidilen yolda kucagimiza bıraktığı sorular. Yani başka bir felsefî sistem/ekolde, o soru(n) belki hiç çıkmayacak karşımıza.

Elhasil: Genel olarak tüm felsefî ekollerin, yaşadığı soru ve problemler, "sistem" kaynaklı bence...

Galiba en temel ve başlangıç noktası olarak; Felsefe'nin bakış açısı ile Nübüvvet/Vahyi/Din'in bakış açısı arasında, temelde şöyle bir fark var. Bu farka göre de, ulaştıkları netice ve soru-cevaplari farklı oluyor.

Başlangıç aksiyom ve onvarsayim ve farkları şu: Felsefe, mevcudata "mana-yı ismî"yle bakıyor; yani, esya "gösteren" değil, manası kendinde ve bizatihî kaim.

Nübüvvet'in verdiği ve tavsiye edip, gösterdiği bakış açısı/nazar: "Mana-yı Harfî." Yani "mevcudat"; anlam ve mesaj taşıyan ve gösteren, harf ve işaret ve göstergeler nevindendir.

Bu 2 bakış açısı ve niyet/amaca göre; Felsefe ve Nübüvvet'in ulaştığı neticeler de farklı oluyor. Mesela; Felsefe ve Bilim, kâinata bakar, "ne güzel" der.

Salt akıl ve b/ilimle gitmeyip; üzerine Kur'ân'in veri/bilgilerini de ekleyen "Nübüvvet" ise "ne güzel yapılmış" der.

Evren ve işleyiş ve mahiyetlerine, Mana-yı İsmî'yle bakan Felsefe ve Bilim; mesela, "Güneş'in büyüklüğü şu kadar, uzaklığı bu kadar, isi ve sıcaklığı şöyle" gibi ifadelerle, Güneş'in zâtindan ve mahiyetinden bahseder; yani Güneş'e Mana-yı İsmî'yle bakarak; Güneş'i, kendi başına, itme-cekme kuvvetleriyle kaim ve daim ve manası kendinde olup, bir harf ve gösteren olmadığıni söyler. Bu bakış açısı ve aksiyomla, Güneş'i ta'rif ve tasvir eder.

Nübüvvet'in kainata Mana-yı Harfiyle bakan; yani "eşya", gösteren (harf gibi işaret ve ayet) olup, başkasının mesaj ve anlamlarıni tasidigini söyleyen ve gösteren bakış açısı; Güneş'in zât ve mahiyetinden, ikinci derecede ve tebeî olarak bahseder. Fakat, Cenabı Hakk'ı gösteren ve tanıtan ve mesajlarını anlatan "harfî" yönünden, asıl olarak bahseder.

Meselâ; Kur'ân-ı Kerîm'de, "güneş" için, "döner bir lâmbadır" meâlinde der. Zaten asıl olan, güneşin taşıdığı veya gösterdiği anlam ve mesajdır. Yoksa, güneşin sıcaklık ve büyüklüğünü, mahiyet ve hüviyetini bilmenin, pratik bir faydası yoktur. Ruh-u kalbî ve vicdani beseriyeye de, bir kemâl ve heyecan vermez. Bu Mana-yı İsmî güneş tasvir, ölçümü; insan eylem ve amelini de arttırmaz. Yani, Güneş'e, Mana-yı İsmî'yle bakarsak, ameli arttırır ve derinlik katabiliriz ancak. Öbür türlü; sadece Güneş'e yolculuk yapacak bilimadami ve uzman ve filozoflara faydası olabilir.

Elhasil, Güneş'e Mana-yi İsmî'yle bakıp, Güneş'in zât ve mahiyetinden bahseden; "Harfî" olarak, Güneş'in anlam ve mesajını görmeyen; yani Güneş'e sebepler ve tabiât adıyla bakıp, "Besmele"yle (yani Allah'ın adı, namı ve ismiyle bakmayan) Felsefe ve Bilim; Rabbimiz'in "İkra, oku; yaratan Rabbinin adıyla oku" yöntemini gözden kaçırmaktadir.

Sonuç olarak: Mevcudatı, Mana-yı İsmî'yle, yani sebepler ve tabiât adına okuyan ve başka manaları gösteren ve taşıyan olarak bakmayan; yani Kâinat Kitabının yazımında kullanılan 3-4 boyutlu nesne ve âyetleri gormeyen; yani manası kendinde/ismî olarak okuyan; bu sebepten mesaisini hep esyanin zâtı, mahiyet ve hüviyetine ayıran Felsefe ve Bilim; Arabî okumayı ve anlamını bilmeyen bir kişi gibi; evrenin nesne/harflerinin nakış-münasebet-iliskisi ve zâtî özellik-mahiyet ve sıfatlarında çok veri ve bilgi toplamış; fakat "anlamı" konusunda cahil kalmış; hatta "varlık ve işleyişinin anlamı yok, anlamı biz yüklüyoruz" demişlerdir. Vesselâm.
Add a comment...

Post has attachment
Hadis'i reddeden meâlistlerin: "Kur’an’da bununla ilgili ayet mi var?" sorusuna; Kur’an’da “Allah, Kur’an dışında hüküm bildirmez Rasulüne” diye bir ayet mi var? diye cevap verilebilir.

Hem o meâlistler; "Kur'ân olduğu apaciktir" âyetini, nasıl da "anlamı apaçık Kur'ân'dir"a eviriyorlar!

Ayrıca; Rabbimiz'in âyetinde, Kur'ân'in muhkem ve mutesabih âyetlerini, sözlü ve uygulamalı "beyan/açıklama" yetkisi verdiği Peygamberimiz'i, nasıl da devredışı bırakmaya çalışıyorlar!
Add a comment...

Post has attachment
“Bilimsel Bilgi”de geçen:

"Bitkiler, fotosentez yaparak besin ve enerji elde ederler. Kökleriyle topraktan emdikleri suyu, onlarca metre yükseklikteki en uç dallarına kadar ulaştırırlar. Bitkilerin yaşamını devam ettirebilmesi için şekere de ihtiyacı vardır. Kökleri aracılığıyla topraktan aldıkları suyu, yapraklarında karbondioksitle birleştirip, güneş ışığının da yardımıyla şekere dönüştürürler. Sadece suyu topraktan emmek yeterli değildir. Bu suyu tüm yapraklara ulaştırmak ve üretilen şekeri gövdeye dağıtmak gerekir. Bitkiler bu amaçla mükemmel bir su tesisatı sistemi geliştirmiştir…

Bir çok canlı, avlanmak ve av olmaktan korunmak için çok çeşitli kamuflaj ve saklanma yöntemleri geliştirmiştir…

Güneş, dünyamızı aydınlatır ve ısıtır. Bunu, Hidrojen’i nükleer füzyon ile Helyum’a dönüştürerek yapar. Böylece dünyamızı ısıtmakta, ayrıca bitki ve diğer canlıların enerji ihtiyacını karşılamaktadır…

Hücrelerimiz, mitokondride kendi enerjisini üretir…, Hücre zarı, hücreyi dağılmaktan ve dış etkilerden korur. Madde alışverişini sağlayarak, hücreye faydalı olanların geçişine izin verir. Bunu da reseptörleri aracılığıyla yapar…

Karaciğerimiz, üçyüzden fazla kimyevî reaksiyonu gerçekleştirir…, Arı, bal yapar…, Mutasyon, şunu yapar. Adaptasyon, bunu yapar. Doğal seleksiyon, eleme bunu gerçekleştirir. Evrim, şunu yapar…"

gibi Bilimsel İfade ve Tasvirlerle; Bilim’in, biz büyüklere, “hurafe” ve “masallar” anlattığından bahsedeceğiz.

Çünkü; böyle, doğadaki cansız ve bilinçsizlere “hayat ve şuur, bilgi ve irade” atfedip; böylece evrendeki canlı – cansızları “insansılaştırmak”; böylece onları “bilinçli ve kendi irade ve bilgileriyle bu işleri yapıyormuş” gibi göstermek; edebî birer sanat olarak, sadece “masallarda ve çizgi filmlerde” olur!

Bilim’in, evrenin varlık ve işleyişi hakkında, “sebep” gördüğü varlıklar hakkında; verdiği Bilimsel Bilgi’de geçen bu “yapar, eder, geliştirmiştir” gibi ifadeler; edebî kaygılarla seçilmiş (Bilimsel cümlelerimizde “mecaz ifadelere de yer verelim” gibilerinden) ifadeler olmayıp; evren hakkında, vitalist ve animist bir anlayış ve felsefenin ürünüdür. Daha doğrusu: Bilimsellik Paradigması’nın, ürettiği Bilimsel Bilgi’ye; fail olan “Allah”ı eklememesinin zorunlu sonucu olarak, “sahte failler” üretmesi eylemidir.

Evrendeki “bilgi”nin (veri / data – information – knowledge), “Bilimsellik” (scientism) Filtresinden geçerek, “Bilim” (science) hâline dönüşmesi ve “Bilimsel Bilgi” olarak ifade edilmesi, bize böyle “sihirli ve masalsı” bir evren sunmakta!
Add a comment...

Post has attachment

Post has attachment
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Ayağında terlik, çay-kahve yanında; televizyon başında tarihimizin en kanlı darbesini izleyen, Kılıçdaroğlu!
Bir programda: "Darbe olursa, tankların üstüne ilk (bir de 'ilk' çıkacakmış :) ben çıkarım" diyen; Sahte-Sözde-Lâfta Kahraman!
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Seccadenin ortasına geçip, üzerinde ayakkabıyla poz veren! Artı: Arkasındaki dolabın tam ortasında durup, hafif sola dönerek - göğsünü ileriye alan! Yetmedi; yandaki ekrandaki şiirde; iradelerini teslim etmiş, sapkın müridlerine mesaj vermeye çalışan; FETO'nun bu pozu tam ibretlik! Tam bir maskaralık abidesi! Feraseti ve basireti olanlara, çok şey anlatıyor bu poz.
Photo
Add a comment...

Post has attachment
Hz. Peygamberin ilk zamanlarda Kur’an ile hadis varakları karışmasın diye hadis yazımını iki ya da üç rivayetle men’ etmesine karşılık, sonrasında yüzlere varan sened ve rivayetlerle hadis yazımını bizzat emrettiğin biliyoruz. Bu kadar fazla rivayet ve kaynaklarının belirtimi ayrı bir yazı hacmini gerektiriyor.
Add a comment...

Post has attachment
Bilim ateizme Alet edilmiyor, Ateizmin Kendisi!

Yapılması gerekenleri gösteren bu yol haritası ışığında; yeni bir Bilim Anlayışının inşası ve alternatif bir İslâmî B/ilim Paradigması önerisi; öncelikle, “Bilim/sellik”in aşağıdaki sorularına net ve kesin ve delil – ispatlı (doğrulama ve yanlışlama yapmaya müsait) cevaplar vermelidir:

Mevcut “Bilim ve Bilim/sellik Felsefesi ve Yöntemlerinin”; iddia edilen, eksik ve yanlış, sığlık ve zararları nelerdir? Niçin şu zamana kadar başarısını, teknolojik icat ve doğru çıkan tahmin / öngörülerle defalarca ispat etmiş ve devamlı kendini geliştiren “Bilimsel Bilim” yerine, “İslâmî B/ilim”i tercih edelim?

Hem “Bilim ve Bilimsellik Felsefesi”, tanım ve ta’rif ve yöntem olarak; gözleyip, ölçebildiklerini; deney yapıp, araştırabildiklerini konusu olarak seçmiştir. Dolayısıyle “Tanrı, melekler, ahiret, İlâhi İrade, kader, sevk-i İlâhî” gibi konular, gözlem ve araştırma sahası dışındadır. Yani İslâm’ın söyledikleri; gözlem ve ölçüm, doğrulama ve yanlışlamaya müsait değildir. Yani bu gibi dinî söylemler; “araştırma ve gözlem ve bilgi”nin değil; “inanç ve önkabül”ün konusu olabilir ancak. Dolayısıyle Bilimsel İfade ve Makaleler’de böyle “metafizik ve doğaüstü/dışı” kavramlara atıf yapılmaması gayet normâl ve olağandır. Bunda bir artniyet ve zındıklık aramaya lüzum yok!

Üstelik Bilim, konusu olan “evren”in; varlık ve devamı, işleyiş ve çalışması için; üstün özelliklere sahip, şuurlu herhangi bir “fail” ve “ekstra bir nedene” de ihtiyaç ve zaruret duymamakta! Yani şu âna kadar yaptığımız gözlem ve ölçümlerde, evrenin işleyişinde “Tanrı” gibi bir fail ve neden’e muhtaç ve mecbur olunduğunu gösteren herhangi bir kanıta rastlamadık. Evrenin varlık ve faâliyetinde Tanrı’ya ihtiyacı olduğunu gösteren ve eğer varsa bile; bu Tanrı’nın işleyişe müdahil olup, varlıkla etkileştiğini gösteren herhangi bir bağlantı ve etkiyi de gözlemlemedik.

Dolayısıyle; evrende, herhangi bir mekanizma ve sistemin işleyişini açıklayıp, rasyonalize edebilmek için; “doğadışı ve metafizik” birşeylere atıf yapmaya ihtiyacımız yok. Çünkü, dediğimiz gibi; işleyişte, Tanrı’nın doldurması gereken herhangi bir “nedensel boşluk” yok ve bugüne kadar da bulunamadı. Yani bu gibi kavramları, teorilerimize eklemeye gerek yok.
Commenting is disabled for this post.
Wait while more posts are being loaded